Tankların Tarihi Günceli

CSG 15 - Ka Di Qiuli

Eylül 21, 2016
Çeviriyi yapan RoyalBlood, Düzenleme ve Son kontrol için Aoi Shuu arkadaşlarımıza teşekkürler


Tie Ta’yu duyduğunda Jian Chen kendini sormaktan alamadı. “Tie Ta, kaba kuvvetinin yüksek olduğunu söyledin. Peki ne kadar bir ağırlık kaldırabiliyorsun?”

“Evdeyken, 200 kiloluk bir kayayı kaldırabiliyordum.” Gurur dolu bir yüz ifadesiyle kibirli bir şekilde söyledi.

Cevabını duyduğunda Jian Chen’in yüzünde boş bir ifade belirdi. Bu öğrenci bir canavardı. 200 kiloluk bir kayayı sıradan bir yetişkin bile kaldıramazdı. Ancak Tie Ta gibi genç bir delikanlı öylesi devasa bir kayayı kaldırabiliyordu. Bu durum Jian Chen’in korkuyla karışık bir şaşkınlık hissetmesine neden olmuştu.

“Tie Ta, kaç yaşındasın?” Jian Chen Tie Ta’ya artık farklı bir gözle bakıyordu.

“16 yaşındayım.” Tie Ta yemeğini yerken cevap verdi. Ancak ağzında yemek olduğu için söyledikleri nerdeyse anlaşılmaz seviyedeydi.

Jian Chen’in onun üzerindeki izlenimi daha da iyileşmişti. “Tie Ta, sen çocukken de böyle kuvvetli miydin?”

“Evet, kuvvetim her zaman diğerlerinden fazlaydı ama aynı şekilde iştahım da çok yüksekti. Evde karnım doyana kadar yemek yiyemediğimden genelde dağlara gidip karnımı doyurmak için avlanırdım.” Tie Ta doğrudan söyledi.

Derin bir nefes aldıktan sonra Jian Chen, Tie Ta’nın kuvvetinin tanrı vergisi olduğunu içinden tasdik etti. Aksi halde, onun gibi genç bir delikanlı öylesi ağır bir kayayı kaldıramazdı. Ancak Jian Chen’i daha da şaşırtan şey Tie Ta’nın sık sık tek başına dağlarda avlanıyor olmasıydı. Sadece 16 yaşında olan birinin dağlarda rahatça avlanabiliyor olması Jian Chen’in ona karşı olan saygısını yüzlerce kat arttırmıştı. Sonuçta, dağlarda sadece vahşi hayvanlar yoktu. Zaman zaman sihirli hayvanlar da karşına çıkabilirdi. Sihirli hayvanların gücü sıradan vahşi hayvanların gücüyle kıyaslanamayacak kadar yüksekti.

Tie Ta karnını sıvazladı ve gülerek ayağa kalktı. “Chanyang Xiang Tian, karnımı doyurdum ben. Bu yüzden yurduma gidip uyuyacağım. Sonuçta, yarın müsabaka devam edecek.”

Jian Chen başıyla onayladı. “Umarım yarınki müsabakada son üçe kalırsın.”

Tie Ta başıyla sert bir şekilde onayladı. Gözlerinde kararlı bir bakış vardı. “Elimden geleni yapıp mutlaka son üçe kalacağım. Bir Sınıf 1 Canavar Çekirdeği en az 10 Mor Sikke’ye satılabiliyor.”

Tie Ta ayrıldıktan kısa bir süre sonra Jian Chen hızlı bir şekilde yemeğini bitirip odasına döndü. Kapısını kapatır kapatmaz, birisi kapıyı çalmıştı.

“Dördüncü erkek kardeş, orada mısın?” Changyang Hu güçlü bir sesle sordu.

Sesi duyduğunda Jian Chen şaşırmıştı. Kardeşini tam iki gündür görmüyordu. Hemen kapıyı açtı ve Changyang Hu’yu içeri aldı.

“Dördüncü erkek kardeş, kusura bakma. Müsabakadaki ilerlemeni hiç takip edemedim.” Jian Chen’e ağzını açıp soru sorma fırsatı vermeden aceleyle bunu söylemişti.

Jian Chen başıyla onayladı ve konuştu : “Son sekize kaldım. Yarın karşılaşmaların son günü olacak.”

Jian Chen’in söylediklerini duyduğunda kardeşinin başarısı Changyang Hu’u mutlu etmişti. Heyecanlı bir şekilde konuştu : “Dördüncü erkek kardeş, gerçekten de müthişsin. İkinci kızkardeş ve üçüncü kardeş gelemeden senin buraya gelmene şaşmamalı.” Cebinden baş parmak büyüklüğünde bir kristal çıkardı ve Changyang Hu bu kristali Jian Chen’in ellerine yerleştirdi. “Dördüncü erkek kardeş, bu bir Sınıf 1 Canavar Çekirdeğidir. İki gün önce, birkaç arkadaşımla birlikte akademinin arkasındaki ormana gittik ve birlikte bir Sınıf 1 Sihirli Hayvan öldürdük. Bu canavar çekirdeğini senin için kazandım. Al hadi. Artık geç oldu. Ağabeyin seni daha fazla rahatsız etmeyecek. Yarın müsabakanın son günü bu yüzden elinden geleni yapıp birinciliği kazanmalısın!” Ardından Chanyang Hu odadan çıktı ve yavaşça kapıyı kapattı.

Changyang Hu kapıyı kapatmadan hemen önce Jian Chen’in gözüne Changyang Hu’nun kolundaki yaklaşık 8 santim uzunluğundaki pençe izi çarpmıştı.

Sessizce Sınıf 1 Canavar Çekirdeği’ne bakarken, Jian Chen kalbinde yoğun bir sıcaklık hissetti. Jian Chen’in duygularına hakim olamıyordu.

Her ne kadar verdiği sadece bir Sınıf 1 Canavar Çekirdeği olsa da, Jian Chen ondan yayılan Changyang Hu’nun yoğun ilgisini hissedebiliyordu. Changyang Hu’nun kolundaki yarayı düşündüğünde, Jian Chen bu yaranın sihirli hayvan avlarken oluştuğunu anlamıştı. Jian Chen hediyeyi düşündüğünde, kalbinde bir sıcaklık hissetmekten kendini alamıyordu. Bu, önceki hayatında yaşamadığı bir duyguydu.

Odanın ortasında afallamış bir ifadeyle bir süre dikildikten sonra, Jian Che sonunda derin bir nefes aldı ve kendini giderek zihinsel olarak kendini sakinleştirdi. Ardından yatağına oturarak yine geliştirme ve güçlendirme çalışması yapmaya başladı. Her ne kadar şu anda bir canavar çekirdeğine sahip olsa da, onu henüz kullanmak istememişti. Bu yüzden onu Depolama Kemeri’ne sakladı. Müsabaka ile ilgili Jian Chen’in birinciliği kazanacağına dair inancı tamdı. Sonuçta, önceki dünyasında kendisi dünyanın zirvesinde bulunan eşsiz bir üstattı. Her ne kadar yeniden doğuşunun ardından gücünün büyük bir kısmını kaybetmiş olsa da, hala her tür kılıç sanatına dair bilgisi vardı. Ayrıca kılıç yasalarına dair bilgisi öyle derin ve hikmetliydi ki, bu bigliler ruhuna kazınmıştı. Kılıç sanatlarına dair sahip olduğu bilgisini kaybetmemişti ve bu yüzden Jian Chen gelecekte kıtada kolayca yükselebilecekti.

Ertesi sabah, Jian Chen kahvaltısını hızlıca bitirdikten sonra müsabaka sahasına varmıştı. Belki de bugün müsabakanın son günü olduğundandı ama bugün geçen iki günün toplamında daha fazla kişi izlemeye gelmişti. İzlemeye yeni gelenlerin bir çoğu üst sınıf öğrencilerdi.

Dövüş sahaları gece tamamen onarılmış ve öncesi bulunan beş dövüş sahası dörde düşürülmüştü. Ancak, dört saha öncekine göre daha genişti. O kadar ki dünkü sahaların genişliği yeni sahaların genişliğiyle  kıyaslanamazdı.

O anda Jian Chen arkasında bir şey hissetmişti. Arkasına döndüğünde ağabeyi Changyang Hu’nun kalabalığı yararak ona ulaşmaya çalıştığnı görmüştü. Jian Chen’in ona baktığını gördüğünde Changyang Hu’nun yüzünde güller açmıştı. Hızlıca kalabalıktan sıyrılarak Jian Chen’in yanına geldi ve omzuna vurdu. “Dördündü erkek kardeş, bugün elinden geleni yapmalısın. Ağabeyin senden birinci olmanı beklemiyor. İlk üçe girsen yeter!” Changyang Hu için bir canavar çekirdeği kazanmak ufak bir ödüldü. En önemlisi iyi bir sıralamaya sahip olmaktı. Her ne kadar canavar çekirdeklerinin fiyatları görmezden gelinemeyecek seviyede olsa da, Changyang Klanı’nın büyük oğlunun çok aşırı derecede istediği bir şey değildi.

Jian Chen güldü ve konuştu. “Ağabey, merak etmene gerek yok. Seni hayal kırıklığına uğratmayacağıma emin olabilirsin.”

Müsabakanın başlama zamanı çabucak gelmişti. Bu defa, son sekizdekiler yarı finale kalmak için dövüşeceklerdi. Kuralar çekilip rakipler belirlendikten sonra Jian Chen kendi dövüş alanına gitmişti. Çok geçmeden, Jian Chen’in rakibi savaşça alana geldi ancak Jian Chen’i şaşırtan şey rakibinin bir kız olmasıydı. Daha doğrusu, rakibi geçen sefer atıştığı kız, Ka Di Qiuli idi.

Ka Di Qiuli koyu kırmızı bir kıyafet giyiyordu. Yaşı daha 16 - 17 olmasına rağmen, fiziği oldukça iyi gelişmişti. Çıkması gereken yerler çıkmıştı ve ince kalması gereken yerlerde inceydi. Bedenine tam oturan üniforması onu, narin beyaz teni ve doğuştan gelen güzel beyaz yüzü ile güzel bir kadının tam bir örneği haline getirmişti. Bu noktada kalabalıktaki bütün erkekleri mest etmişti. Ka Di Qiuli kuşkusuz şehirlerin onun için birbirleriyle savaşmasına neden olacak kadar güzeldi. Ancak büyük klanlarda doğan birçok kişi gibi onun da oldukça kibirli bir havası vardı.

Dövüş sahasının ortasında Jian Chen elleri boş bir şekilde dikiliyordu. Ellerinin boş olmasının nedeni akademi kurallarıydı. Onlara göre bir kişinin gücünü sınamanın en iyi yolu o kişileri silahsız çıplak elle dövüştürmekti. Bu yüzden kesici silahlar yasaktı. Ayrıca Aziz olmadan bir Aziz Silahı oluşturmak da mümkün olmadığı için bütün yeni öğrenciler silahsız dövüşmek zorundaydı.

Ka Di Qiuli, Jian Chen’e kibirli bir şekilde baktı. “Bizi gerçekten de hayal kırıklığına uğratmadın. Geçen gün yemek salonunda gösterdiğin kibrinden dolayı sana bugün dersini bildireceğim.” Ka Di Qiuli sesi keskin ve berraktı.

Bunu duyduğunda Jian Chen’in yüzünde küçük gören bir sırıtma belirmişti. Büyük klanlarda doğanların birçoğu yerlerin ve göklerin ne kadar büyük olduğunu bilmiyordu.

“Boom!”

Bütün dövüş sahasında duyulan karşılaşmanın başladığını işaret eden gür bir ses yankılandı.

Dört dövüş alanı da aynı yerde olduğu için gong çaldığında bütün 8 katılımcı da aynı dövüşmeye başlamıştı.

Ka Di Qiuli hızla Jian Chen’e doğru ilerlemeye başlamıştı ancak 3 metre yakınına geldiğinde aniden havaya zıplayıp yüzüne doğru bir uçan tekme savurdu. Ka Di Qiuli her ne kadar genç olsa da, kendisi dokuzuncu katman Aziz Kudreti seviyesinde olduğu için oldukça güçlüydü.

Jian Chen bulunduğu yerde tek bir adım dahi atmadan dikildi. Ka Di Qiuli’nin tekmesi yüzüne yaklaştığında boynunu yana çevirdi ve tekme yanağını sıyırıp geçti.

Ka Di Qiuli’nin tepki süresi oldukça hızlıydı. Tekmesinin isabet etmediğini fark ettiği anda burnuna doğru Aziz Kudreti ile güçlendirilmiş bir yumruk savurdu. Savurduğu yumruk sadece hızlı değildi, yumruk aynı zamanda büyük bir miktarda enerji de içeriyordu. Normal birisi böyle bir yumruğu yedikten sonra ağır şekilde yaralanırdı. Jian Chen’in bildiği bir şey vardı o da; Ka Di Qiuli’nin ona tam güç saldıracağıydı. Jian Chen’i malup edip son dörde kalmak için olsun veya Jian Chen’e dersini bildirmek için olsun, her iki durumda da bu kız varını yoğunu ortaya koyacaktı.

Jian Chen, Ka Di Qiuli’nin saldırılarıyla rahatça başa çıkabiliyordu. Her ne kadar rakibi ondan bir katman daha yüksekte olsa da, Jian Chen sıradan bir çocuk değildi. Önceki dünyasından sahip olduğu dövüş tecrübesi oldukça zengindi. Bu yüzden eğer bu karşılaşmaya karşılık vermeden devam etmek isteseydi, Ka Di Qiuli bırak onu malup etmeyi onun kıyafetlerine bile dokunamazdı.

Ka Di Qiuli, Jian Chen’in kıyafetlerine bile dokunamadan onlarca kez saldırmaya çalıştıktan sonra, aşırı derecede sinirlendi ve saldırmayı kesti. Kısa bir süre hızlı hızlı nefes aldıktan sonra ellerini beline koyup Jian Chen’e kötü kötü bakmaya başladı. “Hey, benimle dövüşecek misin yoksa dövüşmeyecek misin? Eğer dövüşmeyeceksen, ordan oraya zıplamayı kesip dövüş sahasından çekil.”

Jian Chen gülerek öfkeden köpüren Ka Di Qiuli’ye baktı ve konuştu : “Dövüş sahasından çekilecek olan kişi sensin, ben değilim. Daha kıyafetlerime bile dokunamazken beni nasıl malıp etmeyi planlıyorsun ki?”

“S-Sen…” Ona parmağını doğrulturken Ka Di Qiuli’nin o güzel yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuş ve bir an verecek karşılık bulamamıştı. Ancak sakinleştikten sonra alaycı bir şekilde gülümseyerek yüzünden kabullenmeyen bir ifadeyle konuştu. “Sana dokunamıyorsam ne olmuş yani? Benimle kafa kafaya dövüşmeye cesaret edemiyor ve küçük bir korkak gibi saldırılarımdan kaçıp duruyorsun sadece.”

“Eh, öyle mi gerçekten?” Ona tuhaf bir ifadeyle bakarken Jian Chen’in yüzünde hafif bir gülümseme belirmişti.

Ka Di Qiuli kibirli bir şekilde bakarak söylediklerinin doğruluğuna tamamen inanan bir tonda konuştu : “Elbette öyle. Eğer korkak değilsen, benimle adam gibi dövüş.”

Jian Chen diğer 3 dövüş alanına baktı ve oradaki dövüşlerin bitmek üzere olduğunu gördü. Başını çevirip Ka Di Qiuli’ye tekrar bakarak güldü. “Eğer gerçekten de benimle kafa kafaya dövüşmek istiyorsan, tamam o zaman. İsteğini yerine getireceğim.”


Yorum Yap "CSG 15 - Ka Di Qiuli"