Otto Von Bismark Günceli

İSSTH 22

Eylül 08, 2016
Çeviri için F5 Tarikatı Lideri Useless’a, düzenleme için Fullbringer’a teşekkürler.


BÖLÜM 22: Şeytani Piton’un Derisinde Dinlenen Kılıç

Kısa zaman geçti ve tüm Siyah Dağ kudurmuş gibi görünüyordu. Sürekli yükselip alçalan ve havayı sallayan şeytani canavar kükremeleri duyuluyordu. Bunun haricinde sık sık sefil feryatlarda duyuluyordu. Dağın içinde daha uzağa giderek takiplerini sürdürmek istemeyen on kadar geliştiricinin yüzü tamamen solmuştu. Onların kalpleri korku ile dolmuştu ve artık dağda ilerlemeyi öncesine göre daha az istiyorlardı.
“Ne oldu? Neden dağdaki tüm canavarlar öfkeden kudurmuş gibi gözüküyor?”
“Neler oluyor? Kıdemli Kardeşler Yin Tianlong1 ve Zhou Kai2 Ki Yoğunlaştırmanın 5.seviyesindeler ama onlar bile dağdaki tüm şeytani canavarların öfkeleri bu kadar yükselirken zor zamanlar geçirecektir. Onlar benzersiz ve özel bir şey yapmış olabilirler mi?”
Dağın eteğindeki küçük grup kükreme seslerini dinlerken tahminlerini yaptı.
Yin Tianlong ve Zhou Kai’ye gelince onlar çoktan Meng Hao’nun numaraları tarafından delirmeye yakın duruma gelinceye kadar işkence görmüşlerdi. Onlar, Meng Hao büyük miktarda Şeytani Canavar ile birlikte ilerlerken çaresizce onu izliyorlardı. Onların gözlerindeki nefret düşünüldüğünde eğer bakışla biri öldürülebilseydi Meng Hao şu an çoktan birkaç defa ölmüş olurdu.
Yine de bu nefretin içindeki çaresiz tükenmişliği sadece Yin ve Zhou anlayabilirdi. Onlar ne zaman yeniden Meng Hao’yu takip etmeye başlasalar Meng Hao bir çeşit Şeytani büyü yaparak her türlü Şeytani Canavarı kışkırtıyordu. O sadece kolunun bir hareketiyle Şeytani Canavarların bedenlerinin bir bölümünü patlatarak yok ediyordu. Pis kan kokusu havayı doldurmuştu ve bu canavarları çıldırtıyordu.
Bu kadar fazla Şeytani yaratık görmek onların kafa derilerini uyuşturuyordu. Çünkü bu yaratıklar sadece Meng Hao’yu kovalamıyordu. Yaratıklar bir kez ikisini gördüklerinde onları da kovalamaya başlıyorlardı ardından biraz mesafe koştuktan sonra Meng Hao bir çopra balığı gibi kayıp uzaklaşıyordu.
“Lanet olsun! Canavarların karnında ölmen için seni lanetliyorum!!!” Zhou Kai kükredi. Onun yanındaki Yin Tianlong çok daha yorgun gözükürken iç çekti.
Zaman yavaşça geçti ve başka bir iki saatlik periyodun başlangıcı yaklaştı. Gecenin karanlığında hapın yol göstericiliği göz kamaştırıcıydı. O Meng Hao’nun yerini ortaya çıkarırken Zhou ve Yin dişlerini gıcırdattılar ve onu takip ettiler. Her zamanki gibi Meng Hao Şeytani büyüsünü kullanarak daha fazla Şeytani yaratığı kışkırttı ve ardından onları Zhou ve Yin’e doğru sürükledi. Bunun üzerine Meng Hao ikisinin öfkeli yaratık sürüsünün arasında kayboluşlarını izledi.
“O nasıl çoktan bir Şeytani yaratık tarafından yenilmemiş olur? Zhou ve Yin kemiklerine kadar tükenmişken Meng Hao enerji dolu bir şekilde atlayıp zıplıyordu. Bunu görünce nefret iliklerine kadar işledi ve diş etleri nefret ile kaşındı. Ama onların yapabilecekleri bir şey yoktu.
Gerçekte Meng Hao da tükenmişti. Hap ne zaman parlasa etraftaki Şeytani canavarların ilgisini çekiyordu. Tabi ki bakır ayna en hızlı yaratıkların, yollarının üzerinde çığlıklarını durdurmasına izin vererek ona kaçmak için zaman veriyordu. Eğer bu olmasaydı o çoktan bayılarak yere düşmüş olurdu.
Meng Hao aniden dağın zirvesine ulaştığını farketti. Yer çoğu insanın kolaylıkla içine sığabileceği kadar büyük çatlaklar ve yarıklar ile kaplıydı. Nefes nefese kalmış olan Meng Hao dinlenmek için bir kayanın yanına oturdu ve ellerindeki bakır aynaya baktı. O, sanki bu gün olan şeyler onu inanılmaz derecede heyecanlandırmış gibi sıcaktan yanıyordu. Acı bir gülümseme ile birlikte Meng Hao etrafına baktı ve ileride içinden dışarı koyu siyah bir sis çıkan çok büyük bir çatlağı fark etti.
Tam o sırada bu devasa çatlaktan bir kükreme sesi geldi. Bu daha önce dağdaki vahşi canavarların hepsini bastıran kükreme ile aynıydı. Bu kükreme tüm dünyayı sallayabilecek kapasiteye sahip gibi görünüyordu. O gök gürültüsü gibi yankılandı. Anında tüm bölge, sanki tüm dağ sadece bu kükremeyi barındırıyormuş gibi, tüm çevre Şeytani canavarların hepsinden temizlendi.
Bu kükreme Meng Hao’nun zihnini titreterek bedeninin içindeki tüm ruhsal enerjiyi dağıtmış gibi göründü. Onun ifadesi değişti. Bu kükreme tanıdıktı. Daha önce Siyah Dağın yakınlarına geldiğinde o bunu duymuştu. Bu kan ve Ki ile pıhtılaşmış birisinin zihnini huzursuzluk ile dolduran bir sesti.
Kükreme sesi geldiğinde Meng Hao gözlerini açık tutmaya zorladı ve çatlaktan dışarı çıkan siyah sisi izledi. Sis dağıldığında Meng Hao altı metreden daha kalın olan tiksindirici ve vahşi bir çehreye sahip devasa siyah pitonu görebildi. Uzunluğunun yarısı aniden çatlaktan dışarı çıktı.
O acı içinde gibi gözüküyordu ve onun vahşi kükremesi yeryüzünü ve gökyüzünü sarsıyordu. Meng Hao bir ağız dolusu kan tükürdü. O burada kalmaya cüret etmeden kayanın yanından atladı ve dağdan aşağı uçtu. Ama ardından bir şeyi merak ettiğinden dolayı durdu. İkinci kez bakmak için geri döndüğünde ilginç bir şey keşfetti.
Pitonun bedeninin çatlaktan dışarı çıkmış olan yarısı deri döküyor gibi gözüküyordu. Sanki onun iki farklı derisi varmış gibiydi. O kendini sarmıştı ve dıştaki deriyi sürterek sıyırıyordu.
“O deri mi döküyor?” Meng Hao olanları anladıktan sonra bir nefes aldı. O pitonların en zayıf oldukları zamanın derilerini değiştirdikleri zaman olduğunu biliyordu. Bu olay, özellikle de bu piton, doğada şeytani ise uzun zaman alırdı. Bu kadar büyük bedenle bu deri dökme olayı belki de yıllar süren bir şey olabilirdi.
“Tüm bu zaman boyunca kükreme sesinin duyulmasına şaşmamalı. O yıllardır deri dökme işlemi yapıyor olmalı.” Meng Hao’nun bakışları kaydı ve pitonun dışında başka bir şey fark etti.
Fark ettiği şey yakından incelediğinde ağzı şaşkınlıktan açık kaldı. O bir uçan kılıçtı. O herhangi bir özelliği olmayan son derece ilkel bir görünüşe sahipti. Ama o Pitonun bedenine derinden saplanmıştı ve sanki uzun yıllardır orada bulunuyor gibiydi.
Kılıcın bedenine sokulmuş olduğu bölge kuru ve solmuştu bu da kılıcın gücünü gösteriyordu.
“Bu şeytani pitonun gelişim üssü en azından Ki Yoğunlaştırmanın 7, belki de 8.seviyesinde. Hatta 9 bile olabilir…” Meng Hao’nun ağzı kurudu. O bu pitonun derisinin ne kadar kalın olduğunu sadece hayal edebiliyordu ve bu da bu ilkel görünümlü uçan kılıcın ne kadar harika olduğunu bir kez daha gösteriyordu.
“Bunun gibi bir şeytani yaratığa saplanabilen bir uçan kılıç kesinlikle gerçek bir hazinedir.” Meng Hao’nun kalbi şevk ile hızlıca attı ardından üzgün bir nefes verdi. Ki Yoğunlaştırmada 4.seviyede olan bir Gelişim üssü ile bu kılıcı elde etmek onun için bir rüyadan biraz daha fazlasıydı. O 5.seviyede olsa bile bu benzer bir şekilde imkansız olacaktı.
Meng Hao kafasını salladı ve ışıldayan gözler ile dağdan aşağı doğru yöneldi. Hala gerçekleştirmesi önemli bir şey vardı. Elbisesinin kolundaki bakır ayna kaynamaya devam ediyordu ve çok geçmeden uluyarak onu takip eden bir avuç Şeytani canavar olmuştu.
Birkaç saat geçti ve şafak çöktü. Son on iki – 2 saatlik periyot yakında sona erecekti. Zhou ve Yin çoktan tüm umutlarından vazgeçmişlerdi. Onlar dağın yukarlarında bağdaş kurup oturmuş Meng Hao’ya bakıyorlardı.
(Ç.N: Sanırım son on iki – 2 saatlik periyot derken 24 saati 2 ye bölüp her birine bir periyot demiş yani 24 saatlik sürenin sonuna gelmek üzerelermiş :D )
İkisi en ufak bir hareket yaparsa o bir grup canavarı kızdıracaktı ve onlar hedeflerini başaramamak ile kalmayarak üzerine bir de büyük olasılıkla yaralanacaklardı. Bu yorgunlukları ile birleştiğinde tek yapabilecekleri şey nefes almak ve kin dolu bir şekilde Meng Hao’ya bakmaktı.
“Lanet olsun Meng Hao nasıl benden kaçabiliyorsun!?” Zhou Kai nefes nefes bir şekilde çaresizce uludu. Meng Hao gerçekten bir gölge gibi ormanda istediği yere gidip dönebilen bir çopra balığı gibiydi.
“Kendi yeteneklerin yok mu?” Uzakta olmayan Yin Tianlong konuştu. O ne öldürebildiği nede kovalayabildiği için yarı deli bir haldeydi ve sözleri hiç mantık içemiyor gibiydi. “Sen sadece kaçma. Peşimizden canavarları göndermek için kötücül şeytani büyü kullanmana gerek yok. Neden adil bir savaş yapmıyoruz?”
“Benim Gelişim üssüm sizinki kadar yüksek değil bu yüzden nasıl sizine savaşacağım?” Meng Hao da nefes nefese bir şekilde konuştu. “Eğer beni kovalamaya devam etmek istiyorsanız benim gerçekten başka bir seçeneğim yok.” O başka bir tıbbi hap yuttu.
Zhou ve Yin hayatlarında daha önce hiç Meng Hao gibi akıl almaz gözüken biri ile karşılaşmamışlardı. Onların ikisi de kalplerinde pişmanlık duyuyorlardı. Eğer olayların bu şekilde olacaklarını bilselerdi hapı çalmak için asla onu kovalamazlardı.
Zaman kayıp geçti ve hapı mühürleyen büyünün dağılma zamanı yaklaştı. Yin Tianlong uzun bir iç çekti. Acı bir gülümseme ile kafasını salladı. Yapabileceği bir şey kalmamıştı. O Şeytani canavarlar ile yüz yüze gelmeye zorlandığından kovalayamıyor yada saldıramıyordu. Onun tıbbı hapları tükenmişti ve 2 tane uçan kılıç kaybetmişti. O nasıl hapı çalmaya çalışabilirdi….? Tabi ki rakibinin taktiklerinden bahsetmeye bile gerek yoktu. Onun göz kamaştırıcı, kötücül fikirlerinin sonu gelmeyecek gibi görünüyordu. En ufak bir dalgınlık bile yaralanmaya yol açabilirdi.
Aşağılanmış bir iç çekmeyle birlikte son bir kez Meng Hao’ya baktı ardından döndü ve pes ederek dağın aşağısına yöneldi.
O ayrıldığında Zhou Kai kararsızlık ile yıkıldığını hissetti. Şafak yaklaşırken son 2 saatlik periyot sona erdi ve bununla birlikte Meng Hao’nun depolama çantasının içindeki tıbbi hapın mührü bozuldu. Zhou Kai nefret dolu bir şekilde ayağını yere vurdu ardından bir şey söylemeden döndü ve oradan ayrıldı. O Meng Hao ile uğraşmanın çok zor olduğuna ikna olmuştu. Aslında onun kalbinde bir korku vardı. O eğer buradan şimdi ayrılmazsa bir daha hiç ayrılamayacağını hissediyordu.
Meng Hao onların ayrılışlarını izledi ve dağın aşağısına yöneldi. O çok uzun bir iç çekti ve bedenini sel suları gibi dolduran tükenmişliği hissetti. O siyah dağdan ayrılmadı bunun yerine dağın tepesine doğru gitti. Orada Şeytani piton vardı ama genel olarak konuşursak orası nispeten güvenliydi. Sonuçta pitonun dönüşümünü tamamlaması için zamana ihtiyacı vardı ve onun kükreyişleri diğer Şeytani canavarları uzak tutuyordu.
Meng Hao kayaların içinde bir çatlak buldu ve bağdaş kurup oturdu. O depolama çantasına baktı ve aniden endişeli hissetti.
“Ben çok fazla tıbbi hap harcadım ve her biri bir Ruh Taşı değerindeydi. Bir hesap yapalım…..37 uçan kılıcı ve kırktan fazla Şeytani Çekirdeği de eklerse bu toplam……198 Ruh Taşı yapıyor. 198!!” Bedeni titredi ve oldukça keyifsiz hissetti.
“Neyse ki 24 saat doldu.” O konuştu ve kendini rahatlatmaya çalıştı. “Ve şimdi Kuru Ruh Hapı benim.” Hayal kırıklığını bir tarafa itti ve zihnini temiz olmaya zorladı, ardından güvenli olduğuna emin olmak için etrafa baktı ve bakır aynayı çıkarıp Kuru Ruh Hapını kopyalamaya başladı.
(Ç.N: Kanında Kayserilik var bu Meng Hao’nun :D )
O çenesini sıktı ardından bir hapı ağzının içine attı.
“Ki Yoğunlaştırmanın 5.seviyesi! Ben beşinci seviyeye ulaşmak zorundayım!” Gözleri daha çok kanlandı ve elastik bir kararlılık ile doldu. Meditasyon için oturdu ve Gelişim üssünü döndürmeye başladı. Tüm bedeninden gürleme sesleri çınlarken Kuru Ruh Hapından sınırsız ruhsal enerji dışarı doğru patlak verdi ve Meng Hao’nun bedenindeki ruhsal kuvvetin aniden her yöne doğru yayılan bir dönen girdaba dönüşmesine neden oldu.
Zaman yavaşça ilerledi ve günler geçti. Meng Hao gözleri kapalı bir şekilde Ki Yoğunlaştırmada 5.seviyeye geçtiğinde Siyah Dağ, pitonun kükremeleri ile dolmuştu. Onun dönüşümü Meng Hao’nun ki gibi kritik bir döneme ulaşmış gibi görünüyordu.
——ÇEVİRMEN NOTU——
Bu Bölümde bitti kim bu hafta dolu dolu geçecek gibi. Baya bölüm geliyor atg geldi tmw geldi csg geliyor şimdi issth geldi mis :D
Meng Hao kaçıncı seviyeye ulaşacak? Piton neler yapacak? Pitonun seviyesi ne? Pitona saplanmış kılıcın özelliği ne? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin :D
Fullbringer Notu
Arkadaşlar telefonun dokunmatiğini bozdum. Bu nedenle bölümde saçma sapan harfler falan görürseniz benim gavat telefonun suçu. Emekli olduğum halde bana aralıksız bölüm iteleyen Orkun kardeşime burdan selamlar. Bana böyle serilerle gel Orkun :D
Useless Notu: Emeklilik ne demekmiş bizim güzel ve vefalı okuyucularımızı bırakıp nereye gittiğini sanıyorsun :D Haksız mıyım? :D

Yorum Yap "İSSTH 22"