Otto Von Bismark Günceli

MGA 322

Eylül 25, 2016
Kanekikenhaise
BİRLİKTE ÖLMEK
‘’Chu Feng, çabuk! Vücudunun kontrolünü bana ver yoksa mevcut hızın ile onlardan kaçamayacaksın!’’ Durum iyi gitmiyordu ki Eggy bağırmaya başladı.
‘’Hayır, çok geç.’’
Chu Feng’in yüzü kül gibi oldu çünkü  o açıkça iki korkunç inciyi görebiliyordu, neredeyse bir göz kırpması kadar kısa bir sürede, Chu Feng’in önünde belirdiler. Eggy olsa bile, onların hızlarından kurtulmanın bir yolu yoktu.
“Ahh!”
*boom*
Yanlızca o zaman, iki inci zaten Chu Feng’in vücudu ile çarpıştı. Büyük bir güç doğrudan Chu Feng’i havaya fırlattı ve bu yerde derin bir çukur oluşmasına neden oldu, üstelik bu çukur özel materyellerden oluşmuştu.
‘’KAHRETSİN! Bu iki şey benim vücuduma girmeye çalışıyor! Ahh ~~~~~’’
İki inci gerçekten yaşıyordu. Açıkça büyük yuvarlak şekilli inciler çok keskindi, Chu Feng’in köken gücü kalkanını bir tavuk yumurtası gibi deldiler ve Chu Feng’in bedenine girdiler. O anda, onlar Chu Feng’in bedenine doğru uçuyorlardı.
O anda, Chu Feng belirgin iki güç kaynağının onun vücudunu işgal ettiğini hissediyordu ve onun bilincini alıyordular.
İki korkutucu inci, açıkçası Eggy gibi değildi. İki inci yalnızca Chu Feng’i öldürmüyordu. Chu Feng’i kontrol etmek istiyorlardı.
İki inci çok korkunçtu. Birisi her şeyi dondurabilirdi, öteki ise her şeyi yakabilirdi. Ve onlar canlıydı. Ancak, onların orada ne yaptıkları belli değildi. Şimdiye kadar kimlikleri olmayan aşırı güçlü iki canavar gibiydiler.
Onların önünde, Chu Feng son derece küçüktü.(güçsüz) Mücadele etmesi için bir şansı yoktu ve onlar dantianını, kutsal topraklarını işgal ederken o hiçbir şey yapamıyordu.
“Waa!”
Ama aniden, Chu Feng’in dantianında, onlar orayı işgal ederken sekiz tane dev yıldırım canavarı uyandı. Onların korkunç aurası bu dünyaya ait değildi ve dantianının içinde onları güçlü bir şekilde sardı.
*jijiji*
Aura kuşatmaya başladıktan sonra, Chu Feng’in dantianını işgal eden inciler hızla onun dantianından dışarı çıktı, korkmuş gibiydiler. Ancak dantianından ayrılmalarına rağmen, Chu Feng’in bedeninden ayrılamıyorlardı. (güzel bir power up mı geliyor yoksa?)Soğukluk ve sıcaklık, Chu Feng’in vücudunun her tarafını sardı.

O anda, Chu Feng vücudundaki kanın kaynadığını hissetti, sanki kanındaki altın renkli yıldırım iki inciyi engelliyordu.
Bskın iki dalgaya karşı koyuyordu ancak Chu Feng büyük bir acı çekiyordu. Bu acı sanki onun kalbini yırtıyor gibiydi ya da akciğerlerini parçalar gibiydi. Vücudunu toprağa doğru attı, yüksek sesle inledi ve inlemesi dev çukurlar oluşturacak derecedeydi.
‘’Chu Feng, sana ne oluyor?’’
Sadece o zaman, iki güzel figür uzaktan yanına doğru koştu. Onlar, Su Rou ve Su Mei kardeşlerdi. Çiçek görünümlü kızlar ellerinde bir tabak taşıyorlardı.
Chu Feng burada kendini geliştirmeye başladığından beri, iki kız kardeş Chu Feng’e düzenli yemekler vermek için her gün buraya gelirdi.(Chu Feng yemekten çok onları yiyiyo bence ☺) Ancak bir anda, Chu Feng’i bu durumda görünce  ellerindeki yemekleri zemin üstüne attılar ve yüzleri korkudan solmaya başladı, kendi güvenlikleri hakkında herhangi bir endişe duymadan Chu Feng’e doğru koşmaya başladılar.
‘’Küçük Rou, Küçük Mei, buraya gelmeyin! Kaçın!’’
Bunu görünce, Chu Feng hızlıca ikisine bağırdı. İki incinin vücudunu neden ele geçirmek istediğini bilmemesine rağmen, onların kendilerince bir nedenleri olması gerektiğini biliyordu.
Şu anda, bedenini almakta başarısız olduğunu görünce inciler, kesinlikle başka birinin vücudunu almak isteyecekti. Su Rou ve Su Mei yaklaşarak sadece kendi çukurlarını kazıyor gibiydiler.
*whoosh whoosh*
Gerçekten de Su Rou ve Su Mei’nin sesini duyduktan sonra ateş ve buz incisi, Chu Feng’in vücudundan dışarı uçtular ve aceleyle Su Rou ve Su Mei’ye doğru yöneldiler.Onların hızı çok yüksekti ve arkalarında kırmızı ve mavi renkli çizgiler bırakmalarına sebep oluyordu, Su Rou ve Su Mei, bu sesin ardından yere düştüler.
‘’Küçük Rou, Küçük Mei!’’ Chu Feng, Su Rou ve Su Mei’nin yere düştüğünü görünce acı içinde çığlık atmaya başladı, yaralarına dikkat etmeden hızlıca ayağa kalktı ve ileri doğru koştu.
‘’Küçük Rou, Küçük Mei!’’(ciğerim soldu şu ikisiniz ismini yazmaktan)
Sonra Chu Feng yakına geldi ve şimdiki Su Rou ve Su Mei’yi gördü, onun gergin ifadesi paniğe dönüştü. Hatta burnunu çekti ve gözleri yaşlarla titremeye başladı.
Çünkü şimdi, Su Rou’nun normalde beyaz renkli olan teni mavi renge dönmüştü ve onun mavi renkli bedeninin üstünde kalın bir don tabakası yoğunlaşmıştı. Don yayılmaya başladı ve Su Rou’nun uzun eteğine geldi, tüm vücudunu kapladı.
Su Mei’ye gelince, çok büyük bir değişime uğramıştı. Kar gibi beyaz olan teni kırmızı renge bürünmüştü ve vücudundan yayılan ısı katmanları vardı. İkisinin de yüzleri acı ile dolmuştu.



Sevdiği iki kızın da bu şekilde işkence görmüş olduğunu görünce kendisinin ne kadar işe yaramaz ve güçsüz olduğunu düşündü. Bu, nasıl Chu Feng’in kalbini ağrıtmazdı ki? O, yüksek sesle içeriye bağırdı: ’’Eggy! Eggy!(Bağırma lan güzelim kıza puşt)Bir yol düşünemiyorum! Nasıl onları kurtarabilirim? Çabuk yardım et bana!!’’
Ama Chu Feng’in yaptığı paniğe göre Eggy oldukça sakin görünüyordu. Bu sakinlik normal değildi ve Chu Feng’e acı bir tonla bağırdı.
‘’Bir yolu yok. Bu iki şey çok güçlü ve senin yetişimin bunları bastıracak düzeyde değil. Onlar Su Rou ve Su Mei’nin fiziksel bedenlerini almak istiyorlar ve hayatta kalmak için onların vücutlarını taşıyıcı bir gemi olarak görüyorlar.’’
‘’Chu Feng, çabuk kaç. Onların şuurları zaten bulanık, onlar yakında çökecek. Fiziksel bedenleri ele geçirildiği zaman, onlar tamamıyla ölmüş olacak. O zaman, fiziksel bedenleri ele geçirdiğinde onlar seni kesinlikle öldürecek.’’
‘’Hayır! Kaçmıyorum. Ben onları nasıl terk edebilirim ve onlar benim umrumda olmaz?’’ Ancak Chu Feng kaçmamak bir yana, kollarını açtı ve Su Rou ve Su Mei’yi sıkıca tutarak getirdi.
O anda, kemik delen soğukluk bir tarafta, kavurucu sıcak öteki taraftaydı. Birinin, ikisi için buna katlanması ve ikisinden birinin Chu Feng’e zarar verebilecek olması muhtemeldi. Yine de Chu Feng daha da sıkı sarıldı, çünkü onun vücudunun ağrısı kalbindeki ağrı ile karşılaştırılamazdı. Sevdiği biri onun gözleri önünde yavaş yavaş gidiyordu ve yine de o kendi güçsüzlüğü yüzünden hiçbir şey yapamıyordu.
‘’Chu Feng…’’ Sadece o zaman, Su Rou açıkça konuştu. Dudakları buz ile kaplıydı ve konuşurken sesi son derece değişmişti, yine de Chu Feng’e acıya dayanarak söyledi: ’’Çabuk kaç! Vücudumun bazı korkunç şeyler tarafından ele geçirildiğini hissediyorum. Ben…Sana zarar vermekten korkuyorum.’’
‘’Chu Feng, çok sıcak hissediyorum, sanki alevler içinde yanıyorum. Ateşler benim dantianıma girdi ve şu anda vücudumu yutuyor. Chu Feng, çabuk beni bırak ve git. Benden uzak dur yoksa seni incitebilirim.’’ Aynı zamanda, Su Mei’nin de sesi çok zayıftı.
‘’Hayır! Gitmiyorum. Ölsek bile, beraber öleceğiz.’’(duygulandırdın bin)(bin’in anlamını biliyosunuzdur inş)
Chu Feng çok kararlıydı, onun kolundaki giysi kül olduğundan yavaş yavaş derisine hasar veriyordu, soğukluk doğruca vücuduna giriyordu ve hatta don kemiklerine kadar işlemişti.Tek bir pişmanlık duygusu olmadan iki güzel kıza sıkı sıkı sarıldı.

DN: Sinirden ağlayarak düzenlediğim bir bölüm oldu. Sulu zırtlak ve aptal bir romantizm ve daha da aptal karakterler istemiyorsanız TMW okumanızı tavsiye ederim. Bu kadar uğraştıktan sonra kendi serimin reklamını yapayım biraz :)

Yorum Yap "MGA 322"