Otto Von Bismark Günceli

TLT 107

Eylül 04, 2016


Bölüm 107: Buzul Rüzgar Arazisi 

 Bir şeyler doğru değildi. Haritaya bakılırsa burası sadece oyuncular için yapılmış bir bölge değildi. Burada en azından bir kaç tane NPC olmalı, aksi takdirde oyuncular kaybolabilir.

Tekrar etrafa bakındım fakat boş bir sis bulutundan başka bir şey göremedim. Sadece yolun ortasında etrafı kar ile çevrilmiş çam ağacı vardı. İleride de hiç bir şey görünmüyordu. Gidecek başka bir yol bulana kadar sadece dağın etrafında yürüyebilirim.

10 dakika daha yürüdükten sonra, hâlâ bir şeyler görünmüyordu. Kafamı salladım ve yukarı doğru baktım, dağın tepesinde nasıl böyle bir şey olabilirdi? Yaklaşık 1 metre kare büyüklüğündeydi. Bu ne olabilirdi?

Tırmanmayı denedim fakat çok fazla buz vardı, her seferinde kayıp düştüm.

Uzun süre düşündükten sonra (ÇN: Arkadaşın jeton paraşütle iniyor galiba) sonunda aklıma bir fikir geldi. Karanlığın Kılıcını çektim ve tırmanmak için direk buza sapladım. Yolun yarısı böyle acayip bir şekilde geçmişti ve sonunda sert kayalara geldim. Tırmanırken dengemi kaybedip neredeyse aşağıya düşüyordum. Dağın içinden gerçekten insanı dondurup ürküten bir soğuk hava dalgası dışarıya doğru hücum ediyordu…

Görmek için yukarıya baktım ve aniden serseme döndüm.

Dağın içinde ki görüntü gerçekten muazzamdı.(ÇN: Dağın içi/içerisi muazzam görünüyordu. İçimden bir ses sanki böyle düzenlenecekmiş hissi veriyor. :D) Buzdan kristaller, dağın aşağısına doğru muhteşem görüntülü bir yol oluşturmuştu ama yolun sağında ve solunda hiç bir şey yoktu. Aşağı doğru bir buz kalıbı fırlattım ve bir kaç dakika geçmesine rağmen hâlâ ses yankılanması duyamadım.

“Aşağı inmeli miyim?”

Sadece bunu düşünürken bile kıçımdan soğuk terler akıyordu. Eğer aşağıya düşersem benden geriye ufak bir saç teli bile kalmayacak. Neyse ki yükseklik korkum yok, aksi takdirde cehennem çukurunu boylardım.

Madem buraya gelerek bir sürü yol katettim o zaman aşağıya inmeliyim…

Bir adım ileri attım ve aniden haritanın ismi değişti. Haritanın adı ‘Buzul Rüzgar Yolu’ oldu. Aslında oldukça güzel bir isim. Dikkatlice yoldan aşağıya doğru yürümeye başladım. Ben aşağıya doğru indikçe, buzdan yol daha da genişliyordu. Bu sadece önümde başka bir yaratık görene kadardı, rahatlamıştım. Burası gerçekten başka bir evren gibiydi.

O yaratık 42 leveldi, “Titreten Buz Şeytanı”, ve böyle bir ismi vardı. Vücudunda buzdan kristaller vardı ve yarı saydam görünüyorlardı. Yere destekli iki tane yengeçimsi kıskaçlı ön patileri vardı. (ÇN: biraz garip oldu ama öyle :D) Fazla düşünmeye gerek yok, görüldüğü gibi o keskin patiler onun saldırı silahlarıydı.

Kılıcı çekti ve saldırdı!

Titreten Buz Şeytanı beni fark etti ve hemen geri sıçradı. Onun buz ile kaplı pençeleri aniden yukarı savruldu.


Sistem Bilgilendirmesi

Titreten Buz Şeytanı’nın saldırısını yediniz. Saldırı ve hareket hızınız %20 yavaşladı.


Bu saldırı efektlerine sahip bir canavardı.

Neyse ki, bu canavarın saldırı gücü yüksek değildi. Aslında onun saldırı hızı biraz yüksekti fakat bu bana fazla zarar veremez. Aynı zamanda onun savunma ve can puanı da yüksek değildi. Onu sadece 4 vuruşta kesebilirim. Yaklaşık 4.000 can puanına sahip olmalı tıpkı Dağçamı Ormanındaki Ölümsüzler gibi.

Öldüre öldüre aşağı inerken yolun daha da aşağısında başka bir canavara rastlamıştım. Adı ‘Mavi Şeytan’. Bunun saldırı ve savunma puanı da, Titreten Buz Şeytanı ile neredeyse aynıydı. Aralarındaki tek fark saldırı efektiydi. Bu uzun mesafeden saldırıyordu. Bütün vücudu maviydi ve sol elinde altın kalkan vardı. Sağ elinde ise saldırmak için kullandığı gümüş fırlatma balataları vardı. Bir süre canavarı dikkatlice izledikten sonra saldırısını baltasını fırlatarak yaptığını keşfettim (Çn: Allah Allah, çok ilginç lan, fırlatma baltasını fırlatarak saldırı yapıyormuş :D) asıl tuhaf olan şey ise baltayı fırlattıktan sonra başlıyor. Baltayı fırlattığında aniden arkasından bir balta daha geliyor. Asıl bomba olay ise o balataları tekrar geri çektiğinde aptala döndüğüm andı.

Gizlilik moduna girmek için fosfor tozunu kullandım ve aniden [Donmuş 🔪] yeteneğini kullandım ve bir anda Mavi Şeytanın dibine girdim ve yeteneği canavara karşı kullandım. Ardından onu öldürmek için [Ağır Darbe] + [Kombo] yeteneğini kullandım. Üzerinden 33.seviye zırh ve 60 gümüş sikke çıktı. Hmm… bu canavar biraz daha zenginmiş, diğer canavara nazaran daha fazla deneyim ve para verdi, ayrıca öldürmesi çok daha basitti. Savunması çöp kutusundan daha ezikti. Eğer Lu Xue Han burada olsaydı ve alevli yağmur fırtınası yeteneğini kullansaydı, bu canavarlara karşı daha efektif olurdu. Malesef buradaki canavarların sayısı çok az. Başka bir canavar ile karşılaşmak için düzinelerce adım atmam lazım. Buzdan yol, salyangoz 🐌 kabuğu şeklinde aşağıya doğru uzanıyordu. O yol karanlıktı, sırada ne olduğunu bilmiyordum…




























Yoldaki canavarları kaşla göz arasında öldürüyordum. 2 saat geçmişti bile. Toplamda 300 e yakın canavar soteledim. Bir tane bile yeşil ekipman düşmedi. Sadece 8 tane 33 seviye beyaz ekipman düştü. Birilerinin bu eşyaları alacağından emin değilim. Bunun yanında 100 den fazla altın sikke kastım ve deneyim puanım 39.seviyenin %12 kadarı olmuştu. Aslında burası seviye atlamak içim oldukça güzel bir yer. Tek sıkıntısı, geri gidip dışarı çıkma mesafesi çok uzun.

Yukarı baktım, dağın zirvesindeki giriş çok uzaktaydı ve görüşümden neredeyse çıkmıştı. Bütün mağara farklı şekilde parlayan çeşitli kristallerle doluydu. Mağaranın duvarlarında saçak buz kütleleri vardı. Bütün zaman boyunca tek korkum, o saçakların düşüp beni elek gibi delmesiydi.

Aslında çok fazla endişeleniyordum. Bunların hepsi o saçakları bunların ufak bir rüzgarda bile sallamasıydı. Ama düşecek gibi görünmüyorlardı.

*bir şeyin yukarıdan aşağı doğru düşerken çıkardığı sesin kendisi*

Buz saçakların düşünürken aniden kafam kadar kartopu bedenime çarptı ve birden 100 den fazla can puanı kaybettim.


Sistem Bilgilendirmesi

Yeti tarafından saldırıya uğradınız. 102 can puanı kaybettiniz.

 (Çn: ha yüüüüüüüüüüüz ha yüziki, 3 ün 5 in lafını yapıyorlar ayıp :D)

Görmek için yukarıya baktım ve aniden güldüm. Yeti bu mu?

Uzun boynuzlar, beyaz bir kürk, keçi gibi yüz, inek toynağı gibi ayaklar. Ne şaka ama. Bu bir Yeti’yi andırmıyor bile. Benim görüşümde ya da programlayan kişinin beyninde bir sorun vardı…

Saldırı puanı diğer 2 canavardan daha da fazlaydı. Fakat savunma puanı gördüğüm en düşüğüydü. Benin saldırı puanım 715 olmasına rağmen her vuruşta 1200 den daha fazla vuruyorum. Bu canavar için, oyunu oynadığımdan beri gördüğüm en düşük savunma puanına sahip canavar diyebilirim.

Yeti’yi öldürmem 5 vuruşumun aldı, üzerinden 50 gümüş sikke ve yeti derisi düştü. Deriye bakmak için elime aldım. Hmm… üretim materyallerine dönüşebiliyormuş.

Yeti Derisi

Yüksek seviyeli deri zırh yapmada lazım olan materyal.


Kullanışlı ya da değil, ilk olarak onu envantere attım. Kürk gibi şeyler üst üste birikir. İleride işe yarar bir şey olur bu kürk.

Buzdan yol git gide buzdan duvara daha da yaklaşıyordu ve birleşiyorlardı. Bu iyi bir şeydi, en azından bir duvar vardı ve bu da bana biraz güvenlik hissi sağlıyor. Canavarlar gittikçe karma çıkmaya başlıyorlardı. Titreten Buz Şeytanı, Mavi Şeytan ve Yeti beraber karşıma çıkabiliyor ve kesmesi daha da zor oluyor. Özellikle uzun mesafeli saldırısı olan bir grup etrafımı çevirince başım bayağı bir belada oluyor, kafam karışıyor. Bir kaç sefer, sağlık puanım neredeyse sıfıra indi ve kaçmak için gizlenme yeteneğimi kullanmak zorunda kaldım.

1 saat sonra yemek yeme vakti gelmişti. Aslında, burada hâlâ bir sürü canavar vardı. Deneyim barı otuz dokuzuncu seviyenin %72’sini doldurdu.(Çn: Hacı düzenleyici abi, burayı rakamla yazamadım, malzeme kafayı yedi, burası ellerinden öper :D) öyle görünüyor ki büyük bir ihtimalle bugün kırkıncı seviyeye ulaşırım.

(Çn: Yukarıda bölüm bitti sandınız hemi. Bu arada 2. Kez iyi okumalar. Yine kandırdım demek isterdim Bitti :D)




Yorum Yap "TLT 107"