Tankların Tarihi Günceli

CSG 28 - Yaklaşan Tehlike (2)

Eylül 21, 2016

Luo Yun ve Luo Jian bir anda kütüphanenin giriş kapısına ulaştı. Büyük giriş kapısının birkaç adım gerisinde Jian Chen’i gözleyen Chen Feng bekliyordu. Etraftan bağını koparmış bir hâlde kitap okuyan Jian Chen’i takip ediyordu.
Luo Yun ve Luo Jian’ı görünce hemen koşup yanlarına geldi. Luo Jian’a saygıyla eğildi. “Başkanımızı burada görmeyi ummuyordum. Sizi görmek büyük şeref.” Chen çok saygılı davranıyordu, kendi de Gesun Krallığı’nda çok küçük bir kabileye mensuptu. Büyük kabilelerden çocuklarla takılırken güçsüzlerden para isteme cesaretinde bulunabiliyordu. Bu yüzden kendine fayda getirecek olan Luo kabilesiyle güçlü bir ilişkisi vardı. Şansı yaver giderse ilerde Luo kabilesinin lideri olacak olan Luo Jian’ın yardımıyla kendi kabilesini üst sınıflara çıkarabilirdi.
Chen Feng’in bu saygılı hâlini gören Luo Jian mağrur hissetti ve elini salladı. “Tamam uzatma, Changyang Xiang Tian kütüphanede mi?”
Luo Jian hiç kibar davranmamıştı ama Chen Feng’in bakışlarındaki saygı hiç azalmadı. Gülümseyerek cevap verdi: “Evet, hâlâ kütüphanede.”
Luo Jian’ın yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi, çünkü istediği cevabı almıştı. “Güzel. İçeri girip yanıma çağır.” Kütüphanede dövüşmek yasaktı ve nüfuzlu ailesine rağmen Luo Jian bile bu kurala uymak zorundaydı.
“Tamam, başkanım. Hemen alıp getireceğim. ”
Jian Chen’in bütün dikkati hâlâ kitaptaydı ve kütüphanedeyken çok temkinli olmuyordu. Kimse kütüphanede sorun çıkarmıyor ve soru sormuyordu, bu yüzden gardını alma gereği duymuyordu.
Jian Chen kendi dünyasında kaybolmuş bir hâldeyken birden omzuna dokunan bir el hissetti. Kitabından kopmayı istemese de yüzünde sert bir ifadeyle arkasına dönüp baktı. Para almak isteyen dört öğrenciden biri olduğunu fark etti. Eğlenerek Jian Chen’e bakan Chen Feng tuhaf bir ses tonuyla, “Changyang Xiang Tian, bu kadar kısa sürede tekrar görüşeceğimizi beklemiyordum.” dedi.
Jian Chen kaşlarını çatarak, “Sen!” dedi. Yüzüne bakmadan konuşmaya devam etti. “Hâlâ koruma parası istiyorsan, defol git!”
Chen Feng’in gözleri kızgınlıkla parladı ama Jian Chen’e hamle yapmaya cesaret edemedi. Kütüphanenin kuralları çok katıydı ve Jian Chen’in dengi olmadığından emin olmuştu.
Chen Feng göğsünü şişirip Jian Chen’e baktı ve buz gibi bir ifadeyle konuştu: “Changyang Xiang Tian, ben senin dengin olmayabilirim ancak akademide bu şekilde sağa sola sataşamazsın. Cesaretin varsa beni takip edersin. Ya da hayatının sonuna kadar kütüphanede kalmaya razı olursun.” Bu sözleri söyleyip hemen kütüphaneden çıktı. Ancak sözleri kütüphanedeki herkesin ilgisini çoktan toplamıştı. Öğrenciler birden saygı ve kıskançlık ifadeleriyle dikkatlerini Jian Chen’e yönlendirdi.
Jian Chen yavaşça kitabını kapattı. Chen Feng’in sözleri, onu gaza getirmişti. Kitabı rafa geri koydu ve sonra derin düşünceler içinde kütüphanenin girişine doğru yürüdü.  Dışarıda insanların onu beklediğini biliyordu, eğer çıkmazsa etraftaki insanlar, Jian Chen’in korkak olduğunu düşünecekti. İnsanlara korku salıp gücünü göstermeliydi. Yoksa daha fazla kişi gelip sorun çıkarmaya çalışacaktı.
Dışarıdaki insanların güçsüz olmadığından adı gibi emindi, Ka Di Yun’un seviyesinde olabilirlerdi. Yine de hiç korkusu yoktu. Şu anki seviyesiyle, bir Aziz’le karşı karşıya gelecek kadar kendine güveniyordu. Kazanamasa bile en azından kolay kolay da kaybetmeyecekti. Hem dövüş deneyimiyle hem de kullandığı tekniklerle akademideki herkesten üstündü. Sayısız ölüm kalım durumunda kalmıştı.
Kütüphaneden çıkar çıkmaz diğer üç genci görmek için etrafına bakındı. Hepsi üniforma giydiği için birbirine benziyordu. İkisini tanıdı ve üçüncü kişi de Jian Chen’e küstah bir ifadeyle bakıyordu. Bu kişinin diğer ikisine yardım etmek için geldiği çok belliydi.
Jian Chen’in kütüphaneden çıktığını gören Luo Yun şeytani bir gülümsemeyle yanında duran Luo Jian’e bir şeyler fısıldadı. “Başkanım, Changyang Xiang Tian geliyor.”
Luo Jian’ın kendini beğenen bakışları Jian Chen’e yöneldi ve soğuk bir ifadeyle konuştu: “Hey, serseri! Changyang Xiang Tian sen misin?”
Jian Chen bu konuşan çocuğa baktı, 22-23 yaşlarında görünüyordu ve çok yakışıklıydı. Ancak yüzündeki kızgınlık ilk bakışta anlaşılıyordu.
Jian Chen soğuk bir ses tonuyla cevap verdi: “İyi de, sen kimsin?”
Luo Jian’ın yanında duran Luo Yun bağırmaya başladı. “Bu ne cüret, Changyang Xiang Tian! Kabilemin başkanıyla bu ses tonuyla konuşmaya nasıl cesaret edersin? Akademiden atılmak mı istiyorsun?”
Chen Feng de başkanı pohpohlama fırsatını kaçırmadı. “Changyang Xiang Tian, çabuk başkanımdan özür dile. Yoksa akademide daha fazla kalabileceğini sanma.”
İkisinin sözlerini duyan Luo kabilesinin başkanı daha çok kibirlendi.
Jian Chen yüz ifadesini değiştirmeden homurdandı. “Müdürün sizi dinleyeceğini mi sanıyorsunuz? Belki de akademinin sizin kabilenize ait olduğunu söylemek istiyorsunuz, atılmasını istediğiniz kişi atılmalı, öyle mi? Üçünüz müdürü bile küçümseyecek kadar küstahsınız.”
Jian Chen’in sözlerini duyduktan sonra Luo Yun ve Chen Feng’in yüzlerinin rengi attı. Büyük bir kabileye sahip olan Luo Jian’ın bile ifadesi değişti, zehir gibi gözlerle Jian Chen’e baktı. Üçü arasında en güçlüsü o olmasına rağmen müdüre karşı saygısızlık yapmaya cesaret edemezdi. Eğer Jian Chen’in sözleri müdürün kulağına giderse ağır ceza alırlardı. En kötüsü de akademiden atılmaları olurdu. Luo Jian’ın arkası sağlam olsa da, babası kabilenin lideri olsa da ve hatta kabilenin gelecekteki lideri o olsa da, böyle bir durumdan cezasız kurtulamazdı. Luo kabilesi, akademinin müdürüne karşı gelmeyi kesinlikle istemezdi.
Luo Jian’in yüzü kasvetli bir ifadeye büründü ve Jian Chen’e baktı. “Changyang Xiang Tian, gerçekten çok küstahsın. Bu kadar küstah olma cesaretini nereden buluyorsun?”
Jian Chen küçümseyerek gülümsedi ve soğuk bir ifadeyle cevap verdi: “Nefesini boşa tüketme. Niye gelip beni arıyordun, onu söyle.”
Luo Jian nefret dolu bir gülümsemeyle baktı. “Buraya gelme sebebim çok açık. Aziz Silahı’nı kullanmasa da Aziz Ka Di Yun’u alt eden kişinin nasıl biri olduğunu görmek istedim. Changyang Xiang Tian, gerçekten o kadar iyi misin?” Luo Jian parmaklarını kütletip ellerini kenetleyerek vücudundan Jian Chen’e güçlü bir enerji yaymaya başladı.
Bu arada kütüphanede kitap okuyan insanlar da kitaplarını kapatmıştı. Herkes hevesle Jian Chen’i izleyip konuşmaya başladı.
Luo Jian’ın gönderdiği enerji Jian Chen’i hiç etkilemedi. Güçlü bir dağ gibi dimdik duruyordu. Rakibinin gücünü anladı, Ka Di Yun’dan daha zayıf değildi. Ancak korkulacak kadar da güçlü değildi. Aksine bunu yapması Jian Chen’in içindeki dövüşçü ruhunu ortaya çıkarmıştı.
İki rakibin dövüşmeye başlayacağını görenler elektrik dalgasından etkilenmemek için geri çekilmeye başladı.
Kavga başlamak üzereyken üniformalı birkaç genç arkadan gelip birden konuşmaya başladı. “Böyle ilginç bir dövüşü nasıl kaçırabiliriz?”
Toplam beş kişilerdi. İçlerinden biri Jian Chen’den haraç isteyen çocuktu. Jian Chen diğer dördünü tanıyamadı. Ancak ilk bakışta büyük kabilelerden oldukları anlaşılıyordu.
Jian Chen’in dikkatini beş kişilik grubun ortasındaki genç çekti. Diğer dördüne liderlik yaptığı çok açıktı. Tipine bakınca çok yaşlı görünmüyordu. Muhtemelen yirmili yaşlardaydı.
“Aaa, herkes baksın, ortadaki kişi Başkan Cheng, değil mi? Onun da geleceğini tahmin etmemiştim.”
“Evet, gerçekten Başkan Cheng, akademinin dâhisi. Bir yıl önce gücü çoktan Aziz Seviyesi’nin ortalarına ulaşmıştı. Gelişimdeki yeteneği ile geçen bir yıl boyunca Büyük Aziz Seviyesi’ne ulaşıp mezun olduğunu sanıyordum. Akademide tekrar görmeyi beklemiyordum.”
“Başkan Cheng’in şu anki gücünü merak ediyorum. Büyük Aziz Seviyesi’ne ulaştı mı yoksa…”
“Başkan Cheng’in yanındaki üç kişi de Aziz Silahı kullanabilen güçlü Azizler gibi duruyorlar. Böyle soyluları her zaman görmediğimizi düşünürsek …”
Kavga etmeye hazırlanan öğrencileri gören diğer öğrenciler gürültüyle bağırmaya başladılar.
Luo Jian yeni gelen genci selamlarken gülümsedi. “Cheng Mingxiang, tam zamanında geldin. Biraz daha geç kalsaydın bu ilginç gösteriyi kaçıracaktın.”

Yorum Yap "CSG 28 - Yaklaşan Tehlike (2)"