Kilimanjaro Günceli

CSG 9 - Changyang Xiang Tian

Eylül 21, 2016
Çeviriyi yapan RoyalBlood, Düzenlemesini yapan Zoldrickkillua ve Son kontrol için Useless + Aoi Shuu arkadaşlarımıza teşekkürler


Qiu Er, Jian Chen’e gözlerinde netçe görülebilen bir öfkeyle baktı. Öyle ki kendisi Jian Chen’i öldürmek isteyen vahşi bir hayvan gibi görünüyordu.

“Seni küçük piç, sana bugün bir ders vereceğim!” Qiu Er öfkeyle haykırdı! Jian Chen’e doğru koşarak kafasına bir tekme savurdu. Tekmesi oldukça hızlıydı ve eğer isabet etse, normal bir insan kesinlikle ufak bir yarayla kurtulamazdı. Ancak Jian Chen henüz bir çocuğun bedeninde olduğu için, böylesi güçlü bir tekme ona isabet etmesi halinde, onu öldürebilirdi.

Qui Er’in tekmesinin gücünü fark ettiğinde, 20 yaşındaki hizmetkarın yüzündeki nüktedar ifade anında kaybolmuş ve beti benzi atmıştı. Panik içinde bağırdı: “Kardeş Qiu Er, dur!” Özürlü olsa da, Jian Chen hala Changyang Ba’nın oğlu, dördüncü genç efendiydi. Hala Changyang Köşkünde az da olsa bir saygınlığı vardı. Onunla alay etmek bir nebze de olsa kabul edilebilirdi ancak dördüncü genç efendiye el kaldırmak affedilemez bir davranıştı. Arkalarında bazı yaşlıların desteği dahi olsa, yine de çok ağır şekilde cezanlandırılırlardı.

Qiu Er’in tekmesinin şiddetini gördüğünde, Jian Chen’in de yüz ifadesi değişmişti. Sağ tarafa eğilirken, gözlerinde soğuk bir ifade belirdi. Sakin bir şekilde Qiu Er’in tekmesinin menzilinin dışına çıktıktan sonra geri çekilmedi. Aksine Jian Chen hızla Qiu Er’e yaklaştı ve kolunu hala tekme pozisyonundaki ayağının baldırına yerleştirken diğer elinini de diğer baldırına yerleştirdi. Ufak bir nara ile Jian Chen vücudunda depoladığı bütün Aziz Kudreti’ni belinde toplayarak şaşırtıcı şekilde 50 kilodan fazla ağırlığı olan Qiu Er’i ufak bedenindeki başının üzerine kaldırdı.

Qiu Er’i başının üzerine kaldırdıktan sonra, Jian Chen ona kendini toparlama fırsatı vermedi ve  Qiu Er’in ağır bedenini ileri fırlatırken ileri doğru koşmaya başladı.

Qiu Er’in bedeni sebzeleri doğramakta kullanılan bir masaya çarpmadan önce 5 metre uçmuştu. Tesadüfen, düştüğü yerde bir yığın demir şiş vardı. Üzerlerine düştüğünde bir çeşit insansı kirpiye benzemişti.

Qiu Er şişlerin üzerine düştüğünde şişler en azından 2 cm derisinin içine saplanmışlardı. Hemen, bedenindeki deri tahriş olurken Qiu Er acı içinde çığlık atmaya başladı. Aynı zamanda burnunun acısı da beynine işliyordu.

Mutfaktaki tüm hizmetkarlar gördükleri inanılmaz sahne karşısında yerlerinde donakalmıştı. 7 yaşındaki bir çocuk sadece Qiu Er gibi ağır bir insanla kafa kafaya dövüşmekle kalmayıp aynı zamanda 3. katman Aziz Kudreti gücüne ulaşmış o kişiyi mağlup da etmişti. Eğer bu haber yayılsaydı, Changyang köşkündeki hiç kimse buna inanamazdı.

Jian Chen, yüzünde alaycı bir ifade ve soğuk bakışlar ile acı içinde kıvranan Qiu Er’e baktı. Tek kelime etmedi ve tek bir çörek bile almadan mutfaktan ayrılmaya karar verdi.

Mutfaktan çıktıktan sonra, Jian Chen yavaşça iç çekti. Mutfaktaki hizmetkarların bile dördüncü genç efendiyle alay etmeye başlayabileceklerini hiç düşünmemişti.

Kalbindeki kasveti duyguları bir kenara bıraktıktan sonra, Jian Chen Changyang köşkünde tekrar dolaşmaya başladı. Köşk çok büyük olduğu için, Jian Chen bütün her yerini hiç görmemişti. Etraftaki manzara oldukça hoştu, etrafındaki avluların her bir santimi yeşilliklerle doluydu. Birçok gölet ve nadir türlerin bulunduğu birçok çiçek bahçesi vardı ve etrafa tatlı bir koku yayıyorlardı.

Changyang klanının dördüncü genç efendisi olarak, Jian Chen istediği her yere gitmekte özgürdü. Etrafta dolaşırken, birçok üstatın gizlendiği birçok önemli yollar ve binalarla karşılaşıyordu. Üstatları gördüğünde, onları umursamamaya karar vermişti. Sonuçta, Changyang klanının Lore Şehrindeki dört büyük klandan biri olduğunu biliyordu. Ayrıca Lore Şehri Birinci Sınıf bir şehirdi bu yüzden “Büyük Klan” ünvanı oldukça prestijli bir şeydi.

Yürürken, farkında olmadan sakin bir çiçek bahçesinin ortasına gelmişti. Jian Chen, üçüncü kardeşi Changyang Ke’nin elinde tahta bir baltayla aynı bahçede antreman yaptığının farkına yeni varmıştı. Ancak birçok savaşla yoğrulmuş Jian Chen’in gözlerinde Changyang Ke herhangi bir yöntem kullanmaksızın rastgele baltayı savuruyor gibi görünüyordu.

Her ne kadar Jian Chen önceki dünyasında kılıç yöntemlerine çalışmış olsa da, kendisi ayrıca farklı balta üstatlarının yöntemlerine ve dövüş tarzlarına da çalışmıştı. Bu yüzden Jian Chen bile bir baltanın kullanılma yöntemine yabancı değildi. Ama Changyang Ke’nin kullanma yöntemi karşısında Jian Chen şaşkınlıktan söyleyecek söz bulamıyordu. Bu nasıl olur da antrenman olarak sayılabilirdi?

Tam Jian Chen arkasını dönüp oradan ayrılmak üzereyken, Changyang Ke onu göz ucundan fark etmişti. Yavaşça yaptığı hareketleri durdururken, Changyang Ke’nin yüzünde kötü niyetli bir gülümseme belirdi.

“Dördüncü kardeş, buraya gel, üçüncü kardeşin sana şeker verecek.” Changyang Ke, Jian Chen’e seslendi.

Changyang Ke’nin sözlerini duyduğunda, Jian Chen kulaklarına inanamamıştı. O kadar ki neredeyse tökezleyip yere kapaklanacaktı. İçinden gizlice düşündü : “ 7 yaşında bir çocuk bile buna kanmaz.”

Ancak, Jian Chen önceki dünyasındaki tecrübesi olmasaydı, kendisinin hala 7 yaşında bir çocuktan farkı olmayacağını hesaba katmayı unutmuştu.

Ancak Changyang Ke’nin sözlerini duymazlıktan gelerek kafasını bile çevirmeden yürümeye devam etmişti.

Jian Chen’in giderek uzaklaştığını gördüğünde, Changyang Ke sinirlenmeye başladı. Elindeki tahta baltayı yere atarak, Jian Chen’e doğru koşmaya başladı ve çok geçmeden ona yetişti.

“Dördüncü kardeş, az önce beni duymadın mı?” Changyang Ke, Jian Chen’in yolunu bir şişe mantarı gibi kesmişti. Jian Chen’e bakarken yüzü öfkeden kıpkırmızıydı.

“Bir şey mi vardı?” Jian Chen sakin bir şekilde Changyang Ke’ye baktı. Soruyu sorarken sesinde belirgin bir soğukluk vardı. Jian Chen bu üçüncü kardeşinden pek hazzetmiyordu. Geçen 2 yıl içerisinde, Changyang Ke sürekli olarak Jian Chen’e zorbalık etmenin yollarını arardı, ve Jian Chen’in özürlü olduğu haberi ortaya çıktığından beri bu hareketleri daha da şiddetlenmişti. Eğer Jian Chen dışarıya çok nadir çıkmıyor olsaydı, Changyang Ke’nin Jian Chen’e zorbalık ettiği süre on kat daha fazla olurdu. Ancak ne zaman Jian Chen’e zorbalık etmeye kalksa, bu hep başarısızlıkla sonuçlanırdı. Hatta bazen aksine Jian Chen’ın ona zorbalık etmenin bir yolunu bulduğu da oluyordu. Bu durum Changyang Ke’nin kalbinde ona karşı nefret duygusu yaratmış ve ondan intikam alma isteğini daha da arttırmıştı.

“Dördüncü kardeş, gel de biraz üçüncü kardeşine dövüş sanatları çalışmasında eşlik et.” Konuşurken, Changyang Ke; Jian Chen’i antrenman yaptığı yere doğru sürüklemeye başlamıştı bile. Jian Chen’e cevap verme şansı tanımamıştı. Changyang Ke aslında şu anda oldukça heyecanlıydı. Her ne kadar zeka olarak Jian Chen’le aşık atamasa da, güç olarak Jian Chen’den zayıf olacağını düşünmüyordu. Ne de olsa, dördüncü kardeşi dövüş sanatları konusunda özürlüydü ve Aziz Kudreti dahi geliştiremiyordu. Changyang Ke’ye göre bu, intikam almak için mükemmel bir fırsattı. (TL Not: Kendi topuğuna sıkıyor haberi yok. :D)

Jian Chen, Chanyang Ke tarafından dövüş sanatları çalıştığı yere zorla sürüklendikten hemen sonra, Changyang Ke daha önceden kenara fırlattığı tahta baltayı aldı ve Jian Chen’e söyledi : “Üçüncü kardeş, hazır mısın? Saldırmaya başlayacağım şimdi.”

Changyang Ke’nin nazik gülümsemesini gördüğünde, Jian Chen’in gözlerinde şakacı bir ifade belirdi. Şaşkın bir ifadeyle ellerini açarak sordu : “Üçüncü kardeş, senin elinde bir silah var. Seninle çıplak elle silahsız olarak dövüşmemi mi istiyorsun yoksa?”

Kardeşinin sözlerini duyduğunda, Changyan Ke bir saniyeliğine şaşırmıştı. Elindeki tahta baltaya bakarak, bir saniye tereddüt ettikten sonra onu Jian Chen’e doğru fırlattı. Bu sırada söyledi : “O halde dördüncü kardeşe baltayı vereceğim ve ben çıplak elle silahsız olarak dövüşeceğim.” Her ne kadar balta tahtadan olsa da, yine de ağırlığı 5 kilograma yakın vardı. 10 yaşında bir çocuk için bile onu savurmak oldukça zordu. Changyang Ke bunu düşünerek Jian Chen’e baltayı fırlatmıştı. Kendisi nazik görünürken Jian Chen’in kendini küçük düşürmesini istemişti.

Jian Chen önündeki tahta baltayı alarak incelemeye başladı. Balta çok üstünkörü yapılmıştı, sadece balta şekli verilmişti. Herhangi kesici bıçağı yoktu. Bir insana bununla vurulsa bile, ona dikkate değer bir zarar verilemezdi. En fazla, balta vurulan kişide basit bir bere bırakırdı.

Jian Chen’in 5 kiloluk baltayı rahatça kaldırabildiğini gördüğünde, Changyang Ke’nin gözlerinde ufak bir şaşkınlık belirdi. Bunu hiç beklemiyordu.

Jian Chen, Changyang Ke’ye baktı ve hafifçe güldü : “Üçüncü kardeş, belki bu baltayı sen kullanmalısın.” Konuştuğu sırada, baltayı Changyang Ke’ye geri fırlatıı.

Az önce Jian Chen’e fırlattığı baltayı yakalarken, Changyang Ke’nin içinde bir şüphe uyanmıştı: “Dördüncü kardeş, yoksa benimle çıplak elle silahsız olarak mı dövüşmek istiyorsun?”

Jian Chen kafasını sallarken gülmeye başladı. Yakındaki bir ağaca giderek, oradan bir metre uzunluğunda bir dal kopardı. Üzerindeki ince dalları ve yaprakları sıyırdıktan sonra, Jian Chen’in elinde tek bir dal parçası kalmıştı.

“Benim silahım bu olacak!” Dalı havaya kaldırarak, Jian Chen nazikçe güldü.

Changyang Ke, Jian Chen’in elindeki yemek çubuğu olarak kullanılabilecek boyuttaki ufak çubuğa baktı ve güldü. Artık öfkeli değildi. Çünkü Jian Chen’i rahatça pataklayabileceği gün artık gelmişti. Changyang Ke’nin Jian Chen’e sıkıntı çekmeden rahatça zorbalık etme hayali sonunda gerçek oluyordu. Bu, onu aşırı derecede mutlu etmişti.

Changyang Ke elindeki baltayı sıkıca kavradı. “O halde dördüncü kardeş, dikkatli olsan iyi olur. Üçüncü kardeşin, saldırmaya başlıyor!” Bunu söyler söylemez, Changyang Ke hemen Jian Chen’e doğru fırladı. Ardından da iki eliyle sıkıca tuttuğu baltayı Jian Chen’e doğru salladı.

Balta ölümcül bir yaraya neden olmaktan acizdi, bu yüzden Changyang Ke hiç sakınmadan tüm gücüyle baltayı savurmuştu.

Jian Chen bacakları zikzak çizerek ilerledi ve baltadan kaçındı. Ürkütücü bir hızla ağaç dalını salladı, ağaç dalının gücü aniden ürkütücü bir seviyeye ulaşmıştı. Jian Chen’in havası bile birden bire değişmişti. Hızla ileriye doğru ilerlerken, normalde zararsız bir şey olan bu dal parçası onun ellerinde ölümcül bir kılıca dönüşmüştü.

Jian Chen bu kılıcı akıl almaz bir hızda savurmuştu. Changyang Ke’ye karşılık verecek zaman bırakmamıştı. Sonunda ağaç dalı Changyang Ke’nin boğazına gelip durmuştu.

“Üçüncü kardeş, kaybettin!” Şakacı bir tonla konuştuktan sonra, dövüşlerinin ortasında yere düşmüş olan baltayı alıp Changyang Ke’ye geri verdi.

Changyang Ke sadece boğazında duran ağaç dalına bakakalmıştı. Gözlerinde gördüğüne inanamaz bir ifade vardı. Ağaç dalının hareket ettiğini görememişti bile, gözleri bir hareket belirtisi yakalayabildiği anda, dövüşleri çoktan bitmişti.

Hala şaşkınlık içerisinde, Changyang Ke kafasını salladı. Boğazındaki ağaç dalını tutarak onu ikiye ayırdı ve kabullenemez bir tonda haykırdı: “Bu sayılmaz! Bu kesinlikle sayılmaz! Dördüncü kardeş, sen hiç de adil bir şekilde dövüşmüyordun!”

Jian Chen yüzü kıpkırmızı olmuş Changyange Ke’ye bakarak güldü : “Üçüncü kardeş, adil bir şekilde dövüşüp dövüşmediğimi bile bilmiyorsun daha.” Tuhaf bir ses tonuyla söyledi.

“Bu… Ben…” Changyang Ke bir bahane bulmaya çalışırken yanağını kaşıyarak kekeledi. Sonunda yine de sonucu kabullenemedi ve söyledi : “Her neyse, az önceki dövüş sayılmaz. Tekrar dövüşelim!”

Jian Chen, Changyang Ke’nin kırdığı ağaç dalının parçalarından birini gülerek aldı. “Tamam, tekrar dövüşelim o halde.” Oyalanmadan, Changyang Ke’den 5 metre uzağa yürüdü.

Yorum Yap "CSG 9 - Changyang Xiang Tian"