Tankların Tarihi Günceli

For 10 - Savaş Başlar

Eylül 30, 2016


Çeviri için YuusHa, düzenleme için Rising Grey, kontrol, edit için Rising Grey arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar..

“Bir insan… gibi mi?”

İçerde biri vardı. Sıradan bir insan olsaydı, garip olmazdı. “Kaşif” diye bilinen bir sınıf vardı.

Fakat, olduğumuz yerde olamazlardı.Özellikle olduğumuz bilinmeyen 60. katta.


Hamakaze’nin az önce söylediği gerçekse bu daha iyiye dönmüş olacaktı.

Muhtemelen cevap hayır.

“Evet. Eğer insansa o zaman belki onlarla konuşabilirsin.”

“Evet, iyi giderse hoş olabilir.”

Düşmanlıkları yoksa saldırmazlar.

Bilinmeyen biri gelir ve saldırmaya başlarsa, yanlış anlamayla beni öldürmeye çalışacaklarından oldukça eminim.

“Orada sıkıca mühürlendiyse iyi bir sebebi olmalı.”

“Bu… Doğru.”

“Fakat, çok küçük ihtimalleri bile bir kenara atamayız.”

Derin bir nefes aldım.

“Ne olursa olsun, buradaki ana nokta bu şeyin beni öldürmesi olmalı.”

Bu güç saçmaydı. Savaştığımız hiç bir canavarla kıyaslanamazdı. Bu üstünü çiziyor.

“Ne demek istiyorsun?”

“Onu yenersek güçlü bir hizmetkar sahibi olabilirim, ve zindanı temizlemek bir çocuk oyuncağı olacak.”

Dayanıklılığımı tamamen görmezden geldi ve beni kesti. Bunu kesinlikle kullanabilirim.

Ayrıca, Bir şey daha var. Bu sadece benim önsezim ama…

“Farz edelim bu şeyi yendik, zindanı temizler miyiz?”

“Öyleyse, belki de bu yerin mühürlenme sebebi bu olmayabilir mi?”

Hamakaze benim fikrimi reddetmedi. Fakat çelişkiyi belirtti.

Sonunda, üçüncü bir grup yapamadığım şeylere yardım edebilir ve yalanlayabilir. Mükemmel değilim.

Başka bir kişinin fikrini reddetmek aptalca olacaktı. Ne olursa olsun kullanışlıysa kullanacağım.

Hamakaze beni sorunsuz bir şekilde onayladı ve bazı dikkat etmemiz gereken hususları da ekledi.

“Bu mantıklı olabilir. Ne sebeple olursa olsun, gitmek için bir yol daha var.”

Bu şekilde yapmak işleri basit hale getirir, ama pratikte zordur.

(Ç.N söylemek yapmaktan kolay diyor kısaca )

Ama burada duramam, yoksa Samejima pisliğini yenemem.

“Konumuza dönersek, Hamakaze. Öldüğümde nasıldım söyle bana. Nasıl ve neyden öldüm? Sadece ne bildiğini söyle.”

“… Hatırladıklarımın bir sınırı var ama…”

“İlk olarak, kapıyı açtığında Çılgın Fırtınayı kullanmak üzereydin. Ayrıca Odaya henüz girmemiştin.”

Bunu hatırlıyorum. Daha sonra aniden kolumun uçtuğunu fark ettim… Acı hissinin bir şekilde geri döndüğünü hatırlıyorum.

“Bundan sonra, yere düştün. Ondan sonra…”

“Öldüm değil mi?”

“Evet.”

“Bundan sona ne oldu?”

“Alt yarın iyiydi… Bu yüzden onu aldım ve uzaklaştırdım. Bu kadar.”


“Bu mu? Bir bakıma orayı kapattım… Neden düşman gitmeme izin verdi? Beni geri alabildiysen o zaman saldırı menzilinin içinde olmalıydın.”

“…Ben de bunu düşündüm . Bir çeşit sebebi mi var?”

… Bir sebep.Huh?

Neden saldırmadı…. Hayır, saldıramaz mıydı…

Düşman olsaydım, kendimin kaçmasına izin vermezdim. Hayatlarını alırdım.

Varsayımsal olarak konuşursak , belki de bir tür koşul vardır ve bu yüzden saldıramamış olabilir mi…?

Zincirlerle mühürlenmiş oda sıkı bir şekilde kapanmıştı. Bunun anlamı içerde olan şeyin dışarı çıkmaması için kurulmuştu. Ama Hamakaze’nin büyüsü onu kolaylıkla kesti.

“…Huh?”

Garip bir his hatırladım.

Zincirler Ruh seviyesinde büyüyle kolaylıkla kırılıyorsa , kolaylıkla kaçabilirdi.

Ama yapmadı.

Bu demek oluyor ki, Zincirler değil ama düşmanın kendini kontrol edemediği bir şey varsa o zaman-

Şüpheler çözülür ve bunu anlarım.

“… Hamakaze. Öldüğümde cesedim neredeydi?”

“Senin…. Cesedin?”

“Evet. Farzedelim ki… Alt yarım odanın dışındaydı ve diğer yarısı içinde miydi…?”

“E-Evet, öyle oldu… Öldükten sonra her hangi bir şey mi hatırladın?”

Hamakaze açık bir şekilde şaşırmış gözüküyordu.

“…Hayır, sadece bir tahmin. Bir tahmin … buna inanıyorum.”

Dışarı çıkmadı. Elini uzatmadı.

Bu durumda ona elimi koymak için pek çok yol olacak.

“Beni bir defa öldürdü. İyiliğini geri ödemem gerek…. değil mi?”

Arkamda ki tozu sirkeledim. Çoktan kalkan Hamakaze yanıma geldi.

“İçerde mühürlenen canavarı öldüreceğim.”

“Nasıl istersen.”
Düşündüğüm planda gereken şeyleri ele geçirmek için harekete geçtik.

◇◆◇◆◇◆◇◆◇◆◇◆◇◆


Kapı tekrar açıldı. Zincirler 51. kattaki Canavar Evi ile aynıydı.

Düşündüğüm gibi bu odanın bir tür önemi olmalı.

Boşluktan duman geliyordu. Sadece bu odayı sarıyor.

Sahip olduğum köleler Hamakaze, Büyük Kurt 1 ve 2.

“ Kapı açılınca Büyük Kurt 1 ve 2 acele içeri girin. Hamakaze yaşamımı koru.”

“Mutlak Emir” lerini verdim.

Saldırmak için, bu sisten kurtulmam gerekecek. Fakat, bunun için zamanımız yok.

Hamakaze’nin dediği gibi, düşman benim için gelmedi. Sanırım “ çıkamıyor” yerine “çıkmadı” olmalı.

Dahası benden kesilen kısım içerdeydi. İkinci kez kesilmemiş. Tek parmağını bile sürmemiş.

Bu demek oluyor ki dışarıdan saldırmak daha güvenli.

Bu düşündüğüm şeydi.

Tabi ki, Büyük Kurtları ararken, Hamakaze’ye iyice açıkladım. Benimle aynı fikirdeydi ve yanımda beni koruyacağına dair yemin bile etti.

Ve sonra buraya geldik.

“…Daichi”

“Bu sefer onu Çılgın Fırtına ile öldüreceğim. Koru beni.”

“… Pekala.”

Hamakaze ben Çılgın Fırtınayı hazırlarken  bıçağını hazırladı ve Rüzgar büyüsünü söylemeye başladı.

Büyük Kurt 1 dikkatini çekmek için yemdi.

“Pekala! Hamakaze! Aç kapıyı!”

“Anlaşıldı!”

Hamakaze ağır kapıyı açtı.

Bu ölümüne savaşmak için işaretti.

“Numara 1! Git!”

“Groowwlll!!!”

Uluyan gümüş kurt ölüm odasına atladı.

“Guooooo!!”

Şiddetli bir çığlık Büyük Kurt’un kükremesini sildi. Bu duyulanı hatırladım ama göremedim.

Devasa gölge yeteri kadar yaptı.

“Goooaaaaa!”

Kurt pervasızca kesildi. Bu sırada Kurt 2 aceleyle içeri girdi.

Aynı anda büyümü serbest bıraktım.

“Çılgın Fırtına!!”

Sert bir rüzgar esti. Duman dağıldı ve bize doğru geldi.

“Rüzgar!!”

Hamakaze görüşümüzü kaplayan dumanı dağıttı.

O anda gözlerimi uzaklaştıramadım.

Metalik bir ses yankılandı.

Kesilmiş Büyük Kurt’un vücudu yere düştü.

Duman kayboldu ve oda hafifçe aydınlandı.

Duman sonunda temizlendi== Ve içerde olan gözlerini açtı.

Devasa gölge sadece bir yanılsamaydı.


Dev yoktu; onun yerine siyah bir elbise içinde süslenmiş bir kız vardı.

Rüzgar büyüsü kapüşonunu uçurdu ve özellikleri netleşti.

Hamakaze’nin tarifinden uzak değildi.

Bir insan değildi, ama bir insan şekindeydi.

“… Oi, benimle dalga mı geçiyorsun?”

“… Bu olamaz…”

Önceki dünyanın efsanelerinde anlatılırlardı.

İnsanların korkularının vücut bulmuş halleriydiler. Kanla boyalı uzun kılıç. Kırmızı ten. Yanan kırmızı gözler.

Başında büyüyen parlak boynuzlar.

Evet, Onlar…

Oni.

(Ç.N Oniler=” Oni japon mitolojisinde bir tür şeytandır. Bir elinde Kanabo dediğimiz büyük bir sopa taşır. İnsanlarla konuşurlar ve genelde bir tartışma çıkarsa rakiplerini öldürürler. Çoğu japon köyü belirli günlerde şarkılar ve maniler söyleyerek dua eder ve Oniler’in gelmesini engellerler. Aslında şeytan denmesinin sebebi kendilerini hızlıca iyileştirebilmeleridir. Kalpleri delinmedikçe ölmezler. Bazı kaynaklarda yaratık şeklinde gösterilirken bazılarında insan şeklindedirler. Fakat genelde çirkin gösterilirler” netteki açıklama oni nedir bilmeyenler için :D
Çeşitli görünüş ve özelliklerde temsil edilebiliyorlar ama ortak noktaları agresif olmaları güçlü olmaları ve sağlam vücutları olmaları :D)

“Kahramanlar bu ikinci karşılaşmamız mı?”

Düşmanca bir gülümseme ve kısa dişler.

Hislerim bana tehlikeyi söylüyor.

Bu kadının aynı öldürme niyeti vardı.

(Ç.N kiminle aynı lan ???)

Beni öldüren biriydi.

Her şeyden önce vücudu söylüyordu.

Canlıları avlayan birini vücut yapısıydı.

Önünde olanlarda  bizdik.
“O zaman şimdi… Öldürmeye başlayalım mı?”

Yaklaşan kesiş sonunda bu ölüm savaşının perdelerini indirdi.

(Ç.N Kesiş = Kesme hareketi :D bu hareketin adam akıllı bi tr karşılığı var mı ya :S

Neyse gelelim habere normalde bölüm vermeyecektim ama baktım 47 tane yorum var dedim vermemek olmaz. Ne yaptım ağrıdan öldüğüm halde kalktım bölümü çevirdim. Normalde belim öyle bir sızlıyor ki şuan da 90lık dede benden daha rahat hareket eder :D)

Yorum Yap "For 10 - Savaş Başlar"