Otto Von Bismark Günceli

MGA 297

Eylül 25, 2016
MGA: Chapter 297 – İllüzyon Formasyonu

İmparator Mezarlığı’nın girişi çoktan açılmıştı. Diğerlerini bırak Chu Feng bile kıyaslanamaz bir şekilde heyecanlanmıştı.

Herkes tetikteydi çünkü içeride ne olduğunu kimse bilmiyordu. Ancak hazineler ve fırsatlar içerideydi, bu yüzden ileriye baktılar.

O anda herkes, Chu Feng’e doğru bakışlarını çevirdi ve uzun zamandır ulaşmaya çalıştıkları hazineleri bulmak için komutanlarından emir bekliyorlardı.

*whoosh*

 Che Feng, sesinden sapık world spiritist olmadığının anlaşılmasını istemediğindem konuşmadı. O yüzden aniden kolunu kaldırdı ve indirdi.

“Girin!!!”

Chu Feng emir verdikten sonra Qilin Prens Konağı’nın bütün ordusu İmparator Mezarlığı’nın girişine aynı anda koştu.

Qilin Prens Konağı ordusunun gerçekten iyi eğitimli olduğu söylenebilirdi. Onlar en iyisini yapmak için her türlü araç gereçleri kullandılar ve karanlık girişte meşalelerini yaktılar.
ÇN: En iyi araç gereç=meşale :/

Sayıları binleri bulan elit grup, İmparator Mezarılığı’na organize olarak çok hızlı bir şekilde girdi. Onların önünde büyük bir mağara vardı.

Oraya girdikten sonra herkez daha dikkatli oldu. Tek bir kişi bile kendi başına hareket etmedi ve tamamen Chu Feng’in ilettiği emri takip ettiler.

“Chu Feng, bu İmparator Mezarlığı’nın girişi tamamen hasarsız gibi, bu yere giren ilk insanlar olduğumuz çok açık. Buradaki tuzaklar tamamen hasarsız olduğundan birkaç kat daha dikkatli olmalısın. Eğer devreye girerlerse, hepsi senin yüzünden ölecek.” Eggy ileriye doğru bir süre gittikten sonra ciddiyetle hatırlattı.
ÇN: “they will certainly go towards all of you

Alanın farklı olduğunu Chu Feng de keşfetmişti. Burası aşırı büyüktü. Birkaç saat yürüdükten sonra bile hala onlar yolun sonuna ulaşamamışlardı. Sanki hiç bitmeyen ya da sınırları olmayan bir yer altı dünyasına girmişlerdi. Chu Feng, world spirit pusulasını hangi yöne gideceğini belirlemek için kullandı. Ancak, Chu Feng bunun sadece başlangıcı olduğunu bilmiyordu.

Chu Feng ve diğerleri yürürken, sanki dipsiz bir dünyaya girmiş gibi hissettiler. Her adımda çok dikkatliydiler ve kamp kurmak için gerekli malzemeleri yanlarında getirmişlerdi. Bu büyük dünyada ilerlemeye devam ettiler. Zaman yavaş yavaş geçti. Qilin Prens Konağı’nın, iyi eğitimli ordusu bile umutsuzluk hissinden muaf olamadı. Şöyle düşündüler; “Bu lanet yeraltı dünyası hiç bitmeyecek mi?”

Oraya girdikten on gün sonra bir değişiklik ortaya çıktı. Engin mağara dünyasında, ışık önlerinde göründü. Bu çok büyük bir şehirdi.

Beyaz renkli kaya duvarlar, zarif saraylar, uzun boylu büyük surlar, büyük geniş kapılar vardı. Böyle bir şehir yeraltı dünyasında aniden ortaya çıktı.

O anda herkes anormal derecede heyecanlandı. Kim bu büyük yeraltı dünyasında böyle bir şehir yarattı? Ne tür bir kişi orada yaşayabilir? Ya da gizli hazineler orada mıydı?

Bu noktada, artık hiç kimse heyecan duygusunu kontrol edemedi.  On günün ardından bu şehir yükselen bir güneşin ışığı gibi insanlara umut vermişti, uzun adımlarla şehre doğru aceleyle ilerlediler.

Ama binlerce insan şehre doğru ilerlerken, Chu Feng sıkıca kaşlarını çatıyordu.Şehir çok garip bir duygu veriyordu ama bu gariplik hissinin nereden geldiğini söyleyemiyordu.Bir çok insan şehre adım attı ama bir sorunla karşılaşmamışlardı  Sonunda Chu Feng de şehre bir göz atmak için içeri girmeye karar verdi.

Chu Feng, anca şehre adım attıktan sonra bir şeylerin yanlış olduğunu hissedebildi. Şaşkınlık içinde şehrin sis dolu olduğunu buldu ve o bile ilerideki yolu göremiyordu.

Korkutucu bir sessizlik vardı. Tüm insanlar şehrin içinde kayboldu. Hatta tek bir gölge bile kalmadı ama onların ayak sesleri duyulabiliyordu. Chu Feng, başını çevirip etrafı inceledi. Çıkış için bir yol bulmak şu an için en önemli şeydi. Ancak her yerde onu çevreleyen sis vardı

“Lanet olsun, bu bir Ruh Formasyonu.”

Ruh oluşumu çok güçlü olduğu için Chu Feng gizlice küfretti. in ruh gücü ile bu şehrin bir ruh formantasyonu olduğunu tespit etmesi mümkün olmadı ve gerçekten bir şehir olduğunu sandı. formasyonu belirlemesi mümkün olmadı ve bu arayışı sadece şehrin içinde yapmıştı.

“Ahh~~~~~~~”

“YardımYardım~~~~~~~”

“Ahh~~~~~~~””

“Hayır! Sakın bana yaklaşma!Hayır Ahh~~~~~~~”

ÇN: “At that moment, in front of Chu Feng, all sorts of heart-tearing and lung-splitting miserable cries endlessly rang out.” Sanki yemek tarifi veriyor namussuz ben bunu kafamdan yazayım.
O anda Chu Feng in önünde birçok kişinin sefil çığlıklarını duyuluyordu. Chu feng dusunmeye bile gerek duymadan prens koskunun muhafizlarina kotu bir seyler olduğunu anlamisti.
O anda, Chu Feng’in etrafını, her tür kalp yırtılmalarının,akciğer parçalanmalarının sefil çığlıkları sardı. Chu Feng, Prens Konağı korumalarının başına kötü bir şeyler geldiğine emindi.

Sefalet, acı çığlıkları uzun süre çınladı. Chu Feng dikkatlice dinledi ve bitmeyen çığlıklar sonunda durdu.Chu Feng got a frightening result.
Sefalet yüzünden acı dolu ağlamaları uzun süre duydu.Chu Feng detayları dinliyordu, hiç bitmeyecek gibi olan ağlayışlar durduğunda, Chu Feng korkunç sonucu gördü.The number of miserable cries that rang out just now was exactly the same as the number of guards. Which also meant that all the people who came here, other than him, very possibly met a situation that they did not expect.
Buraya gelen insanlar da anlamına geliyordu, ondan başka, ummadıkları bir çok durum bir araya geldi.

Duyulan sefil çığlıkların sayısı, korumaların sayısı kadardı.Ondan başka, buraya gelen tüm insanların böyle bir duruma düşeceğini nasıl bilebilirdi ki,kimse beklememişti.

Eggy, ne yapmalıyım? Bu ruh Formantasyonu, hiçbir şey hissedemiyorum. Hatta geri dönüş yolunu bile bulamıyorum.” o anda Chu Feng kemik delici soğukluk patlamaları hissetmek mümkün oldu. Bu basit bir soğukluk değildi. Ölüm aurası vardı. Vucudu tüketen bir Ölüm aurası şu anda yaklaşıyordu. Aceleyle eggy den yardım isterken panik duygusu hissetmeye başladı.

“Eggy, ne yapmalıyım? Ben, ruh formasyonunu hissedemiyorum, hatta kaçış yolunu bile bulamıyorum.” Chu Feng, şimdiki kemik donduran soğukluk artışını hissediyordu. Bu sadece soğuklık artışı değildi, ölümün aurasıydı. Bu aura, onun bedenine yaklaşıyor ve onu tüketiyordu. Bu durum onu telaşlandırmıştı ve yardım istemek için aceleyle Eggy’ye sordu.

“Endişelenme.Tahminim doğruysa bu basit bir ruh formasyonu değil.İllüzyon formasyonuna benziyor.” Dedi Eggy.
Eggy “Merak etme. Eğer yanlış tahmin değilse, bu basit bir ruh Formasyonu değil. Daha çok bir Yanılsama Formasyonu gibi görünüyor.” dedi.

“yanılsama ilizyonu? Bu ne anlama geliyor?” Chu Feng hızlı bir şekilde sordu.
“İllüzyon formasyonu mu? Bu ne anlama geliyor?” Chu Feng aceleyle sordu.

Şu anda bu formantasyondan geçmek istiyorsan, öncelikle ruh formantasyonu tekniğini deşifre etmelisin.
“Buradan geçmek istiyorsan, bu ruh formasyonu tekniğini kavrayıp deşifre etmen gerek anlamına geliyor.”

“Bu formantasyon yanılsamalar oluşturur. Bu yanılsamalarda aklı baskılar. Eğer bu baskıya karşı koyamaz, gözlerinizin önünde her şeyi gerçek sanarsanız, sizi saran sisten kaçmak ve bu yeri terk etmek mümkün olmaz.”
“Bu oluşum, illüzyonlar yaratır ve bu illüzyonlar aklına eziyet eder.Bu eziyete dayanabilirsen, gözlerinin önündeki her yeri kaplayan sisten kaçabilir ve bu yerden ayrılabilirsin.”

"Ancak, eğer zihnin baskıya karşı koyamazsa, önceki insanlar gibi aynı olacak ve burada öleceksin.” Eggy açıkladı.
“Ancak bu eziyetle başa çıkamazsan, senden önceki insanlar gibi olur ve burada ölürsün.” Eggy açıkladı.

O zaman ne yapmalıyım? Neden hala herhangi bir yanılsama hissetmedim?” Chu Feng karışık hissetti.
“O zaman,ben ne yapmalıyım? Neden ben hiç illüzyon yaratamıyorum?” Chu Feng’in kafası karışmıştı.

“Feng’er.” “Feng’er.” Ama o zaman bir ses sisin dışından duyuldu.
Sisten aniden bir ses duyuldu.

Bu sesi duyduktan sonra Chu Feng’in bedeni titremeden duramadı, çünkü ses çok tanıdıktı.Sesin geldiği yöne doğru baktığında şaşırmaktan kendini alamadı.

O yerde, onlarca süliyet yavaş yavaş yaklaşıyordu ve tüm tanıdık yüzler vardı. Onlar Chu ailesiydi . Ölü Chu aile üyeleri ve onlara öncülük eden Chu Feng in babası.
Bir düzine figür yavaş yavaş yaklaşıyordu ve hepsi de tanıdık yüzlerdi. Onlar, Chu ailesinin insanlarıydı. Ölü Chu ailesi üyeleriydiler ve başı çeken kişi Chu Feng’in babasıydı.

“Baba! Neden hepiniz buradasınız?” Chu Feng, babasını gördüğünde gözyaşlarına hakim olamadı ve hiçbir şey düşünmeden ona doğru koştu.


“Chu Feng, gitme! Bu bir yanılsama.” Ama tam o anda, Eggy nin sesi Chu Feng in beyninde çınladı.“Chu Feng, gitme! Bu bir illüzyon.” O anda Eggy’nin sesi, Chu Feng’in beyninde yankılandı.

“Yanılsama?” Chu Feng aniden. paniğe kapıldı. Tekrar babasına doğru baktığında, babasının ve diğer Chu aile üyelerinin elinde kılıç tuttuklarını ve kendisine doğru gekdiklerini keşfetti. Onların hız ve güçleri derin alemin zirvesindeydi.
“İllüzyon mu?” Chu Feng birden panikledi.Tekrar babasına baktığında, onun ve diğer Chu ailesi üyelerinin ellerinde keskin bıçaklar tuttuklarını ve işkence etmek için kendisine doğru geldiklerini şaşkınca keşfetti.Onların hızı ve gücü bilge aleminin zirvesindeydi.

*whoosh whoosh whoosh*

Eski ailesinin saldırılarına karşı karşıya iken, Chu Feng gerçekten ne yapacağını bilmiyordu. Eggy nin güçü ile kurtulduktan sonra, “Baba, sen misin? Dur! Benim Chu Feng!” diye sordu.
Eski ailesinin saldırısayla karşı karşıya geldiğinde ne yapacağını bilemedi.Eggy’nin gücüyle kaçındı ve sordu; “Baba, sen değil misin? Dur! Ben, Chu Feng!”

Seni gerizekalı. Bir yanılsama olduğunu sana zaten söylemiştim. Hala soruyor musun? Tereddütsüz ve hızlı bir şekilde onları öldür, yoksa bulanık zihninle birlikte daha güçlü olacak!” Eggy kesinlikle uyardı.

ÇN: Sonunda bitti hepinizin amk :D
“Seni aptal.Sana zaten bunun bir illüzyon olduğunu söyledim! Hala soruyor musun?Tereddüt etme ve bunları çabucak öldür, yoksa senin karışmış zihninden dolayı onlar daha da güçlenecekler!” Eggy, sert bir şekilde uyardı.

Yorum Yap "MGA 297"