Otto Von Bismark Günceli

MGA 22

Eylül 04, 2016

Kız ve Canavar Arasındaki Büyük Savaş

Önceki BölümTanıtım | Sonraki Bölüm


Çeviri için falcon kontrol/düzenleme için Ahmet_61 arkadaşlara teşekkürler. Size de keyifli okumalar😀

‘’Bunu hayal etmiyorum, değil mi?’’

Chu Feng ruh bitkisinin nerede olduğunu hissedebilmesine şaşırdı ve tabii ki bunun ne anlama geldiğini de biliyordu.

Eğer bu his doğruysa o zaman Chu Feng Ruhsal İlaç Dağında sudaki balık gibiydi.

‘’whoosh’’

Bunu düşününce, Chu Feng tereddüt etmedi ve hissettiği yere doğru ilerledi. Bunu iyice araştırmak istiyordu.

Yaklaştıkça daha da mutlu olmaya başladı çünkü Gökyüzü Ruhu Bitkisinin hareketleri kafasında daha da güçleniyordu. Bu da hissettiği şeyin hayal olmadığı anlamına geliyordu.

Diğer bir çalılığı geçtiğinde Chu Feng karşısında kırmızı bir bitki gördü ve bu Gökyüzü Ruhu Bitkisiydi.

Gökyüzü Ruhu Bitkisi, Yer Ruhu Bitkisinden bayağı bir iyiydi. Kırmızı yaprakları ve gövdesi, kırmızı bir ışık yayıyordu ve yanıyor gibi görünüyordu. Gecenin karanlığında çok güzel görünüyordu.

‘’Seni küçük şey, tüm gün benimle oynadıktan sonra bu sefer benden kaçabilecek misin göreceğiz bakalım!’’

Gökyüzü Ruh Bitkisini görünce Chu Feng durmadı ve aniden ileri atıldı. Ruhsal enerjisini ayaklarında yoğunlaştırdı ve hızı ikiye katlandı. Kaşla göz arası Gökyüzü Ruh Bitkisinin önünde belirdi.

‘’hhuuummm’’ fakat Chu Feng daha elini bile uzatamadan Gökyüzü Ruhu Bitkisi ortadan kayboldu ve hiçbir yerde görülemiyordu.

‘’Kaçmak mı istiyorsun, peki kaçabilir misin?’’

Gökyüzü Ruhu Bitkisinin görünmezlikle kaçmak istediğini görünce, Chu Feng’in yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi. İleri uzandı, önündeki boşluğu yakaladı. O zaman yüksek bir çığlık duyuldu.

Bir Gökyüzü Ruhu Bitkisi Chu Feng’in ellerindeydi.

Gökyüzü Ruhu Bitkisi Chu Feng tarafından yakalandığında, ansızın arkasına döndü ve delice çırpınmaya başladı. Gücü Yer Ruhu Bitkisinden kat ve kat daha fazlaydı ama Chu Feng’in ellerindeyken nafileydi. Sonunda, Gökyüzü Ruhu Bitkisi uysal bir şekilde ruhsal doğasını kaybetti ve Chu Feng’in avucunda yarın santimlik (Ç.n:‘inç’ kullanılmıştı onu santime çevirdim.) kırmızı bir ruhsal ilaç olarak kaldı.

‘’Görünüşe göre bu bir hayal değil.’’

Chu Feng Gökyüzü Ruh Bitkisini çantasına attı ve kalbinde delicesine mutluydu. Bu özel hissetme yeteneğinin nereden geldiğini bilmiyordu ama Chu Feng ona gerçek anlamda güvenebilecekti.

‘’Tabii eğer…’’

Ama düşününce gücün nereden geldiğini fark etmek Chu Feng için zor değildi. Sonuçta bu, Bin Kemik Mezarına girdikten ve acayip bir gazın beynini hedef aldıktan sonra ortaya çıkmıştı.

O acayip gazın saldırısı sonucunda Chu Feng’in hissetmesinin güçlenmiş olması mantıklı bir cevaptı.

‘’Başka bir tanesi daha kendiliğinden kapıma geldi.’’

Tam o sırada gözleri yine parladı. Bir başka Gökyüzü Ruhu Bitkisi daha radarına yakalanmıştı.

Bu kadar güçlü bir hissetme ve yer bulma becerisi altında, hiçbir Gökyüzü Ruhu bitkisi Chu Feng’den kaçamazdı. Her kaçma girişimi boşunaydı.

Chu Feng tüm gece uyumadı ve sabah olduğunda, onlarca Gökyüzü Ruhu Bitkisi yakalamıştı. Böyle bir hasat insanları delirtirdi.

Eğer biri bunu öğrenirse, Chu Feng’i soyma ihtimali bile vardı. Sonuçta, Ruhsal İlaç Dağında öğrenciler arasındaki kavga ve soygun sayısı hiç de az değildi.

Ama Chu Feng’in algılama gücü sadece ruh bitkileriyle sınırlı değildi. Bir insan bile belli bir alana girdiğinde, Chu Feng tarafından anında tespit edilebilirdi. Bu yüzden neredeyse kimse Chu Feng’in izini bulamazdı.

Bir gün daha geçti ve akşam oldu. Chu Feng’in çantası neredeyse doluydu. Bu sefer, Chu Feng avlanmaya devam etmedi ve Gökyüzü Ruhu Bitkilerinin enerjilerini emebileceği gizli bir yer buldu.

Chu Feng’in enerji emiş hızı çok yüksekti ve sadece 4 saatte Gökyüzü Ruhu Bitkisi ile dolu çanta tamamen boşalmıştı.

Bununla, dantianı daha da doydu. Bu Chu Feng’i çok mutlu etti ve Gökyüzü Ruhu Bitkisi, Aziz Ruhu bitkisiyle kıyaslanamaz olsa bile, eğer her gün bu miktar enerji emerse, 10 gün içinde seviye atlayabilirdi.

O günden sonra, Chu Feng her gün gece geç saatlere kadar Ruhsal İlaç Dağında gezinerek Gökyüzü Ruhu Bitkisi avladı.

Gündüz avladığı ruh bitkilerini emdi sonra 4 saat dinlendi ve delice avlanmaya devam etti.

İlaç dağına gireli 9 gün olana kadar hep böyle devam etti ve 9. Gün dantianında büyük bir değişiklik hissetti.

9 Şimsek Canavarları yine değişti ve Chu Feng sonunda 4. Seviyeden 5. Seviyeye geçiş yaptı.

‘’Bu güç ile 6. Seviyedeki insanlarla savaşabilirim.’’

Aynı gücün birçok kez geliştiğini hissedince, Chu Feng söyleyecek kelime bulamadı. İçinde Tanrısal Yıldırım bulunan Chu Feng gerçekten diğerlerinden çok güçlüydü.

Özellikle 3 Yıldırım Tekniği. Eğer o tekniği kullanırsa, o zaman 6. Seviyedekiler bile onun rakibi olamazdı.

Seviye farkı olan dövüşler zaten sağduyuya meydan okuyan dövüşlerdi. Çok yüksek yeteneği olan dahiler becerebiliyor olsa bile bunlar dahilerdi. Eğer bu tarz bir şey tanıdıkları bir insanın başına gelse, herkes şok olurdu.

Chu Feng gücünü arttırınca tekrar Gökyüzü Ruhu Bitkisi avlamaya gitti. Bu kez çok daha kolaydı. Sadece yarım günde çoktan çantasını doldurmuştu. Yiyecek çantası boş olduğu için Chu Feng o çantayı da ruhsal ilaç depolamak için kullanıyordu.

Ama o anki Chu Feng sadece Gökyüzü Ruhu Bitkisini düşünmüyordu. Daha da iç kesimlere gitmek ve 6. Seviye vahşi canavar kadar güçlü olan Aziz Ruhu Bitkilerine de bakmak istiyordu.

‘’Bu aura…’’

Fakat daha iç kesimlere gireli çok olmamıştı ki Chu Feng iki çeşit aura hissetti ve ikisi de çok güçlüydü.

İlki, ruhsal bitkinindi. Çok güçlü, kötü hissettiren aura, tabii ki ruhsal doğaya sahip olan Aziz Ruhu Bitkisiydi. Sayıları çok fazlaydı, neredeyse 100 taneydiler.

Diğer aura bir insanındı. O da gerçekten çok büyük bir auraydı. Bu yüzden bu Ruh Aleminin 7. Seviyesinde olan biri olmalıydı.

Tam o anda, iki aura birbiriyle birleşti. Bu kişinin, Aziz Ruhu Bitkisiyle büyük bir savaş içinde olduğu açıktı. Fakat o kişinin aurası sabit değildi, bu yüzden bir tuzağa düşürülmüş olabilirdi.

‘’Bu kadar Aziz Ruhu Bitkisine tek başına saldırmaya kim cesaret etti?’’

Meraklı bir kalple, Chu Feng sonucu görmeye karar verdi. Sıra sıra ağaçları geçtikten sonra, uzaktaki sahne karşısında tutulmuştu. 3 metre uzunluğunda, mor dikenlerle dolu ve ağzı diş dolu olan devasa bir bitki. Vücudundan baskı yapan bir aura yayıyordu ve Aziz Ruhu Bitkisi gibi gözükmüyordu bile. Tam bir canavardı.

Ama canavardan daha çok Chu Feng minyon figüre konsantre oldu çünkü bu minyon figür sadece 100 Aziz Ruh Bitkisinin oluşturduğu formasyondan geçmedi, ayrıca ismiyle eşleşen bir güzeldi.

Zarif uzun saçları, narin yüzü, o kar beyazı teni, tehlike karşısında içinde hiç korku olmayan ve yerine pes etmeyecek olan gözleri Chu Feng’i derinden etkiledi.

Bu kız hiç şüphesiz Chu Feng’in gördüğü en güzel kızdı. Fakat Chu Feng’in o kızdan hoşlanması sadece güzelliğinden dolayı değildi. Ayrıca yaşına rağmen sahip olduğu güçtü.

‘’Aşağıya dikkat et!’’

Aniden Chu Feng yüksek sesle bağırdı çünkü Aziz Ruhu Bitkisinin kızın ayağının hemen altında saklandığını hissetti.(Yerin altında demek isteniyor.)

‘’Ne?’’

Kız Chu Feng’i fark etmedi bile ama hiç beklenmedik bir bağırış yine de onu çok şaşırttı. Hiç düşünmeden ayaklarıyla yere vurdu ve havaya sıçradı.

Yerden zıpladığı anda, devasa bir Aziz Ruhu Bitkisi pençe ve dişlerini göstererek yeri deldi ve dışarı çıktı.

Bu beklenmedik olay kızda kalıcı bir korku yarattı. Eğer o sesin uyarısı olmasaydı, o zaman çoktan büyük bir bedel ödemiş olacaktı. Yüreğinde minnetle, Chu Feng’e doğru baktı.

Fakat Chu Feng’i gördüğü an, narin yüzü dondu ve şaşkınlıkla, ‘’O sen misin?!’’ dedi.

Önceki BölümTanıtım | Sonraki Bölüm


Yorum Yap "MGA 22"