Otto Von Bismark Günceli

CSG 14 - Tie Ta

Eylül 21, 2016
Çeviriyi yapan RoyalBlood, Düzenleme ve Son kontrol için Aoi Shuu arkadaşlarımıza teşekkürler


“Peng!”

Tam Jian Chen yemeğini yemeye başladığı sırada bir anda biri omzuna vurdu. Bu eylem bütün masanın sarsılmasına neden olmuştu.

Jian kafasını yavaşça kaldırırken kaşlarını çattı. Elin sahibi 20 yaşlarında soylu bir erkekti. Yanında yüzlerinden kibir akan iki genç bulunuyordu. Gençlerden biri erkek, diğeri de bayandı. İkisinin üstünde lüks saten elbiseler vardı. İlk bakışta ikisinin de zengin ailelerden geldikleri anlaşılıyordu.

İyi giyimli 3 öğrenciye ifadesiz bir şekilde bakarak kızgın bir ses tonuyla konuştu. “Bir sorun mu var?”

Jian Chen’e bakarken 20 yaşındaki soylunun yüzünde nursuz bir ifade vardı. Soylu kibirli bir şekilde konuştu : “Hey, velet. Bu masa bize ait. Git başka bir yere otur.” Her ne kadar soylu genç Jian Chen’in halk tabakasından biri olmadığını giydiği kıyafetlerden açıkça anlıyor olsa da, genç yine de Jian Chen’i adam yerine koymamıştı.

Gencin sözlerini duyduğunda, Jian Chen ona küçümser bir şekilde bakarak konuştu. “Eğer yemek yemek istiyorsanız, oturup yiyin. Bu masa bütün okulun ortak malı. Dahası masada sizin isminiz falan da yazmıyor. Bu masa ne zaman sizin oldu?”

Bunu duyduğunda, soylunun yüzünde oldukça kızgın bir ifade belirdi. Artık sabrını yitirdiğinden bağırmaya başladı. “Kalkacak mısın yoksa kalkmayacak mısın?!”

Artık Jian Chen’in masasındaki bu olay herkesin dikkatini çekmişti. Her ne kadar izleyen birçok kişi olsa da, kimse öne çıkıp bir şey söyleme cesaretini gösterememişti.

Jian Chen’in yüzünde alaycı bir sırıtma belirmişti. Bu tür olaylar önceki hayatından birçok kez başına gelmişti. Ancak Jian Chen bu tür sinir bozucu insanlara her zaman derslerini bildirmişti..

“Elbette kalkacağım. Yemeğimi bitireyim bekleyin, kalkacağım.” Yüzünü çevirdikten sonra, Jian Chen yeni bir şevkle yemeğini yemeye başlamıştı. Ağzına sürekli yemek tıktığı için Jian Chen’in sesi biraz boğuk çıkmıştı.

Ancak bu üç kişi için Jian Chen’in demek istediği açık ve netti.



“Ağabey, anlaşılan senin gücün bu okulda yetersiz. Bir masa bile ayarlayamadın. Umarım bize dışarda ayakta yemek yedirtmezsin.” Soylunun arkasındaki kız hafifçe güldü.

Bu sözleri duyduğunda 20 yaşlarındaki gencin yüzündeki sıkıntılı ifade tamamen kaybolmuş yerini sadece öfkeye bırakmıştı. Jian Chen’e kötü kötü bakarken bağırmaya başladı. “Velet, adın ne senin? Hangi aileden geliyorsun sen? Eğer cesaretin varsa, söyle bana.”

Jian Chen’in kaşları çatıldı ancak bir şey söylemeye fırsat bulamadan başka bir ses duyuldu. “Ka Di Yun, sen Kargath Akademisi’ndeki üst sınıflardan birisin. Yeni gelen bir öğrenciye zorbalık etmeye cüret ettiğine inanamıyorum.”

Konuşan kişi Ka Di Yun ile aynı yaşlarda başka birisiydi. Onun da üzerinde aynı okul üniforması vardı.. Bu kişi onlara doğru yürümeye başladı.

Bu yeni genci gördüğünde, Ka Di Yun’un yüz ifadesi biraz değişti. Konuşurken gözlerinde ufak bir korku vardı. “Bai Mo Ran, benim işlerime burnunu sokma sen.”

Artık Jian Chen bu iki kişinin de isimlerini öğrenmişti. Önceki gencin adı Ka Di Yun ve yeni gelen gencin adı da Bai Mo Run idi.

Bai Mo Ran isimli genç kıkırdayarak güldü ve konuştu. “Ka Di Yun, senin işlerine burnumu sokmam doğru değil, haklısın. Ancak üst sınıf bir öğrenci olarak, alt sınıfımdaki bir öğrencimin yaşadığı sıkıntıyı görmezden gelemem.”

Bunu duyduğunda, Ka Di Yun’un arkasında duran iki gencin yüz ifadeleri de değişti.

Bu sırada, Ka Di Yun’un arkasında duran kız kısa bir süre tereddüt ettikten sonra Ka Di Yun’un kıyafetini çekiştirdi. Kulağına kısık bir sesle fısıldadı. “Ağabey, şurada boş yerler var, oralara geçebiliriz.”

Ka Di Yun yemek salonunu gözleriyle taradı ve çok uzakta olmayan bir masanın boşaldığını gördü. Jian Chen’e kötü kötü baktıktan sonra elini salladı. “İkinci erkek kardeş, üçüncü kız kardeş, gidelim.” Boş masaya doğru yürürken söyledi. Üstelemenin ona bir getirisi yoktu. Hatta Bai Mo Ran’ın klanı Ka Di klanından güçsüz olmadığı için bu işten zararlı çıkmaktan da biraz korkuyordu. Bai Mo Ran da ondan daha güçlüydü üstelik.

Ancak en önemli nokta bu değildi. Eğer Ka Di Yun gibi bir üst sınıf öğrencinin yeni öğrencilerden birine zorbalık ettiği haberi yayılacak olsaydı, herkesin maskarası haline gelirdi. Dahası bu durum okul müdürünün kulağına gitse, ağır şekilde cezalandırılırdı.

Ka Di Yun’un halk tabasından öğrencilerle uğraşmıyor olmasının nedeni, her üst sınıf öğrencinin iyi bildiği bir nedendendi. Gesun Krallığı’ndaki 6 büyük üstattan biri olan Kargath Akademisi müdürü fakir öğrencilere çok düşkündü.

Bu sırada Ka Di Yun’un kız kardeşinin Jian Chen’e bakışı değişmişti. Bir şey hatırlamış gibi ağzını açtı ve konuştu. “Ah, şimdi hatırladım. Sen, müsabakada üst tura çıkmış 128 öğrenciden birisin. Seni dövüş sahalarının birinde görmüştüm.” Konuştuğu sıradan kızın gözlerinde aniden şeytani bir ifade belirmişti.

Bunu duyduğunda, sessizliğini şu ana kadar korumuş olan aralarındaki diğer erkek öğrenci döndü ve konuştu. “O halde umarım yarın müsabakada seninle eşleşiriz.” Kötü bir kahkaha attıktan sonra arkasını dönüp Ka Di Yun’un yöneldiği boş masaya doğru yürümeye başladı.

Erkek öğrencinin sözlerini duyduğunda Jian Chen cevap verme zahmetine girmedi. O kişiyi hiç umursamamıştı bile.

Bai Mo Ran, Jian Chen’e doğru yürüdü ve gülerek elini omzuna koydu.”Ka Di Yun’u tersleyebildiğine göre oldukça cesursun. Eğer gelecekte sana zorbalık etmeye kalkarsa, beni bulman yeterli.”

Jian Chen ayağa kalktı ve gülümsedi. “Ben Changyang Xiang Tian. Bu utanç verici durumdan beni kurtardığınız için teşekkür ederim. Aksi halde olay büyüyüp sıkıntılı bir hale gelecekti.”

Bai Mo Ran kıkırdayarak gülmeye başladı. “Bu kadar kibar olmana gerek yok. Ka Di Yun’un klanı son zamanlarda akademi içerisinde oldukça saldırgan bir hale geldi. Ne zamandır ona uyuz oluyordum zaten. Ancak maalesef ona dersini bildirecek fırsatı bulamıyordum. Bu arada, ben Bai Mo Ran. Sen bana Üst Sınıf Bai Mo Ran diyebilirsin ama.”

“Yarınki müsabakada dikkatli olsan iyi edersin. Ka Di Yun’un arkasındaki iki kişi, onun kız kardeşi Kai Di Qiu ile erkek kardeşi Ka Di Liang idi. Söylentilere göre ikisi de dokuzuncu katman Aziz Kudreti seviyesine ulaşmışlar.”

Jian Chen güldü ve konuştu. “Üst Sınıf Bai Mo Ran, merak etmeyin. Eğer onlarla karşılaşırsam, mutlaka dikkatli olacağım.”

Bai Mo Ran başıyla onayladıktan sonra konuştu. “Artık geç oldu. Ben yurduma dönüyorum. Alt Sınıf, umarım yeniden görüşürüz.”

Bai Mo Ran ayrıldıktan sonra, Jian Chen kalan yemeğini hızlıca bitirip yurduna döndü. Bütün bir gün boyunca ağabeyi Changyang Hu’yu hiç görmemişti. Nerede olduğu ve ne yaptığı hakkında hiçbir fikri yoktu.

Odasındaki tozu üstün körü sildikten sonra, Jian Chen yatağına oturdu ve yine geliştirme ve güçlendirme yapmaya başladı.

Müsabakanın ikinci günü de çok hızlı ilerledi. Kişi sayısı giderek azaldığı için gün sonunda son 8 kişi belirlenmişti. Son 50 belirlendikten sonra akademi sekizinci katmandakilerin dokuzuncu katmandakilerle eşleşmesi engelini kaldırdı. Öğrenciler artık eşleştikleri kişilerle dövüşmek zorundaydılar. Bu yüzden Jian Chen ve başka bir bronz tenli öğrenci dışında geri kalan 6 öğrenci dokuzuncu katman Aziz Kudreti’ne sahipti. Jian Chen ve diğer bronz tenli öğrenci son sekize kalabilmek için dokuzuncu katmandaki bazı öğrencileri elemişlerdi.

Bunun dışında, Jian Chen beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı. Dokuzuncu katmandaki 6 öğrenciden ikisi dün karşılaştığı iki öğrenci olan, Ka Di Qiuli ve Ka Di Liang idi. Her ne kadar Jian Chen henüz onlarla dövüşmemiş olsa da, onları her gördüğünde onlardan yayılan gizli bir tahrik havası seziyordu.

İki kardeşin kötü bakışlarına Jian Chen hiç aldırış etmemişti. Ona göre tek dikkat etmesi gereken sekizinci katman Aziz Kudreti seviyesindeki diğer yeni öğrenciydi. Bu erkek öğrencinin dövüş sanatını Jian Chen net bir şekilde görmüştü. Kullandığı dövüş sanatı oldukça eşssiz ve ona çok uygundu. Sahip olduğu kaba kuvvet olağan üstüydü ki rahatça son sekize kalmasının temel nedeni de buydu. Kava kuvveti kendi yaşıtındakileri açık ara geride bırakıyordu. Karşılaştığı rakiplerin yarısı dövüş alanından dışarıya atılmışlardı.

Son karşılaşmalar ertesi gün yapılacaktı ve bu günün sonunda da Yeni Öğrenciler Kralı belli olacaktı.

Spor alanlarından ayrıldıktan sonra Jian Chen hemen yemek salonuna yöneldi. Yemeğini aldıktan sonra, göz ucunda müsabakadaki rakiplerinden biri olan bronz tenli öğrenciyi gördü. Salonun bir köşesinde tek başına yemek yiyordu. Öğrenci yamalı basit bir kıyafet giyiyordu. Öğrenci her ne kadar 16 yaşlarında görünse de, Jian Chen onun hafif toyca yüzünde sert bir ifade görebiliyordu. Boyu ve yapısı yaşına hiç uymuyordu. Boyu 1,8 metre civarıydı. Jian Chen’in ağabeyi Changyang Hu’ya yakın bir boyu vardı. Vücut çevresi Jian Chen’in ağabeyinden bir tık daha genişti.

Hafif bir tereddütten sonra, bronz tenli öğrencinin yemek yediği masaya doğru yürüdü ve elindeki tepsiyle masaya oturdu. Kafasını çevirip onu selamlarken Jian Chen gülümsedi.”Ben Changyang Xiang Tian. Senin adın ne?”

Bronz tenli öğrenci kafasını yana çevirip Jian Chen’e baktı. Kıyafetlerine hızlıca bir göz attıktan sonra konuştu. “Benim adım Tie Ta.”

Gülerek Jian Chen söyledi. “Müsabakada seni dövüşürken gördüm. Sekizinci katmandaki bir öğrencinin dokuzuncu katmandaki bir öğrenciyi yenmesi gerçekten müthiş bir şey.”

Jian Chen’in övgüsünü duyduğunda, Tie Ta kendini gülmekten alamadı. “Benim kaba kuvvetim onlarınkinden daha yüksek olduğu için kazandım sadece. Onlarla baş etmesi gerçekten de çok zordu. Karşılaşmalarda aldığım yaralarım şu an bile hala acıyor.”

Yorum Yap "CSG 14 - Tie Ta"