Otto Von Bismark Günceli

İSSTH 9

Eylül 05, 2016
Çeviri için F5 Tarikatı Lideri Useless’a, düzenleme için Fullbringer’a teşekkürler.

  
 Bölüm 9: Sabırsızlık Ve Hüsran

  3.seviyede ki Zhao Wugang bu tekniği kullanarak gücünü ve hızını birkaç derece arttırmıştı. Tamamen açgözlülük ile dolu yüzüyle iğrenç bir şekilde sırıtarak Meng Hao’ya doğru ilerledi. Pençeleri güneş ışığının altında parıldıyordu.
Güvenle kaplanmıştı. Meng Hao kaçabilirdi ama paçayı kurtaramazdı.
“Koş.” Zhao Wugang vahşi bir gülümsemeyle gülüyordu. Güçlü sesi havada yansıyordu. “Sen Zhao Wugang’in yeteneklerinden kurtulamazsın.”
Zhao Wugang şeytani canavara dönüşürken Meng Hao kaçmaya devam ediyordu. Gözünün ucuyla olanları görmüştü ve yüzünü şaşkın bir bakış kaplamıştı. Ama ardından sanki aklına farklı bir şey gelmiş gibi şaşkınlık giderek yerine garip ve tuhaf bir bakış almıştı. Bu şeytani form tam olarak ayna tarafından kıçları patlayan çeşitli yaratıkların formlarına benziyordu. Aslında onun kürkü canavarlarınkinden daha parlaktı.
Meng Hao yüzündeki garip ifadeyle Zhao Wugang’a baktı. Onun bedenini kaplayan kalın ve altın renkli kürk onun bir tür hayvanlar kralı gibi gözükmesini sağlamıştı.
Zhao Wugang onun yüzündeki garip ifadeyi görünce şaşırmıştı. Ki Yoğunlaştırma da 3.seviyeye ulaştığında bu tekniği denemişti ama bu ilk kez başka birisine karşı kullanışıydı. Meng Hao’nun ifadesi onu rahatsız etmişti. Soğukça burnundan soludu ve cani bir şekilde ona baktı.
“Bence….sen büyük olasılıkla bu bakır aynayı seveceksin!” Meng Hao konuştu. Zhao Wugang yarı-şeytan formunu aldığında hızı artmıştı ve Meng Hao onun aralarındaki mesafeyi hızlıca kapattığını fark etmişti. Geriye birkaç adım atıp depolama çantasını tokatladı ve bakır ayna ortaya çıktı. Garip bir ifade hala suratını kaplarken tüm kibirli görkemiyle aynayı Zhao Wugang’a doğrulttu.
Ayna parlamaya başladığında Meng Hao aynanın daha önce yaydıklarından daha yakıcı bir sıcaklık yaydığını hissetti. Bu reaksiyon daha önce karşılaştığı diğer canavarlarda oluşandan çok daha güçlüydü. Sanki onun içinde bir tür güç susuzluğu serbest kalmıştı. O anda aynadan bir tür görünmez Ki patlaması çıktı ve ileri doğru gitti.
Zhao Wugang, Meng Hao’ya doğru sıçradı. Aurası vahşilik ve öldürme arzusu yayıyordu. O anda garip hissetti sanki bir tür gaz bedenine girmişti. O içini şiddetle bulandırıyordu ve dışardan bakıldığında sanki Qi çıkış yolunu pençeliyor gibiydi. Zhao Wugang’in ifadesi değişti. Organlarında kritik düzeylere yükselen şiddetli bir acı hissediyordu. Hiç düşünmeden Qi’yi zorla dışarı atmak için dantian bölgesine itti.
Ki güçlüydü ve sanki ortaya çıkmak için bedeninde zayıf bir nokta arıyor gibiydi. Onu dantianına ittiğinde birden kalçalarına yönelip bir anda şiddetli ve yürek burkucu bir acıyla birlikte patladı. Zhao Wugang kontrol edilemeyen kan dondurucu bir çığlık attı.
(Ç.N Çocuk gö… kaybetti :D )
Daha önce böyle bir ses çıkarmamıştı çünkü hiç böyle bir şey deneyimlememişti. Öfkeli bir biçimde Meng Hao’ya baktı. Kan çanağına dönmüş gözlerindeki öldürme arzusu daha da şiddetlendi.
“Kıdemli Erkek Kardeş Zhao…” Meng Hao kalbi küt küt atarken konuştu. Bu biriyle savaştığı ilk seferdi. “Neden burada bitirmiyoruz? Eğer sen işleri benim için zorlaştırmazsan bende senin için zorlaştırmam. Bir mutlu son.” Ellerini aynanın üzerine kenetlemişti. Rakibinin çığlıkları onu rahatsız etmişti. Bunu kaldıramadı. Sonuçta o bir şeytani canavar değil bir insandı.
“Seni küçük piç!” Zhao Wugang bağırdı.” Bugün sadece seni öldüremeyeceğim ayrıca dağdan aşağı inip aileni bulacağım ve onları da öldüreceğim! Tüm klanını aşağılayacağım!” Acı onun neredeyse delirmesine sebep olmuştu. Gözleri yanmıştı ve keskin pençeleriyle onu parçalamaya hazır bir şekilde Meng Hao’ya doğru atladı.
Meng Hao sadece bir bilgindi ve daha önce hiç kimseyle savaşmamıştı. Ama cesarete sahipti ve Zhao Wugang’in dediklerini duyduğundun da bu gözlerinin öldürme arzusuyla parlamasına neden olmuştu. Onu açıkça tahrik den biriyle konuşması için bir neden yoktu. Onun sefil çığlıklarına dayanamıyordu ama böyle tehditler herkesin gözünün dönmesine neden olurdu. Birkaç adım geri gitti ve gözü kara bir şekilde aynayı destekledi.
Zhao Wugang yaklaşırken bir şeyin ona doğru kükrediğini hissetti. Bir kez daha korkunç Ki bedenine girdi. Demin deneyimlediği şeyi dikkate alarak kendini koruyarak Ki kaçmasın diye onu mühürlemeyi denedi. Tam bu sefer başardığına inanırken birden hareketlendi ve guruldadıktan sonra sol kulağında patladı.
(Ç.N: Demek ilk hedefi kıç sonra diğer bölgelere yöneliyor :D )
Bu seferki acı önceki sefere göre kat kat yüksekti. Açıklanamayacak kadar korkunç bir tizlikte çığlık attı ve ardından sağ kulağı patlayarak kan sağanağına neden oldu.
Kafası sanki ortadan yarılmış gibi hissediyordu ve yüzü solarak beyazlaşmıştı. Şaşkınlıktan dili tutulmuş bir şekilde Meng Hao’ya baktı ve ardından yüzü korkunç derecede acımasızlık ile doldu.
“Senin tüm aileni öldüreceğim! Tüm klanını yok edeceğim!! Hepsine böyle bir acıyı hissettireceğim ardından çığlık atarlarken ölmelerine izin vereceğim!” Acı devam ediyordu ve kulakları duymuyordu. Rakibini öldürmek için delice bir azimle Meng Hao’ya doğru atladı.
“Sana yüz veriyorum ama sen bunu görmezden geliyorsun.” Meng Hao şaşkın bir şekilde konuştu. Daha önce hiç aynanın kulak patlattığını görmemişti. Sert bir şekilde bakarken biraz daha geri çekildi ve ayna Zhao Wugang’ın üzerinde yeniden parladı.
“Meng Hao!!” Zhao Wugang bağırdı. Sağ kulağı patlayarak parçalanmıştı ve gözleri şişmişti. Yüzünde artık vahşi bir öfke yoktu onun yerini şaşkınlık ve korku almıştı. Hayatında dönmediği kadar hızlı bir şekilde döndü ve kaçmaya başladı. Artık Meng Hao ile dalaşmak için hiç arzuya sahip değildi. Ama kalbindeki korku o kadar şiddetli titremesine neden olmuştu ki kaçamıyordu. Bunun yerine odaklandı ve yeniden öldürme arzusunu getirdi. Meng Hao’nun ailesine acı çektirmek ve bu lanet olası bakır aynayı uzaklaştırmak istiyordu.
Ancak o döndüğü an ayna ilk kez Meng Hao’nun ellerinden uçtu. İlgisi uyanmış gibi görünüyordu. Zhao Wugang’a doğru uçtu ve ona bir çok kere saldırdı. Zhao Wugang’ın gözleri çaresizlik ile doluydu. Sanki bedenide akla hayale sığmayacak bir güç giriyordu. Kontrolsüzce çığlık attı. Ardından bir şey onu havaya attı ve sağ kulağı, sol kulağı, göğsü ve bacakları şiddetle patladı.
Ki patlarken havaya kan sisi gönderdi. Zhao Wugang’in gözleri karardı ve bedeni yavaşça eski haline döndü. Kürk kayboldu ve görünüşe göre bu yüzden bakır ayna ilgisini kaybetti ve Meng Hao’nun eline geri uçtu. Zhao Wugang’in bedeni yere düştü.
Her yeri kan kaplamıştı. Zhao Wugang’in ölü gözleri hala korku ve umutsuzluk ile parlıyordu. Onu gören herkes kesinlikle titrerdi.
Zhao Wugang’in cesedine bakarken Meng Hao derin bir nefes aldı. Bakır ayna uçarak eline geldiğinde bedeni sallandı. Gözleri korku ve saygıyla doluydu. Canavarların patladığını görmek çok önemli değildi ama bu seferki yaşayan bir insandı. Her yere dağılmış kan ve et parçalarını gördüğünde titredi. Aynanın üzerindeki ölüm kokusu onun aynadan kurtulmak istemesine neden oluyordu. Elini gevşetti ve onu yere attı.
(Ç.N: Lan aynaya dokunma. Onun sayesinde 2.seviye oldun. Sana o kadar şey yaptı bırak ölsün. İlk öldürme korkunçtur. İkincisi daha korkunç olur. Ama 3.den sonra alışırsın rahat ol :D )
(D.N: Useless özel hayatında kiralık katil arkadaşlar.Gündüz uyuyor gece 3-4 gibi işe çıkıyor.Ciddiyim.)
Nede olsa o sadece bir bilgindi. Ayna ilk başta ilgi çekiciydi ama şuanda dehşet vericiydi ve Meng Hao’nun inandığı konfüçyüsçü idealler ile çakışıyordu.
Bir süre sessiz kalıp kalbinin kızıştığını hissetti. Gözlerinde ki hayal kırıklığı görülebiliyordu. Kalbinde o hala Yunjie Eyaletinden bir bilgindi. Hep doğruyu konuşurdu ve bırak birini öldürmeyi hiç kimseyle kavga bile etmemişti. Onun bu düşünce tarzı kalbinde derince kökleşmişti ve kolayca değişmezdi. Bunu düşünürken kalbinde mücadele etti.
“Konfüçyüsçülüğün görgü kuralları, iyiliği, adaleti, mutluluğu ve gerçeği arama öldürmeden uzaklaşmayı gerektiriyor. Ama Tarikat ‘Güçlü zayıfı avlar’ diyor. Ben şuan bu sözün anlamını biliyorum ama uygulamaya dökmek zor…” Meng Hao titriyordu ve neler olduğunu düşünmesi bile onun korkmuş hissetmesini sağlıyordu. Uzun bir sürenin ardından derince iç çekti ve uzaklaştı.
Ama birkaç adım attıktan sonra durdu ve dönerek Zhao Wugang’in cesedine geri döndü. Onun depolama çantasını aldı ve Alev Yılanı oluşturarak onun cesedin üzerine yerleştirdi.
Ateş cesedi tamamen yemedi bunun üzerine Meng Hao Ruh Yoğunlaştırma Hapını kullanarak 3 tane daha Alev Yılanı oluşturdu ve cesedi tanınamayacak hale getirene kadar yaktı.
Biraz nefes egzersizi yaptı ardından dişlerini gıcırdatarak 2 tane daha Alev Yılanı gönderdi. Ceset tamamen kül olmuştu.
Yerde duran aynaya bakıp çenesini perçinledi ve oraya doğru yürüyüp onu alarak sıkıca kavradı.
Meng Hao hala çelişkide ve korkmuş hissediyordu. Olabildiğince hızlı bir şekilde Ölümsüz Barınağına gitti. Şaşkın bir şekilde oturdu. Zhao Wugang’in depolama çantasını açmak için hareketlenmeden önce uzun bir süre oturdu. Depolama çantasının içine baktığında gözleri parladı. İlk insan öldürüşünün sebep olduğu karanlık ruh hali aniden değişti.
“Bu çocuk çok zengin.” Nefesini emerek bağırdı. Depolama çantasının içinde 8 Ruh Taşı, 7 Ruh Yoğunlaştırma Hapı ve garip sembollerle kaplı bir kemik parçası bulunuyordu.
Kemik parçasına baktı ardından hemen onu bir kenara attı. Bu kemik parçası Yarı-Şeytan Tekniğini nitelendiriyordu. Ona dokunmaya bile cüret edemiyordu. Yarı şeytana dönüşmek ve ardından kendi bakır aynası tarafından yok edilmek istemiyordu.
Kemiği attığında birden uçan kılıcı hatırladı. Barınaktan çıkarak ormana gitti ve onu ormanın içinde buldu. Ardından ışıltılı gözlerle onu incelemek için Ölümsüz Barınağına geri döndü.
Meng Hao Ölümsüzlük yolu ve konfüçyüscülük yolu arasındaki farkları nasıl bağdaştıracağını bilmiyordu. Bu mesele hakkında düşünmemeye karar verdi. Belki bir gün anlardı ama şuan en önemli şey bu Tarikatta nasıl hayatta kalacağıydı.
Gözleri çözüm bulmak ile dolarken Ruh Taşlarını aldı ve onları hissetti ardından bakır aynayı alarak onu yanına koydu ve bir süre izledi.
“Kıdemli Erkek Kardeş Zhao beni kışkırttı.” Meng hao mırıldandı. “Ben karşılık verdim. Bazı şeyleri düzeltmeye çalıştım ama o kabul etmedi. Ben birini öldürdüm ama makul olmaya çalıştım. Ben kibar olmayı denedim ama o ölüme koştu.”
“Kan kokan ayna. Bu kötü insanların elinde kötü bir araç olur. Ama benim ellerimde farklı olacak. Benim kalbimde konfüçyüsçülük iyiliği var ve bu benim hazinem. Bu farklı olacak.” Bakır aynaya baktı ve derin bir nefes aldı.
“Bu sadece bir şeyleri patlatmıyor ve kan aramıyor. Ben gelecekte onu dikkatlice kullanacağım.” Bu şekilde bir süre kendi kendine mırıldandı ardından kafasını kaldırıp aynanın diğer gizemini düşündü ve umut etti.
“Başarı yada başarısızlık. Sonuç ne olursa olsun şimdi göreceğiz. Eğer başarılı olursa Meng Hao’nun gelişimi sıradan olmayacak.” Meng Hao tereddüt etmeden şeytani çekirdek ve yarım ruh taşını çıkardı ve aynanın üzerine koydu. Gergin bir beklentiyle bekledi.
Yarım tütsü çubuğunun yanmasına yetecek kadar zaman geçmişti ama hiç bir şey olmamıştı. Şeytani çekirdek değişmemiş ruh taşları kaybolmamıştı. Hala sadece 1 tane şeytani çekirdek vardı.
Meng Hao kaşlarını çattı. Aynaya bir daha bakmadan önce barınağın etrafında biraz turladı.
“Bu olamaz. Geçen ay kesinlikle iki tane vardı….” Aynanın üzerindeki ruh taşına bakarken düşüncelere dalmıştı. Biraz sonra depolama çantasını tokatladı ve başka bir yarım ruh taşı daha çıkararak dikkatlice aynanın üzerine yerleştirdi.
Ruh taşını yerleştirir yerleştirmez aynanın yüzeyinde siyah bir aura parladı ve ayna bir göle dönüşmüş gibi göründü. Ruh taşları battı ve Şeytani Çekirdeğin üzerinde siyah dalgalar yoğunlaştı. Ve ardından ilk Şeytani Çekirdeğin yanında ikincisi ortaya çıktı!
Meng Hao sersemlemişti. Her ne kadar kendini buna hazırlasa da şaşırmıştı. Bir süre geçtikten sonra şeytani çekirdekleri aldı ve heyecanla inceledi.
“Yani bu doğru! Ne kadar da engin bir şey!” Zorlukla nefes alıyordu ve kendini toplamak için biraz zaman geçti. Aniden her şey mümkünmüş gibi gözüktü. Birkaç tane derin nefes aldı ve işlemi bir kere daha denedi.
1 taş, 2 taş…..9 taşı kullandıktan sonra elinde bir tane kalmıştı. Ve önünde tam tamına 4 tane Şeytani Çekirdek vardı. Orijinalini de sayarsak tam 5 tane oluyorlardı.
(Ç.N: Kısa günün karı :D )
Taşlar havada kalınlaşan tatlı bir aroma yayıyordu ve bu onu sarhoş etmişti. Suratındaki aptalca sırıtmayla bunun hayatında kazandığı en büyük zenginlik olduğunu fark etti. Bu Dış Tarikattaki hiçbir öğrencinin daha önce hiç görmediği bir manzaraydı.
Heyecanı gecenin derinliklerine kadar sürdü. Şeytani Çekirdekleri tutarak bir tanesini diline yerleştirip yuttu. 2 saat sonra gözünü açıp başka bir tanesini yuttu.
Daha önce böyle müsrifçe bir şey yapmamıştı. 2 çekirdeğin engin enerjisi bedeninde tamamen dağıldığı zaman şafak sökmüştü.
Bedeni tıngırdadı ve gözeneklerinden bir sürü pislik atıldı. Gözlerini açtığında onlar parlak bir şekilde parlıyorlardı.
(Ç.N: 3 mü geliyor :D )
“Ki Yoğunlaştırma da 3.seviye!” Meng Hao hala memnun değildi. Kalan 3 çekirdeğe baktı ve başka birini daha yuttu. Ertesi sabaha kadar tüm çekirdekleri tüketmişti. Şuanda Gelişim üssü 3. seviyenin zirvesinden sadece 1 saç genişliği uzaktaydı.
Ruh Yoğunlaştırma Haplarına gelince onlar Meng Hao’nun şuan ki gelişim üssü dikkate alındığında pek bir fayda sağlamadı. Hepsini kullansa bile çok işe yaramadı. Bunun Şeytani Çekirdekler ile ilgili olduğundan şüphelendi. Hapların her ay düzenli olarak tarikat tarafından dağıtıldığı göz önüne alındığında bu kadar etkisiz olmamalıydılar.
“Küçük bir miktar işe yaramayacak. Onlarca alsam bile bir etkisi olmayacak.” Meng Hao gözlerini kapayıp bedenindeki ruhsal enerjiye yoğunlaştı. Artık bir akarsu gibi değildi bir nehre dönüşmüştü. Büyük bir nehir değildi ama yine de akarsudan büyüktü. O bedeninde dolaşırken güç hissi veriyordu. Bedenini dolduran şaşırtıcı derecede enerjiyi hissedebiliyordu.
Şaşırtıcı güç seviyesini göz önüne aldığında Meng Hao düne göre kapsamlı bir yeniden doğuş geçirdiğini biliyordu. Eskiden itilip kakılan güçsüz bir geliştiriciydi. Ama şimdi Genel Alanı işgal eden 3.seviye öğrenciler arasında Gelişim üssü onu en güçlülerin arasına yerleştirirdi.
Heyecanla sağ kolunu salladı ve kolu kadar uzun Alev Yılanı hayata kükredi. Sıcaklık hemen Ölümsüz Barınağına doldu. Korku verici bir acımasızlıkla dolu Alev Yılanı bir ateş patlaması tükürdü.
Eğer şuan ki gücüyle Zhao Wugang ile karşılaşsaydı Alev Yılanı onu öldüremese bile en azından ağır bir şekilde yaralardı.
———————-ÇEVİRMEN NOTU—————
Şuana kadar ki en zor issth bölümüydü :D Hava zaten soğuk çeviri zor yapılıyor, okul falan var kişisel işlerim var zor oldu baya :D(Kişisel iş dediğini yukarıda ifşa ettim.) Kafa falan çok dağınıktı okuma güçlüğü çekmiş olabilirsiniz kusura bakmayın :D Bu halk alanı herkese açık bir yer birkaç kısıma ayrılıyor. Genelde öldürmek serbest orada birini. Diğer bölümde bir kısmından söz ediliyordu sanırım.
Meng Hao 3. seviye de biri ile dövüşecek mi? Bu hızlı ilerleyişi diğerlerinin düşmanlığını kazanacak mı? Şişko neler yapıyor? Başka şeytani çekirdek avına çıkacak mı? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…

Yorum Yap "İSSTH 9"