Otto Von Bismark Günceli

CSG 10 - El Üstünde Tutulma

Eylül 21, 2016
Çeviriyi yapan RoyalBlood, Düzenlemesini yapan Zoldrickkillua ve Son kontrol için Useless arkadaşlarımıza teşekkürler


Jian Chen’e dikkatle bakarken, Changyang Ke’nin iki eli de baltayı sıkıca kavramıştı. Az önce aldığı ders sayesinde, artık Jian Chen’i küçümsemeyi göze alamazdı. Bu yüzden bu defa Changyang Ke daha dikkatli hareket ediyordu.

Jian Chen, Changyang Ke’ye gülmeye başlamıştı. Bu durum onun şaşkınlıkla kaşlarını çatmasına neden olmuştu. “Üçüncü kardeş, artık dövüşmeye başlayabilir miyiz?”

Changyang Ke baltasını sıkıca tuttu, bu defa ona yardımcı olması için Aziz Kudreti de kullanmıştı. Tekrar Jian Chen’e saldırdı, ancak bu defa daha hızlıydı.

Jian Chen umursamaz bir şekilde elindeki yarım metreden daha kısa olan ağaç dalını salladı. Kendini harika hissediyordu. Tuhaf bir nedenle, sanki dal ile arasında gizli bir çeşit bağlantı var gibiydi. Aynı zamanda, Jian Chen’in kalbinde, önceki dünyasında ölümün eşiğindeyken Kılıç Tanrısı seviyesinin inanılmaz gücünü anlayabildiği sırada hissettiği aynı duygu vardı. O anda, sonunda kılıcını “Ruh Gücü” ile kontrol edebilir hale gelmiş ve kılıcını 100 metre uzağındaki Dugu Quibai’nin boğazını delip geçmesi için uçurarak gönderebilmişti.

O anı hatırladığında, Jian Chen harekete geçip elindeki ağaç dalını uçurarak Changyang Ke’ye göndermişti.

“Whoosh!”

Jian Chen’in iradesine boyun eğerek, kılıç sanki canlı bir varlık gibi onun ellerinden ayrılıp uçmaya başlamıştı. Changyang Ke’ye doğru muazzam bir hızla uçarken, ağaç dalı parlayan  beyaz bir ışıkla kaplanmıştı. Ağaç dalından güçlü ve şiddetli bir Kılıç Enerjisi yayılmaya başlamıştı. Bu haliyle bir yıldırıma benziyordu. Parlak bir ışık parıltısıyla, dal çoktan Changyang Ke’nin karnına ulaşmıştı bile.

Jian Chen hemen dalın gidiş yolunu ve üzerindeki Kılıç Enerjisini fark etmiş ve yüzü korkudan bembeyaz olmuştu. Delirmiş gibi dalı hedefine ulaşmadan durdumaya çalıştı. Eğer dalı durduramasaydı, dal kuşkusuz Changyang Ke’yi delip geçerek onu öldürürdü. Hemen ölmese bile, Changyang Ke ağır şekilde yaralanır ve bu da Jian Chen için bir felakete yol açardı.

Dal, tam Changyang Ke’nin karnına ulaştığı sırada, yavaşlamaya başlamıştı ancak yine de onun karnına ufak bir miktarda saplanmıştı. Yakından bakıldığında, ağaç dalı sadece derisini delip kalmıştı ancak Jian Chen durma emrini vermekte bir saniye bile geç kalmış olsaydı, dal; Changyang Ke’nin bedenini delip geçerdi. Jian Chen için bunun düşüncesi bile çok korkunçtu.

Alnındaki teri sildikten sonra, Jian Chen hala dal ile arasında ince bir ruhsal bağlantı olduğunu fark etti. Ruh bağlantısıyla dalın derisinden daha ileriye girmediğini bir kez daha tasdik ettikten sonra Jian Chen rahat bir nefes almıştı.

Karnından gelen ufak acıyı hissettiğinde, hafif tombulca olan Changyang Ke’nin yüzü beyazlamaya başlamıştı. Aşağıya bakıp karnındaki kan damlalarını gördüğünde, yüz ifadesi tamamen değişmişti. Bir çığlık attı ve iki gözü iki çeşme ağlamaya başladı.

“K-Kan… Karnım kanıyor! Aaah, dördüncü kardeş, sen… sen bana vurdun! Aaaah, An... Anne, anneme söyleyeceğim seni. Anne… dördüncü kardeş bana vurdu... !” Changyang Ke birden bire sulu gözlü bir çocuğa dönüşmüştü. Tahta baltasını atarak hıçkıra hıçkıra bahçeden kaçtı gitti. Ne de olsa Changyang Ke sadece 10 yaşındaydı. Henüz böyle bir şeyi kaldırabilecek kadar olgunlaşmamıştı.

Yavaşça gözden kaybolan Changyang Ke’ye bakarken, Jian Chen başını sallamaktan kendini alamadı. Tek başına bahçeden ayrılırken, kalbinde ufak bir korku hissetti. Bunun için ne tür bir ağır ceza alacaktı?

“Ne? Chang Bai, benimle kafa mı buluyorsun?” Bir çalışma odasında, Changyang klanının lideri, Changyang Ba şaşkın bir şekilde sandalyesinden kalkmıştı. Dikkatini önündeki yaşlı adama vermişti. Changyang Ba az önce duyduğu şey karşısında hayrete düşmekten kendini alamamıştı.

Changyang Ba’nın önünde duran yaşlı adam, Changyang klanının kahyası, Chang Bai idi.

Chang Bai ciddi bir şekilde başıyla onayladı. “Beyim, ilk başta buna ben de inanmamıştım ancak düzinelerce mutfak hizmetkarı açık ve net bir şekilde bunu görmüş. Dördüncü efendi gerçekten de hizmetkarlardan birini dövmüş sonrasında 50 kilodan fazla bir ağırlığı olan o hizmetkarı başının üzerine kaldırıp onu 5 metre ileriye fırlatmış. En önemli kısmı da, dövdüğü hizmetkar 3. katmanda Aziz Kudreti’ne sahip birisiymiş.”

Chang Bai’dan bu inanılmaz haberi duyduğunda, Changyang Ba’nın gözleri şaşkınlıkla kocaman açılmıştı.

Chang Bai klan liderine baktı ve bir süre tereddüt ettikten sonra konuşmaya devam etti : “Beyim, başka haberlerim de var. Dördüncü genç efendi yakın bir zamanda üçüncü genç efendi ile dövüşmüş. Sadece bir ağaç dalı kullanarak dördüncü genç efendi, üçüncü genç efendiyi yaralayabilmiş.”

“Ne? Xiang Er ve Ke Er dövüşmüş ve Xiang Er mi dövmüş?” Geçen her saniye, Changyang Ba’nın gözleri daha da kocamanlaşmaktaydı.

“Doğrudur, beyim. Dördüncü genç efendi sadece bir ağaç dalı kullanırken üçüncü genç efendi ise tahta bir balta kullanıyormuş.” Chang Bai ekledi.

“Nasıl olur bu?!” Changyang Ba sandalyesinden tekrar fırlamıştı. “Xiang Er, Aziz Kudreti kullanmaktan aciz. Ayrıca Changyang Ke ondan 3 yaş büyük ve 3. katman Aziz Kudreti’ne sahip. Bunun üzerine Ke Er’in hergün dövüş sanatları çalışmasını da eklersek, nasıl olur da Xiang Er’i dövemez?”

Chang Bai cüppesinden bir ağaç dalı çıkarıp bu dalı Changyang Ba’ya uzattı. “Beyim, dördüncü genç efendi, üçüncü genç efendiyi döverken bu ağaç dalını kullanmış.”

Changyang Ba parmağından daha kalın olmayan ağaç dalını aldı. Bir süre inceledikten sonra, ucunun kanlı olduğunu gördü.

Changyang Ba hissetmekte olduğu birçok farklı duyguyu yüzüne yansıtmadan kırık dalın ucundaki kurumuş kana odaklandı. “Chang Bai, Ke Er iyi mi?”

“Birkaç sıyrığın dışında, üçüncü genç efendinin bir şeyi yok.” Chang Bai cevap verdi.

Changyang Ba ifadesiz bir yüzle başıyla yavaşça onayladı. Ağaç dalını daha yakından incelerken, içindeki kuşku giderek daha da güçlendi. Sonunda konuşarak : “Chang Bai, bu ağaç dalının hiçbir özelliği yok. Ayrıca, ucu hiç de keskin değil. Xiang Er’in gücünü düşünecek olursak, bu ağaç dalının Ke Er’i yaralaması tamamen imkansız.”

Chang Bai başıyla onayladı ve gözleri bir parıltıyla parladı: “Beyim, aklıma şu anda olmayacak bir fikir geldi. Ya dördüncü genç efendi Aziz Kudreti geliştirmekten aciz bir özürlü değilse? Dördüncü genç efendinin bugün sergilediği güce bakacak olursak, belki de dördüncü genç efendi çoktan dördüncü katmanda bir Aziz Kudreti geliştirmiştir? Aksi takdirde, dördüncü genç efendinin üçüncü genç efendiyi dövmesinin imkanı yok.”

Chang Bai’ı duyduğunda klan liderinin yüzü duyguyla parladı. Özürlü olduğunu öğrendikten sonra o zamana kadar dahi olarak nitelendirilen oğluna kötü davranmış olması Changyang Ba’nın en büyük pişmanlığıydı.

“Chang Bai, söylediğin doğruysa, Xiang Er sadece Aziz Kudreti geliştirebilmekle kalmıyor aynı zaman da bu alanda bir dahi de.” Changyang Ba’nın sesi duyguyla titremeye başladı. 7 yaşında bir çocuğun 4. katman Aziz Kudreti seviyesine ulaşması yalnızca Tian Yuan kıtasının dahilerinin yapabileceği bir şeydi. Ortalama olarak, bir kişi 4. katman Aziz Kudreti seviyesine ** yaşında ulaşabilirdi.

TL Not : Kaynak dilde de “**” yazıyordu.

Chang Bai başıyla onayladı. “Dördüncü genç efendinin büyüyüşünü bebekliğinden beri izledim. Bana göre o olağanüstü bir dahi. Ona inancım tam. Dördüncü genç efendinin gelecekte beni geçeceğine eminim.”

Changyang Ba dinlerken titremeye başladı. Gözlerinde aşırı derecede heyecan ve az miktarda da inanamama vardı.

Chang Bai konuşmaya devam etti : “Geçmişte dördüncü genç efendinin Aziz Kudreti geliştiremeyen bir özürlü olduğu söylediğinde bunu çok garipsemiştim. Bu durumdan hep şüpheliydim ancak bugüne kadar tam olarak nerede sıkıntı olduğunu çözememiştim. Dördüncü genç efendinin bugün iki kez sergilediği gücünden sonra, şüphelerimin doğru olduğunu sonunda kanıtlayabildim. Dördüncü genç efendi hiçbir zaman bir özürlü değildi. Aksine o bir geliştirme dahisiydi.”

Changyang Ba hızlanan kalp atışlarını yatıştırmak için derin bir nefes aldı. Ancak bir şey söylemeye fırsat bulamadan, bir klan mensubu koşarak geldi ve saygılı bir şekilde söyledi : “Beyim, üçüncü genç efendi yaralandı. Üçüncü hanım beyin hemen ziyarete gelmesini diliyor.” “Anladım, çekilebilirsin.” Changyang Ba elini sallayarak klan mensubundan umursamaz bir tavırla gitmesini istedi.

“Başım üstüne, beyim!” Klan mensubu saygılı bir şekilde başını eğdikten sonra yavaşça ayrıldı.

Changyang Ba kahyaya dönüp baktı : “Chang Bai, gitsek iyi olacak. Gitmişken hem Xiang Er’i de kontrol ederiz. Onu uzun süredir ihmal ediyordum ne de olsa.” Konuştuktan sonra, durup ciddi bir şekilde düşündü : “Chang Bai, mutfakta Xiang Er’e zorbalık etmeye kalkan o iki hizmetkarı köşkten kovma görevini sana bırakıyorum. Hıh, o iki aşağılık hizmetkar, sonuçlarını düşünmeden Changyang Ba’nın oğluna zorbalık etmeye cüret ederler, öyle mi?”

Chang Bai hafifçe güldü : “ Beyim, o iki hizmetkar çoktan köşkten kovuldular. Her ne kadar bir tanesi işe ilk hanım Jing Long tarafından alınmış, diğeri de devriye muhafızları gruplarından birinin liderinin kardeşi olsa da, dördüncü genç efendiye zorbalık etme cüretini gösterdiklerinden artık köşkte kalmaları için bir nedenleri de kalmamıştı. Aksi takdirde, Changyang köşkünde bir daha dolaşacak yüzüm olmazdı.”

Şaşaalı bir şekilde döşenmiş bir odada, yakın bir zamanda yaralanmış olan Changyang Ke yatağında yatmaktaydı. Soluk bir yüzle yeni bandajlanmış karnındaki yarasına bakıyordu.

Yatağın kenarında Changyang Ke’nin annesi Yu Fen Han oturmuş acı dolu bir ifadeyle oğluyla ilgileniyordu. Ondan fazla uzak olmayan bir mesafede, Jian Chen; annesi Bi YunTian, ilk yengesi Jing Long, ikinci yengesi Bai Yu Shuang ve ablası Changyang Ming Ye ile birlikte dikiliyordu.

Yu Feng Han, Bi Yun Tian’a öfkeli bir ifadeyle baktı : “Dördüncü kız kardeş, değerli oğlun giderek daha da zıvanadan çıkıyor. Ke Er’ime öylesi tehlikeli bir silahla saldırmış olduğuna inanamıyorum. Çok şükür Ke Er’im oldukça güçlü olduğundan ciddi bir yara almadı. Aksi takdirde, kim bilir ne olurdu?”

Jian Chen onu dinlerken kaşlarını çattı. Söylediği tek bir kelimeyi dahi kabul etmeyerek : “Bu benim suçum değil ki. Onunla dövüşmemi isteyen üçüncü kardeşti. Böyle ufak yaralanmaların olması kaçınılmaz. Ayrıca, ben tehlikeli bir silah kullanmıyordum. Sadece bir ağaç dalı kullanıyordum. Eğer suçlanacak biri varsa, o da beceriksizliği yüzünden üçüncü erkek kardeş olmalı.”

Jian Chen’in sözleri karşısında Yu Feng Han’ın yüzü bembeyaz olmuştu. Söyledikleri tamamen mantıklıydı ve ona hiçbir şekilde karşılık verememişti.

Ufak bir çocuğun onu susturmuş olduğunu düşününce kalbi yoğun bir öfkeyle dolmuştu. Özellikle de “Eğer suçlanacak biri varsa, o da beceriksizliği yüzünden üçüncü erkek kardeş olmalı.” sözünden sonra Yu Feng Han’ın yüzünün rengi yeşil ile beyaz arası gidip gelmeye başlamıştı. Bu sözler, oğlunun Aziz Kudreti geliştirmekten aciz bir özürlü kadar bile güçlü olmadığı anlamına geliyordu.

Yu Feng Han’ın bir çocuk tarafından susturulduğunu gördüğünde, Bai Yu Shuang neşeyle gülmekten kendini alamamıştı. Jing Long ise sadece orada ifadesiz bir yüzle oturmuştu.


Yorum Yap "CSG 10 - El Üstünde Tutulma"