Tankların Tarihi Günceli

CSG 29 - Tie Ta ile Bir Dövüş Daha

Eylül 21, 2016


Cheng Mingxiang gülmeye başladı. “Böyle bir maçı nasıl kaçırabilirim?” Jian Chen’e küçümseyerek baktı. “Changyang Xiang Tian, bu mu?”
Luo Jian cevap verdi: “Evet, başkanım. Arkadaşımızı yaralayan Changyang Xiang Tian, bu.”
Cheng Mingxiang başını salladı ve, “Changyang Xiang Tian, arkadaşımı yaraladığına göre hiç de kötü değilsin.” dedi.
Jian Chen karşısındaki öğrencilerin zengin aile çocukları olduğunu çoktan anlamıştı. Bu yüzden onlarla tartışmasının bir anlamı yoktu. Sadece şiddetten anlarlardı. Jian Chen kısa keserek hemen lafa girdi. “Boş laf yapmak yerine harekete geçsek iyi olur.”
Jian Chen’in sözlerini duyan Cheng Mingxiang’ın yüzü küle döndü. “Tamam tamam, güzel. Haydi bakalım ne kadar güçlü olduğunu görelim.” Yumruğunu Aziz bile olmayan Jian Chen’in burnuna yöneltti.
Jian Chen karşısındakinin gücünün çok fazla olduğunu biliyordu. İkisinin Aziz Gücü arasındaki fark çok fazlaydı, bu yüzden yumruğu karşılayamayabilirdi. Cheng Mingxiang’ın yumruğu, JianChen’in kafasına çarpmak üzereydi ki birden yana çekilerek kurtuldu. Aynı anda Jian Chen iki yumruğunu birden sıkıp rakibinin kolunu yakaladı. At duruşuna geçerek sırtını sardı ve koluyla rakibinin kolunu kendine doğru çekti.
Bir anlığına dengesini kaybeden Cheng Mingxiang öne doğru eğildi ancak karşılık vermekte gecikmedi. Ayaklarıyla zemine yapıştı ve Jian Chen’i engellemeye çalıştı. Bu sırada Jian Chen rakibinin kolunu birden bırakarak ışık hızıyla karnını yumruklamaya başladı.
Yumruk darbeleriyle Cheng Mingxiang geriye doğru sendeledi, düşmemek için kendini zor tutuyordu.
Geriye doğru on adım attıktan sonra ancak kendine gelebildi. Kasvetli ifadesiyle rakibine baktı. Akademideki en güçlü kişi olduğu düşünülüyordu, buna niye sinirlenmemişti acaba? Eğer yaralandığını akademidekiler öğrenirse itibarı kalmazdı.
Bu durumun sonuçlarını düşündükten sonra Jian Chen’i öldürecekmiş gibi bakmaya başladı.
Bütün izleyiciler sessizliğe bürünmüştü. Luo Jian şaşkın bir ifadeyle Jian Chen’e bakıyordu. Sadece onun değil izleyen herkesin tahmininin çok ötesindeydi. Cheng Mingxiang gelişim konusunda yetenekli bir dâhiydi ve Azizler bile onun dengi değildi. Jian Chen’in onu bu hale getirmesi çok şaşırtıcıydı.
Rakibine bir kez daha baktıktan sonra Cheng Mingxiang’ın kolunda iki eliyle kullanabileceği gümüş bir kılıç belirdi. Homurdanarak, “Changyang Xiang Tian, bugün seni sakat bırakacağım!” dedi. Bu sözlerin ardından gümüş kılıcını çekerek Jian Chen’e doğru yöneldi.
Cheng Mingxiang tam rakibine doğru hareket ederken kalabalığın içinden derinlerden bir ses geldi.
“Dur!”
Çok güçlü ve bronz tenli bir genç yavaşça öne çıktı. Yaklaşan genci gören Jian Chen’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bu genç birinci sınıflar yarışmasındaki güçlü Tie Ta’dan başkası değildi.
Luo Jian ve Cheng Mingxiang’ın adamları Tie Ta’ya baktıktan sonra ifadeleri değişti.
Luo Yun, Tie Ta’yı tanıyamadı ve bağırdı: “Sen kimsin? Başkan Luo ve Başkan Cheng’in meselesi bu. Karışma, yoksa pişman olursun.”
Luo Jian, sözünü keserek, “Kapa çeneni!” dedi. Gülümseyerek Tie Ta’yı selamladı. “Burada ne yaptığını merak ediyorum kardeşim.”
Tie Ta tuhaf bir ifadeyle baktıktan sonra alçak bir ses tonuyla, “Sen kimsin, tanıyamadım.” dedi. Bunu duyan Luo Jian deliye döndü. Tie Ta, Jian Chen’e doğru yürüyerek elini omzuna koydu. “Changyang Xiang Tian, seni burada görmeyi beklemiyordum, görüşmeyeli uzun zaman oldu!” Dedi.
Cheng Mingxiang’ın ve Luo Jian’ın gruplarına bakarak ve parmağıyla göstererek,  “Changyang Xiang Tian, onlar sana zorbalık mı yapıyorlar?” diye sordu.
Jian Chen kollarını bağladı ve, “Eğer bunun adı zorbalıksa evet zorbalık yapıyorlar.” dedi.
Bu sözleri duyar duymaz Tie Ta kollarını sıyırdı. Karşıdaki gruba bakarak yüksek sesle bağırdı. “Changyang Xiang Tian, benim kardeşim. Ona zorbalık eden bana da etmiş sayılır. Dövüşmek isteyen gelsin. Gücüm çok iyi olmasa da sizden korkmuyorum.”
Tie Ta’nın sözlerini duyan Jian Chen bir an duraksadı ve ne zaman onun kardeşi olduğunu anlamadan kafası karışmış bir şekilde Tie Ta’ya baktı.
Cheng Mingxiang ve Luo Jian’ın ifadeleri değişti. Ciddi bakışlarla birbirlerine baktılar. Tie Ta’dan korktukları çok belliydi. Tie Ta’nın gücü çok yüksek değildi ve onu kolaylıkla yenebilirlerdi ancak müthiş bir destekçisi vardı. Bu yüzden ikisi de daha önce akademide Tie Ta’ya dokunma cesaretinde bulunmamışlardı.
İkisi de konuşmuyordu, Karl ve Luo Yun da Luo Jian’ın tavrından, Tie Ta’nın sıradan biri olmadığını anlamışlardı. Bu yüzden ses çıkarmamayı daha uygun buldular. Ortamın havası çok tuhaf bir hal aldı.
Sessizliği bozan Luo Jian oldu. “Tie Ta kardeşim, bu benim ve Changyang Xiang Tian’ın arasındaki bir mesele. Umarım karışmazsın.” Ses tonu epey kibardı. Tie Ta soylu değildi ama onun gücünün kendi gücünün üstünde olduğuna emindi. Luo kabilesinin lideri de olsa gücü en iyi ihtimalle Tie Ta’nın gücüne eşit olabilirdi.
Luo Jian’ın sözleri herkesi şaşkına çevirdi. Seyirciler arasındaki son sınıf öğrenciler, Luo Jian ve Cheng Mingxiang’ın güçlerinin o kadar yüksek olmadığını biliyorlardı. Dahası, ikisi de Tie Ta’ya karşı çok kibar davranıyordu. Herkes, Tie Ta’yı merak etmeye başlamıştı. Luo Jian ve Cheng Mingxiang’ı bu kadar korkutan birinin nasıl bir soydan geldiğini hayal bile edemiyorlardı.
Maalesef Tie Ta’nın bu öneriyi kabul etmek gibi bir niyeti yoktu. “Daha önce de söylediğim gibi Changyang Xiang Tian, benim kardeşim. Onun meselesi benim de meselem. Sorunu olan varsa bana gelsin.”
Luo Jian’ın gözlerinde ciddi bir ifade belirdi. Tie Ta’ya olan hürmetinden dolayı ona karşı kaba davranmaya cesaret edemedi.
Tam o anda Cheng Mingxiang homurdanarak Tie Ta’ya baktı. Ağır bir ses tonuyla konuştu. “Tie Ta, gerçekten bu işe burnunu sokmak istiyor musun?” Biraz önce Jian Chen’den aldığı darbenin ardından ona karşı içten içe nefret duyuyordu. Aziz Seviyesi’ne bile ulaşmamış birinci sınıf öğrencisinin onu bu duruma getirmesi Başkan Cheng için büyük bir utanca neden oldu. Durumu hemen düzeltmezse akademide rahat nefes alamazdı.
“Evet, ben de dövüşe katılıyorum.” Cheng Mingxiang’ın ne kadar güçlü olduğunu bilse de hiç korkusu yoktu.
Jian Chen, Tie Ta’ya dönerek, “Bu onunla benim aramda. Sen karışmamalısın, yoksa daha kötü duruma gelebilirsin.” dedi.
Tie Ta sinirle baktı ve karşılık verdi: “Changyang Xiang Tian, ne biçim konuşuyorsun öyle? Sence ben böyle şeylerden korkacak biri miyim? Beni arkadaşın olarak görmüyor musun?”
Bu sözleri duyan Jian Chen’in kafası karıştı. Ne zaman Tie Ta ile bu kadar yakın olmuşlardı? Daha önce neredeyse hiç tanışmıyorlardı, sadece birinci sınıfların dövüş sanatları yarışmasında bir araya gelmişlerdi.
“Tie Ta, ağır bir şekilde yaralanırsan beni suçlama. Müdürün çırağısın diye sana saldırmaktan çekineceğimi sanma. Haydi, o harika yeteneklerini bana da göster.”
Cheng Mingxiang’in bu sözlerini duyan Jian Chen içten içe epey şaşırmıştı. Tie Ta’nın müdürün çırağı olmasını beklemiyordu. Bu haber akademide yayılırsa büyük çalkantıya sebep olurdu.
Cheng Mingxiang çoktan Tie Ta’nın karşısına gelmişti bile. Yumruğunu rakibinin göğsüne indirmeye çalıştı. Tie Ta’nın özel durumundan dolayı aslında Cheng Mingxiang onu incitmeye cesaret edemiyordu bu yüzden yumruğunun gücü beşinci seviyedeydi. Beşinci seviye bile olsa bir Aziz’in bunu kabul etmeyeceğini düşünüyordu.
ChengMingxiang’ın saldırdığını gören Tie Ta dikkatsiz davranamazdı. Yüzündeki odaklanmış ifadeyle kükredi ve çelik gibi güçlü görünen koluyla Cheng Mingxiang'ın gücünü kendi gücüyle karşılamak için yumruğunu savurdu.

Yorum Yap "CSG 29 - Tie Ta ile Bir Dövüş Daha"