Dünyanın Oluşumu Günceli

İSSTH 26

Eylül 09, 2016
Çeviri için F5 Tarikatı Lideri Useless’a, düzenleme için Fullbringer’a teşekkürler.


Bölüm 26: Şaşkınlık 

 “Kıdemli Kardeş Wang, ben gizlice etraftı kontrol ettim ve tarikatta birkaç öğrenciye sordum. Bir şeyi atladığımı düşünmüyorum.” Bu genç adam da Reliance Tarikatında ünlüydü ama Wang Tengfei’nin önünde tamamen saygılıydı. O, Wang Tengfei’yi hiç bu şekilde görmemişti ve biraz tereddütlüydü. Saygılı bir selamla konuşmaya başladı. “Ben Hizmetçilerin kaldığı bölgeye bile baktım. O zaman tarikatta olmayan 37 kişi vardı. Bu 37 kişi arasında 29 tanesi şüpheli değiller. Geri kalanlardan 6 tanesinin siyah dağda olduklarına dair bir kanıt yok. Sadece iki tanesi kesinlikle oradaydı. Meng Hao ve Han Zong.”
Wang Tengfei daha sinirli gözüktü. Genç adamın kalbini soğutan sert gözlerini kaldırdı.
“Hang Zong da siyah dağ da mıydı….Meng Hao?” Wang Tengfei kaşlarını çattı. Meng Hao ismi ona tanıdık geliyordu.
(Ç.N: Oha adam unutmuş bile :D )
“Meng Hao….Kıdemli Kardeş Lu’yu yaralayan kişi.” Genç adam aceleyle söyledi.
Wang Tengfei’nin yüzü karardı ve kalbi yandı. O uzun zamandır planlar yapmıştı ve bir çok kaynak harcamıştı. Uzun zamandır o daha başlamadan önce tüm meseleyi kafasında bitirmişti. Bu büyük bir galibiyetti ve bunu elde ettiğinde onları rafine etmek için klanına dönebilecekti. Ama ardından bu ondan çalınmıştı. Kılıcı düşündüğünde yüzü acı içinde seğirdi. O yeryüzünü ve gökyüzünü azarlamak için kullanacağı eşyaydı. Uçan Yağmur Ejderhası’nın Mirasını düşündüğünde kalbi sızladı.
Bu günden önce o tamamen kendine güveniyordu ve başarısından emindi. Her şey ona aitti ve bu onun iyi talihiydi. Sadece o bu iyi talihe sahip olmaya nitelikliydi. Yine de o beklenmedik bir şekilde yenilmişti ve bu darbe onun almayı asla hayal etmediği bir şeydi. O bunu kabul etmeyi son derece zor buldu sanki bu kalp parçalayan olaylar hiç olmamış gibiydi.
Derinden nefes aldıktan sonra Wang Tengfei konuşmak için ağzını açtı ama ardından sağ kolundan yakıcı bir acı yükselirken aniden titremeye başladı. Elbisesinin kolunu kaldırdı ve koluna bakıp Kan Damlasının yavaşça kaybolmasını izledi. Onun gidişini izlemekten başka yapabileceği bir şey yoktu ve o gittikten sonra güzel hatları öfke ve yenilgi ile birlikte seğirdi. Miras gitmişti. Biraz kan tükürdü.
(Ç.N: Bu velet kesinlikle yazar tarafından aşırı seviliyor :D )
O şu anda hazinesini alan insanın Miras ile tamamen bağdaştığını biliyordu. Artık Kan Damlasını kullanarak bir şey hissedemeyecekti çünkü Miras çoktan başka birisini seçmişti.
Onun önündeki genç adam bunu gördüğünde korkusu arttı. Tam ileri doğru adım atacaktı ki Wang Tengfei kafasını kaldırdı ve bağırdı. “Defol!”
Onun patlayıcı sesi yankılandı ve genç adamın yüzü beyazlaştı. O, Wang Tengfei’nin yüzünde asla böyle bir ifade görmemişti. Bedeni soğudu ve oradan ayrıldı.
Ölümsüzün Mağarasının içinde Wang Tengfei’nin gözleri kızardı ve Meng Hao ile Han Zong’u düşünürken zihni kaynadı. Meydanda Dış Tarikatın karıncalarını küçümsediği gün hakkında düşünmeden edemedi.
(Ç.N: Gün gelir devran döner horoz….. dur bir dakika bu yanlış oldu :D )
(DN: Çok doğru oldu sıkıntı yok :D )
Kaşlarını çattı ve yüzü daha fazla kasvetlendi. Mirası hissetmek için Kan Damlasını kullanamaması hakkında ve onu silip alan rakibinin Han Zong ya da Meng Hao olup olmadığı hakkında düşünmeye başladı.
“Kimsin sen?!” Gözleri kanlanırken depolama çantasını tokatladı ve gümüş bir ışık parladı ardından bu ışık birleşerek önünde havada süzülen gümüş renkli sekizgen bir büyü aletine dönüştü.
Ona bir süre baktı ardından gözleri kararlılıkla doldu. Bu siyah dağın çevresindeki dağlardan birisi için hazırladığı büyülü aletlerden biriydi. Kullanıldıktan sonra tekrar kullanılması için birkaç saat beklemesi gerekiyordu.
O çoktan bu büyülü aleti kullanmaya karar vermişti ve bu onu yaralasa bile o gün siyah dağ bölgesinde bulunan kişileri görmek için hislerini bu aletin içine yönlendirecekti.
Önündeki gümüş büyü aletine bakarken Wang Tengfei dilini ısırdı ve biraz kan tükürdü. Kan büyü aletinin üzerine sıçrarken parmaklarını büyülü bir desenin içinde fiskeledi ve başı aniden uğuldarken farkındalığı titredi. Belirsiz bir duygunun ortasında aniden bir dalganın içinden yayılarak çıkan birkaç aura hissedebildi.
“Bir, iki….dokuz. Bunlar bana yardım etmeleri için çağırdığım kişilerin auraları…” Wang Tengfei’nin yüzü solarken büyü aleti titremeye başladı ve yüzeyinde çatlaklar oluştu. Ama pes etmedi ve bunun yerine onu kullanmayı sürdürdü.
Zihninde belirsiz bir taslak ortaya çıkmaya başladı ve bu taslakta birkaç ışık noktası vardı. Bu ışıklardan 10 tanesini tanıyordu ve diğeri Meng Hao’ya aitti.
Bunlara ek olarak başka bir ışık vardı. Wang Tengfei bir an konsantre oldu ardından onun Han Zong olduğu kesinleşti. Ne yazık ki büyü aleti sadece siyah dağın çevresindeki 7-8 dağın olduğu bölgedeki kayıtları tutuyordu ve onların kişisel konumlarını kayıt etmiyordu.
Wang Tengfei kaşlarını çattı ve ardından kafasındaki taslakta aniden…..başka bir ışık fark etti!
(Ç.N: O kim acaba.)
O zayıftı ve eğer dikkatli bakılmazsa fark edilemeyecek gibiydi. Büyü aletini kırılacak noktaya kadar kullanmadan onu hissedemeyecekti.
“Bu….” Kalbi titredi ve konsatre oldu ama bunu yapsa bile bedeni sallandı ve kan tükürdü. Büyü aleti parçalandı. Fırlayan parçalar ona ve Ölümsüzün mağarasındaki duvarlara çarptı.
Onun yüzü beyazdı ve biraz daha kan tükürürken inanılmaz derecede korkmuş görünüyordu. Son ışığı hissettiğinde zihni titremeye başlamıştı ve sanki bu ışığın sahibi onu tek bir düşünceyle birlikte ezerek öldürebilecek biriymiş gibiydi.
Büyü aleti sadece aura seviyesi ile ilgili aşağı yukarı bir his veriyordu ama hedefin Gelişim üssünü anlamasını sağlamıyordu. Ama hissettiği aura seviyesi bile onu inanılmaz bir şekilde korkutmuştu.
“O kimdi?!” Wang Tengfei sallanırken konuştu. Korkusu ona Kan Damlasını ondan kolayca söküp alanın kesinlikle bu korkunç kişi olduğunu düşündürttü.
(Ç.N: Kim acaba :D )
Kalbi soğudu, kafasını kaldırdı ve derin bir şekilde nefes aldı. Bir süre geçtikten sonra hislerini yeniden kazandı. Ama hafif ışık ona bir dağ ağırlığında baskı yapıyordu.
“Bu kişi siyah dağ hakkındaki meseleyi nasıl biliyor….? Onlar benim aramalarımı izlemiş olabilirler mi…? Kimdi o….? “
***
Zaman geçti ve sonunda rüya sona erdi. Meng Hao gözlerini açtı ama kaç gün geçtiğinden ya da Gelişim üssünün nasıl değiştiğinden habersizdi. Sanki uzun süredir rüyadaymış gibi hissediyordu.
Rüya sona erdiğinde Meng Hao sanki öncesinden daha fazla hatıraya sahip olduğunu  ve bu hatıraların belirsiz, antik hatıralar olduğunu hissetti ama düşünse de onları hatırlayamıyordu. Buna rağmen gökyüzünde uçma arzusu hala zihninde güçlü bir şekilde titriyordu.
O eğer bir gün gerçekten gökyüzünde uçabilirse kafasındaki bu hatıraların netleşeceğini hissediyordu.  
Bir süre geçtikten sonra Meng Hao derin bir nefes aldı ve görüşü yavaşça normale döndü. Hisleri geri döndüğünde Gelişim üssünü hissetti, ardından afalladı.
“Ki Yoğunlaştırma da 6.Seviye mi?” Gözleri şiddetle ışıldadı ve bir kez daha etraflıca Gelişim üssünü inceledikten sonra mutluluktan neredeyse delirecekti. Devasa Çekirdek gölünü ve onun içinde yüzen Şeytani Çekirdeği hissetti ve mükemmel bir his onun içinde taşmaya başladı.
“Ben gerçekten….Ki Yoğunlaştırma da 6. Seviyeye ulaştım!” Ayağa kalkarken şok oldu ardından içten bir şekilde güldü. Gülüşü tüm Ölümsüzün mağarasında yankılandı.
Heyecanla bağdaş kurup oturdu ve gözlerini kapatıp hislerini buna yoğunlaştırdı. Sanki etrafındaki her şeyi tamamen hissedebiliyormuş gibiydi. Dışarından aniden Şişko’nun sesini duydu.
“Meng Hao sen kötü şans ile lanetlenmişsin. Sen hapı aldın ama ben sana zarar vermek istemedim. Lütfen beni avlama….”
“Zavallı eski Efendi Şişko, ben aslında senden daha fazla lanetlendim. İşlerimizin gittiğini biliyor musun? O çalındı.” Şişko acı dolu yüzüyle Ölümsüzün mağarasının dışındaki küçük ateşin önünde yeşil kağıt para yakıyordu.  
(Ç.N: Buradaki yeşil kağıt para hayalet parası olarak geçen ve ruhlara bir şey vermek vs. için yakılan bir şey olması lazım.)
“Meng Hao, bir ruh haline geldiğinde geri gelip bana yardım etmek zorundasın. Senin için ne kadar kağıt yaktığıma bak.” Kağıt paraları yakmaya, hıçkırarak ağlamaya ve ağıt yakmaya devam ederken göz yaşları yüzünden akıyordu.
“Sen fakir bir aileden geldin ama merak etme ben, Efendi Şişko buradayım ve seninle ilgileneceğim. Bir dahaki hayatında kendine bir ev alabilmen ve bir eş bulabilmen için her gün senin için kağıt yakmaya geleceğim. Sonunda zengin olma hedefini başarabileceksin.”
“Ohi Meng Hao, nasıl bu şekilde gittin…” Şişko’nun ağıtları daha yüksek sesli oldu ve sanki tamamen kalbi kırık gibiydi.
Bunu duyduğunda Meng Hao’nun yüzünde garip bir ifade ortaya çıktı. Gözlerini açtı. Birisinin onun için yeşil kağıt para yaktığı ilk seferdi ve ağlasa mı gülse mi bilemiyordu. Ayağa kalktı ve uzun bir gıcırtıyla beraber ana kapıyı açıp dışarı çıktı.
O dışarı çıkar çıkmaz Şişko’nun ağıtları aniden durdu ve şaşkınlık içinde baktı. Şişko doğruldu ve gözleri korku ile doldu. Ardından Meng Hao’yu tanıdı ve ağzı açık bir şekilde sıçradı.
Meng Hao garip bir ifadeyle Şişko’ya baktı ardından hafifçe öksürdü ve yakındaki bir dereye yürüyerek kendini temizlemeye başladı. O hayatı boyunca hiç bu kadar kirli olmamıştı. Temizlendikten sonra temiz yeşil bir cübbe giydi ardından saçlarını taramak için bir uçan kılıç kullandı. Şimdi o eski hali gibi hissettiriyor ve görünüyordu. Arkasını döndü ve Şişko’ya doğru gülümsedi.
(DN: Kılıçla saç taramak nedir la. Battal Gazinin Torunu Meng Hao’ya yok mu bi alkış. )
——–ÇEVİRMEN NOTU———-
Bunların ilişkisi süper ya :D Yarın bir issth daha gelecek inş. :D
Meng Hao ve Şişko arasında nasıl bir konuşma geçecek? Wang Tengfei’nin hissettiği hafif ışık kime ait? Hafif ışığın sahibinin güç seviyesi ne? Wang Tengfei şimdi neler yapacak? Meng Hao neler yapacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…
Meng Hao looked at Fatty with a strange expression, then gave a light cough and walked over to the nearby stream and began to clean himself off. He had never been so dirty in his entire life. After cleaning off, he put on a fresh green robe, then used a flying sword to trim his hair. Now he felt, and looked, like his old self. He turned and smiled at Fatty.
(DN: Bu paragrafta yazar Meng Hao ve Şişko Reyiz arasındaki yasak aşkı anlatmış. Orkun kesin bunu silecek ama silmezse okumayın. YAOI ALERT !!! )
(Useless notu: zırt pırt ing paragrafa bakmak istemediğim için ilk ing 3-4 paragrafı alıyorum sonra çevirip onları siliyorum. Bu da gözden kaçmış hıh :D )


Yorum Yap "İSSTH 26"