Tankların Tarihi Günceli

CSG 3 - Bedeni Arıtma ve Şekillendirme

Eylül 20, 2016
Çeviriyi yapan Umut, Düzenlemesini yapan Zoldrickkillua ve paylaşım için Aoi Shuu arkadaşlarımıza teşekkürler


Xiang Tian ufacık bedenine baktı ve nefesi kesildi. Yüzündeki ifade yalnızca “karmaşık” olarak nitelendirilebilirdi. Geçen yıl içerisinde, sayısız kez geçmiş hayatından kareler gözünün önünde canlanmıştı. Hatıraları o kadar canlıydı ki, sanki her şey daha dün olmuş gibiydi. Hatıraları sanki ruhunun derinliklerine kazınmış gibiydi. Ne yaptıysa, bu anıları unutmayı başaramamıştı. Ancak artık anlamıştı. Geçmiş hayatında adı Jian Chen idi. Ölümünden sonra, gizemli bir şekilde, geçmiş hayatının anılarıyla ruhu yeni bir bedende yeniden dünyaya gelmişti.

Geçmiş hayatına ait hatıralarının hemen hemen hepsini koruduğu için, yeni doğduğu halde, konuşmayı biliyordu. Ve etrafındaki insanların konuşmalarından, nasıl bir aileye sahip olduğunu anlamıştı. Daha da önemlisi, bulunduğu dünya öncekinden farklıydı. Bu, Jian Chen’in daha önce hiç duymadığı yeni bir dünyaydı.

Yaşadığı köşkün bir adı da vardı. Adı Changyang Köşkü idi. Köşk, Luo’er Şehri’nin 4 büyük ailesinden birine aitti. Her bir ailenin sağlam bir gücü ve nüfuzu vardı. Babası aslında Changyang Klanı’nın lideriydi. Adı Changyang Ba idi. Annesinin adı Bi Yun Tian idi ve kendisi Klan Lideri’nin dördüncü kumasıydı. Her ne kadar kendisi asıl eş değilse de, kendisi Işık Usta Azizi ünvanına sahip olduğu için, aile içerisinde hatrı sayılır seviyede bir nüfuzu vardı.

Her ne kadar Jian Chen Parıldayan Usta Aziz ünvanının ne anlama geldiğini anlamasa da, anladığı bir şey vardı o da; annesinin bir Parıldayan Usta Aziz olduğu için klan içerisinde yüksek bir statüye sahip olduğu ve herkes in ona bu yüzden saygı gösterdiğiydi.

Jian Chen’in kendisi ise Changyang klanının dördüncü Küçük Beyi’ydi ve klan içerisinde görkemli bir statüye sahipti. Jian Chen’in 2 ağabeyi ve 1 de ablası vardı. Büyük ağabeyinin adı Changyang Hu, ablasının adı  Changyang Ming Yue ve küçük ağabeyinin adı da Changyang Ke idi. Dördünün de babaları aynıydı ancak anneleri farklıydı. Changyang Hu haricinde Changyang Ke ve Changyang Ming, Yue ile birçok kez görüşmüştü ve ikisi de ondan sadece birkaç yaş büyüklerdi. Kardeşler arasında en büyüğü, ondan 3 yaş büyük olan, 4 yaşındaki Changyang Ming Yue idi. Changyang Ke ise ondan sadece 2 yaş büyüktü. Bu dört kardeş dışında ailede birçok çocuk daha vardı.

Bu esnada, Jian Chen’in arkasından yaşlı bir kahya yaklaştı ve yumuşak bir sesle konuştu: “ Dördüncü Küçük Bey, artık geç oldu. Anneniz sizi çağırıyor.”

Jian Chen anında gerçek hayata döndü. Gökyüzüne baktığında, gökyüzünün kararmaya başladığını fark etti. Bu durum, gecenin yaklaştığının habercisiydi. Farkında olmadan, Jian Chen orada bütün öğleden sonra boyunca dikilmişti.”Anladım, Chang Bai. Birazdan dönerim.”

Chang Bai, Changyang klanının kahyasıydı ve temel olarak ailedeki her meseleyle o ilgileniyordu. Bu yüzden, klan içerisinde statüsü oldukça yüksekti. Her ne kadar kendisi sadece bir kahya olsa da, aile içerisinde oldukça yüksek oranda saygı kazanmıştı. O kadar ki bu oran neredeyse aile reisiyle aynı seviyedeydi.

Jian Chen’e beklenti dolu bakışlarla bakarken Chang Bai’ın yüzünde bir gülümseme belirdi. Jian Chen daha 6 aylıkken bile, yürümek için başkalarının yardımına ihtiyaç duymuyordu ve 8 ay içerisinde konuşmayı öğrenmişti. Sadece akıcı bir şekilde konuşmakla kalmıyor, başkalarıyla mantıklı diyaloglar da kurabiliyordu. Sadece bu iki başarısı bile Jian Chen’e dahi gözüyle bakılmasına yetiyordu. Ayrıca birçok kişi onun büyüdüğünde nasıl biri olacağını merakla beklemekteydi.

Gece olduğunda, Jian Chen ve annesi Bi Yun Tian; yemek yemek için yemek salonuna gitmişti. Oturdukları yemek salonu özel bir yerdi. Sadece evin reisi, onun eşleri ve çocukları burada yemek yiyebilirdi.

Bi Yun Tian ve Jian Chen yemek salonuna geldiklerinde, diğer 3 güzel hanım yuvarlak masaya çoktan oturmuşlardı. Herbiri 20’li yaşlarda görünüyordu ve 2 tanesi kollarında birer çocuk tutuyordu. Çocuklardan biri erkek, diğeri ise kızdı. Erkek çocuk 3-4 yaşlarında, sağlıklı ancak tombuldu. Bu çocuk, Changyang Ba’nın üçüncü oğlu ve Changyang klanının üçüncü Küçük Beyi, Changyang Ke idi.

Changyang Ke, Jian Chen’i gördüğü anda gözlerinde nefret ve düşmanlık belirdi. Ona bulaşıp onu rahatsız etme isteğiyle dolu olduğu oldukça açıktı ve Jian Chen’e karşı garezi olduğu anlaşılıyordu.

Dört bayan da Jian Chen’e karşı Changyang Ke’den yayılan düşmanlık duygusunu hissedebiliyorlardı ancak hiçbiri bunu kaale almadı. Onlara göre bu, çocuklar arasındaki ufak bir meseleydi ve kesinlikle önemli bir şey değildi.

Diğer çocuk ise 4-5 yaşlarında, saçlarında 2 tane atkuyruğu olan bir kız çocuğuydu. Parlak gözleri hala düşmanlık duygusu içinde olan Changyang Ke’e baktı ve güldü. Her gülüşünde çıkan 2 adet gamzesiyle oldukça sevimli görünüyordu. Her ne kadar henüz yaşı küçük olsa da, büyüdüğünde Tanrıçalardan aşağı kalmayacak seviyede güzel bir kız olacağına hiç şüphe yoktu. Bu çocuk Changyang Ba’nın ikinci çocuğu ve ailedeki tek kız çocuğu olan Changyang Ming Yue idi.

“Geldin mi, küçük kardeş? Gel otur!” Jian Chen’i gördüğünde, yüzündeki gülümseme daha da parladı ve ona el işreti yaparak onu masaya davet etti.

Jian Chen, Changyang Ming Yue’i başıyla selamladı ve annesiyle birlikte yemek masasına oturdu.

Bi Yun Tian, Jian Chen’i pohpohlamaya başladı ve yumuşak bir tonla söyledi: “Xiang Er, yengelerini ve kardeşlerini selamla.”

Başka çaresi olmadığından, Jian Chen şımarık hanımlara bakarak, “Merhaba, büyük yengem, ortanca yengem, küçük yengem, ablam ve küçük ağabeyim.” Annesi onun akıcı bir şekilde konuşabildiğini öğrendiğinden beri, ona hevesle temel görgü kurallarını öğretiyordu. Jian Chen “akışına bırak” düşünce tarzı nedeniyle, annesinin kendine öğretmesine karşı çıkmamıştı. Bu yeni dünyada uzun vadede bu, ona fayda sağlayabilirdi.

Bu yabancı yere ilk geldiğinde, bu yeni bedeniyle oldukça sıkıntı yaşamıştı. Eski anılarıyla yeniden doğduğu için, kendini hala Jian Chen olarak görüyordu. Ruhunun derinliklerinde, bu yeni hayatın kendine ait olmadığı düşünüyordu ancak zaman geçtikçe, giderek bu yeni bedeni ve bu yeni hayatını kabullenmeye başladı. Ne olursa olsun, Bi Yun Tian sonuçta hala onun annesiydi. Her ne kadar, hatıralarını korumuş olması bir gizem olarak kalsa da, anıları farklı bir dünyaya aitti. Bu dünya ile hiçbir bağlantıları yoktu. Bu yüzden Jian Chen anılarını aklının derinliklerinde saklamaya karar vermişti. Bu yeni hayatı kabullenip kendini bu yeni hayata adama zamanıydı artık.

Üç hanım da Jian Chen’e gülümsedi. Üzerinde altın rengi bir elbise bulunan hanımlardan biri gülerek : “Kardeş Yun Er, Xian Tian giderek daha da zekileşiyor gibi görünüyor. Ah… onu sadece 1 yaşında bir çocuk olarak görmek de daha da zorlaşıyor. Bu kadar zeki bir çocuğun olduğu için sana imreniyorum.” Konuşan kadın Changyang Ba’ın ikinci eşi ve Changyang Ming Yue’nin annesi, Bai Yu Shuang idi.

“Aynen öyle, küçük kardeş Yun Er. İkinci kardeşin söylediği doğru. Her geçen gün Xian Tian’a daha çok ısınıyorum.” bunu söyleyen ise Jian Chen’in yanında oturan sakin görünüşlü kadın, babasının 4 eşinden üç numaralı eşi, Yu Fen Yan idi.

“Xian Tian kesinlikle dahi bir çocuk. 6 aylıkken yürüyebilmek ve 8 aylıkken konuşabilmek, kendi yaşıtındaki diğer çocukların taklit edemeyecekleri başarılar. 2 sene sonraki testte ölçülecek olan Aziz Kudreti miktarını öğrenmek için heyecanla bekliyorum. O zaman geldiğinde hepimize hoş bir sürpriz yapmasını umuyorum.” Konuşan sonraki hanım diğerlerinden gözle görülür ölçüde daha yaşlı ve daha huysuz görünüyordu. Bu kadın ilk eş olan, Jing Long idi.

Jing Long sözlerini bitirdiği anda, derin erkeksi bir ses duyuldu. “Katılıyorum. Bu hoş sürpriz için Xian Tian’ın 3. yaşına girmesini ben de dört gözle bekliyorum.” 30 yaşlarında bir adam yemek salonuna girmişti. Adam bir evin reisinin sergileyeceği tarzda bir tutum sergiliyordu. Üzerinde altın çizgili beyaz bir chang pao ve omuzlarına kadar uzanan siyah saçlarıyla rahat bir havası vardı.

“Kocacığım!”

“Baba!”

Adamı görür görmez, masadaki 7 kişi hemen ayağa kalktı ve teker teker ona seslendi. Jian Chen de diğerlerinden geri kalmadı ve yumuşak bir şekilde ona seslendi.

Bu genç adam Changyang klanının lideri, Changyang Ba idi.

Changyang Ba yavaşça yemek masasına doğru yürüdü ve yüzünde nazik bir gülümsemeyle masaya oturdu. Jian Chen’e bakarak sordu: “ Xiang Er, buradaki hareketsiz yaşantından memnun musun?”

Jian Chen başıyla onaylarak: “Evet!” dedi.

Changyang Ba’nın yüzünde bir gülümseme belirdi. “Xiang Er, eğer bu sıkıcı eski evde kendini sıkılmış hissedecek olursan, dışarıya keşfe çıkıp tecrübe kazanabilirsin.”

“Biliyorum, baba.” Jian Chen cevap verdi.

Changyang Ba, Jian Chen’in zekasından ve 1 yaşında bir çocuğa göre gösterdiği büyük farktan tarif edilemez seviyede memnundu.

Aile yemeği neşeyle geçti ve yemekler kısa sürede yendi. Ardından, Jian Chen tek başına odasına döndü. Normalde onun yaşında bir çocuğun annesiyle aynı odada yatıyor olması gerekirdi ancak Jian Chen kendisine ayrı oda istemişti. Bu isteği konusunda, Jian Chen oldukça kararlıydı ve onu bu isteğinden vazgeçmeye ikna edememişlerdi. Bu yüzden Bi Yun Tian onun bu isteğini kabul etmek zorunda kalmıştı.

O gece, Jian Chen bağdaş kurmuş halde, elleri dizlerinde yatağında oturdu. Avuçları ve yüzü yukarıya bakar bir halde sessizce, Azulet Kılıç Yasası’nının ilk prensibine çalışmaya başladı.

Azulet Kılıç Yasası; Jian Chen’in önceki dünyasında 20 yıl boyunca çalıştığı şeydi ve onun cephaneliğindeki en güçlü silah olmuştu. Bu, nadir ve çok güçlü bir çeşit kendini güçlendirme ve yetiştirme yöntemiydi. Hikmet dolu birçok prensibe ve birçok güçlü tekniğe sahipti. (TL Not: Bu tür serilerde kullanılan “Cultivation” kelimesi için şimdilik “kendini güçlendirme ve yetiştirme” karşılığını kullanmaya karar verdim. Daha iyi bir tavsiyesi olan varsa tavsiyelere açığım.” )  

Azulet Kılıç Yasası, Jian Chen’in çocukken şans eseri edindiği bir şeydi. Kazayla, oynadığı dağlardaki bir uçurumdan aşağıya düşmüş ve bir şekilde bir su birikintisinin içine düşerek kurtulmayı başarmıştı. Kendine geldiğinde, kendini derin bir mağarının içinde mahsur kalmış halde bulmuştu. Tek yiyecek kaynağı balıktı. El kitabını bulduktan sonra, kendini bu yöntemi öğrenmeye adamış ve 10 sene sonra nihayet bunu başarmıştı. İlerlemesinin ardından, derin mağaradan zıplayarak dışarı çıkabilmiş ve yukarıdaki arazilere ulaşabilmişti.

Jian Chen bir savaş yetimiydi. Kendisine büyük babasıyla büyük annesi bakıyordu. Mağarada mahsurken 10 yıl geçmişti. Bu yüzden köye geri döndüğünde, büyük babasıyla büyük annesi uzun zaman önce yaşlılıktan ölmüşlerdi. Onlara saygısını sunduktan sonra dağ yamacındaki küçük köyünden ayrılıp tek başına dünyayı gezmeye başlamıştı.

Jian Chen önceki hayatında, hayatın ona verdiğini kabullenmişti. Dolayısıyla bu yeni hayatını da aynı şekilde kabullenmişti. Bu kabullenmişlikle, son 6 aydır yeni bedenini arıtmaya ve şekillendirmeye başlayarak eski gücünü geri kazanmaya hazırlanıyordu.

Yorum Yap "CSG 3 - Bedeni Arıtma ve Şekillendirme"