Otto Von Bismark Günceli

MGA 309

Eylül 25, 2016
Martial God Asura  309  -  O’na İnan



“Chu Feng, yalvarıyorum. Babamı öldürme.” Su Mei, Chu Feng’e sarılırken, yaşlı gözleriyle Chu Feng’e bakmak için tatlı ve güzel küçük yüzünü kaldırdı. Şu anda nezaketini ve tatlılığını sonuna kadar kullanıyordu.

“Chu Feng, bağışla onu. O, bizim babamız.” Su Rou da yalvardı. Onun gözleri genelde güçlüydü ama yine de kırmızıya dönmeye başladı. Kalbinde,onun da Su Hen’e karşı güçlü duyguları hissettiği görülebiliyordu. Dendiği gibi, “kan sudan daha yoğundur” gerçekten de öyleydi.

[TN: Kan (aile ilişkileri) daha yoğun (güçlü) sudan (diğer insanlarla olan ilişkilerden).](ÇN: Gayet açıktı bence, ama yine de teşekkür ederiz.Gerçi üşendiğim için cümle yapısını düzenlemedim:))

Onu seven iki insanın yalvarmasıyla karşılaşınca, Chu Feng’in kalbindeki öfke de yavaş yavaş yok olmaya başladı. Dışarı sızan öldürme niyetini de yavaş yavaş geri çekti. Su Rou’ya ve Su Mei’ye dedi: “Onun gitmesine ben izin versem bile, Lingyun Okulu’nun ve Qilin Prens Konağı’nın insanları izin vermez.”

“Chu Feng, bir yolu olmalı, değil mi? Babamı beraberinde götür. Ben onun değişeceğine ve yeniden başlayacağına inanıyorum.” Su Mei yalvararak söyledi.

(ÇN: Su Mei favorim olduğun için küfretmiyorum ama insaf et biraz.)

“Chu Feng, babamı da bizimle birlikte götür ve beraber ayrılalım. Birlikte, ona bir şans verelim.” Su Rou da yalvardı.

(ÇN: Siktir kevaşe)

Chu Feng, şu an biraz zor bir durumdaydı çünkü güvenmediği insanları o yere götürmek istemiyordu. Fakat önündeki iki güzelliği gördükten sonra, hala biraz aşağılayarak Su Hen’e söyledi: “İki güzel kızın olduğu için mutlu olmalısın.”

Sonunda Chu Feng, Su Hen’in gelmesine izin verdi. Sadece Su Hen’i öldürmedi, ayrıca onu, Su Rou ve Su Mei kardeşler ile beraber Azure Ejderha Okulu’na götürmeye hazırlandı. Hepsini, Azure Ejderha Okulu’na yerleştirmeyi planladı. Ayrılmadan önce, Su Hen’e, Su ailesini dağıtması için biraz zaman verdi.

Bunu yaptığında, Su ailesi kaybolacaktı, evsiz kalmalarına rağmen yine de hayata tutunacaklardı. Yıllardır Vermillion Kuş Şehri’ne yayılan Su ailesinin böyle dağıldığını görünce, Su Hen’in yüzü karmakarışık oldu. Neredeyse öleceğinden artık önceki gibi açgözlü görünmüyordu ve sanki önemli bir şeyi fark etmiş gibiydi.

Su Rou’nun ve Su Mei’nin yalvarmalarından sonra, evinden büyük ağabeyleri Su Long’u da aldı ve dördü birlikte  aceleyle Azure Ejderha Okulu’na hareket ettiler.

“Chu Feng, hayatımı bağışladığın için teşekkür ederim. Ben…” Beyaz başlı kartalın üstünde, Su Hen, Chu Feng’e bir şeyler söylemek istiyor gibi görünüyordu ama sonunda, söyleyemedi.

“Teşekkür etmene veya başka bir şey yapmana gerek yok. Sadece kızların yüzünden senin hayatını almadım. Ben, Chu Feng, bir babaya sahip olmamanın hissini biliyorum, bu yüzden onlarında bu hissin tadına bakmalarını istemiyorum.”

“Ben bile şimdiye kadar, senin, Su ailesinin dağılmasına, çok sayıda Su ailesi üyesinin gitmesine izin vermeyeceğini biliyordum, ama en önemli şeyin kızların ve oğlun olduğunu bilmen gerek, çünkü ölüme yakın olduğun zaman sadece o insanlar seni korumak için öne çıkmaya gönüllü olacak.” Chu Feng, ciddice hatırlattı.

“Mm. Haklısın. Daha öncesinde çok perişandım. Gelecekte, kesinlikle en iyi şekilde telafi edeceğim.” Onun karşısında, Su Hen pişman olmuştu.

“Ayrıca, bunu sana hatırlatmam gerek.İnsanlar için en önemli şey, haysiyetidir. Onurun olmadan hayatını yaşıyorsan, asla ve asla hiç kimse sana güzel gözlerle veya güzel bir ifadeyle bakmayacak. Sonsuza kadar, sadece diğerlerinin köpeği olarak çağrılacaksın. Gerektiğinde seni kullanacaklar. Gereksiz olduğunda seni her zaman öldürebilirler.” Chu Feng ekledi.

“Heh… Belki haklısın ama birisi henüz yeterli güce sahip olmadığı zaman , yaşlısıyla genciyle ailesini gerçekten güçsüzce koruması gerek.” Su Hen çok çaresizce gülümsedi.

Su Hen’i böyle görünce, Chu Feng’in kalbi aniden sarsıldı.Hayat için açgözlü ve ölüm için korkmuş olmasına rağmen, gerçekte o, düşündüğü gibi korkunç değildi. O sadece ailesini ve klanını korumak için kendi yöntemlerini kullanıyordu. Ancak, onun metotları çok zayıftı ve Chu Feng tarafından onaylanamazdı.

Ama bir kişi yeterli güce veya güçlü arkaplana sahip olmadığı zaman, kendilerini ve ailelerini korumak istiyorsa ne yapabilirdi? Belki çoğu kişi, Su Hen gibi olurdu. Güvenliği sağlamak için uyum sağlamak ve kısa vadeli yarar için uzun vadeli zararı görmezden gelmek zorundalardı. Çünkü yaşamak istiyorlarsa, gerçekte başka seçimleri olmazdı.

Biraz dikkatli düşününce, gerçekte tamamen Su Hen’in suçlu olmadığını hissetti, çünkü bu dünyada yaşamı için oğullarını ve kızlarını satan az sayıda insan yoktu. Yeterli gücü olmaması, nedenin parçası olmasına rağmen, en önemli şey bu dünyanın çok gerçek olması ve gerçeğin de acımasız olmasıydı.

Aceleyle geçen bir zaman sonra, Chu Feng, başarıyla Su Rou’yu, Su Mei’yi, Su Hen’i ve Su Long’u Bin Kemik Mezarlığı’na soktu.O zaman, Chu Feng’in gergin kalbi nihayet rahatladı.

Seyahatinin ardından yaşasa da ölse de önemi olmayacaktı, en azından şu anda onun için çok önemli insanların güvenlikleri garanti altına alınmıştı. Onları güzelce yerleştirdikten sonra ayrılacaktı ama ne olursa olsun Su Rou, Chu Feng’i yolcu etmek için dışarıya çıkmak istedi.

“Chu Feng, gerçekten gitmen gerekiyor mu? Kıdemli Qi Fengyang’ın sana yaptığı iyiliğin dağ gibi ağır olduğunu biliyorum ama sen bu yolculukta çok fazla şansa sahip olmadığını açıkça biliyorsun. Ama hala gitmek istiyorsun. Bu, akıllıca bir davranış değil ve inanıyorum ki Kıdemli Qi Fengyang bilseydi, o da izin vermeye istekli olmazdı.”

Bin Kemik Mezarlığı’nın üzerindeki dağ ormanının içinde, Su Rou, sıkıca Chu Feng’in elini tutuyordu.Gözlerinin ikisi de kızarmıştı ve iki güzyaşı çizgisi büyüleyici yüzünden aşağı akıyordu. O, Chu Feng’in gideceğini biliyordu ama onu kendi ölümüne göndermeyi gerçekten istemiyordu.

“Sadece burada kal ve küçük Mei’ye ve aileme bakıp onları koru. Bu yerde, daha fazla güç elde edebilirsin ve ben, herkesi sana emanet edebilirim.” Chu Feng, elini Su Rou’nun elinden çekti.

“Gerçekten bunu yapmak zorunda mısın?” Ama Su Rou, Chu Feng’in elini tekrar yakaladı ve daha da sıkıca tuttu.

Chu Feng, artık başka açıklama yapmadı.Hafifçe gülümsedi ve söyledi: “ Bunu yapmazsam, Chu Feng olamam. Beni anlıyor musun?”

Chu Feng’in sözlerini duyduktan sonra, Su Rou biraz hareket etti. Aslında Chu Feng’i anlıyordu. Yeterine rasyonal değildi ama doğru şeyleri yapabilmek için sonuçlara aldırmamayı, her şeyi görmezden gelmeyi, gerçekçiliğini bastırmayı seçiyordu.Her şeyi böyle yapıyordu.Chu Feng, böyleydi.

“Biz burada, geri dönmeni bekliyor olacağız.” Su Rou nihayet gitmesine izin vermek için elini çekti.Onun sevimliliği birinin kalp ağrısı çekmesine neden olabilirdi.

“Peki, hemen geri döneceğim.” Chu Feng, kibarca Su Rou’nun gözyaşlarını sildi ve sonra hafifçe alnından öptü.

Su Rou da artık onu rahatsız etmedi ve geri dönerek Bin Kemik Mezarlığı’nın ruh formasyonu girişinden girdi. Chu Feng, Bin Kemik Mezarlığı’ndan ayrıldıktan sonra havaya yükseldi.

Gökyüzüne adım attı ve ufukta durdu. Hatıralarını hatırlayarak büyük Azure Ejderha Okulu’na, dövüş geliştirmesi öğrendiği yere baktı. Bunu yapmasının nedeni, buraya geri döndüğünde, Azure Ejderha Okulu’nun hala yerinde olup olmayacağını bilmemesiydi.

*whoosh*

Chu Feng aniden sıçradı ve  bir ışık çizgisi haline gelerek uzak ufuğa doğru uçtu. Beyaz başlı kartala binmiyordu çünkü şu anda zamanı oldukça azdı. Bu gibi durumların altında, apaçık bir şekilde İmparatorun Gökyüzü Tekniği, beyaz başlı kartaldan daha hızlıydı.

Chu Feng’in, Azure Ejderha Okulu’ndan ayrılmasıyla aynı anda, Su Rou, Bin Kemik Mezarlığı’na geri döndü. Bin Kemik Mezarlığı’na girdiği zaman görüşü normale döndü ve Bin Kemik Mezarlığı içindeki herkesin ayakta sıra olup ona karmakarışık yüzlerle baktığını farketti.Bazı gençlerin kalplerinde keder vardı ve sessizce ağlamaya başladılar.

“Kız kardeş!”

Su Mei aniden Su Rou’nun kucağına atladı ve yüksek sesle ağladı. Onun ağlaması anormal derecede üzücüydü ve bundan dolayı, oradaki hemen hemen herkes, gözlerinin kızarmasını engelleyemedi.

Su Rou’nun gözleri de, kızarsa da zorla kendini tuttu ve ağlamadı.Su Mei’nin siyah ve parlak saçlarını okşayarak, söyledi: “Ona inanmamız gerek.”

Yorum Yap "MGA 309"