Tankların Tarihi Günceli

CSG 20 - Kapışma

Eylül 21, 2016

Jian Chen, Ka Di Liang’ın kibrinden dolayı kızgın hissediyordu. Kibirle bakmak için kafasını kaldırdı ve, “Daha önce seni yendim, ne hakla düello yapmak istiyorsun?” dedi. Jian Chen’in ses tonu eski yaşantısında olduğu gibi mağrurdu. Bu tavrı kazara ortaya çıkmıştı.
Jian Chen’in sözlerini duyduktan sonra Ka Di Liang’ın yüzü bembeyaz oldu. Gözlerinde kızgınlık vardı fakat kütüphanenin kurallarını çiğnemeye cesaret edemedi, yoksa çoktan saldırmıştı.
Abisinin yanında duran Ka Di Qiuli bile kızgındı. Jian Chen’e sert bir bakış attıktan sonra alay etmeye başladı. “Abimin düello teklifini bile kabul etmeyeceksin, öyle mi? Nasıl bir adamsın sen?”
Kardeşinin arkasında durup onu savunduğunu duyan Ka Di Liang’ın gözleri parladı ve enerjisini yeniden topladı. “Evet, doğru. Düello kabul etmemek korkakların yapacağı bir şeydir .Changyang Xiang Tian, dövüş arenasında seni bekliyor olacağım. Ödlek olduğunu kabul ediyorsan gelme. Ka Di Qiuli, hadi biz arenaya gidelim.” Bu sözlerden sonra kütüphaneden çıkmak üzere giderken, dönüp Jian Chen’e bakış attı.
Abisinin arkasında yürüyen Ka Di Qiuli, “Changyang Xiang Tian, gelsen iyi olur. Gelmezsen korkağın tekisin!” diye bağırdı.
“Changyang Xiang Tian, yarışmadaki birinci sınıfların başkanı değil mi?”
“Galiba öyle, Changyang Xiang Tian’ın Aziz Gücü’nün 8. Seviyesi’nde olduğunu ama bir üst seviyeden birkaç öğrenciyi yendiğini duydum. Çok ilginç…”
Ka Di Qiuli çıktıktan sonra bütün kütüphane yorum yapmaya başladı. Herkes, birinci sınıfların başkanı Changyang Xiang Tian hakkında konuşuyordu.
Jian Chen’in yanındaki kız bile biraz şaşkınlıkla ona bakıyordu. Gözlerini hızlı hızlı kırpıyordu ve Jian Chen’in başkan olmasını beklemediği açıkça görünüyordu.
Jian Chen, elindeki kitabı kızgın bir surat ifadesiyle kapatıp eline aldı. Ka Di kabilesinden iki kardeş onun canını sıktıktan sonra kitap okuyacak havada değildi. Ayrıca Jian Chen’in kapışmayı kabul etmekten başka seçeneği yoktu, yoksa bütün akademi onu küçümseyecekti. Aslında kendi itibarı umurunda değildi ancak Changyang kabilesinin en önemli varislerinden biriydi. Abisi ortalıklarda görünmüyordu, Changyang kabilesinin adına gölge düşürmemek için kapışmayı o üstlenmek zorundaydı. Aynı zamanda insanların, abisiyle de korkak bir kardeşi olduğunu söyleyerek dalga geçmelerini istemiyordu.
Yavaşça sandalyesinden kalktı, getirdiği birkaç kitabı eline aldı ve rafa geri koydu. Kitapları yerleştirdikten sonra kütüphanenin çıkış kapısına doğru yürümeye başladı. O anda bütün kütüphane Jian Chen’in hareketlerini izliyordu.
Jian Chen kütüphanenin kapısına tam ulaşmıştı ki bir ses duydu, “Hey, Changyang Xiang Tian!” yanında oturan kız seslenmişti.
Şaşkınlıkla arkasına döndü ve sabit bir bakışla güzel kıza baktı. “Evet?”
Soğuk ses tonunu duyduktan sonra kız biraz üzüldü ama bir şey söylemeden Jian Chen’e doğru yürüdü ve, “Changyang Xiang Tian, arenadaki kapışmayı gerçekten kabul edecek misin?” diye sordu.
JianChen başını salladı. “Elbette!”
“Onun kapışma teklifini kabul etmene gerçekten hiç gerek yok. Kütüphanede yüksek sesle konuşmak yasak, o insanlar akademinin koyduğu kuralları çiğnedi. Bence müdüre git ve bunu söyle, müdür kesinlikle o ikisini cezalandıracaktır. Kargath Akademisi’nde daha önce kimse müdürün emirlerine karşı gelmeye cesaret etmemişti.”
Bu sözleri duyduktan sonra Jian Chen kıza daha dikkatle baktı. Hafif bir gülümsemeyle, “Kapışmayı çoktan başlattılar, ben de kabul etmek zorundayım!” dedi ve başka hiçbir şey demeden kütüphaneden çıktı.
Kız, Jian Chen’ın görüntüsü kaybolana kadar arkasından izlerken birden gözleri parladı. Biraz tereddüt edip hemen oturduğu masaya koştu, okuduğu kalın kitabı alıp rafa geri götürdü ve kütüphaneden koşarak çıkıp dövüş sanatları arenasına doğru gitmeye başladı.
Kız da çıktıktan sonra bütün kütüphane bir süre sessizliğe büründü. Aniden yüksek bir ses duyuldu. “İlginç bir sahne daha olacak. Aziz Gücü’nün 8. Seviyesi’ndeki birinci sınıf öğrencisi, Aziz Gücü’nün 9. Seviyesi’ndeki biriyle dövüşecek; bu dövüşü izlememek aptallık olur.” Bu sözlerin sahibi okul üniforması giyen genç bir çocuktu ve kütüphaneden koşarak çıktı.
Onlar da çıkınca kütüphanede kitap okuyan son birkaç öğrenci de ellerindeki kitapları raflara geri koyup kütüphaneden çıkarak dövüş sanatları arenasına doğru koştular.
Okulun dövüş sanatları arenası spor sahasının köşesindeydi. İçinde, her birinin çapı yaklaşık yirmi metre olan beş daire platform vardı. Ancak dövüş sanatları arenasının içi çok geniş değildi ve sadece yüz izleyicilik bir kapasiteye sahipti. Bu yüzden birkaç gün önce yapılan birinci sınıfların dövüş sanatları yarışması, geçici platformlar eklenerek spor sahasında yapılmıştı.
Jian Chen dövüş sanatları arenasına ulaştığında sadece Ka Di Liang’ı gördü. Yüzünde kibirli bir ifadeyle kollarını bağlamış bir halde platformlardan birinin üstüne duruyordu. Alttaki platformda ise akademi üniforması giyen Ka Di Qiuli ile birkaç öğrenci vardı ve hepsi tartışıyorlardı.
Uzaktan Jian Chen’in geldiğini gören Ka Di Liang alayla gülümsedi ve, “Tam da bir korkak olduğunu ve gelmeye cesaret edemediğini düşünmeye başlamıştım.” diye bağırdı.
Jian Chen kibirle homurdandı ve hemen platforma atladı. Kolları bağlı bir şekilde platformda durdu ve sakince cevap verdi. “Gel bakalım, on kez vurmana izin veriyorum. Sen bana vururken karşılık vermeyeceğim.”
Jian Chen’in bu sözlerinden sonra izleyiciler, şaşkınlıkla bağırmaya ve sessizce aralarında konuşmaya başladılar. İzleyiciler arasında üst sınıftan birçok öğrenci de vardı ve onlardan sadece birkaçı Jian Chen’i destekliyordu. Birinci sınıfların dövüş sanatları yarışması esnasında Ka Di Liang’ın, Jian Chen’e karşı yenilmesinin tek sebebinin dikkatsizlik olduğuna inanıyorlardı.
Ka Di Liang’ın gözleri sinirle parladı. Jian Chen’in, Ka Di Liang’ı rakip olarak görmediğini herkes anlamıştı.
“Changyang Xiang Tian, düşündüğümden çok daha vahşiymişsin.”
Jian Chen ifadesini değiştirmeden, “Eğer dövüşmek istiyorsan acele et. Seninle boşa harcayacak vaktim yok!” dedi.
Ka Di Liang homurdandı. “Ne acelen var, herkes toplanana kadar bekleyelim. Seni yendiğim âna herkesin şahitlik etmesini istiyorum.” Birinci sınıfların dövüş sanatları yarışmasını kaybettiği için ve özellikle kıçından aldığı darbeden sonra Ka Di Liang bir süredir kin güdüyordu. Bu onun için unutulmaz bir rezillikti. Ka Di Liang, yenilmesini hep dikkatsizliğine bağlamıştı. Bu yüzden de daha önce kaybettiği karizmasını tekrar kazanmak için bu şansı elde etmek istedi ve bu kez küçük düşürme sırasının kendinde olduğunu düşünüyordu.
Arenadaki insanlar yavaş yavaş artmaya başladı ve hâlâ artmaya devam ediyordu. Belli ki Ka Di Liang, herkese bu karşılaşmanın haberini vermişti.
Çok kısa bir süre sonra dövüş sanatları arenası iki yüzden fazla kişiyle dolmuştu. Herkes çok heyecanlıydı. Bu insanların arasında birkaç sınıf arkadaşıyla Ka Di Liang’ın abisi Ka Di Yun da vardı.
“Kardeşim, yapabilirsin. Abin seni izliyor!” Birden derinden tanıdık bir ses, kalabalığın arasından sıyrılarak platformda duyuldu.
Bu sözleri duyan Jian Chen arkasına döndü ve abisi Changyang Hu’yu alkışlarken gördü.
Gülümsedi ve konuşmadan abisine saygıyla eğildi.
Tam bu esnada biri masaya vurdu ve bağırdı. “Haydi bahse girelim, dövüş üzerine bahse girmek isteyenler buraya gelsin!”
“Ben Ka Di Liang üzerine bahse giriyorum, on altın…”
“Ben Changyang Xiang Tian üzerine bahse giriyorum, yirmi altın…”
“Ka Di Liang için 50 altın…”
İnsanlar kapışmanın sonucuna göre kumar oynamaya başladı. Derse düzenli gelenler ve soylular birlikte gelmişlerdi. Kumar oynayanların yaklaşık %80’i Ka Di Liang üzerine bahse girdi ve sadece geri kalan %20 Jian Chen üzerine bahse girdi.
“Changyang Xiang Tian için on altın!” Changyang Hu parayı masaya çarparak bağırdı.
Changyang Xiang Tian’ın arkasından ince ve kibar bir ses duyuldu. “Ben de Changyang Xiang Tian üzerine on altın bahse gireceğim!” Bu ses kütüphanede Jian Chen’in yanında oturan kıza aitti ve ses tonunda asillik vardı.
Changyang Xiang Tian üzerine kızın on altın vermesine diğer herkes şaşırdı. Changyang Hu, Changyang Xiang Tian’ın abisiydi. Bu yüzden onun bahse girmesi normaldi. Ancak bu kız parasını bahse yatırırken hiç tereddüt etmemişti. Öğrencilerin çok şaşırmasına rağmen, kimse sesini çıkarmadı.
Platformun üzerindeki Jian Chen, rakibi Ka Di Liang’a tuhaf bir ifadeyle baktı ve, “Şimdi başlayabiliriz, değil mi?” dedi.
Ka Di Liang özgüven dolu bir ifade takındı ve homurdandı. “Changyang Xiang Tian, bana on kez vurma hakkı vermiştin, sözünden dönmezsen iyi olur.”
“Bir asilzâdenin sözü senettir, haydi başla da en fazla ne yapabildiğini göreyim.”
“Küstah!” Ka Di Liang, Jian Chen’in söylediği atasözünü tam olarak anlamasa da anlamını az çok tahmin edebildi. Kavgayı başlatmak üzere Jian Chen’e doğru hücum etti. Jien Chen ona on kez vurma hakkı tanıdığı için bekleyip en güçlü darbelerini kullanacaktı.
Hızla Jian Chen’in önüne atladı ve yumruğunu salladı. Yumruğu havada o kadar hızlıydı ki sesi bile duyuldu.
Yumrukla karşılaşan Jian Chen sadece bir adım geri attı ve çarpmasını engelledi.
“Çok yakın… Biraz daha yakın olsaydı çarpacaktı…”
“Bu Changyang Xiang Tian çok da güçlü değil galiba, düello başlar başlamaz neredeyse yenildi. O yumruklardan biri bile çarparsa küçük yaralarla kurtulamayacak ve kazanan da belli olacak.”
“Bu Changyang Xiang Tian’ın şansı yaver gitti, yumruktan kurtulmayı başardı…”
Arenadaki herkes, Jian Chen’in yumruktan kurtulmasını şanslı olmasına bağladı, sadece birkaç gözlemci gerçeği fark etti ve bu durum Jian Chen’e farklı bir gözle bakmalarını sağladı.

Yorum Yap "CSG 20 - Kapışma"