Otto Von Bismark Günceli

CSG 7 - Unutulmuş Dahi

Eylül 20, 2016
Çeviriyi yapan RoyalBlood, Düzenlemesini yapan Zoldrickkillua ve Son kontrol için Aoi Shuu arkadaşlarımıza teşekkürler


Changyang ana salonunun dışı her ne kadar geniş olsa da, içi daha da genişti. İçeride salona dağılmış düzinelerce insan vardı. Aralarında diğer insanlardan farklı kıyafetleriyle ayrılan orta yaşlı adamlar da mevcuttu.

Bi Yun Tian, Jian Chen’i salonun ön sıralarındaki sandalyelerine götürdü. Ön sıralarda oturmak isteyenlerin klan içerisinde yüksek bir statüye sahip olmaları gerekiyordu ve Jian Chen de klan liderinin dördüncü oğlu olduğu için ön sıralarda oturmaya hakkı vardı. Ancak kendi sandalyesi henüz eklenmediğinden annesiyle birlikte aynı sandalyeyi paylaşmak zorundaydı.

Sevimli Jian Chen annesinin kucağına kibarca oturdu ve sessizce bekledi.

Bir anda, bir dizi insan salona doluşup sandalyelerine oturmaya başladılar. Yeni gelenler arasında Jian Chen’in 3. yengesi ve onun çocuğu da vardı.

“Hey… dördüncü kardeş, bugün Azizlik Testi’ne gidereceğin gün. Elinden geleni yap ki ikinci kız kardeşini hayal kırıklığına uğratma.” Yumuşak ancak çoşkulu bir sesle konuşurken Changyang Ming Yue güzel yüzüyle Jian Chen’e gülümsedi. Her ne kadar ses tonu yumuşak olsa da, salondaki herkes kiminle ne konuştuğunu duymuştu.

“Ming Yue!” Annesi yumuşak bir şekilde azarlerken keskin bir şekilde ona baktı.

Changyang Ming Yue güldü ve Jian Chen’e dil çıkardı. Başka bir şey söylemeden sessizce annesinin yanına oturdu ve parlak gözlerini sürekli kırparken salondaki insanları ölçüp biçmeye başladı.

Kısa bir süre içerisinde, salondaki herkes yerlerine oturmuştu. Zaman zaman Jian Chen’e yüzlerinden açıkça okunan beklenti dolu bakışlarla bakıyorlardı. Bu kadar insanın toplanmış olmasının nedeni Jian Chen’in Azizlik Testi’ydi.

Eğer klandaki başka bir çocuk olsa, Azizlik Testi için bu kadar çok kişi toplanmazdı. Ancak Jian Chen statüsü olmayan sıradan bir çocuk değildi. Kendisi Changyang klan liderinin gökler tarafından kutsanmış çocuğuydu. Nerdeyse bütün klan Jian Chen için yüksek beklentiler içerisindeydi bu nedenle Jian Chen’in Azizlik Testi zamanı geldiğinde bütün klan mensupları buna katılmıştı.

Ne de olsa, Jian Chen’in şu ana kadar birçok başarısı mevcuttu ve Azizlik Testi de onun için önemli bir mihenk taşı olacaktı.

Herkes yerleştikten sonra, Jian Chen’in babası, Changyang Ba salonun ortasına ilerledi ve klan lideri olarak statüsünü gösteren, tam yanında büyük bir kılıcın olduğu tahtına oturdu.

Changyang Ba’nın gözleri Jian Chen’in üzerinde sadece bir saniye kaldı ama Jian Chen gözlerinin içindeki küçücük gülümsemeyi görebilmişti. Hemen ardından, Jian Chen’in Azizlik Testi’nin başlayacağını belirten bir ses duyuldu.

“De Shu, Azizlik Testi seramonisini yönetme işini sana bıraktığım için kusura bakma.” Changyang Ba yaşlı adama kibarca söyledi.

Yaşlı adam 60 ile 70 yaşlarında görünen beyaz saçlı bir adamdı. Üzerinde gri bir kıyafet vardı. Her ne kadar yüzü kırışık içinde olsa da, gözleri heyecan dolu ve parlaktı.

Yaşlı adam güldü : “Klan lideri çok mütevazi.” Ortaya doğru yürüdükten sonra yüzünde bir gülümsemeyle Jian Chen’e baktı ve sıcak bir ses tonuyla ona seslendi. “Dördüncü Genç Efendi, lütfen!”

Bi Yun Tian, Jian Chen’e sevgi dolu bir şekilde bakarak fısıldadı : “Xian Er, lütfen De Shu’nun yanına git ki senin Aziz Kudreti’ni test edebilsin.”

“Tamam!” Jian Chen hafifçe söyledi. Zeki çocuk sandalyesinden kalktı ve yavaş temposuyla Yaşlı De’nin yanına doğru ilerledi.

Hiç oyalanmadan, De Shu göz kamaştırıcı beyaz bir ışıkla parlayan gümüş bir yüzüğün bulundu sağ elini kaldırdı. Elini salladığında yerden ufak titreme sesleri duyulmaya başladı ve bu titreme sesleri giderek yükseldi. Önünde hiçbir şeyin olmadığı boş alanda, aniden yarım metre boyunda geniş ve beyaz bir taş belirdi. Beyaz taşın defalarca cilalanıp parlatıldığı açık ve netti. Dikdörtgen şeklindeki taşın genişliği ve kalınlığı birer metreydi.

Yeni ortaya çıkmış beyaz taşa bakarken, Jian Chen’in gözleri şaşkınlıkla kırpıldı. Taşın ne olduğunu oldukça merak ediyordu ancak De Shu’nun sağ eli de ayrıca ilgisini çekmişti. Orta parmağındaki yüzüğe dikkatle baktı. Bu kitaplarda gördüğü bir yüzüktü.

Depolama Yüzükleri nadir ancak çok özel malzemelerden yapılmaktaydı ve yüzüğün içindeki alanda nesneleri depolayabilmekteydi. Depolayabildiği en küçük nesne 1 metre küp, en büyük nesne ise 100 metre küp idi. (TL Not : Acaba burada en küçük depolama yüzüğü 1 metre küp ve en büyüğü de 100 metre küp alana sahip filan mı demek istiyor? ) Bir kişi cansız nesneleri depolayıp daha sonrasında bu nesneleri içinden çıkarabilirdi. Bu Tian Yuan kıtasında pahalı bir eşyaydı, sıradan insanların almaya parası yetmezdi.

Jian Chen’in parmağındaki Depolama Yüzüğüne baktığını gördüğünde, De Shu güldü. Ne zaman Azizlik Testi için bu beyaz taşı çağırsa, herkesin yüzünde bu aynı ifade oluşurdu. Aslında bu ifadeyi o kadar çok görmüştü ki artık sayısını unutmuştu.

“Dördüncü genç efendi, lütfen elinizi Aziz Taşı’nın üzerine yerleştirin.” De Shu gülümseyerek söyledi.

Aziz Taşı bir insanın bedenindeki Aziz Kudreti’ni ölçebilen özel bir taştı. Geniş Tian Yuan kıtasında bir kişinin gücünü ölçebilen birçok farklı nesne bulunuyordu. Bu Aziz Taşı bir kişinin gücünü renklerle ifade ediyordu. Bu renkler; Kırmızı, Turuncu, Sarı, Yeşil, Cam Göbeği(Yeşile Çalan Mavi Renk), Mavi ve Mor idi.

Taşın kırmızı parlaması, kişinin hala güç olarak Aziz seviyesinin altında olduğunu, turuncu parlaması, kişinin gücünün Aziz seviyesinde olduğunu, sarı parlaması, kişinin gücünün Büyük Aziz seviyesinde olduğunu ve mavi parlaması kişinin gücünün Yer Usta Azizi seviyesinde olduğunu göstermekteydi. Son olarak mor parlaması da Gök Usta Azizi seviyesini temsil etmekteydi. Gök Usta Azizi seviyesi üzerindeki Aziz Hükümdar, Aziz Kral ve Aziz İmparator güç seviyelerini Aziz Taşı ölçemiyordu.

De Shu’yu duyduğunda Jian Chen önündeki şeye odaklandı ve elini uzatarak “Aziz Taşı” denilen beyaz taşın üzerine yerleştirdi.

Bu anda, herkesin gözleri Aziz Taşı’na odaklanmıştı. Herkes beklenti içerisinde dikilerek, dahi Jian Chen’in ne kadar güçlü olduğunu öğrenmeyi dört gözle bekliyordu.

Jian Chen elini Aziz Taşı’nın üzerine yerleştirdiğinde, De Shu sihirli gibi görünen hareketlerle Aziz Taşı’nı aktive etmek için kolunu uzatmıştı.

Anında, Jian Chen tuhaf bir tür enerji sinyalinin taştan koluna aktığını hissedebiliyordu. Enerji ona tuhaf bir his verse de, bedenine oldukça nazik bir şekilde girmiş ve bedeninde yavaşça dolaştıktan sonra tekrar taşa geri dönmüştü.

De Shu, Aziz Taşı’nda herhangi bir renk değişikliği olup olmadığını baktı. Ancak bir süre geçtiği halde hiçbir değişiklik yoktu. Orijinal renginden en ufak bir değişiklik bile olmamıştı.

“Nasıl olur bu?! Aziz Taşı’nın üzerinde en ufak bir renk değişikliği bile yok!” De Shu panik içinde bağırmaktan kendini alıkoyamadı. Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu ve tuhaf bir ifadeyle Jian Chen’e dönüp baktı. Kimse olanlara inanamıştı.

De Shu’nun yüzündenki şaşkınlığı ve hala beyaz renkteki Aziz Taşı’nı gördüklerinde, herkes içten içe neler olduğunu fark etmişti. Yanındakilere, önlerindekilere ve arkalarındakilere bakarken herkesin yüz ifadesi yavaş yavaş değişmeye başlamıştı. Bir bakışta, birçok kişinin yüzünde çirkin bir şaşkınlık ifadesi belirgin şekilde görünebiliyordu. Hatta bazıları acıma duygusuyla iç çekmeye bile başlamışlardı.

Changyang Ba’nın yüzü çirkinleşirken Bi Yun Tian’ın beti benzi atmıştı. İkisi de bu habere inanmayı reddediyor gibi görünüyordu.

De Shu yutkundu, sonuç onun için bile inanılır gibi değildi. Hemen Aziz Taşı’nı tekrar aktive etti. İlk seferde bir hata yapmış olabileceğini ummuştu. Ancak sonuç yine aynıydı.

Bu, De Shu için akıl almaz bir sonuçtu. Doğduğundan beri dördüncü genç efendinin yetenekli bir dahi olduğu söyleniyordu. Ancak görünüşe göre kendisi Aziz Kudreti kullanmaktan veya bu alanda ilerleme kat etmekten aciz özürlü bir insandan başka bir şey değildi.

De Shu, karmaşık bir ifadeyle sessizliğini koruyan Jian Chen’e bakarken hayal kırıklığıyla iç çekmekten kendini alamamıştı. Changyang Ba’ya dönerek “Klan lideri, sonuçlar ortada. Dördüncü genç efendi hiçbir şekilde Aziz Kudreti geliştiremez.”

Sonuç bildirimini duyduğunda, Bi Yun Tian’ın yüzü daha da soluklaştı. Neredeyse hayalet gibi görünüyordu. Şaşkınlıkla Jian Chen’e bakarak mırıldandı : “ Bu… bu… mümkün değil. Nasıl olurda… Xiang Er… özürlü olur?” Sözlerini bitirdiği anda, gözleri karardı ve sandalyesinden yere yığıldı. Herkes tarafından dahi olarak adlandırılan oğlunun bir anda özürlü olduğunun ortaya çıkması haberinin şokunu kaldıramamıştı. Kıtadaki hiçbir anne bunu kaldıramazdı. Hele ki böylesi prestijli bir klanın mensubuysa, hiç kaldıramazdı.

Toplanan sonucu öğrendiğinde, yutkunarak herkes Jian Chen’e acıma ve hayal kırıklığı duygularıyla bakmaya başlamıştı. Diğer taraftan Jian Chen’in yengeleri Yu Feng Yan ve Ling Long rahat bir nefes almışlardı. Anne ve oğulun bu talihsiz durumları karşısında bu iki yenge sessizce sevinmekten kendilerini alamamışlardı.

“Ah, dördüncü kız kardeş… dördüncü kız kardeş… neyin var? Dördüncü kız kardeş, lütfen kendine gel! Dördüncü kız kardeş, lütfen… lütfen kendine gel!” Bai Yu Shuang endişeli bir şekilde yanına koşarak baygın Bi Yun Tian’ı ayıltmaya çalıştı ancak uğraşıları sonuç vermedi.

Bai Yu Shuang’ın kendinden geçmiş haykırışlarını duyduğunda, Changyang Ba hemen Bi Yun Tian’ın yanına fırladı ve bağırmaya başladı : “ Shuang Er, Yun Er’i yatağına götür!”

Jian Chen da kimseye aldırış etmeden annesinin yanına koşmuştu. Sağ elini annesinin bileğine bastırarak nabzını kontrol etti. Birkaç saniyesini aldı ancak sonunda annesinin herhangi bir hayati tehlikesinin olmadığını tespit etmişti.

Jian Chen kalabağın arasında bulunan hayal kırıklığı içindeki babasına baktı. İçten içe kendisi bile çaresiz hissetmişti. Ufak bir iç çektikten sonra, annesini taşıyan Bai Yu Shuang’ı takip ederek salondan ayrıldı.

“Ah…” Jian Chen’in gidişini izlerken, Changyang Ba’nın yüzünde açık ve net bir şekilde büyük bir hayal kırıklığı görülebiliyordu. Daha öncesinde Jian Chen’e büyük umutlar bağlamıştı ancak beklentiler çok yüksek olduğu için sonrasında yaşanan hayal kırıklığı da çok yüksekti. Sonuçlara göre, dördüncü oğlu Xiang Tian sadece bir özürlüydü.

“Klan lideri, o kadar kafanıza takmayın. Her ne kadar dördüncü genç efendi Aziz Kudreti geliştiremese de, bu; onun başka alanlarda dahi olmadığı anlamına gelmez.” Genç bir erkek klan mensubu onu teselli etmeye çalıştı.

Changyang Ba elini salladı ve üzgün bir şekilde söyledi : “Bu konudan artık bahsetmeyelim. Herkes dağılabilir.” Sözlerini bitirdikten sonra, Changyang Ba kalkıp salondan ayrıldı. Her ne kadar daha önce o gencin söylediği gibi Jian Chen’in başka alanlarda dahi olduğu gerçeğini kabul etse de, Aziz Kudreti bu dünyadaki en önemli şeydi. Ne de olsa önemli olan güçtü.

Changyang klanının liderinin dördüncü oğlunun özürlü olduğu haberi Changyang köşkünde hızla yayıldı. Bazıları bu yeni haberi sevinçle bazıları da üzüntüyle karşıladı. Ancak kesin olan tek bir şey vardı; Xiang Er’in klandaki statüsü bu olaydan sonra büyük bir hızla düşecekti.

Geniş bir odanın içerisinde, Jian Chen yatağın kenarında sessizce oturuyordu. Sakin yüzü yere eğilmişti ve kimse ne düşündüğünü bilmiyordu. Annesi Bi Yun Tian hala kendine gelmemişti. Gözleri kapalı bir şekilde yatakta yatıyordu. Odada Jian Chen’in ve birkaç hizmetçi kızın dışında, yalnızca üçüncü yengesi Bai Yu Shuange ve ablası Changyang Ming Yue vardı.


Yorum Yap "CSG 7 - Unutulmuş Dahi"