Dünyanın Oluşumu Günceli

MGA 20

Eylül 03, 2016

Bin Kemik Mezarlığı



Çeviri için Wertyul kontrol/düzenleme için Ahmet_61 arkadaşımıza teşekkürler. Size de keyifli okumalar…

“Lanet olsun. Bu adam bir maymunun reenkarnesi mi? Nasıl bu kadar hızlı olabilir?

“Bu çocuk basit değil. Bu yaşta bu kadar güce sahip ve bizim kılıç formasyonumuzdan ile kaçabiliyor. O çok yüksek bir yeteneğe sahip olmalı. “

“Doğru. İllüzyon Elini bu seviyede kullanan birini ilk defa görüyorum. O böyle gelişmeye devam ederse akıl almaz olur.”

“Bu yüzden biz, onun buradan canlı olarak ayrılmasına izin veremeyiz yoksa o, ileride sayısız soruna neden olacak.”

Üçü, Chu Feng’in gücünü daha da anlayınca, kalpleri daha da soğudu. Onlar zaten yavaşça, Chufeng’i, Ruhsal İlaç dağında öldürmeye karar vermiştiler.

“Bu üçünün hızı çok aşırı. Onlardan kaçamıyorum bile.”

Aynı zamanda Chu Feng, bu üç kişinin gücü karşısında suskundu. Onun gücü aynı seviyede olan insanlardan yüksek olmasına rağmen bir seviye yüksek olan insanlara karşı biraz zayıf hissetmişti.

Ama neyse ki Chu Feng’in dantianında bolca ruhsal enerji vardı. Dayanıklılığından dolayı, Chu Feng kaçmaya devam ederse üçünün kovalamayı bırakacağına inandı.

Fakat Chu Feng, başka bir sorunu düşünüyordu. Kılıç Birliğinin gücü ufak değildi. Gelecekte, Ruhsal İlaç Dağından ayrıldıktan sonra, Bu üçü Kılıç Birliğini ona zarar vermek için kullanırlarsa sorun olabilirdi.

Onu Üç Yıldırım Tekniğiyle, “yapma ya da dinlenme” görüntülerinden ve üç kişiyi susturma olayından tereddüt ediyordu.

[Y.N: Burada üç yıldırım tekniğini kullanıp, kullanmamasını anlatıyor.]

Fakat sonunda, bu düşünceyi aklından uzaklaştırmıştı. Sonuçta, aynı okuldan olan insanları öldürmek büyük bir suçtu ve herhangi bir iz keşfedilseydi bunun tüm Chu ailesini etkileme olasılığı olabilirdi.

“Hummmm.”

Ama o anda, beyaz ışıkların tüm vücudunda ortaya çıktığını şaşkınlıkla keşfetti.

Çünkü ışıklar ortaya çıkınca, gökyüzü zaten karanlıktı, anormalce göz kamaştırıcı gibi görünüyordu ve bu çok garipti.

“Bu…..”

Bu ışık daha da güçlendi, ışık gün gibi ormanı aydınlatıyordu. Ama Chu Feng’i hayrete düşüren, sayısız beyaz kemiğin etrafını sarmasıydı.

Beyaz kemiklerin büyük alanı, ormanda gömülü bulundu. Onlar okyanus gibi engindi.

Bu kemikler çok özeldi. Sadece yeşim gibi temiz beyaz değillerdi, her kemik ağır bir aura yayıyordu.

Üst üste sayısız auranın baskısında Chu Feng boğuluyormuş gibi hissetti. Adımları ağırlaştı ve tüm vücudu gücünü kaybetti.

“Bu yer de ne böyle?”

Chu Feng çok şaşırmıştı. Bu özel kemikler sıradan insanlar tarafından sahiplenen bir şey değildi. Bu beyaz kemiklerin sahibi oldukça usta olmalıydı.

Gelişimde belli bir seviyeye ulaştıktan sonra insanlar kemikleri çürümeden ölebilir. O insanların kemikleri sadece yeşim gibi beyaz değildi, onlar insanları caydırmak için hala belli bir miktar basınç içeriyordu.

Chu Feng’in anlayamadığı şeyler vardı. Sadece bu kadar uzmanın nereden geldiğini anlamamıştı. Bu kadar çok beyaz kemiğin burada görünmesi sağduyunun ötesindeydi. Ruhsal İlaç Dağı yasak bir bölgeydi. Hemen hemen her gün Elderler etrafta devriye gezerdi. Nasıl bu kadar beyaz kemiği burada bırakıp ve onları umursamazlardı?

Sürpriz dışında, Chu Feng paniklemeye başlamıştı. Daha fazla düşündüğünde sanki bu doğru gelmedi. Daha da fazla düşündü çok daha fazla ürperti omurgasından aşağı indi. Sonuçta, 15 yaşında genç bir adamdı. Böyle karanlık bir orman alanında sıkışınca, tabii ki kalbinde korku hissedecekti.

“Bu……”

Aniden, Chu Feng’in gözleri parladı. O, beyaz kemiklerin içinden sakince yürüyen bir silüet olduğunu şok içinde keşfetti.

Chu Feng belli belirsiz yürüyenin yaşlı bir adam olduğunu görüyordu. Yaşlı adam, kar gibi beyazdı. Yeşil bir cübbe giyiyordu ve cübbenin üstünde, sekiz trigram işareti vardı. Yaşlı adam sağ elinde çok garip bir sinek fırçası tutuyordu.

Yaşlı adam yüzünde gülümseme vardı ve yavaşça Chu Feng’e doğru beyaz kemiklerden azıcık bile etkilenmeden yürüyordu.

Ama Chu Feng’i en çok şaşırtan şey ise yaşlı adamın derisinde yeşim gibi ve soluk ışık tüm vücudundan yayılıyordu. Bu tür özel aura, dünyaya inen bir aziz gibiydi.

“Lord. Bu….. Bin Kemik Mezarlığının efsanelerinden değil mi?”

O anda, Kılıç Birliğindeki üç kişi yanına koştu. Ama artık Chu Feng’e saldırmak gibi düşünceleri yoktu, gözleri önündeki sahne tarafından kendilerinden geçmişlerdi.

Chu Feng’in paniğiyle karşılaştırıldığında, tek kelime üç kişinin yüzüne yazılmıştı. Korku.

“Bin Kemik Mezarlığı mı? Burası ne tür bir yer?” Chu Feng’in kalbi titredi ve sadece bu kelime onun huzursuz hissetmesini sağladı.

“Lanet olası velet, hepimizi öldürdün. Aslında, bizi böyle bir yere getirdin. Bu Bin Kemik Mezarlığı tehlikeli bir mekandır.” Bu kabarcık erkek titrek bir sesle söyledi.

“Tehlikeli mekan mı?”

“Doğru. Gerçek tehlikeli mekan. Hayır, o bir efsaneydi. Ruhsal İlaç Dağının efsanelerinden biri.”

‘’Efsanelere göre burada araştırılamaz gerçek dışı Bin Kemik Mezarlığı var ve programsız zamanlarda Ruhsal İlaç Dağında ortaya çıkıyor.’’

”Burası gerçekten mutlak tehlike mekanıdır. Efsaneler, buraya adım atanın canlı dönemeyeceğini söyler. Canlı kalan insanlar da hayatlarına deli olarak devam ederlerdi.”

“Ben korkunç efsanenin doğru olduğunu hiç düşünmezdim. Biz, Bin Kemik Mezarlığına girdik.”

Diğer ikisi de çok korkuyorlardı. Onlar konuşurken, bazı kelimeleri anlamsızdı ve bu, yüreklerinde ne kadar korku olduğunu gösteriyordu.

“Eğer sorabilirsem, bu gerçekten Bin Kemik Mezarlığı mı?”  Chu Feng bakışlarını, elinde gizemli bir sinek fırçası tutan yaşlı adama doğru çevirdi.

Chu Feng yaşlı adamın vücudundan hiçbir şey hissedememesine rağmen sadece onun dış tarafına bakarak onun sıradışı olduğunu söyleyebilirdi. Şüphesiz o, Yeşil Ejder okulunda bazı büyük silah olmalıydı.

Fakat onu şaşırtan şey, yaşlı adam açıkça ona bakıyordu, ama o bile ağzını açmıyordu. Aksine, ağızlarının köşeleri garip bir gülümseme gösterdi.

“Kiminle konuşuyorsun?”

“Lanet olası velet! Bizi kandırmaya çalışma.”

Ama beklenmedik şey, yaşlı adam Chu Feng’in çağrısını dinledikten sonra, üç Kılıç Birliği üyelerinin yüzleri tek bir iz bırakmadan soldu.

“Bu insanla konuştuğumu görmüyor musunuz?” Chu Feng, uzakta olmayan gizemli yaşlı adamı işaret etti.

“Ne insanı? Seni velet, sen gerçekten ölmek istiyorsun.” Bu kabarcıklı erkek, kılıcını tuttu ve Chu Feng’e saldırmak istedi.

“Onu rahatsız etmeyin. Bu adamla ilgili bir şeyler yanlış ve biz burayı çabucak terk etmeliyiz.” Fakat onun saldırmasına izin vermeden önce, diğer ikisi onun omuzlarını çekti ve geldikleri yola doğru onu uzağa sürüklediler.

“ji,ji,ji,”

Fakat o anda, tüm yönlerden kulak delici bir ses geldi. Bu ses çok garip, çok korkunçtu ve milyonlarca ruh inliyor, adaletsizlik hakkında çığlık atıyor gibiydi.

Aynı zamanda, Chu Feng’in etrafındaki kemiklerin üstünde sayısız koyu yeşil gazın olduğunu şokla fark etti ve bu sayısız çığlık gazlardan geliyordu.

Fakat Chu Feng’i en çok huzursuz eden şey, o garip, koyu yeşil gazların Chu Feng ve diğerlerin etrafında dolanmasıydı.

Yorum Yap "MGA 20"