Tankların Tarihi Günceli

CSG 27 - Yaklaşan Tehlike (1)

Eylül 21, 2016

Kavgaya karışmayan öğrenci hemen diğer iki öğrencinin yanına koştu. Göğsüne iki darbe alan gence endişeyle sordu. Luo Yun, iyi misin?
Luo Yun başını salladı ve güçsüz bir ses tonuyla cevap verdi. “Birkaç güne kadar iyi olurum.” Arkasına dönerek diğer yaralı öğrenciye fısıldadı. “Akademide sen bizden daha çabuk bilgiye ulaşırsın. O serserinin ismini öğren de başkan Cheng onun icabına baksın!”
Arkadaşının sözlerinden sonra bir süre düşünen Karl cevapladı. “Gerek yok, sanırım onun kim olduğunu biliyorum.”
Luo Yun, “Harika, kimmiş o?” dedi.
“Bu yılki birinci sınıfların yarışmasında Aziz Ka Di Yun’u yenen 8. Seviye’de olup olağanüstü güce sahip bir yarışmacı vardı. Galiba bu, o çocuk.”
Karl’ın sözlerini duyan diğer iki öğrencinin ifadeleri birden değişti. Birbirlerine baktıktan sonra Luo Yun, “Bu çocuk, gerçekten Changyang Xiang Tian miydi?” diye sordu.
Karl başını salladı. “Muhtemelen, birinci sınıflar arasında sadece Changyang Xiang Tian beni yenebilir. Eğer o gerçekten Changyang Xiang Tian ise, Aziz Ka Di Yun’u yendiğine göre biz onun rakibi bile olamayız. Aziz Silahı’nı kullanmamış olsa da Changyang Xiang Tian’ın, Aziz’i yenmiş olması bile ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.”
Jian Chen’in saldırdığı ilk genç konuştu: “Changyang Xiang Tian bile olsa benim yoluma çıkmaya cesaret etti. Akademide onu rahat bırakmayacağım.”
Luo Yun homurdanırken yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. “Güzel, Luo kabilemizin genç başkanı da Changyang Xiang Tian hakkında soru soruyordu. Bunu duyunca mutlu olacaktır. Birkaç gündür ortalıkta görünmüyordu, tam da onu arıyorken karşımıza çıkacağını kim bilirdi?”
Karl mırıldandı: “Luo Yun, git ve Luo kabilesinin genç başkanı Cheng’i bul. Changyang Xiang Tian onun dengi olabilir.”
Luo Yun cevap verdi: “Güzel, ne yapmamız gerekiyorsa yapacağız. Ama bence birimiz Changyang Xiang Tian’ı gözlemek için burada kalsın. Akademi çok büyük olduğundan dolayı, Changyang Xiang Tian saklanmaya çalışırsa asla bulamayız.”
Karl başını salladı ve arkasındaki arkadaşına döndü. “Chen Feng, sen burada kalıp onu takip et. Ben gidip başkan Cheng’i bulacağım.”
Chen Feng tereddüt etmeden kabul etti.
Görevler dağıtıldıktan sonra Chen Feng, Jian Chen’i takip etmek üzere ayrıldı. Diğer iki genç de baygın arkadaşlarını alarak görevlerini yapmaya gittiler.

……….

Jian Chen kütüphanede, iki kitapla bir masaya oturmuş ve istekle okumaya başlamıştı. Saat hâlâ erken olduğu için kütüphane çok boş ve sessizdi. Jian Chen’in dışında sadece telaşla hareket eden orta yaşlı bina sorumlusu vardı.
Kadın kırk yaşlarındaydı. Gelişim becerisine sahip olmadığı için o yaşına rağmen sadece 6. Seviye’deydi. Kargath Akademisi’ndeki en güçsüz öğrenci bile ondan daha güçlüydü.
Jian Chen’e bakmak için başını kaldırdı, ismini bilmese de Jian Chen onu derinden etkilemişti. Son üç gündür kütüphaneye ilk giren öğrenci Jian Chen’di ve bütün gün ders çalışıyordu. Kitap okurken bazı günler öğle yemeği bile yememişti. Kadın, akademide yıllardır çalışıyordu ama bugüne kadar Jian Chen gibi çalışkan bir öğrenci görmemişti.
Görevini yaparken kendi kendine mırıldandı. “Ne çalışkan bir çocuk.”
Geniş bir odanın ortasında yirmi yaşlarında bir genç duruyordu. Vücudu çok tuhaf bir konumdaydı ve kütük gibi hareketsiz bir şekilde öylece bekliyordu.
“Dongdongdong!”
Kapı çaldı. Gözleri kapalı olan genç yavaşça gözlerini açtı. Tuhaf duruşunu bozmadan kapıya bakıp seslendi: “Kim o?”
Dışardan cevap geldi. “Başkanım, ben Luo Yun.”
“Gir.”
Kapı açıldı ve Jian Chen’in alt ettiği dört öğrenciden biri olan Luo Yun içeri girdi.
Luo Yun ilginç bir durum yokmuş gibi şaşırmadan tuhaf konumdaki gence baktı. Çünkü bu pozisyon Luo kabilesinin gelişme yöntemiydi.
Tian Yuan Ülkesi’nde çok fazla eğitim kitabı yoktu. Olanlar da gelişim yapma konusunu içeriyordu ve insanlar gelişim yapmak için yeni pozisyonlar üretmişlerdi. Luo kabilesi de gelişim hızını en yüksek seviyeye çıkarmak için vücutlarını eşsiz bir konuma getiriyordu.
Luo Yun diğer gence doğru yürüdü ve saygıyla eğildi. “Başkanım, birkaç gündür Changyang Xiang Tian’ı arıyordunuz, ben onunla tanıştım.” Luo Yun’un kabilede büyük bir itibarı vardı ancak bu gencin karşısında o bile küstah davranmaya cesaret edemezdi. Çünkü o kabile liderinin ilk oğluydu. Luo kabilesinin gelecekteki lideri olarak görülüyordu ve Luo Yun onun desteğini istiyordu.
Bu sözleri duyan Luo Jian’in gözleri parladı. “Demek Changyang Xiang Tian’ı buldun!” Luo Yun’un solgun yüzünü fark ettikten sonra gömleğindeki ayak izini gördü, gömleği kaldırarak yarasına baktı. “Bu kadar acınası bir halde olduğuna göre Changyang Xiang Tian galiba seni epey hırpalamış.”
Luo Yun kızgın bir ifadeyle konuştu: “Haklısın, başkanım. Changyang Xiang Tian’ı gördüm ve kibarca sizi ziyaret etmesini söyledim. Ancak o çok zalimdi. Ayrıca çok da kaba davrandı. En önemlisi de sizi hiç umursamadı. Şey… dedi ki…başkan…” Luo Yun duraksamaya başladı.
Luo Jian kaşlarını çattı. “Orada durup ne geveliyorsun? Benimle ilgili ne söyledi?”
Luo Yun birden cesaretini toplayıp haykırdı. “Changyang Xiang Tian sizin işe yaramaz biri olduğunuzu söyledi!”
“Ne!”
Luo kabilesi, Tian Yuan Ülkesi’nde çok nüfuzlu değildi ancak Gesun Krallığı’ndaki iki yüz yıllık tarihleriyle en saygın kabilelerden biriydi. Luo kabilesini yenebilecek kabile sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Luo kabilesinin varisi Luo Jian, krallığın prensiyle eşdeğer görülecek kadar soyluydu. Kargath Akademisi’nde tanımadığı bir birinci sınıf öğrencisinin bu kadar kendini beğenmiş olabileceğini beklemiyordu. Hayatı boyunca kimse ona karşı küstah davranmamıştı.
“Gerçekten öyle mi dedi?” Kızgınlığı ses tonundan belli oluyordu
Luo Jian’ın bu tepkisine Luo Yuo içten içe seviniyordu ancak sevincini belli etmeden, “Evet, başkanım. Söylediklerim doğru. Size yalan söylemeye cesaret edemem. Changyang Xiang Tian çok küstah biri. Seni daha önce hiç görmedi bile ama küstahça konuştu. Eğer ona bir ders vermezsek, korkarım siz itibarınızı kaybedip akademide dalga konusu olacaksınız.” dedi.
Luo Yun konuştukça Luo Jian’ın siniri katlanıyordu. Ayağa kalkıp homurdanmaya başladı. “Changyang Xiang Tian nerede? Beni ona götürmeni istiyorum. Madem beni değerli biri olarak görmüyor o zaman ne kadar güçlü olduğunu görelim bakalım.”
“Tabii ki! Beni takip edin başkanım.” Luo Yun yanına kızgın Luo Jian’ı da alıp kütüphaneye yöneldi.
Aynı zamanda Kargath Akademisi’nin sınıflarından birine gelen Karl da yirmi yaşlarındaki bir genci alıp kütüphaneye getiriyordu.
Spor sahasından geçerken birkaç son sınıf öğrencisi şaşkın bakışlarla konuşmaya başladı.
“Şu geçen başkan Cheng değil mi? Bir yıldır akademide görülmemişti, hangi rüzgar attı acaba?”

“Bir yıl kadar önce başkan Cheng’in Azizlik Seviyesi’nin ortalarında olduğunu duymuştum, kim bilir şimdi hangi seviyeye ulaşmıştır.”
“Başkan Cheng, Kargath Akademisi’nin dehası. On dokuz yaşında Aziz Silahı’nı kullanarak Aziz oldu. Yirmi yaşında Azizlik Seviyesi’nin ortalarına geldi. Bir yıl daha geçti, gelişme hızıyla kesin Azizliğin daha üst seviyelerine ulaşmış olmalı.”
“Kesinlikle, Başkan Cheng, Kargath Akademisi’nde gelişim konusunda bir numaralı kişi. Müdür bile Başkan Cheng’in yirmi üç yaşına geldiğinde Büyük Aziz olacağını söyledi.”
Eğer yirmi üç yaşında Büyük Aziz olursa Başkan Cheng gerçekten yenilmez güçte biri olacaktır. Son sınıftaki öğrencilerin çoğu hala 10. Seviye Aziz Gücü’nde.”
Karl geçitte yürürken ikisini gören son sınıf öğrencileri dedikodu yapmaya devam ediyordu. Başkan Cheng, akademide çok tanınan biriydi. Hem karakteriyle hem de gelişim hızıyla herkesi hayrete düşürüyordu. Tian Yuan Ülkesi’nde dâhi olarak görülüyordu ve akademide de en güçlü dövüşçülerin başında geliyordu.

Yorum Yap "CSG 27 - Yaklaşan Tehlike (1)"