Otto Von Bismark Günceli

İSSTH 28

Eylül 09, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


 Bölüm 28: Shangguan Xiu

 Zaman Meng Hao’ya düşünmek için izin vermiyordu. Binanın kapısı sessizce açıldı. Içerisi zifiri karanlık karanlıktı ve uğursuz bir hava yayılıyordu.
“Hala içeri girmedin.” Shangguan Xiu soğuk sesiyle konuştu. Meng Hao tereddüt etti ardından gözleri loşça titredi ve geri çekilemeyeceğini fark etti. Bir an için düşündükten sonra gerginliği arttı. Binanın içine doğru ilerledi.
İçeride Meng Hao’nun girişini ifadesiz soğuk gözlerle izleyen altın cübbeli Shangguan Xiu’nun çevresinde yavaş yavaş loş ışık ışınları ortaya çıktı.
O içeri girer girmez Shangguan Xiu’nun gözleri aniden titredi ve sağ elini kaldırdı. Bir iğne fırladı ve Meng Hao’nun parmağına battıktan sonra uçarak geri geldi. Tüm depolama çantaları da onun kontrolünde olmadan Shangguan Xiu’ya doğru uçarak onun önüne indi.
Uçan iğnenin üzerinde kalan kanı Shangguan Xiu yaladı.
(Ç.N: Vampir!!! :D )
“Cennetsel malzeme ya da dünyevi hazine izi yok…” Shangguan Xiu kaşlarını çattı. Bakışları sanki onun tüm sırlarını görebiliyormuş gibi Meng Hao’yu süzdü. Meng Hao’nun içindeki Şeytani Çekirdek kımıldadı ve Meng Hao onu Shangguan Xiu’dan saklamak için elinden geleni yaptı.
Meng Hao’nun yüzü düştü ve dehşete düşmüş bir ifade ortaya çıkardı. Konuşmak için ağzını açtı ama ne diyeceğini bilemiyormuş gibi gözüktü.
Shangguan Xiu bir kez daha kaşlarını çattıktan sonra Meng Hao.’nun depolama çantalarından birisini açtı. Onu büyük miktardaki uçan kılıçlarına bile bakmadan didik didik aradı. Sanki bakır aynayı hiç fark etmemiş gibi gözüküyordu. Sıradan olmayan bir şey bulamadıktan sonra kaşları daha çok çatıldı.
(Ç.N: Kaşlara bak heyt be :D )
“Usta Amca Shangguan, neye….neye bakıyorsunuz?” Yüzü dehşetle kaplanmıştı ama içinde soğukça gülüyordu. O böyle bir şey için çoktan hazırlık yapmıştı. Tahta kılıcı ve Ruh Taşları, tıbbi haplarının çoğuyla birlikte Şişko’nun yanında güvendeydi.
“Söyle bana.” Shangguan Xiu’nun bakışları bir yıldırım gibi Meng Hao’nun üzerine inerken konuştu. “Gelişim üssün nasıl böyle hızlı gelişti?”
“Kıdemli Kız Kardeş Xu ve Ulu Büyük Ouyang bana göz kulak oldular.” Titremeye başlarken cevapladı. “Bana biraz tıbbi hap verdiler.” Kendini sakin kalmaya çalışıyormuş gibi yapmaya zorladı ama içinde endişeli değildi. Buraya çağırılmasının sebebi Wang Tengfei değil de Gelişimindeki hızlı yükseliş gibi gözüküyordu.
Shangguan Xiu yeniden kaşlarını çattı. O açıkça Ulu Büyük Ouyang’ın Meng Hao’dan hoşlandığını biliyordu aksi halde onu sorgularken bu kadar hafif davranmazdı.
O sırada dışarıdan Han Zong’un sesi geldi.
“Usta Amca Shangguan’a rapor veriyorum. Meng Hao’nun, Ölümsüz’ün Mağarası boştu.”
“Gidebilirsin.” Shangguan Xiu cevapladı. Han Zong ayrılırken o düşünceli bir şekilde oturdu. Hiçbir şey söylemeden Meng Hao’ya baktı.
Zaman yavaş yavaş ilerledi ve çok geçmeden akşam üstü geldi. Meng Hao’nun yüzü gittikçe daha çok gerginlik ve korku ile dolmuştu. Sonunda titreyerek konuştu. “Usta Amca….”
“Pekala gidebilirsin.” Shangguan Xiu rahatsız olmuş gibi görünürken elini sallayarak konuştu.
Meng Hao yumruklarını kenetleyerek onu selamladı ardından rahatlama hissederek ayrıldı. Dağın eteğine ulaştıktan sonra hızını arttırdı ve Güney Dağına doğru koştu.
Meng Hao ayrıldığında Shangguan Xiu’nun ifadesi değişti. Gümüş iğneyi kaldırdı ve ondan biraz daha kan yaladıktan sonra dikkatlice inceledi. Gözleri parladı.
“Bir şey doğru değil. Bu kan büyük miktarda düşük seviyeli Şeytani Çekirdek aurası taşıyor. Daha önce Ulu Büyük Ouyang’ın potansiyel etkisine odaklandığım için bunu fark etmemiştim ama şimdi kan kuruduğundan bu açıkça belli oluyor. O yüzlerce Şeytani Çekirdek özümsemiş olmalı. O bu kadar Şeytani Çekirdeği nasıl bulmuş olabilir? Bu Meng Hao kesinlikle bir şeyler saklıyor.” Shangguan Xiu’nun gözleri öldürme isteği ile doldu ve Meng Hao’nun peşine düşmek için bedeni havaya atladı.
Meng Hao yol boyunca rahat bir şekilde hızlandı ama aynı zamanda gergindi. Güney Dağındaki Ölümsüzün Mağarasının dışına vardı ve o yaklaşırken Şişko’nun kafasını uzaktaki ağaçlardan çıkardığını gördü. Meng Hao’nun yaklaştığını görünce hemen ona doğru koştu.
“Korkudan ölecektim.” Şişko derin bir rahatlama nefesi alırken konuştu. “Meng Hao sen tüm öğleden sonra yoktun…” Meng Hao’nun ona verdiği depolama çantasını çıkardı. “Neyse ki bunu sakladığımı kimse görmedi.”
(Ç.N: Adam tam bir vefalı dost D: )
Onurlu bir ifade ile Meng Hao başıyla onayladı ve depolama çantasını kabul etti. Ve onu eline alır almaz uzaktan bir uğuldama sesi duyuldu. İçinde altın cübbe giyen yaşlı bir adamın olduğu prizmatik bir ışık demetinin yaklaştığı görülebiliyordu. O yaşlı adam Shangguan Xiu’dan başkası değildi.
O uçuyordu! Sadece Temel Kurulum Alemine ulaşan geliştiriciler uçabilirdi. Büyülü eşyaların yardımı ile birisi Kıdemli Kız Kardeş Xu gibi kayabilirdi ama bu gerçek bir uçuş değildi.
Bunu görünce Meng Haonun kalbi şok oldu. Onun uçarak dağın tepesine inmesini izledi. O, Meng Hao’nun uçan kılıçlardan momentum kazandığı zamanki hızına benzer bir hızda hareket ediyordu.
Shangguan Xiu hemen Şişko’nun Meng Hao’ya bir depolama çantası teslim ettiğini gördü ve gözleri parladı. Hiçbir şey söylemeden Meng Hao’ya doğru fırladı ve onu yakalayabileceği kesindi. O bugün Meng Hao’nun sırrını öğrenecekti. Belki de bu sır onun için büyük bir destek olacaktı.
Meng Hao’nun ifadesi değişti ve duyguları döndü. Ama durum aciliyet arz ediyordu ve düşünmeye zamanı yoktu. Depolama çantasını sonra kullanmak için cebine koydu ve Şişko’yu yakaladı. Ardından yukarı atladı ve bir uçan kılıç etrafında dönerek ayaklarının altında durdu. Uzağa atıldı.
(Ç.N: Kaç Meng Hao kaç :D )
Çok hızlı olan bu olay Shangguan Xiu’nun göz bebeklerini daralttı. Soğuk bir şekilde burnundan nefes verdi ve onu takip etmek için uçtu.
Şişko o kadar korkmuştu ki korkudan yüzü beyazlamıştı. Ama Meng Hao’nun dikkatini dağıtabileceğinden korktuğu için hareket etmiyordu. Meng Hao’nun onu terk etmeyeceğine güveniyordu.
(Ç.N: Seni terk etsin o saniye benim için Meng Hao biter. Tek dostusun lan adamın ölümüne koruması lazım :D )
Aslında bu çok doğruydu. Meng Hao öyle bir insan değildi. O Şişko’yu atarsa daha hızlı hareket edebileceğini biliyordu. Ama bunu yaparsa Shangguan Xiu’nun öfkesini Şişko’ya kusacağını da biliyordu.
“Lanet olsun. Onun için Dış Tarikat öğrencileri karıncalar gibi ve sadece İç Tarikat öğrencileri Reliance Tarikatının gerçek geliştiricileri.”
Dişlerini gıcırdatırken giderek yaklaşan Shangguan Xiu’ya baktı. O anda Meng Hao giderek yere yaklaşıyordu. O daha fazla devam edemezdi. Zihni deli gibi çalışırke alnı terle doldu. İleride Dış Tarikatı gördü ve aniden aklına bir fikir geldi. O ne yapacağını biliyordu.
Gözleri parladı ve aşağı atlayarak Dış Tarikatın içine koştu. Ardından Gelişim Üssünün etkisinin oluşturacağı etkiyi düşünmeden dişlerini sıktı ve bir kez daha bir uçan kılıcın üzerine sıçradı. Dışarı doğru bir ıslık sesi yankılandı ve bu yakınlardaki Dış Tarikat öğrencilerinin boyunlarını çevirip Meng Hao’ya doğru bakmasına ve afallamalarına neden oldu.
Shangguan Xiu’nun yüzü karardı. Elbisesinin kolunu fıskeleyerek doğrudan Meng Hao’ya doğru fırladı. İkisinin arasındaki mesafe giderek azaldı. Yaklaşık otuz metre yaklaştığında Shangguan Xİu’nun yüzü Meng Hao’nun gittiği yeri fark edince aniden değişti. Ama onu durdurması için artık çok geçti.
Meng Hao İç Tarikatın ejderha oymalı sütunların olduğu meydanına yaklaştı. Uzun platformun üzerinde Ulu Büyük Ouyang meditasyon yaparak oturuyordu. Onun altındaki meydanda Wang Tengfei de bağdaş kurup meditasyon yapıyordu.
Burası özel eğitim için başvuru noktasıydı!
“Başvurmak istiyorum!” Meng Hao meydana girer girmez bağırdı.
“Bende!” Yüzündeki kan kurumuş olan Şişko da bağırdı.
Shangguan Xiu meydanın dışında durdu. Gözleri öldürme arzusu ile doldu ama bu arzu çabukça kayboldu ve yerini güler yüzlü bir gülümseme aldı. Ulu Büyük Ouyang gözlerini açtı ve Meng Hao’ya bakarken onun Gelişim Üssü nedeniyle şaşırdı. Meng Hao’ya övgü dolu bir bakış attı.
Wang Tengfei de gözlerini açtı ve tamamen Meng Hao ile ilgilenmiyormuş gibi gözüküyordu.
“Şimdi kayıt olduğunuza göre…” Uu Büyük Ouyang usulca konuştu. “bu bölgede kalmanız gerek. Eğitim iki gün sonra başlayacak. Gözleri ile Shangguan Xiu’yu süpürdü ve Shangguan Xiu’nun kalbi battı. Daha sevimli bir gülümseme yaptı ve sahte bir övgü ile parlayan gözleri ile Meng Hao’ya baktı.
Meng Hao’da ona baktı ve bakışları Shangguan Xiu’nun ki ile karşılaştığında öfkesi kaynadı. O bunun için bir şey yapamazdı bu yüzden bir süre sonra güldü ve yürüdü.
Çok geçmeden Han Zong gözüktü ve Meng Hao’ya baktıktan sonra küçümseyici bir şekilde gülümsedi ve ardından kayıt olduğunu bildirdi.
Meng Hao’yu geçerken fısıldadı. “Sen Shangguan Xiu’yu kızdırdın. Burada kal bakalı! İç Tarikat eğitimi öleceğin yer olacak.”
Meng Hao’nun gözleri parlarken soğukça Han Zong’un sırtına baktı.
Ardından kayıt olmanın bitiş tarihi yaklaştı. Meng Hao gelmeden sadece Wang Tengfei kayıt olmuştu. Ardından Han Zong geldi. Şimdi dört kişi meydana girmişti.
Onlar Meng Hao’ya yabancı değillerdi. Yin Tianlong ve Zhou Kai onlardan ikisiydi. Diğer ikisi otuzlu yaşlarda gözüküyordu. İçlerinden biri uzun ve iri yapıydı diğeri de yüzünde korkunç bir yara izi olan sıska ve çelimsiz biriydi. Onlar Tarikatta Ki Yoğunlaştırmanın 5. seviyesinde olan diğer iki kişiydi.
Şişko gerginleşmeye başladı ve Meng Hao gözlerini daralttı. Şimdi o Shangguan Xiu’nun etkisinin gücünü biliyordu.
Zmana yavaşça geçti ve kısa sürede iki gün geçti. Artık kayıt olma döneminin bitmesine sadece bir saatlik vakit kalmıştı. Meydan çoktan çok sayıda Dış Tarikat öğrencisi tarafından sarılmıştı. Onlar kayıt olmaya gelmemişlerdi ve burada olma amaçları İç Tarikatın özel terfi eğitimini izleyerek bir şeyler öğrenmek ve Wang Tengfei’nin tüm ihtişamına tanık olmaktı.
Tabi ki meydanda Gelişim üssü düşük olan Şişko dahil 8 kişi vardı.
Tartışma sesleri artarken zaman limiti yaklaştı. Tüm Reliance Tarikatını zil sesleri doldurdu. Onlar arka arkaya 9 kez çaldıktan sonra Ulu Büyük Ouyang gözlerini açt ve önündeki 8 kişiye baktı. Elbisesinin kolunu fiskeledi ve büyük platform bir çok renk ile birlikte parladı ve ardından kabaca 300 metre çapına ulaşıncaya kadar genişledi.
Sağ elini bir kez daha salladı ve 8 yeşim slip uçarak sekiz kişiye doğru ilerledi. Bu yeşim slipler onların önüne indiğinde sekiz kişi de onun üzerinde yazan birden sekize kadar numaraları gördü.
“Savaştan önce çekilmek yasak.” Ulu Büyük Ouyang usulca konuştu. “İç Tarikat için terfi olmak adına yapılan bu mücadelede yavaş ve ölüm kaderdir. Eğer platforma çıktıktan sonra kazanamayacağınızı hissederseniz yenildiğinizi kabul edebilirsiniz. İlk maç 8 numara ve 1 numara arasında olacak.” Wang Tengfei gözlerini açtı ve üzerinde ‘1’ yazan yeşim slip’ini kaldırdı. Ayağa kalktı ve süzülerek platforma çıktı. Rüzgar nazikçe uzun saçını kaldırdı. Kar beyazı cübbesi ile örtülüyken mükemmel, güzel, nazik ve arıtılmış gözüküyordu. Gülümsedi. Bu çevredeki geliştiricilerin tezahürat yapmasına neden oldu. Kimse bunu göremiyordu ama Wang Tengfei’nin gülümsemesinin arkasında gizlenmiş acı verici bir yenilgi vardı.
O anda kalabalığın içinde ortaya çıkan Shangguan Xiu tehditkar bir şekilde Meng Hao’ya bakıyordu.
——-ÇEVİRMEN NOTU——–
Geldik savaşlara. Altta Shangguan Xiu, Şişko ve Kıdemli Kız Kardeş Xu’nun resimlerini atacağım bakmak isteyen bakar :)
Meng Hao kaç numara? Wang Tengfei neler yapacak? Yarışma nasıl ilerleyecek? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…


Yorum Yap "İSSTH 28"