Tankların Tarihi Günceli

CSG 8 - Felaket

Eylül 20, 2016
Çeviriyi yapan RoyalBlood, Düzenlemesini yapan Zoldrickkillua ve Son kontrol için Aoi Shuu arkadaşlarımıza teşekkürler


Sessizce bekleyen Jian Chen’e bakarken, Changyang Ming Yue birkaç kez gözlerini kırptı. Jian Chen’e doğru yürüyüp elini omzuna koyarak konuştu : “Dördüncü kardeş, o kadar üzülme. Eğer gelecekte biri seni ezmeye kalkarsa, ablana söyle. Ben onları güzelce benzetirim!” Changyang Ming, Jian Chen’in özürlü olduğu için ilerleride birisi ona sataştığında kendini savunacak gücü olmayacağını düşünürek üzgün olduğunu sanmıştı.

Ming Yue’nin sözlerini duyduğunda, Jian Chen başını kardırıp Changyang Ming Yue’ye gülümsemekten kendini alamadı : “Merak etme abla, ben kolay ezilecek biri değilim.”

Nedeninin Aziz Kudreti geliştiremiyor olmasından değil, Aziz Kudreti’ni vücudundaki hücrelere aktarıyor olmasından kaynaklı olduğunu sadece Jian Chen biliyordu. Bu nedenle bedeni Aziz Kudreti’nden yoksun boş bir kap gibiydi. Eğer bu yöntemi kullanmıyor olsaydı, bugünkü Azizlik Testi’nin sonucu çok farklı olurdu.

Jian Chen’in bu durumu insanlara açıklayamıyor olması çok talihsiz bir durumdu. İsteseydi bile, bu yeni yöntemi nasıl bulduğunu açıklayamazdı. Dahası eğer Azulet Kılıç Yasası hakkında konuşacak olsaydı, Jian Chen; tekniğin ve kendi geçmişinin büyük sorun yaratacağından korkuyordu.

Bu durum yüzünden Jian Chen, klan içerisindeki statüsünün büyük ölçüde düştüğünü biliyordu. Ancak bu durum pek de umurunda değildi, hatta içten içe böyle bir durumun olmasını istiyordu zaten. Eğer işler şu anki gibi devam edecek olsaydı, gelecekte Changyang köşkünden daha rahat ayrılabilirdi. Eğer dahi etiketi üzerinde olmaya devam etseydi, köşken ayrılması pek kolay olmazdı. En azından onların gözündeki değeri düşükken, köşke giriş çıkışlarını görmezden gelirlerdi.

“Xiang Er… Xiang Er…” Yataktan bir ses geliyordu. Jian Chen’in annesi sonunda kendine gelmişti.

Annesinin kendisine seslendiğini duyar duymaz, Jian Chen bir anda kendine geldi. Hemen dönüp ona baktı : “Anne, oğlun burada. Her şey yolunda artık.”

Zorlukla nefes almaya çalışırken, Bi Yun Tian’ın yüzünde karmaşık bir ifade vardı. “ Annen iyi ama Xiang Er... ah…” Konuşurken, yüzünde öfkeden, hüzne, üzüntüden acıya sayısız yüz ifadeleri oluşuyordu.

“Dördüncü kız kardeş, lütfen kendini o kadar üzme. Xiang Tian doğduğundan beri yüksek bir zekaya sahipti, bu yüzden her ne kadar Aziz Kudreti geliştiremeyecek olması talihsiz bir durum olsa da, bence Xiang Tian o kadar sıradan biri değil. Sonuçta, klanda ondan daha zeki bir çocuk daha yok.” Bai Yu Shuan hala üzgün olan Bi Yun Tian’ı teselli etmeye çalışıyordu.

Bi Yun Tian yavaşça kafasını kaldırdı : “Bu gerçeği artık kabul ettim.” Jian Chen’e şevkatle bakarak kafasının arkasını okşamaya başladı. “Xiang Er, üzülme. İkinci yengenin söyledikleri doğru. Her ne kadar Aziz Kudreti geliştiremiyor olsan da, sen hala çok zeki bir çocuksun. Hala hangi alanlara uygun olduğunu bilmiyoruz.”

Jian Chen, annesinin sözlerini duyduğunda tereddüte düştü. Annesi kendine geldiği halde, hala kendini daha iyi hissetmiyordu. Aslında burada bulunan insanlara, özellikle de annesine, gerçeği söylemeyi çok istedi. Onlara Aziz Kudreti geliştiremeyen bir özürlü olmadığını söylemek istedi ancak Jian Chen kendini tuttu. “Anne, merak etme. Oğlun seni hayal kırıklığına uğratmayacak.” Annesinin kendisine olan sevgisi Jian Chen için çok değerliydi.

Daha sonrasında bütün günü annesinin yatağının kenarında geçirip ve geceleri odasına gitmeye başlamıştı. Zaman zaman Changyang Ba da karısını görmeye gelirdi ancak geldiği gibi çabucak giderdi. Changyang Ba’nın Jian Chen’e karşı davranışları öncekine göre tamamen değişmişti. Jian Chen, Changyang Ba’nın ona karşı davranışlarının giderek daha da soğuklaştığını açıkça görebiliyordu.

Göz açıp kapayıncaya kadar, Jian Chen’in Azizlik Testi’nin üzerinden 4 yıl geçmişti. Geçen günlerde Jian Chen’in pek bir meşguliyeti yoktu, kendisini yine odasına kapatıp kendini güçlendirme ve geliştirme çalışmalarına devam ediyordu. Son zamanlarda ihtiyaç duyduğu çalışma süresi geçmişe oranla oldukça uzamıştı. O kadar ki, bazen Jian Chen’in tüm bir gün boyunca odasından dışarıya adım bile atmadığı oluyordu.

Geçen bu dört yılda, beklediği gibi Jian Chen’in klandaki statüsü oldukça düşmüştü. Changyang Ba’ın ona karşı davranışları da daha soğuk bir hal almıştı. Artık kimse onunla muhattap bile olmuyordu. Ancak hergün onu görmeye gelen annesinin durumu tamamen farklıydı. Onun Jian Chen’e olan sevgisi hiç azalmamıştı.

Bir gün yine sabahın erken saatlerinde, Jian Chen yavaşça gözlerini açtı. Bağdaş kurup oturmuş bir pozisyondaydı ve gece antremanını yeni tamamlamıştı. Hemen ardından avuçları yukarı bakar konumda iki kolunu açtı ve yuvarlak bir ışık topu yavaş yavaş ortaya çıktı. Bu güzel topa hafifçe vurarak onu havaya fırlattı ve ellerinin işaret ettiği yere gelip durana kadar düşmesini izledi.

Ufak bir ses duyduktan sonra, Jian Chen küçücük ellerini iki demir levha gibi birbirine vurarak normalde yumuşak olan zemin üzerinde alkışlı şınav çekmeye başladı. Zaman zaman kafası yere o kadar yaklaşıyordu ki yeri öpüp ardından da yerde bir iz bırakabilirdi.

Kendi sıkı çalışmasına mutlu bir gülümsemeyle baktığında Jian Chen gülmüştü. Azizlik Testi’nden 6 ay sonra, Jian Chen Azulet Kılıç Yasası’nın ilk prensibinin çalışmasını bitirmişti. Bunun anlamı artık bedenine aktarmadan Aziz Kudreti geliştirmeye resmi olarak başlayabilirdi. Geliştirme hızı oldukça yüksekti. O kadar hızlıydı ki sadece birkaç yılda inanılmaz bir sonuca ulaşmıştı. Şu anda bedeninde bulunan Aziz Kudreti’ni ellerini güçlendirmek için kullanarak kolaylıkla kayaları parçalayabilirdi.

Sabahın erken saatlerinde, Jian Chen; Changyang köşkünde tek başına dolaşmak için odasından çıkmıştı. Ancak bir grup devriye gezen muhafız onu görmüştü. Herbirinin yüzünde farklı bir ifade oluşmuştu. Bazılarının yüzünde alaycı, bazılarının da yüzünde ise hor gören bir ifade vardı. Sadece çok ufak bir kısmındakinde acıyan bir ifade bulunuyordu. Jian Chen’in bir geliştirme özürlüsü olduğu klanda artık herkes tarafından biliniyordu. O kadar ki köşkte devriye gezen muhafızlar bile artık ona farklı bir gözle bakmaya başlamışlardı.

Ancak Jian Chen onları görmezden geldi. Açlıktan karnı gurulduyordu ve bu yüzden ufak bir iç çekişten sonra Jian Chen mutfağa gitmeye karar verdi.

Annesiyle birlikte yemek salonuna yemek yemeye gideli oldukça uzun bir zaman olmuştu. Bugünlerde, kahvaltı yapmak için mutfağa tek başına gidiyordu ve sadece öğle yemeklerini annesi ve birkaç yengesiyle yiyordu.

Jian Chen mutfağa vardığında, etrafta koşuşturan yüzden fazla hizmetkar gördü. Sıcak buhar saçan ve bir sepet gibi duran dev ocak yüzünden mutfak karma karışık görünüyordu.

“Vay! Bu Dördüncü Genç Efendi değil mi? Dördüncü genç efendi mutfağa gelmiş! Ah, burası şımarık dördüncü genç efendinin gelmesi için uygun bir yer değil. Mutfak sadece bizim gibi düşük seviyedeki hizmetçilere göre bir yer, bu yüzden niye geldiniz acaba?” 20 yaşındaki bir hizmetkarın alaycı sesi duyuldu. Tuhaf ses tonundan, Jian Chen’le alay ettiği açık ve net bir şekilde anlaşılıyordu.

İlk hizmetkardan sonra diğer bir ses devam etti : “Eğer tahminim doğruysa, dördüncü genç efendi mutfağa çörek yemek için gelmiş olmalı. Ancak bu çok tuhaf. Neden dördüncü genç efendi ailenin diğer üyeleriyle birlikte yemek salonlarında yemiyor? Kafası karışıp da çörek yemek için mutfağa mı geldi acaba? Bu çörekleri yemek sadece bizim gibi düşük seviyede hizmetkar ve muhafızlara yakışır.” Başka bir 30 yaşındaki hizmetkar küçümser bir şekilde Jian Chen’e gülümsedi.

Bu ikisinin konuşmalarını duyduklarında, mutfaktaki diğer hizmetkarlar gerçekleşen bu olayı izlemeye başladılar. Bu iki hizmetkarın da arkasında üst düzey bazı kişiler vardı. Örneğin 20 yaşındaki hizmetkar işe Changyang Ba’nın ilk eşi Jing Long tarafından alınmakla kalmayıp aynı zaman da Jian Chen’in en büyük yengesinin akrabasıydı. Söylentilere göre Jing Long onu işe akrabası olduğu için almıştı ancak bedeni zayıf olduğu için sadece mutfakta çalışabiliyordu.

İkinci konuşan 30 yaşındaki hizmetkara gelinecek olursa, onun kardeşi Changyang köşkündeki bir muhafız grubunun lideriydi.

İki hizmetkarın kendisiyle alay ettiğini görünce, Jian Chen sadece öfke dolu bakışlarla  gözlerini biraz kısmıştı. Herhangi bir karşılık vermeden, dev buhar sepetine doğru ilerledi ve üzerindeki örtüyü kaldırmak için elini uzattı. Ancak aniden nereden çıktığı belli olmayan iki dev el buhar sepetini kaparak önünden aldı.

Buhar Sepeti : https://www.google.com.tr/search?q=steamer+basket&biw=991&bih=638&tbm=isch&imgil=2XEJSK4t0c2u2M%253A%253B4DSCziJNLelsXM%253Bhttp%25253A%25252F%25252Fwww.bhormetal.com%25252Fsteamer-basket.htm&source=iu&pf=m&fir=2XEJSK4t0c2u2M%253A%252C4DSCziJNLelsXM%252C_&usg=__T_Jn8OGLJWLzhnVNmh2rAIdEPkU%3D&ved=0ahUKEwiE8sbck9nLAhXEshQKHQZMDswQyjcINw&ei=wsbzVoSJEMTlUoaYueAM#imgrc=2XEJSK4t0c2u2M%3A

“Bu çörekleri hemen muhafızlara götürmem gerek. Onurlu muhafızlarımız henüz kahvaltı yapmadılar.” Sepeti ortadan kaldırdıktan sonra hizmetkar mutfaktan çıkarken yüksek sesle mırıldandı. “Ne yazık, dördüncü hanım işe yaramaz bir özürlü doğurdu.”

Son cümleyi duyduğunda, Jian Chen kaskatı kesildi. En sonunda, içine gömdüğü öfkesi serbest kalmıştı! Tek bir kelime etmeden, bacakları aşırı hızla hareket etmeye başlamıştı. Hızdan bacak hareketleri görünmüyordu. Birkaç saniye içerisinde buhar sepetini taşıyan hizmetkara ulaştı ve yumruğunu kaldırıp hizmetkarın sırtına indirdi!

“Bang!”

Tamamen hazırlıksız yakalanan hizmetkar elinde buhar sepetiyle dengesini kaybedip yere kapaklandı. Taşıdığı sepet yere büyük bir şiddetle düştü ve kocaman çörekler dört bir yana dağıldı.

Herkes beklenmeyen bu olayı hayret dolu bakışlarla izledi. Jian Chen şu anda durduğu yeri gördüklerinde, kimse gözlerine inanamamıştı. Kimse Jian Chen’in ne kadar hızlı hareket ettiğini görememişti. Hatta ne zaman hareket ettiğini dahi görememişlerdi. 7 yaşındaki dördüncü genç efendinin 30 yaşındaki hizmetkarı tek bir yumrukla dizlerinin üzerine düşürmesi, akıl alır gibi değildi. Her ne kadar buhar sepeti yere düşmüş ve çörekler ziyan olmuş olsa da, herkes önlerinde gerçekleşen olay karşısında afallamıştı.

“Hahaha, Kardeş Qiu Er Lao, beni gerçekten de şaşırtıyorsun. Kendin 3. katmanda bir Aziz Kudreti’ne sahip bir üstat olduğun halde, ufak bir çocuğun yumuruğuyla yere serildin! Dün gece hatunlar seni fazla mı yordu da bu kadar zayıf düştün?” Yerdeki hizmetkara bakarak Jian Chen ile ilk alay eden hizmetkar kahkahalarla gülüyordu.

Qiu Er adındaki hizmetkar yerden sürünerek kalktı. Genç hizmetkarın sözleri kulaklarına ulaştığında, Jian Chen’e gözlerinde yanan bir öfkeyle bakmaya başlamıştı. 7 yaşındaki bir çocuğun onu itip yere düşürmesi, özellikle de bu çocuğun geliştirme yapamayan bir özürlü olması, onun için yaşayabileceği en büyük aşağılanma ve utançtı. Ne de olsa, her ne kadar henüz Aziz Kudreti’ni Aziz Silahı’na dönüştürememiş olsa da, kendisi hala bir özürlüden çok daha güçlü biriydi!

Öfkeden aklı bulandığından, Qiu Er; Jian Chen’in hala dördüncü genç efendi statüsüne sahip olduğunu o anda unutmuştu. Bir nara ile, Jian Chen’e doğru fırladı ve karnına bir yumruk savurdu.

Qiu Er’in yaklaşan yumruğunu izlerken, Jian Chen’in yüzünde küçümseyici bir ifade vardı. Ona göre, savurduğu bu yumruk birçok açık ve hata doluydu. Bu yüzden yana ufak bir manevra yaparak yumruktan rahatça kaçınmıştı. İleri fırlayıp, Jian Chen sağ bacağını estetik bir kavisle Qiu Er’in burnuna sağlam bir şekilde indirdi.

“Ah!”

Qiu Er elleriyle kanayan burunu tutarak acı içinde bir çığlık attı. Yine de ufak bir parça kan ellerinin arasında sızıyordu. Jian Chen eğer ona merhamet göstermemiş olsaydı, Qiu Er’in burnu kırılıp içine çökerdi. Yüzündeki şiddetli acı nedeniyle beti benzi atmıştı.


Yorum Yap "CSG 8 - Felaket"