Otto Von Bismark Günceli

MGA 262

Eylül 24, 2016
MGA 262 - Lin Ran’a İşkence

"Sen... Sen... Sen kimsin? Benim Qilin Prens Konağı’mdan insanlara saldırmaya cüret mi ediyorsun?!"

Bu sahne diğer korumaları dehşete düşürdü, çünkü daha demin öldürülen koruma bilge aleminden bir uzmandı. Eğer böyle birinin kafasını kolayca kesebiliyorsa, yolda oturan kişinin normal biri olmadığı anlamına geliyordu.

O anda yolda oturan kişi ayağa kalktı ve kafasındaki şapkayı çıkardı. Yakışıklı ve genç bir yüz ortaya çıktı ve gülerken  kayıtsızca söyledi, "Ben buraya Qilin Prens Konağı’ndan insanları katletmek için geldim."

"Sen... Sen... Sen Chu Fengsin!"

Bu yüzü gördükten sonra korumaların yüzleri aniden soldu çünkü önlerinde duran kişi Chu Feng’ten başkası değildi.

Onlar, Chu Feng’in 7.seviye köken aleminde olduğunu hatırlamalarına rağmen yine de şu an hissettikleri aura Bilge aleminin 1. seviyesiydi. Bu değişim gerçekten hayal bile edilemezdi ve bazıları, önlerindeki insanın Chu Feng olduğuna inanmaya bile cüret edemedi.

"Chu Feng?!" Chu Feng ismini duyduktan sonra, Lin Ran vagondan dışarı çıktı.
Şimdiki Lin Ran’ın her yerinden terler akıyordu. Suratı yeşildi, gözleri çökmüştü ve buna ek olarak saçları çok dağınıktı. Bu görüntü insanları olabildiğince dehşete düşürdü. En önemli kısım ise aurası çok düşüktü. 6. seviye bilge alemine düşmüştü. Yasak ilacın geri tepkisinin ne kadar güçlü olduğu buradan görülebiliyordu.

Ancak, Chu Feng’i gördükten sonra sadece şaşırmamıştı. Anında kana susamışlığı ortaya çıktı ve Chu Feng’i işaret ederek söyledi; "Senin buraya gelmeye cüret edebileceğini asla düşünemezdim. Öldürün onu!!"

"Öldürün!!" Bu emirden sonra korumalar yavaş olmaya cüret edemedi ve hemen bilge alemi auralarını serbest bıraktılar. Güçlü basınç, Chu Feng’e doğru gitti.

Aynı anda, yirmi farklı ve güçlü dövüş becerisi kullandılar. Bu saldırılarla hem Chu Feng’in gidiş yolunu kapama hem de Chu Feng’in canını alma isteklerini gösterdiler.

*swoosh swoosh swoosh*

Ancak, Chu Feng’in altında ışık parladı ve vücudu yıldırım gibi sıçradı. Yoğun dövüş becerilerini hızlıca atlattı ve göz açıp kapayıncaya kadar korumaların önüne geldi.

*whoosh whoosh whoosh*

Hemen ardından Chu Feng iki elini birden sıktı ve ellerinde iki büyük kılıç belirdi. İki bulanık altın renk belirdiği gibi her yere doğru uçtu.

Bu bulanık altın renkler durduğunda, Qilin Prens Konağı’ndan yirmi bilge alemi uzmanının, tamamının kafası kesilmişti ve Chu Feng tarafından öldürülmüştüler.

"Senin... Senin auran, bu bedensel dövüş becerisi... Sen Bay Gri Pelerinsin!!"
(Daha önce Bay Gri pelerinli olarak çevrilmiş olabilir emin değilim.)

O anda, Lin Ran daha fazla sakin kalamadı çünkü şaşırtıcı bir şekilde Chu Feng’in o anki aurasının, savaş gücünün ve kullandığı gizemli bedensel dövüş becerilerinin Bay Gri Pelerin ile tamamen aynı olduğunu keşfetti.

Anında korkunç bir olasılık düşündü. Gong Luyun’u takip eden ve diğerlerini öldüren Bay Gri Pelerin’in, Chu Feng ile bağı yoktu, çünkü Chu Feng, Bay Gri Pelerindi. Yarım sene önce, Chu Feng’in zaten Gong Luyun’u öldürebilecek gücü vardı!

"Heh, demek kimliğimi buldun. Aptal değilsin gibi görünüyor."

"Hundred Bends vadisinde sana ne dediğimi hatırlıyor musun? Bir dahaki karşılaşmamızda, senin canını alacağım!" Chu Feng’in suratında hafif bir gülümseme vardı ama bakışları buz gibi soğuktu.

"Hmph. Eğer beni öldürmek istiyorsan, gücünün olması gerekir. O gün, seni canın için kaçmaya zorlayabildim. Bugün, senin cesedini on bin parçaya bölebilirim."

Lin Ran sinirliydi. Deli gibi kükredikten sonra elini cosmos çantasına uzattı. Siyah renkli yasak ilaç avucunda tekrar belirdi.

Yasak ilacın geri tepmesi sonucunda o, eski savaş gücüne sahip değildi. Eğer Chu Feng’i yenmek istiyorsa tekrardan yasak ilaç kullanmak zorundaydı. Kendisine büyük zarar verebilecek olmasına rağmen, o sırada yapabileceği tek şey buydu.

*whoosh*

"Ahh!"

Ama Chu Feng ona bu şansı nasıl verebilirdi? Chu Feng’in altında bir ışık oluştu ve hemen Lin Ran’ın önünde belirdi. Ardından elindeki büyük kılıç merhametsizce savruldu. Bir parıltıdan sonra, kopma sesleriyle beraber kan sıçradı. Lin Ran’ın yasak ilacı tuttuğu el, Chu Feng tarafından kesilmişti.

Elini kestikten sonra Chu Feng, yasak ilacı elinde tuttu ve garip bir güçle dolmuş ilaca bakarken gülerek söyledi," Bu şey insanlara biraz zarar versede, yine de bir değeri olmalı, bunu alırım."


Chu Feng konuştuktan sonra yasak ilacı çantasına koydu. Ardından Lin Ran’ın ayaklarının altındaki kesilmiş eline baktı ve tükürdürdükten sonra söyledi; "Bu şeyse... Köpekler bile bunu yemez, bu yüzden tutmaya değmez." Konuştuktan sonra Chu Feng ayağını kaldırdı ve Lin Ran’ın kopmuş eline basıp ezdi.

"Ahh~~~~ Senin canlı canlı derini yüzeceğim!!"

Lin Ran, Chu Feng tarafından ezilip et yığını haline gelen elini kendi gözleriyle gördüğünde acısını kalbinde hissetti ve deli gibi Chu Feng’e saldırdı.

Ancak, yasak ilacın geri tepmesi yüzünden o anki yetişimi sadece bilge aleminin 6. seviyesiydi. Çok acınasıydı, bu yüzden nasıl Chu Feng’i yenebilirdi ki?

"Kahrolasıca." Chu Feng, Lin Ran’ı tekmeleyip yere düşürdü. Lin Ran’a baktı ve söyledi; "Diğer insanların kendilerini hadım etmesini görmek istiyorsun huh? Bugün, sana başkası tarafından nasıl hadım edileceğini göstereceğim." Konuştuktan sonra Chu Feng ayağını kaldırdı.

"Hayır!!" Lin Ran dehşete düşmüştü ve panikle bağırdı.

Ama Chu Feng, onun sözlerini dinler miydi? Chu Feng’in ayağı, merhametsizce ezdi ve bir “puchi” ile Lin Ran’ın pantolonundan kan fışkırdı. Genital bölgesi, Chu Feng tarafından et yığını haline getirildi.

"Hehehe, Neden bu kadar küçük? Hiçbir şey hissedemedim bile." Chu Feng alaycı bir şekilde söyledi ve Lin Ran’ın cansız ifadesini görünce, kalbinde biraz daha iyi hissetti.

Lin Ran’ın suratı kül gibiydi. Vücudundan hissettiği acı, kalbindeki acıyla karşılaştırılamazdı bile. Oğlu yoktu çünkü Chu Feng tarafından öldürülmüştü. Cinsel organı yoktu çünkü Chu Feng tarafıından et yığını haline getirilmişti. Gerçekten gelecek nesli olmayacaktı, çünkü oğlu veya torunu yoktu.

"Sen hala Qilin Prens Konağı’nın Lin klanının baş yöneticisisin. Neden bu kadar fakirsin? Üstünde sadece birkaç düzine yüksek kalite bilge ilacı var. Bunlar benim dişimin kovuğuna bile yetmez." Chu Feng, Lin Ran’ın cosmos çantasını almıştı ve içindekilere bakıyordu.

"Öldür beni." Lin Ran bu sözleri ölü gibi söyledi.

"Ne dedin?" Chu Feng duymamış rolü yaptı.

"Öldür beni!!" Lin Ran bağırdı.

"Oh? Ölmek mi istiyorsun?" Chu Feng güldü ve eğilerek söyledi; "Oğlunla tekrar kavuşmak mı istiyorsun?"

"Sen... Sen... Ne demek istiyorsun?" Chu Feng’in sözlerini duyduktan sonra suratı tamamen değişti çünkü bu hayatta bir oğlu yoktu. Tek oğlu Gong Luyundu ama Gong Luyun’un onun oğlu olduğunu kimsenin bilmemesi gerekiyordu. Açıkça, Chu Feng’in sözleri, onun bir şeyler bildiğini gösteriyordu.

"Heh, bir şey demek istemiyorum. Eğer kavuşmak istiyorsan, sana bu şansı vereceğim. Ancak bundan önce, sana yeteri kadar işkence etmedim." Chu Feng garip bir şekilde güldü ve elinde keskin bir bıçak belirdi, ve Lin Ran’ın gözlerinden birine doğru sapladı.

“Ahh~~~~~~~” Ardından küçük yolda, çok uzun bir süre sonra sakinleşinceye kadar çeşitli acı çığlıkları  yankılanmaya devam etti.



Yorum Yap "MGA 262"