Tankların Tarihi Günceli

MGA 307

Eylül 25, 2016
  Martial God Asura  307  -    Bu Cesaret Gökyüzünü Kaplayabilir


Su Rou ve Su Mei göründükten sonra, Lingyun Okulu’ndan 3 kişinin ifadesi anında büyük ölçüde değişti. Her biri kalplerinde çiçek açmışçasına gülümsedi ve tüm öfkeleri silindi. Hem Su Rou’nun ve Su Mei’nin yüzlerinin saf güzelliklerini hem de buna layık gururlarını ara vermeksizin gözleriyle süpürür gibi, iffetsiz gözlerini onların etrafında rastgele döndürmeye başladılar.

“Güzel. Çok güzel. Şehir Lordu Su Hen, gerçekten bir çift çok güzel kız dünyaya getirmişsin.” Gri pelerinli world spiritist artık büyük bir karakterin edasına sahipti.Ellerini ovuşturdu, dudaklarını yaladı ve Su Rou ve Su Mei’ye doğru yürüdü.

“Lord Babam, Chu Feng nerede? O, nereye gitti?” Ancak, Su Rou ve Su Mei, üç ihtiyara dikkat etmemişti  ve heyecanlı ifadelerle odanın içinde başka bir figür arıyorlardı.

“Chu Feng mi? Chu Feng burada değil. Burada görünmeye cesaret etse bile sadece buz gibi ceset olacaktır.”

İkisinden Chu Feng ismini duyunca, gri pelerinli world spiritistin yüzü biraz çirkin oldu çünkü Su Rou ve Su Mei kardeşlerin zaten kalplerini Chu Feng’e verdiklerini biliyordu. Bu yüzden kıskançlıktan ve hasetten, gerçekten kemiklerinin dibine kadar Chu Feng’den nefret etti.

“Su Hen, bizi tekrar mı kandırdın? Ne sebeple bizi kandırarak buraya getirdin?”
Su Rou ilk tepkiyi gösterdi. Su Hen’i işaret ederek sorguladı.Su Hen’i artık baba olarak çağırmadı çünkü gerçekten önündeki adamın onların babası olmaya layık olmadığını hissetti.

“Sebep mi? Su Hen, henüz onlara söylemedin mi?” Gri pelerinli world spiritist önce Su Hen’e baktı, sonra gülümsedi ve Su Rou ile Su Mei’ye dedi ki: “Benim kıymetlilerim, babanız zaten ikinizi de bana vermeyi kabul etti. Şu andan itibaren ikiniz, benimsiniz.Heh…”

“Ne? Su Hen, bu doğru mu?”  Bu sözleri duyduktan sonra, Su Rou şüphesiz dehşete düştü.

“Baba, bize nasıl böyle davranabilirsin? Bizi kızların olarak bile mi kabul etmiyorsun?”

Aynı zamanda, genellikle sevimli bir yüzü olan Su Mei, öfkeden köpürdü. Gözleri bile hafifçe kızardı çünkü birkaç gündür kardeşler hakikaten oldukça çok yanlışı kabul etmişlerdi.

“Ahh, küçük Rou, küçük Mei, babanız olarak sizin hatrınıza yapıyorum.”

“Chu Feng, suç işledi ve ihanet etti. Gerçekte Qi Fengyang’a katılarak konak lorduna suikast düzenlemişti. Dokuz Eyalet Kıtası’nda yeri olmadığı söylenebilir. Er ya da geç, yakalanıp idam edilecek.”

“Siz ikinize gelince, daha önce Chu Feng ile ilişkiniz çok yakındı. İlişkinizi tamamen kesmezseniz, sadece sizi aşağıya sürükler. Ancak şimdi, lord world spiritist size göz koydu ve ikinizi de karısı olarak almak istiyor. Bu sadece sizin için iyi şans, ayrıca Su ailemiz için de iyi şans.” Su Hen açıkladı.(ÇN:Senin ben aileni sikeyim, ne kadar piç bir karaktersin la sen.Ayrıca bu kardeşler paket olarak geliyor herhalde, herkes ikisine birden göz koyuyo.Aklımda deli fanteziler:))

“Saçmalık! Sen, insan bile değilsin.Babamız olmaya layık değilsin.” Su Rou, Su Hen’i işaret ederek kızgınca hakaret etti.

“Baba, ben asla bu tür bir adam olduğunu sanmazdım. Babam olduğun için utanıyorum.” Su Mei’nin de şikayet dolu bir yüzü vardı.

“Tamam Su Hen, senin kızların çok inatçılar. Onlara terbiye öğretmek gerekir yoksa gelecekte saçma konuşurlarsa ben bile onları koruyamam.”

O anda, gri pelerinli world spiritist biraz sabırsızlandı. Bir düşünce ile Su Rou’yu ve Su Mei’yi ruh formasyonu katmanı ile çevreledi. Ne kadar direndikleri mühim değildi, kaçacak güçleri yoktu.

Aynı zamanda koruyucular da, ruh formasyonuyla bağlanmış Su Rou ve Su Mei’yi omuzlarının üstüne attılar.Konuşurken, üç eski şey sarayın dışına yürümeye başladı.

“Lordlarım, bu…” Hayat deneyimi oldukça fazla olan Su Hen, üç ihtiyarın tavrını görünce, anında ihtiyarların ne yapmaya gittiğini anladı. Hızlıca ilerledi ve o sadece üç ihtiyarın kendi kızlarını kirleteceğinden derince korkuyordu.

“Su Hen, ne yapıyorsun? Su ailesinin, Siyah Kaplumbağa Şehri’ndeki Gong ailesi gibi tamamen yok edilmesini mi istiyorsun?” Su Hen’in gerçekten engellemeye cesaret ettiğini görünce, gri pelerinli world spiritistin yüzü anında battı.

“Ben… ben cesaret edemem.” Dehşete düşen Su Hen, hızlıca yoldan çekildi ve reddetti. Hatta hemen özür diledi. Fakat Su Rou’nun ve Su Mei’nin öfke dolu bakışlarını ve kanlanmış gözlerini gördükten sonra, Su Hen yine de dişlerini sıktı ve söyledi: “Ancak, benim kızlarım hala genç…”

“Cesaretin yoksa, defol. Canımı sıkarsan, Su aileni ortadan kaldırırım.” Gri pelerinli world spiritist soğukça homurdandı, ardından kapıdan geçip dışarı çıktı.

*hmm*

Fakat o anda, sınırsız ruh formasyonu, ana salonu aniden kapattı ve Lingyun Okulu’ndan gelen üç ihtiyarın yolunu engelledi.Böyle bir değişiklikle karşı karşıya kalmaları, beyaz saçlı ve siyah saçlı koruyucuların biraz şaşırmalarına neden olurken gri pelerinli world spiritiste dönerek söylediler: “Lordum, ne yapıyorsunuz?”

“Bu... Bu benim tarafımdan oluşturulmadı.” Gri pelerinli world spiritistin yüzü şok olmuştu çünkü  sadece ana salonu örten ruh formasyonu gri renkliydi ve ruh formasyonun kalitesi kendisininkinden bile iyiydi.

“Siz üç yaşlı şeyin cesareti gerçekten gökyüzün kaplayabilir.Benim olanlara bile dokunmaya cesaret ettiniz, değil mi?” Sadece o anda, ana salondan aniden yüksek ve net bir ses duyuldu.

Bu ses çınladıktan sonra, oradaki yüzlerin hemen hemen hepsi büyük ölçüde değişti ve sesin geldiği yöne baktıktan sonra daha da fazla afalladılar: “Chu Feng, sen misin?”

Ana salonun köşesinde ayakta duran genç adama bakarlarken, Linyun Okulu’ndan gelen üç ihtiyar kıyaslanamaz biçimde şaşırdı. Bu kadar titizlikle aradıkları Chu Feng’in sahiden karşılarında kendini göstereceğini asla düşünmezlerdi.(ÇN:AQ her paragrafa 5 kere şaşırmak yazılır mı lan, şaşırmanın ve türevi fiillerin tüm ingilizce karşılıklarını gereksizce öğrendim bu yüzden.)

Su Rou ve Su Mei, Chu Feng’i gördüklerinde yüzleri neşeyle doldu ama neşeden sonra  kardeşlerin yüzleri endişeyle soldu.

Çünkü Lingyun Okulu’ndan üç ihtiyar canavar gerçekten çok güçlüydü. Şimdiki Chu Feng’in savaş gücünün göklere yükselmiş olduğunu bilmelerine rağmen yine de Chu Feng’in üç ihtiyarı yenebilip yenemeyeceği hakkında endişeliydiler.

Ancak onlarla kıyaslarsak, Su Hen’in yüzü ve gözleri dehşet dolu olmuştu. Hatta bedeni bile titriyordu çünkü gerçekten Chu Feng’den çok korkmuştu. Özellikle Chu Feng’in kimliği Bay Gri Pelerin’i hatırladığında, sonra onun kendisini uyardığını hatırladığında, daha bile çok korktu.(ÇN:şaşırmak konusundaki sözlerim korkmak konusunda da geçerli, toplam 50 kelimeyle 50 paragraf yazıyolar aq.)

“Hmph.Gerçekten, dünyanın sonunda bile araştırdıktan sonra bulamadık, yine de onu bulmak çaba gerektirmedi.”

“Chu Feng, seni araştırmak epey zor oluyordu, ama şimdi gerçekten kendi sonuna geldin, değil mi? O gün, Qi Fengyang seni kurtardı. Bugün, sana bu sefer kim yardım edecek görelim.”

Beyaz saçlı koruyucu, öfke ile kıyaslanamayacak şekilde çıldırdı, Chu Feng’in Dugo Aoyun’u ezerek öldürmesi olayı zihninde hala apaçıktı.Bunu düşündüğü sürece, bedenindeki öfke her yere taşmaya başladı.

Chu Feng göründükten sonra, zaten kendi duygularını kontrol edemiyordu.Önce o saldırdı.Bundan önce, omzunun üzerindeki Su Rou’yu Su Hen’e attı, sonra 9. seviye bilge aleminin aurasını serbest bırakıp bir sıçrama ile Chu Feng’e doğru atıldı.

“Chu Feng, bugün, ‘Kan Borcunun Kanla Ödenmesi’ olarak çağrılıyor olacak.”

Aynı zamanda siyah saçlı koruyucu da omzundaki Su Mei’yi, Su Hen’e fırlattı.Derin bedensel dövüş becerisi sergiledi ve ek olarak dövüş becerisiyle vahşice saldırarak Chu Feng’e karşı baskı yaptı.

Bu ikisi, Lingyun Okulu’nun ünlü on iki koruyucusunun parçasından beklenildiği gibiydi. Gerçekten bilge aleminin zirvesindeydiler ve saldırıları ortaya çıktıktan hemen sonra, tüm saray sanki anında parçalanacakmış gibi titredi. Chu Feng’in yerleştirdiği ruh formasyonu olmasaydı, tüm saray yok olmaktaydı.

“Chu Feng!!” İki kişiden gelen korkunç gücü hissettikten sonra, Su Rou’nun ve Su Mei’nin küçük yüzleri korkudan ölüm beyazı gibi oldu.Çığlık atmadan duramadılar ve Chu Feng’in, bu ikisinin saldırılarını engelleyemeyeceğinden derinden korkuyorlardı.

*boom*

Ama o zaman, Chu Feng’in vücudu hareket etti ve ayakları altındaki zemin titremeden duramadı. Bunun ardından patlamanın sınırsız baskısı yanısıra geldi.

Chu Feng’in elleri kartal pençesine dönüştü ve aniden esnedi, iki koruyucunun boğazlarının üzerine kilitlendi. Sonra kolunu salladı ve bir gürültü ile ikisi vahşice zemin üzerine düştü. Şiddeti güçlü bir çarpmayla ağızlarından kan püskürdü ve tüm bedenlerindeki kemikleri kırıldı.

İki ihtiyar, yarı ölü bir şekilde yere indikten sonra, Chu Feng küçümsemeyle tükürdü ve soğukça söyledi: “Düşündüğün şey seni kurtarabilecek kimsenin olup olmadığı olmalı.”

Yorum Yap "MGA 307"