Otto Von Bismark Günceli

MGA 298

Eylül 25, 2016
Martial God Asura 298    -   Siyah Kaplumbağa Zırh Tekniği

“Hayır! Bunu yapamam.”  Chu Feng garip bir döngünün içindeydi.Eggy’nin  uyarılarına rağmen, gözleri önündeki görüntünün bir illüzyon olduğunu bilmesine rağmen, yine de ailesine saldırıp onları öldürebilecek kadar taş kalpli değildi.

“Salak!Bu bir illüzyon, onlar senin ailen değil.Sen onları öldürmezsen onlar seni öldürecek.Burada mı ölmek istiyorsun? Buradaki insanlar, bu formasyonun ölüm tuzağına yakalanarak ölmedi mi?Bunun farkında mısın?!” Eggy endişeyle bağırdı, çünkü o Chu Feng’in aklının formasyon tarafından karışıtırıldığını hissediyordu.

“Ben….” Eggy’nin bağırışını duyduktan sonra, önce biraz duraksadı ancak sonrasında duyularını ve aklını geri kazandı.Dişlerini sıkıp, yüksek sesle bağırdı: “Hayır! Ben burada ölemem. Seni lanet olası illüzyon, kaybol!”

Konuştuktan sonra Chu Feng, kaçmayı kesti ve gözlerini kapattı. Void Ejderinin Bıçağının Haykırışı’nı kullandı ve güçlü bir baskı gökten indi.Bir düzine illüzyon, hareket edemeyecek şekilde bastırıldı, neredeyse ezileceklerdi.

“Feng’er, yapma! Çabuk dur! Ben senin babanım!”

“Feng’er, ben senin büyükbabanım! Bunu yapma!” O anda, daha önceden agresif olan illüzyonlar, Chu Feng’in adını söylemeye başladı.

Sadece Chu Feng değil, kim onlara uzun süre dikkatlice bakarsa baksın kararı kesinleşirdi. Hatta Chu Feng, Void Ejderinin Bıçağının Haykırışı’nın gücünü arttırmıştı.Sonrasında bir düzine illüzyon şiddetlice ezildi.

“Oldu mu?” Sakinleştikten sonra, Chu Feng yavaşça gözlerini açtı. Bakışlarıyla etrafı taradığı zaman ifadesiz kalamadı. Fakat taş kesilmişti ve gözleri aniden değişti.

İllüzyonların kaybolmadığını korkutucu bir şekilde keşfetti. Çevresinde düzinelerce ceset vardı. Cesetler, babasına ve diğer Chu aile üyelerine aitti.

Ezilerek ölmüş gibiydiler, ölümleri çok perişandı.Hafif ölümlerde kimin kim olduğu anlaşılabiliyordu ama daha ciddi ölümlerde, kan havuzuna dönüşmüşlerdi ve yüzleri bile ayırt edilemiyordu.

*poof*

O anda Chu Feng, afallamış gibiydi ve zeminin üzerine güçsüzce diz çöktü. Araştırmak için ruh gücünü kullanmıştı, şimdi cesetlerin gerçek olduğunu anlayabiliyordu.Bedenlerinde kalan auralar bile aile üyelerine aitti. O, aslında bizzat, kendi ailesini öldürmüştü.

“Bunu ben mi yaptım? Kendi ellerimle babamı öldürdüm, büyükbabamı öldürdüm, birinci amcamı öldürdüm, ikinci amcamı öldürdüm…” Elleri ve gözleri, ikiside titrerken, Chu Feng başını tuttu. O anda aklını kaybetti. Zihni çöktü ve keder yüzünden ölmek istermiş gibi bir ifade yüzünde asılı kaldı.

“Chu Feng, ne yapıyorsun? Bunlar illüzyondan ibaret. İllüzyon!” Ne olduğunu gören Eggy, hatırlatmaya çalıştı.

“Hayır. Onlar illüzyon değiller. Bu, babam. Ailem! Auralarını hissedebiliyorum.Onlar aslında ölmediler, fakat şimdi onları bizzat öldürdüm!”

“Ahmaksın! Bu illüzyon değilde, ne? Sen formasyonun gücüne karşı savaşamıyorsun, onların gerçek mi sahte mi olduğunu belirleyememenin nedeni bu. Senin ruh gücün, burada çalışmıyor.”

“Chu Feng, güçlü ol! Bu kalbinde bir şeytan gibidir. Bu yükü bırakman gerek. Bu illüzyon, tam olarak senin zayıflığını buldu, bu nedenle onların görünümlerini yarattı.”

“Direnmeli ve kendine inanmalısın. Yaptığının doğruluğuna inan. Onlar illüzyonlardı ve her şey sahte .Aklını koruduğun sürece bu şeytandan kurtulabilirsin. Vicdanını temizleyebilir ve daha fazla yükü taşıyabilirsin.” Eggy’nin sözleri Chu Feng’in kulaklarını çınlattı, verdiği emirler onun ışığı oldu. Hayatta kalma yolunu Chu Feng’in önüne serdi.

Eggy’nin hatırlatmaya devam etmesiyle, Chu Feng’in zihni yavaşça temizlenmeye başladı.Eggy’nin sözlerine ve kendisine inanmaya başladı.Artık kurtulmuştu ve cesetlere doğru baktı.Babasının cesedine doğru baktı.

*hmm* Chu Feng, doğrudan bakarken, cesetler, hayale dönmeye başladı. Kan kayboldu, ceset kayboldu, ve sonunda illüzyon tamamen kayboldu.

Ondan sonra, Chu Feng’in her şeye dürüstçe bakabilmesi mümkün oldu.Sisin hala kaybolmadığını keşfetti, ancak önceye kıyaslandığında tamamen farklı bir his veriyordu çünkü o illüzyon formasyonunu yenmenin yolunu biliyordu.

“Eggy, teşekkür ederim. Burada olmasaydın, korkarım ki bu aşamayı geçemezdim.” Chu Feng, alnındaki soğuk terleri silerken hala biraz korkuyordu.

“Ne için teşekkür ediyorsun? Bunun için teşekküre gerek yok, her şeyden sonra kendini suçlama. Sadece illüzyon formasyonunun çok güçlü ve çok gerçek olduğu söylenebilir.O, birinin ruhunu kandırabilecek yetenekteydi ve başlangıcında kimse bunun sahte olduğunu keşfedemeyecekti.”

“O, birine, kalbindeki duygularla saldırır, ama ailevi duyguların veya aşkın bir önemi yoksa, kendi güvenliğini görmezden gelen insanların farkına varır ve bu insanların, akıllarını kaybetmelerine neden olur.”(ÇN:Toparlayamadım bir türlü cümleyi)

“Ben inanıyorum ki ben olmasam bile, sen bu engelle kesinlikle başa çıkabilirdin ve kalbindeki şeytanları kovup devam edebilirdin.” Eggy, tatlı tatlı gülümsedi, onun neşeli sesi dinleyenlere son derece hoş geldi. En önemli kısmı ise Chu Feng’in kalbinin ısınmasıydı.

“Fena değil. Yeteneğin fena değil.” Aniden derin ve yaşlı bir ses duyuldu.Bu ses Chu Feng’in arkasından gelmişti.

Ses duyulduktan sonra, Chu Feng’in bedeni titremesini durduramadı çünkü aynı anda, son derece güçlü bir basıncın arkasından geldiğini hissetmişti.

Bakmak için başını çevirdiğinde, Chu Feng, iki kan kırmızısı gözün arkasında olduğunu şaşırarak keşfetti. Dört kana benzer gözün içinde, ikisi fener kadar büyüktü, ve diğer ikisi, iki fener kadar büyüktü.

Kan kırmızısı gözlerden öldürme niyeti sızmamasına rağmen, Chu Feng, ona baktığında, kendini korkmaktan alamıyordu.Bu yerde ruh gücünü kullanamıyordu, böylece 2 çift kan kırmızısı göze sahip şeyin ne olduğunu anlamak için bir yolu kalmamıştı.Ama onun kesinlikle çok güçlü bir varlık olduğunu biliyordu.(ÇN:sor aq, aklın itlikte, puştlukta.Biraz insan gibi davran.İtlik yapmadan önce güzel güzel konuş.)

“Çocuk, adın ne?” Derin ses tekrar çınladı, bakır bir çan gibi yüksek sesliydi ama anlaşılırdı.

“Ben, Chu Feng. Kıdemli, senin kudretli isminin ne olduğunu merak ediyorum?” Chu Feng, saygıyla cevapladı.

“Ben, Siyah Kaplumbağa Zırh Tekniğiyim. Evlat, senin şansın oldukça iyi. Sadece sen bu yeri bulup, illüzyon formasyonuna karşı savaşabildin. En azından biraz potansiyelin var.”

“Bana bir şey için yardım ettiğin sürece, yeteneğimi sana devretmeyi düşünebilirim. Merak ediyorum da bana yardım etmeye istekli misin yoksa değil misin?”

Bu kelimeleri işittikten sonra Chu Feng’in kalbi sonsuz heyecanla doldu.Siyah Kaplumbağa Zırh Tekniği, kendini “Ben Zun” olarak çağırdı.Benzer sesi ve benzer ismi, Chu Feng’in, onun ne olduğunu zaten tahmin etmesini mümkün kılmıştı.İmparator Mezarlığı’nın içinde,  büyük ihtimalle bir başka gizli beceri bulmuştu.

[TN: Daha üstün bir varlık olduğunda “BEN” yerine “BEN ZUN” kullanılır.Kendini isimlendirme yoludur](ÇN:bizdeki alçakgönüllükle söylenen köleniz anlamı taşıyan “bendeniz”’in tam tersi, gerçi bizim dilde böyle bir kullanım şekli yok, bendeniz farsçaymış zaten)

Bu konuda düşünürken, Chu Feng duraksamaya nasıl cesaret edebilirdi ki? Hızlıca yanıtladı: “Kıdemli, lütfen emirlerinizi verin. Elimden geleni yaptığım sürece, bunu başarabilirim.”

 “Haha, akıllı küçük çocuk.Benim ne olduğumu biliyorsun gibi görünüyor.Senin bedeninden tanıdık bir aura hissediyorum...Bunun asla Beyaz Kaplan olacağını düşünmezdim, bu gururlu tip aslında sana hizmet ediyor!”





Yorum Yap "MGA 298"