Otto Von Bismark Günceli

Hjc 5.1

Eylül 28, 2016

Önceki BölümTanıtım | Sonraki Bölüm

Amiralin Malikanesi

Oturma odası içinde, 2 adam oturuyordu, birisi şuanki Cennetsel Yay İmparatorlığunun imparatoru. Di Fengling’di. Diğer tarafta 50 yaşlarında görünen sağlam kalıplı bir adam vardı. Sağlıklı bir parıltı ile parlıyor görünen bronz teni,kare şeklinde bir yüzü, kaplana benzeyen gözleri,düz burnu ve ağzı vardı.Her ne kadar oturuyor olsada, herkes kolayca onun uzun boyunu görebilirdi. Üniforma üzerinde belirgin bir hal alan kasları kaya gibi sert ve gözleri enerjiyle doluydu. Bu adam, Cennetsel Yay İmparatorluğunun en önemli şahsiyetlerinden, Zhou Weiqing!in babası, Amiral Zhou Shuiniu’dur.

Amiral Zhou, Shanggong Bing’er ile benzer biçimde, sıradan bir aileden dünyaya gelmiştir ve o yaşamak için su mandalarıyla ilgilenerek büyümüştü. Bu da isminin neden bu şekilde konulduğunu açıklamaktaydı.(ÇN: Shuiniu’dan bahsediyorlar. Ama tam olarak ne anlama geldiğini ben de bilmiyorum, araştırmaya da üşendim :D) Tabikide hiç kimse onun ismiyle dalga geçmeye cüret edemezdi, edenlerde çoktan ölmüş olurdu.

“Majesteleri, buna bakın. Birisi sabahleyin bana yollamış. Bu, benim küçük sıpanın el yazısı.” Zhou Shuiniu mektubu Di Fengling’e verdi.

“Büyük Kardeş Zhou, beni rahatlatmaya mı çalışıyorsun? Ben kararımı çoktan verdim. Eğer Weiqing’in başına birşey gelirse, Difuya’da onunla birlikte ölecek.” Di Fengling kesin olarak dedi. O Difuya’yı dün beraberinde özür dilemesi için getirmişti ama Zhou Weiqing’in daha dönmediğini duydu ve hemen büyük bir sayıda adamı şehrin etrafını onu bulmak için yollamıştı.

Zhou Shuiniu ciddiyetle dedi: “Majesteleri, ben ne cüretle size karşı yalan söyleyebilirim? Siz, o veletin dürüst görünüşü tarafından oyuna gelmemelisiniz. O aslından herkesten daha da kurnazdır. Ben bile onun tarafından çok kere kandırıldım. Benim düşünceme göre, o  başında ciddi bir sorun aldığını ve onu öldüresiye döveceğimi  düşündü, işte bu yüzden görünmeye cüret edemiyor. Mektupta çok güzel bir şekilde izah etmiş, hmph, yolculuk ederek yaşamını sürdürmek mi; bu tam bir saçmalık. Büyük bir ihtimal, o eve gelmeye cesaret edemiyor. Biz onu sadece görmezden gelelim.”

Di Fengling acı bir gülümseme ile dedi: ”Zhou Weiqin eve sağ salim gelmediği sürece, ben rahat edemeyeceğim. Bu durum Difuya’nın suçu sonuçta, büyük kardeş eğer Weiqing eve geri dönerse onu dövmemelisin.Sonuçta bu çocuk… böyle kötü bir kader, o damarları tıkalı  doğmak ister miydi hiç? Sen, onun  hayatını daha da zorlaştıracak şeyler yapmamalısın.”

“Hmph” Zhou Shuiniu memnunsuzluk belirten bir ses çıkardı ve dedi: ”Kaplan baba, köpek oğul. Ama o küçük hergele en azından sınırını biliyor. O haklı. Zhou Weiqing nasıl  prensese uygun eş olabilir ki? Bana göre biz onun dediğini yapmalı ve nişanı bozmalıyız.”

Di Fengling’in yüzü değişti: ”Böyle bir şey nasıl olabilir? Difuya şuan senin Zhou Ailenin bir parçası ve senin ailenin bir parçası olarak ölecek. Büyük kardeş, biliyorsun krallar kolaylıkla sözler vermezler. Bu meseleyle alakalı bir daha konuşulmayacak. Eğer Weiqing’i, Cevher ustası değil diye hor görseydim ve nişanı bozsaydım, nasıl senin yüzüne bakıp sana kardeş diyebilirim.”

……….

Zhou Weiqing bilincini geri kazandığı zaman, o kendi çadırı içinde olduğunu farketti. O uyandığı zaman, tüm vüdudunun avı içinde olduğunu hissetti ve vücudu dayanılmayacak biçimde leş gibi ter kokuyordu. Özellikle onun ayakları çok acıyordu, kurşundan yapılmış gibi her hareketinde sanki binlerce iğne ona saplanıyordu.Bu da onun acı içinde inlemesine neden oluyordu.

“Shanggong Bing’er sen sadece bekle, bir gün seni ayağımın altına alıp mahvedeceğim.”

Bir süre dinlendikten sonra, Zhou Weiqing yatağından kıvranarak kalkmayı başardı. O kalkar kalkmaz yatağın yanında 2 büyük kasenin üzerine yazılmış olan bir el yazısını gördü.

2 büyük kasenin içinde, birininde 3 büyük buhar kurabiyeleri, diğerinde kızarmış sebze ve haşlanmış etten oluşan 2 parçe yemek bulunuyordu. Zhou Weiqing tüm enerjisini harçamıştı ve şuan çok açıkmıştı, Bu yüzden hemen yemekleri yemeye başladı ve düşündü: En azından o az çok bir vicdana sahip. Buharlanmış kurabiyeler ve yemekler hala sıcaktı ve tadı oldukça lezzetliydi. Bu kesinlikle normal askerlerin yemekhanesinden yapılma bir yemek değildi.

Zhou Weiqing yemeğini yediği gibi üzerinde sadece 4 kelime yazılmış olan bir nota baktı: Biz yarın devam edeceğiz.

“Kahretsin, bu bitmiş olmalıydı. Ben sana sadece bir kere dokunmuştum ama!” Zhou Weiqing çileden çıkmış bir biçimde dedi. Ardından acınası bir halde tüm zihniyle ellerindeki buharlanmış kurabiyeleri sıktı sanki Shanggong Bing’er’i avuçladığında ellerinde oluşan hissi hatırlamaya çalışıyormış gibiydi.

Zhou Weiqing yemeğini kısa sürede bitirdi, ardından hızlıca çadırından ayrıldı. Banyo alırken acıya,büyük zorlukla dayanabiliyordu. Her ne kadar bu hergele kurnaz ve ölmekten korksada, iyi bir özelliği de vardı, o temizliğe çok önem verirdi. O ayrıca elbiselerini de yıkadı; onun asil olduğu için ev işleri yapmadığını düşenebilirsiniz ama durum tam tersiydi. Zhou Weiqing, katı babası yüzünden yemek yapmak olsun, temizlik olsun, tüm çeşit ev işlerinde tecrübeliydi. Amiralin malikanesinde, Zhou Weiqing küçük bir avluda kalırdı, 6 yaşında sonra ise tüm işlerine kendi bakmak zorunda kaldı. Her nekadar istediği herşey tedarik edilsede, onun için bekleyen bir hizmetli yoktu. Bundan dolayı Amiral ve Zhou Weiqing’in annesi çok kavga ederdi, ama Amiral bunun hakkında çok inatçıydı. Bu yüzden Zhou Weiqing’in annesi kişisel olarak  oğluna bu ev işlerini öğretmek zorunda kalmıştı.

Kendini ve elbiselerini temizledikten sonra, Zhou Weiqing üniformasını giydi ve çadırına geri döndü. Şuanda, tüm kamp oldukça sessizdi.

Çadırına döndükten sonra, Zhou Weiqing beraberinde taşıdığı elbise çantasını açtı. İçinde yaşaması için gerekli olan birçok eşya vardı. Zhou Weiqing’in asker olurken en çok endişendiği şey, iyi beslenememekti. Bu yüzden o yemek yapmak için kendi malzemelerini getirmişti. Malzemelerini kullanarak yemeğini hazırladı ve karnını doyurdu.

Bunu yaptıktan sonra, kafasını çadırdan dışarıya çıkarıp, birisi var mı yokmu diye kontrol etti. Sonra yağlı bez-çantasını(oil-cloth bag) gömleğinin cebinden çıkardı.

“İyiki, bunu yağlı bez-çantasıyla dikkatlice sarmışım. Bugün çok fazla terledim.Eğer bu tahrip olsaydı, benim için çok büyük bir sorun olurdu.”

O dikkatli bir şekilde çantayı açtı, içinde çok eski bir kitap vardı; bu kitap, kağıtlar yerine yüksek kalite keçi-derisinden oluşuyordu. Onlarca sayrafa sahip, 2-3 cm genişliğindeydi. Bunun kesinlikle eski çağlardan kalmış/ilkel bir görünümü vardı. Kenarları yıpranmıştı ve kitabın üzerinde kocaman 3 kelime yazılıydı: ÖLÜMSÜZ İLAHİ TEKNİK

Bu kitap Zhou Weiqing’in dün Yıldız Ormanlarından almaya gittiği hazineydi. Bu kitap, daha 10 yaşında iken Amiral Zhou’nun hayatta kalma yeteneklerini geliştirmesi için onu ormana attığında bulduğu birşeydi. Bunu bir iskeletin üzerinde bulmuştu ve Amiral Zhou da dahil olmak üzere kimseye söylememişti. Sonrasında Yıldız Ormanlarındaki bir ağacın içine küçük bir delik açarak bunu saklı tutmuştu.

Kapağı açtığı gibi ilk sayfası belirdi, küçük harflerle yazılmış kelimeler yazılıydı: Ölümsüz İlahi Tekniğin Genel Prensipleri

Bunları güçlü bir irade gücüne sahip değilsen öğrenemezsin, ayrıca ölümü göze alamayan kimse de bu tekniği öğrenemez. Ölümsüz İlahi Teknik, aslında kesin-öldüren bir ilahi tekniktir. Ama enerjini geliştirmek için 36 Büyük Ölüm Akupunktur Noktarı kullanarak imkansızı, imkan dahiline getirebiliyor. Eğer dikkatli olmazsan, bu kesin bir ölüm demektir. Dikkatli ol, Dikkatli ol. 36 Büyük Ölüm Akupunktur Noktalarını geçip başaran kimseler, dünya var olduğu sürece yaşayacak ve dünyadaki enejileri alabilecek ve kullanabilecektir.

/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

Çn: Bununla 8 bölümü tamamlamış oldum 😀

Yorum Yap "Hjc 5.1"