Tankların Tarihi Günceli

İSSTH 2

Eylül 04, 2016


Bölüm 2: The Reliance Tarikatı 

 Reliance Tarikatı, Zhao Ülkesi sınırları içinde, Namshan Kıtasının güney ucunda konumlanmıştı. Bir zamanlar Dört Büyük Tarikatın ilkiydi. Güney Bölgelerde hala ünlü olsa da son yıllarda bir düşüşle karşılaşmıştı ve bir zamanlar olduğu kadar görkemli değildi. Günümüzde diğer Zhao Ülkesindeki Tarikatlarla karşılaştırıldığında ancak alçak olarak tanımlanabilirdi.
Aslında ismi her zaman Reliance Tarikatı değildi. Ama bin yıl önce bir Yetiştirici ortaya çıkmıştı ve Güney Bölgesinde büyük bir sansasyon yaratmıştı. O kendini Patrik Reliance olarak çağırıyordu ve Tarikatının adını da böyle değiştirmesi için zorlamıştı. O Zhao Ülkesindeki diğer Tarikatları birer böcek gibi ezmişti ve onların hazinelerini yağmalamıştı. Uzun süre rakipsiz kalmıştı.
Ama şimdi işler farklıydı. Patrik Reliance neredeyse 400 yıldır kayıptı. Onun yaşayıp yaşamadığı gerçeğini kimse bilmiyor olsaydı Tarikat çoktan diğer bazı Tarikatlar tarafından yutulmuştu. Görkemli günler tarih olmuştu. Zhao ülkesindeki kaynak eksikliği ve diğer üç Tarikatın baskısıyla eğer yeni acemiler istiyorlarsa, onların insanları hizmetkar olarak kaçırması gerekiyordu. Kapılarını direk olarak acemiler için açamazlardı.
Meng Hao, yeşil cübbeli adamı dağın zirvesine kadar olan kısa patika boyunca izledi. Çevre bir bahçe gibiydi, garip kayalar ve değişik görünüşlü ağaçlar her yerdeydi. Güzel sahnenin ortasında çatıları yeşim taşı kiremitlerle müsrifçe dekore edilmiş binalar, bulutların ve sisin içinden yükseliyordu. Meng Hao durmadan iç çekiyordu. Ne yazık ki yanında yürüyen şişman çocuk sürekli inliyordu ve bir şekilde bu sahneyi bozmayı başarıyordu.
“Ben bittim, gerçekten bittim…. Eve gitmek istiyorum.” diye söyleniyordu Şişman Ergen İrisi, yüzünden terler boşalıyordu. “Evde mantou ve balık bekliyor. Lanet olsun, lanet olsun. Ben ailemin topraklarını miras olarak alıp yaşlı zengin bir adam olmak ve birkaç cariyeyle günümü gün etmek istiyorum. Burada hizmetkar olmak istemiyorum.”
Nefesleri arasında neredeyse yarım bardak çay içilecek süre kadar homurdandı, ta ki yeşil cübbeli adam dönüp soğukça: “Eğer biraz daha saçmalarsan, Senin dilini kopartırım.” diyene kadar.
Şişman Ergen İrisi aniden şiddetle titredi, gözleri korkuyla parladı ama sonunda çenesini kapattı.
Bunu gördüğünde Meng Hao durumun ne kadar iyi olabileceğini yada olmayabileceğini tekrar değerlendirdi. Ama onun inatçı bir kişiliği vardı, bu yüzden derin bir nefes aldı ve sessizliğini korudu.
Bir süre sonra, dağın tepesine kadarki yolu yarıladıklarında, Meng Hao dönen sisin arasından düz bir bina sırası gördü.
Kenevir cübbeler giyen yedi yada sekiz tane genç adam binaların dışında oturuyorlardı. Heyecanlı görünüyorlardı. Meng Hao ve diğerleri vardığında genç adamlar onları fark etti ama onlara ne seslendiler ne de selam verdiler.
Biraz ilerde, açık mavi cübbe giyen genç bir adam bir kayanın üstünde oturmuştu. Yüzü uzundu, neredeyse ata benziyordu ve cübbesi açıkça diğerler gençlerin giydiklerinden çok daha pahalı ve gösterişliydi. Yüzü soğuk olsa da, yeşil cübbeli adam Meng Hao’yu getirerek yaklaşınca genç adam onu ellerini birleştirerek selamladı.
“Selamlar, Büyük Kardeş.”
“Bu ikisi yeni gelen hizmetkarlar.”, dedi yeşil cübbeli adam sabırsızca. “Lütfen onların kalacakları yerleri ayarlayın.” Bununla birlikte arkasını döndü ve ayrıldı, Meng Hao’nun ve diğer genç adamın yüzüne bile bakmadı.
O ayrıldıktan sonra at-kafalı genç adam tekrar oturdu, bacak bacak üstüne atarak Meng Hao’ya ve Şişman Ergen İrisi’ne soğukça baktı.
“Burası Kuzey Hizmetkar Bölgesi.” dedi soğuk ve duygusuz bir sesle. “Reliance Tarikatı tembelleri desteklemez. Şimdi siz buradasınız ve ayrılmadan önce burada 30 yıl çalışacaksınız. Eğer kaçmaya çalışırsanız şey, bu ıssız dağlarda pek çok vahşi yaratık var ve kesinlikle ölürsünüz. Gidin ve iş üniformalarınızı giyin. Bundan sonra siz ölümlü dünyadan soyutlanmış durumdasınız ve sakince bir hizmetkar olarak çalışacaksınız.”
Şişman Ergen İrisi daha da şiddetli titredi, yüzü tamamen umutsuzlukla dolmuştu. Meng Hao sakin kalmıştı. Aslında gözlerinin derinlerinde tanımlanamaz bir kıvılcım vardı. At kafalı herif bunu fark etti. Çok uzun yıllardır bu pozisyondaydı ve hizmetkar olarak yakalanmış yüzlerce genç adam görmüştü. Ama şu ana kadar hiçbiri Meng Hao kadar sakin olmamıştı.
“Eğer iyi bir mizacınız varsa…” dedi yumuşak bir sesle, “30 yıl boyunca hizmet vermenize gerek yok. Boş zamanlarınızda yetiştirmeyle uğraşabilirsiniz. Eğer Qi Yoğunlaştırmanın ilk seviyesine ulaşabilirseniz Dış Tarikata terfi edeceksiniz.” Geniş kollarını hafifçe savurdu, Meng Hao ve Şişman Ergen İrisi’nin önünde birer keten cübbe belirdi. İki cübbenin de önünde bir başparmak büyüklüğünde bir tahtaya “Hizmetkar” kelimesi oyulmuştu.
Cübbeye ek olarak, kapağında şu üç karakter olan küçük bir kitapçık da vardı: “Qi Yoğunlaştırma El Kitabı.”
Meng Hao’nun gözleri bu kelimelerle karşılaştığında, nefesi daralmaya başladı. Kitaba baktı ve gri cübbeli adamın soğuk yüzlü iğrenç kadın hakkında yedinci seviye Qi Yoğunlaştırıcı diyişini hatırladı.
“Biz birinci seviye olduğumuzda Dış Tarikata girebiliyoruz, ama o kadın şimdiden yedinci seviyeye mi ulaşmış… Qi Yoğunlaştırma da ney? Belki de bu hikayelerde bahsedilen ölümsüzlerden biri olmanın yoludur.”
Eğer çalışmasının karşılığı buysa şey, bu para değildi, ama dış dünyada yüzlerce parça altın ederdi. Meng Hao’nun heyecanı daha da arttı. Cübbeyi kaptı ve onu rozeti ve kitapçığı sarmak için kullandı.
“Doğu Yedinci ev sizin yaşayacağınız yer. Yarın başlayacaksınız, sizin işiniz ağaç kesmek. Her biriniz hergün 10 kütük kesmelisiniz. Ağaç kesme işiniz bitmeden yemek yemenize izin yok.” Gözlerini kapattı.
Derince nefes alan Meng Hao genç adamı taklit ederek ellerini birleştirerek selam verdi. Sonra eve doğru yürümeye başladı, Şişman Ergen İrisi onu takip etti. Bina Siheyuan avlu konutlarının birkaç kat büyütülmüş hali gibiydi. İşaretleri takip ederek yedinciyi buldular, sonra kapıyı açıp girdiler.
Oda büyük değildi. İçerde bir masa ve iki küçük yatak vardı, basit temiz ve düzenliydi. Şişman Ergen İrisi yataklardan birine oturdu, artık tutamıyordu, ağlamaya başladı.
12 yada 13 yaşındaydı ve gürültüyle ağlıyordu. Bu kesinlikle dışarıda da yankılanıyordu.
“Babam bir Lord, ve benim de bir Lord olmam gerekiyordu. Benim bir hizmetkar olmamam gerekiyordu.” tamamen perişan görünüyordu ve şişman küçük bedeni sarsılıyordu.
“Ağlamayı kes.” dedi Meng Hao, onu sakinleştirmeye çalışarak.“Şunu düşün. Burada olmak hiç de kötü değil. Biz ölümsüzler için çalışıyoruz. Bunu bilselerdi birçok kişi bizi kıskanıyor olmaz mıydı?” Hızla gidip kapıyı kapattı
.
“Ben diğer insanlar için çalışmak istemiyorum.” diye cevapladı. “Evliliğim çoktan ayarlandı ve nişan hediyelerimiz çoktan gönderildi. Benim zavallı güzel leydim benimle evlenemeden dul kaldı.” Daha fazla ağlamaya başladı, kalbinin kırıklığı daha da artıyordu.
Meng Hao’nun yüzünde garip bir duygu belirdi. Bu Şişman Ergen İrisi hala çok genç, diye düşündü. Ben daha bir kızın eline dokunmanın nasıl bir his olduğunu bilmezken bu ergen irisinin nişanlanmış olmasına inanamıyorum. Zengin olmanın ne kadar inanılmaz bir şey olduğunu düşünerek heyecanla iç çekti. Bu Şişman Ergen İrisinin ailesi o kadar zengin ki asla yiyecek yada elbiseler hakkında endişelenmesi gerekmemiş ve şimdiye kadar benim hiçbir şeyim yoktu. Hatta geçen yıl atalarımın evini sattıktan sonra bile Kahya Zhou’ya bir ton borcum var.
Borcu olan parayı düşünmek onu güldürdü. Şimdi buradaydı, eğer gücü yetiyorsa Zhou onu burada da takip ederdi. Eğer gücü yetmiyorsa zaten Meng Hao buradan çıkana kadar o çoktan ölmüş olurdu.
Burası hakkında daha çok düşündükçe, daha iyi hissetti. Para, konaklama yada yiyecek hakkında düşünmesi gerekmiyordu. Hatta daha çalışmaya başlamadan yüzlerce altın değerinde bir ödeme almıştı. Burasının Ölümsüzlerin konaklama yeri olduğu düşünülünce gerçekten buradan kurtarılmanın imkansız olduğu söylenebilirdi.
Şişman Ergen İrisinin ağlaması onun sinirlerini bozmaya başlamıştı. Onu görmezden gelerek keten cübbenin içindeki el kitabını çıkarttı ve okumaya başladı. İlk sayfanın ilk kelimesini okuduktan sonra şok olmuştu.
“Bir kişinin her zaman bir dayanağı olmalıdır. Eğer siz bir ölümlüyseniz bu para ve unvanlardır, eğer siz endişelerden uzak olmak isteyen bir Yetiştiriciyseniz, benim Reliance Tarikatıma katılın. Siz bana dayanabilirsiniz.” Bu el kitabının giriş bölümüydü ve Patrik Reliance tarafından imzalanmıştı.
Sadece bir avuç dolusu kelime olsa bile, onlar tanımlanamaz bir güçle doluydular. Bu hem bir davetti hem de Reliance Tarikatı’nın bir tanımı. Meng Hao boş hissetti ve sonra her şey aniden anlam kazandı.
“Reliance Tarikatı. Bu Tarikatın anlamı mı? İnsanlar dayanacak bir şeyler bulmalıdır; onlar Reliance Tarikatı’nı bulduklarında zengin, güçlü olacaklar ve endişelerinden kurtulacaklar.” Bu gittikçe daha mantıklı geliyordu. O, dayanacağı bir memur olsaydı asla üst üste üç kere sınavlarda başarısız olmayacağının farkına vardı. İç çekti, Gerçek hayatta hiç tanışmadığı Patrik Reliance’a olan saygısı artıyordu. Bu tek cümleyle sanki hayatında bir kapı aniden açılmış gibiydi.
“Diğer bir deyişle, Burada bulduğum süre boyunca dayanacak birisini buImalyım. Bulursam bir daha hiçbir şey hakkında endişelenmem gerekmeyecek.” El kitabını okumaya devam ettikçe gözlerindeki değeri arttı. Kısa süre sonra zamanın izini kaybetti ve Şişman Ergen İrisi’nin ağlamalarını bile duymamaya başladı.
Şişman Ergen İrisi sonunda gece yarısına doğru ağlayarak uyuyakalmıştı ve gök gürlemesine benzeyen horlamaları odada yankı yapıyordu. Meng Hao isteksizce el kitabını kapattı. Çok yorgun hissetse de gözleri azimle ve enerjiyle doluydu.
“Bu kitap 100 altın etmez. Bunun değeri 1000 altın!” dedi kendi kendine. Her zaman zengin bir memur olmayı düşlemiş birisi için 1000 altın değerinde bir şey hayatı dışındaki her şeyden daha değerliydi.
Bu heyecanın içinde Şişman Ergen İrisi’nin horladığını ve uykusunda konuştuğunu fark etti. Karşıya baktı ve genç adamın yatağında oturur vaziyette kollarını salladığını ve mırıldandığını gördü.
“Seni ölene kadar pataklayacağım! Ne cürretle benim mantou’mu çalarsın! Seni ölene kadar ısıracağım! Nasıl benim karımı çalarsın!” Konuşurken yataktan kalktı, hala gözleri kapalıydı ve kollarını sinirle sallıyordu. Sonra inanılmaz bir şekilde masayı yakaladı ve kenarını sertçe ısırdı ve derin bir iz bıraktı. Sonra geri uyumaya döndü ve horlamaya başladı.
Meng Hao onu bir süre izledi, sadece onun uyur gezer olduğunu doğrulamak için. Sonra gidip ısırık izine baktı, Şişman Ergen İrisi’ni uykuluyken provoke etmemesi gerektiğini fark etti. Ondan yavaşça uzaklaştı sonra tekrar el kitabına baktı ve heyecanı hissetti.
“Dokuzuncu seviye Qi Yoğunlaştırma bir ölümsüz olmanın yolu. Onlar için çalışarak, benim de ölümsüz olma şansım var. Eğer bir ölümsüz olursam zengin olmak için bir şans elde etmiş olurum.” Meng Hao el kitabını tutuyordu, gözleri ışıldıyordu. Sonunda sınavlara çalışmak dışında bir yol bulmuştu.
Tam o anda, kapı tekmelenerek güm diye açıldı ve yüksek bir  “harumph” sesi çıktı.

Yorum Yap "İSSTH 2"