Tankların Tarihi Günceli

İSSTH 21

Eylül 08, 2016
Çeviri için Useless, kontrol düzenleme için Wertyul arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


Bölüm 21: Meng Hao, Sen Utanmazsız! 

Siyah dağ çıplak değildi, aksine göklere uzanan bereketli ormanlarla kaplıydı. Bu dağ siyah dağ diye anılıyordu çünkü üzerindeki ağaçlar tamamen siyahtı ve Şeytani bir enerjiyle doluymuş gibi gözüküyorlardı.
Gözle görebileciğiniz mesafedeki hiçbir başka dağa benzemiyordu.
Dağa girmesinin ardından, Meng Hao derin bir kükreme duydu ve iki tane üçüncü seviye Qi Yoğunlaştırmadaki Şeytani yaratık ona doğru hücum etti. Kurt bedenlerinden çıkan uzun yılanımsı kuyruları vardı ve onlar kalın bir kürk ile kaplılardı. Onlar Meng Hao‘ ya nefretle baktılar.
Onlar yaklaşırken, Meng Hao durdu, sonra bakır aynayı kaldırdı ve onlara doğru ışıldattı. Aniden Şeytani yaratıklardan birinin sağ gözünden bir kan gayseri fışkırdı. Sefil bir çığlık attı ve yoldaşını korkuttu. Meng Hao’nun gözleri parıldadı. Bu sefer, ayna Şeytani Yaratığın gözünü patlatmıştı, götünü değil.( E.N. : Ayna bozuldu heralde :P ) Zhao Wugang’la savaşırken de benzer birşey olmuştu. Bunun hakkında daha fazla düşünmesine gerek yoktu. Canavarlar ondan kaçınmak için çekilmesine rağmen, o fırlayıp yanlarından geçti.
İki beşinci-seviye Geliştirici gelirsek, onlar kudurmuş biriçimde onu takip ediyorlarıdı. Uçan kılıçları fırladı ve, anında iki Şeytani yaratığı katletti. Onlar Şeytai Çekirdekleri toplamak için bile durmadı. Meng Hao’yu kovalarken bedenleri gökkuşakları gibi görünüyordu.
“Burası bir Şeytani dağ. Zirvesinde bir Şeytan Kral olduğunu duymuştum. Meng Hao, buraya kaçarak kendi ölümünü hazırlamış oldu.”
“Kaçmana gerek yok. Geri dön ve bu konuyu konuşalım, belki de bir takas yaparız.” İki geliştirici onu kovalarken arkasından sesleniyorlardı, sesleri samimiydi, ama kalpleri canice niyetlerle doluydu.
Meng Hao ne onlara baktı ne de çağrılarına tepki gösterdi,bunun yetine dağın tepesine doğru tırmanan patikada hızını arttırdı. Çok geçmeden yedi yada sekiz Şeytani yaratıktan oluşan bir gurubun içine daldı. Onların çoğu üçüncü seviye Qi Yoğunlaştırmada gibi görünüyorlardı. Onları bakır aynayla korkuttuktan sonra, kaçışını gerçekleştirdi. Tabii ki, iki beşinci seviye Geliştiricinin böylesi bir yeteneği yoktu, bu nedenle yolarını açmak için bir katliyam yaptıalr. Sonra kanla kaplı bir şekilde—şeytan kanı, tabii ki, kendi kanları değil—takibe devam ettiler.Yorgunlukları artmaya başlıyordu. Savaş sırasında, daha da fazla tıbbi hap kullanmışlardı. Ama dedikleri gibi, bir kaplana binerseniz, inmek zordur. Dişlerini sıkarak takibe devam ettiler.
“Onlar hala arkamdalar…” dedi Meng Hao,gaddar bi yüzle, siyah dağlarda seyahat ettiği en derin noktayı çoktan geçmişlerdi. Daha ileri giderse, beşinci seviye Qi Yoğunlaştırmadaki Şeytani Yaratıklardan kaçınması zor olucaktı. Yüzünde sert bir bakış yerleşti ve çenesi sıkarak dağ tepesine doğru olan yoluna devam etti.
Bir tütsünün yarısının yanacağı kadar süre geçtikten sonra, alçak bir kükreme duyuldu, dağın yarısını kaplamış gibiydi. Karanlık bir rüzgar gibi, bir çok-renkli dev kurt ona doğru uluyarak geldi. Kurdun kafası altı metre yüksekliğindeydi ve parlak kırmızı gözleri öldürme niyetiyle doluydu. Ondan baskılayıcı beşinci-seviye Qi Yoğunlaştırma aurası yayılıyordu.
Eğer yalnız olsaydı o pek de problem sayılmazdı. Ama onun arkasında beş küçük çok-renkli kurt vardı ve Gelişim merkezleri dördüncü seviyenin zirvesindeydi, onlarla beraber bir beşinci seviye kurt daha vardı. Ateşli kükremeleri havayı dolduruyordu.
Meng Hao’nun gözleri parıldadı ve hiç tereddüt etmeden bakır aynayı kaldırdı ve kurtlara doğru parlattı. Kurtların birinin ağzından sefil birer çığlık yükseldi ve sanki bıçaklanmışçasına göğsünden kan sızmaya başladı. Diğer kurtlar şok içinde baktılar ve bilinçsizce geri çekildiler.
İlerleyen saniyelerde, tam olarak neler olduğuna emin olmayarak ve tahminlerle dolu bir vaziyette, dişlerini sıktı ve ilerlemeye devam etti. İki uçan kılıç ayaklarının altında belirdi ve anında onun otuz metreden daha fazla ileriye taşıdı. Biraz arkasında iki beşinci-seviye Geliştirici ortaya çıktı. Şeytani kurt sürüsünü gördüklerinde yüzleri düştü. Meng Hao’yu beraber kovalasalar da, hala birbirlerine karşı tetiktelerdi. Bu alan hala Reliance Tarikatının içinde sayılsa da, bir kere tarikatın sınırlarından çıktıklarında, birbirlerini öldürmeleri kural ihlali sayılmayacaktı.
Takibin ortasında bu onlar için büyük bir mesele olmazdı ama şimdi bir krizle yüzyüzelerdi. İki beşinci-seviye Şeytani Kurt onlara tehditkar bir biçimde bakıyordu. Diğer küçük Şeytani kurtlardan bahsetmeye bile gerek yok, bu nedenle acilen bir plan yapmaları gerekti. Hemen ayrıldılar, birisi sağa doğru koşarken diğeri sola doğru koştu.
Hızla hareket etmişlerdi, ama Şeytani kurtlar daha hızlıydı. Onlar sezgileri güçlü Şeytani yaratıklardı ve şimdiden bakır aynanın ve de Meng Hao’nun şok edici dehşetini hissetmişlerdi. Ateşli kükremelerinin arasında, o çoktan kaçmıştı. Ancak hemen ardından Qi Yoğunlaştırmada beşinci-seviye olan ikii Geliştirici onların bölgesine izinsiz girmişti.
Geliştiricilerin kendi öfkeleri hakkında düşünecek zamanları yoktu. Onlar uluyan Şeytani kurtlar tarafından takip edilerek kaçtılar. Anlar içinde uzaklara kadar kaçmışlardıç
Meng Hao iç çekti. Dağın zirvesine doğru baktı ve sonra kaçan Geliştiricilere baktı, gözleri ışıldadı.
“Şu Şeytani yaratıklar onlara baya bir problem yaratıcak ve onları bir süre peşime takılmaktan alıkoyacaktır. Ama dördüncü iki-saatlik periyot neredeyse tamamlandı. Hap feneri tekrar parlayacak ve sonra onlar beni bulabilecekler.” Meng Hao tekrar dağın tepesine baktı. Çenesini kenetledi ve ileriye doğru koştu.
Kısa bir süre sonra, depolama çantasından bir işaret ışığı çıktı ve göğe doğru fırladı. Uzun mesafe ötedeki birisi bile onu açıkça görebilirdi.
Her iki saatte bir, işaret ışığı beliriyordu, bugün birkaç defa gözükmüştü. Bu dördüncü seferdi.
Meng Hao mümkün olduğunca çok Şeytani Yaratıkran kaçınmaya çalışarak dikkatle ilerledi. Gördüklerinin çoğu Qi yoğunlaştırmada 5. seviyedeydi, bu yüzden tabii ki onlardan korkuyordu. Yanlız değil, grup halinde dolaşmayı tercih ediyor gibilerdi, bakır ayna biraz koruma sağlasa bile, onlardan kaçınmak için elinden geleni yaptı. Bu nedenle hızı düşmüktü ve koşamıyordu.
Zaman yavaşça geçti, neredeyse 1 saat. Aniden büyük, öfkeli bir kükreme tüm dağda yankılandı. Aynı anda Meng hao yüzünde endişeli bir ifadeyle sık ormandan fırladı. Peşinde yedi yada sekiz tane Psişik Şeytani Maymun vardı. Öfkelilerdi ve inanılmaz hızlılardı, Meng Hao’yu dinmeyen bir öfkeyle takip ediyorlardı.
Onlardan üçü 5. seviye Qi Yoğunlaştırmadaydılar ve bu Meng Hao’nun içinden sızlanmasına neden oluyordu. Şu ana kadar çok dikkatli olmuştu ve o dikkatle Şeytani Maymun grubunun etrafından dolanırken, bakır aynanın kendi iradesiyle yerde sürüklenecek kadar uzun kürke sahip olan bir maymunun götünü patlatacağını hayal bile etmemişti. Tabii ki bu diğer Şeytani Maymunların öfkesini arttırmıştı.
“O Şeytani Maymun süper uzun bir kürkü olsa da, bu senin böyle davranabileceğin anlamına gelmiyor.” dedi Meng Hao elindeki bakır aynaya sertçe bakarak. Hala aynanın gizemlerinin tamamını anlayamamış olduğunu farketti. Şimdi bu konu hakkında düşünmeye zamanı yoktu. Şeytani Maymunlardan uzaklaşarak dağdan aşağıya indi. Arkaya baktığında Şeytani Maymunların ona yaklaştığını gördü, hemen bakır aynayı salladı ve başka bir sefil çığlık yankılandı. Tam olarak aynı anda, Meng Hao dağın tepesinden aşağı yarı yoldaki uçan kılıçların parıldayan aurasını gördü.
Gözleri ve iaceleyle ilerledi. Bir anda kendini 4. seviye Qi yoğunlaştırmadaki 4 geliştiricinin neredeyse üzerinde buldu. Onlardan biri Shangguan Song’du Birkaç tane Şeytani Ayı ile yakın dövüştelerdi. Havayı kan kaplamıştı ve onlar daha üstün gibi gözüküyorlardı, iki şeytani ayının cesedi yerde yatıyordu.
“Meng Hao!” O onları gördükten hemen sonra onlar da onu görmüşerdi ve gözleri canice niyetler taşıyordu, özellikle Shangguan Song’unkiler.
Tükenmiş görünüyorlardı. Siyah dağa olan yolculukları savaşlarla bezenmişti. Aslında onlar 10 kişilerdi, ama çoğu şimdiden vazgeçmişti. Kalan dördü dişlerini gıcırdatarak Gelişim merkezlerini kontrol etmeye çalışmışlardı ve hap uyarı ışığından sonra kendilerini Şeytani Ayılara karşı cesurca bir savaş içinde bulana kadar ışığın geldiği yöne doğru koşmuşlardı.
Meng Hao’yu gördüklerinde, gözleri kızardı ve bilinçsizce uçan kılıçların hedefini değiştirmek istediler.
“Sevgili kardeşlerim, bu Şeytani Maymun grubunun dikkatini çekme isteğiniz bana ulaştı. Acele edin ve hamlenizi yapın!” Meng Hao yaklaşırken, uçan kılıçları görmezden geldi ve takipteki psişik maymunların kesinlikle duyacağı şiddette bağırdı.
Sözler ağzından çıktığı anda, şok edici öfkeli kükremeler arkasında yankılandı ve arkasından yedi yada sekiz tane psişik maymun fırladı, kırmızı gözleri ışık saçıyordu.
“Meng Hao, sen utanmazsın!!!”
“Lanet olsun, sen çok aşağılıksın!”
Dört adamın yüzleri düştü ve Meng Hao’ya söverek kaçmaya çalıştıla. Ama Şeytani Ayılarla olan savaş buna izin vermedi. Hala durum hakkında endişelenen Meng Hao onları çoktan geçmişti ve kırmızı gözlü Şeytani Maymunlar ileriye öfkeyle atıldı.
Meng Hao geriye doğu dördüne baktı, öldürme niyeti gözlerinden okunuyordu. Depolama çantasını tokatladı ve birkaç tane uçan kılıç alçak bir vınlama sesiyle fırladı.
“BOOM!”
Uçan kılıçlar çarpıştığında büyük bir patlama sesi yankılandı. Meng Hao aniden onları takip etmesi için iki alev yılanı gönderdi ve etraftaki ağaçların pek çoğu parçalanarak dağıldı. Patlamanın momentumunu kullanan Meng Hao ağız dolusu kan yuttu ve fırladı gitti. Onun arkasında, dört Geliştirici patlama tarafından engellenmişti. Şeytani maymunlar ise, Meng Hao’yu görüşlerinden kaçırmışlardı. Ama Geliştiriciler onların hemen önündeydi, bu yüzden anında onlara saldırdılar.
Sefil çığlıklar çınladı ve Meng Hao arkasına bile bakmadan yoluna devam etti.
“Burası çok da kötü değil… sadece biraz tehlikeli.” Meng Hao Şeytani Maymunların onu takip etmediğinden emin olana kadar koştu, sonra durdu ve soluk soluğa nefes aldı. Etrafa baktı..
“Kuru Ruh Hapını elinde tutmak kolay değil.” diye mırıldandı. Depolama çantasına doğru aşağıya baktı ve iç geçirdi, bir şekilde sıkıntılı hissediyordu.
“Şimdiden otuz bir uçan kılıç harcadım, ve herbiri aslında birer Ruh Taşıydı. Aynı zamanda birkaç tane de tıbbi hap tükettim, onların herbiri de birer Ruh Taşı demek. Ve daha 5. iki-saatlik periyoda bile girmedik…” Meng Hao acı bir şekilde güldü, yüreğinin burkulduğunu hissetti.
“Sonunda Kuru Ruh Hapını tüketebilirsem ve Gelişim merkezimdeki dar boğazı atlatabilirsem, o zaman bütün bunlara deymiş olacak!” Gözünde kan damarları belirdi. Kazanmak ve herşeyi almak için her bedelini ödemeye hazır bir kumarbaz gibiydi.
“Şu 4 dördüncü-seviye öğrenciler ölmedilerse bile çoktan tükenmiş olmalılar. Ve onların takibe gönüllü olduğuna şüpheliyim. Şimdi, kalan tek endişem iki beşinci-seviye Geliştirici.” Yüz ifadesini kasvet bürüdü. Rakipleri ondan daha yüksek Gelişim merkezine sahiplerdi ve iki tanelerdi. Onlara karşı dayanmak zor olacaktı ve asıl endişelendiği şey onları öldürmeye değer olmamalarıydı. Bu işin için çoook fazla Ruh Taşı kullanması gerekirdi.
Dağın zirvesine doğru bakarken, biraz dinlendi. Sonra dişlerini sıktı ve koşmaya başladı. Beşinci iki-saatlik periyod hemen geldi ve depolama çantasından hap işaret ışığının göğe fırlamasıyla aynı anda, iki tarafından rakiplerinin uğursuz seslerini duydu.
“Meng Hao, kaçamazsın!”
“Kuru Ruh Hap’ını bana ver. Ben de cesedinin dokunulmadan kalmasını sağlayım.Yoksa seni burada canavarlar için bırakacağım, ve senden geriye hiçbir şey kalmayacak.”
Sesleri uzaktan yankılansa da, Meng Hao’ya doğru hücum ettikleri zaman iki Geliştiricinin bedenleri birer gökkuşağı gibi görünüp kayboldu. Kararlılık Meng Hao’nun gözlerini doldurdu ve ileriye doğru kaçtıi İleride bazı Şeytani Yaratıkların dinlenme yeri gözüktü.
//Beyler bu bölüm aslında çoook önce çevrildi. Ama Örkün reyiz yorgun olduğundan onu sıkıştırmamak için atmadım. Adam oyun oynadı kafasını topladı. Umarım ilerleyen günlerde bizi Atg’ye doyurur.
E.N. : Valla bende Atg bekliyorum :D

Yorum Yap "İSSTH 21"