Kilimanjaro Günceli

CD7.6 – Deity-Seviye Savaşçı

Eylül 20, 2016


Fenlai şehrinin içinde ve dışında büyülü sayısız miktarda yaratıklar vardı. 10000. Yulan Festivalini kutlayan şehir şimdi kıyamet gününü yaşıyordu. Her yerde ölümler oluyordu  ve Kutsal Başkentin nüfuzu birgün de inanılmaz bir oranda düşmüştü.

Işık Tapınağının ileri gelenleri de halk da, hayatlarını kurtarmak için büyülü yaratıklardan kaçıyorlardı.

“Çabuk, çabuk, oyalanmayı bırakın!”

Duke Bonalt öfkeyle bağırdı. Şuan onun için Kralının hiçbir önemi yoktu. O sadece kendi ailesini Duke malikanesinden çıkarıp on güçlü koruma eşliğinde şehrin dışına hemen kaçmaya çalışıyordu. Onun üzerindeki sadece birkaç magicrystal kartı vardı.

Onlar hayatları için kaçıyorlardı.

“Baba, Nessa’yı kurtarmaya gidelim.” Duke Bonalt’ın oğlu Albert yalvardı.

“Seni piç, eğer yaşamak istiyorsan o zaman beni takip et!” Duke Bonalt öfkeyle azarladı.”Gidelim!”

Duke Bonalt oğluna daha fazla aldırış etmedi ve hemen karısını ve diğer çocuklarını  malikanenin dışına çıkardı. Albert ise bir süre tereddüt etti, sonra dişini sıkarak kılıcı çıkardı ve diğer istikamete doğru koştu.

“Seni nankör köpek!” Duke Bonalt küfretti ama kalbinde son derece üzgündü.

Ama Duke Bonalt, Fenlai şehrinin büyülü yaratıklar tarafından kaplandığını çok iyi biliyordu.Yedinci seviye büyülü yaratıklar her an karşılarına çıkabilirdi ve hatta sekizinci yada dokuzuncu seviye yaratıklar bile bu şehirde artık o kadar da nadir değildi. Şuan eğer hemen şehirden kaçamazlarsa  yaşama şansları yoktu.

“Oğlum, babanı affet.”Duke Bonalt kendi kendine seslendi. Tam o sırada muhafızına seslendi ”Çabuk, Fenlai şehrinden ayrılalım! Güvenli bir yere ulaştığımız vakit hepiniz adam başı 30.000 altın coin alacaksınız.”Böyle zamanda, Duke Bonalt cimri olamadı.

“Evet,Lord Duke!” Muhafız çok sevindi. 30.000 altın coin, onlara geri kalan hayatlarında tasasız yaşamasına yeterdi.

İki-üç kilometre ilerledikten sonra iki tane yedinci seviye büyülü yaratıklar,beş tane altıncı seviye yaratık ve üç tane beşinci seviye yaratıklarla çoktan öldürmüşledi.

“Grooooowl!”

On metre uzunluğunda siyah bir ayı uzaklardan yüksek hızda onlara doğru koşmaya başladı. Her adımı zeminin sallanmasına neden oluyordu. Siyah ayıyı gördüklerinde tüm muhafızların suratları bembeyaz oldu. Ve Duke Bonalt yüksek sesle bağırdı.”Çabuk olun, kaçın! Bu Eflatun Dövmeli Ayı(Violet Tattooed Bear) Çabuk!”

Yetişkin bir  Eflatun Dövmeli Ayı genellekli dokuzuncu seviye bir büyülü yaratıktı.

Linley’in Büyülü Taratık Sıradağlarında Sisli Vadi içerisinde karşılaştığı Aziz-seviye Eflatun Dövmeli Ayı kendi türünün en güçlü temsilcisiydi.

“Groooowl!” Eflatun Dövmeli Ayının gözü açıkça belli oluyordu ki Duke Bonalt’ın grubundaydı ve onlara doğru ilerlemeye devam etti. Ayının kendilerine doğru attığı her adımda zeminle beraber herkezin kalbi de titriyordu. Eflatun Dövmeli Ayı tamamiyle onlara doğru koşuyordu ve yoluna çıkan herşeyi parçalıyordu.

“Bam!”  Kolunu sallamasıyla üç yüksek bina adeta parçalandı ve molozlar Duke Bonalt grubunun üzerine yağıyordu.

“Smash!” Neredeyse yarı insan boyundaki bir parça moloz parçası Duke Bonalt’ın genç kızlarından birinin üzerine düştü. O güzel alımlı kız bir anda et yığınına dönüştü. Kanı ve beyni heryere sıçradı.

Duke Bonalt ve adamları kızmaya yada üzülmeye fırsatları yoktu. Çünkü hemen ardından Eflatun Dövmeli Ayı büyük patisini korumalardan birisine indirdi. Artık bu korumada et yığınından başka birşey değildi.

“Ah!” Duke Bonalt aniden dev bir ayak ona doğru geldiğini farketti ve çıldırmışçasına uzaklaşmaya çalıştı.

“Öldü!”

Eflatun Dövmeli Ayı, Duke Bonalt’ın üstüne bastı,onu oracıkta öldürdü. Eğer Duke Bonalt gibi zayıf biri, Eflatun Dövmeli Ayı’nın herhangi bir atağından kaçabilseydi dokuzuncu seviye olmuş kendi türünün yüzkarası olurdu.

“Grooooooowl!” Eflatun Dövmeli Ayı başını kaldırdı, heyecanlı bir şekilde göğüsüne vurarak böğürdü  ve daha fazla kurban bulmak için farklı bir yönde ilerledi.

…..

Ezilerek ölme. Yumruklanarak ölme. Tokatlanarak ölme.  Isırılarak ölme. Artık bunlar normal ve alışılmışa gelendi.Asil veya halktan olduğun gözetmeksizin şuanda Fenlai şehrinde hayat çok kırıngan bir şeydi. Birbiri ardına asiller ve halk ölmeye devam ediyordu.

Fenlai şehrinde mutlak bir felaket sahnelendi.

Ve en vahşi ölümlerin olduğu mekan… Işık Tapınağının etrafındaki bölgeydi.

Işık Tapınağındaki büyük plazanın önünde, Tapınağın şovalyeleri aynı zamanda Kilise Mahkemesinin Uygulayıcıları, büyülü yaratıklar ile vahşi bir çatışma içerisindeydi. Her nekadar daha da fazla büyülü yaratık toplanmış olsa da tapınağın defansı çok sağlamdı.

Linley ve Bebe, Işık Tapınağı plazasının köşesindeydi ama her ikisi de çok güvendeydi. Bunun nedeni Aziz-seviye bir yaratık saldırmadığı sürede onlara karşı diğerlerinin şansı olmamasıydı.

Ve şuanda, tüm Aziz-seviye büyülü yaratıklar Işık Tapınağı üzerindeydi.

“Patron, çok fazla Aziz-seviye büyülü yaratık var.” Bebe’nin sesi Linley’in zihninde yankılandı.

Linley, tapınağın üzerindeki Aziz-seviye büyülü yaratıklara tekrardan baktı. Linley bunun gibi kritik bir durumda Işık Kilisesinin Fenlai şehrindeki yedi Aziz-seviye savaşçısını seferber edebilmesini beklemiyordu.

“Işık Kilisesinin sahip olduğu bilinen Aziz-seviye savaşçı bir elin parmaklarını geçmezdi. Ama gerçekte, gizli tutulan fazla sayıda güçlü savaşçıları vardı. Sadece Kutsal Başkentte şimdiden yedi Aziz-seviye savaşçıları var. Büyük ihtimalle Kutsal Birlikteki Aziz-seviye savaşçıların toplam sayısı daha da fazla görünüyor. ”

Linley sonunda bu kıta içerisinde yüksek seviye güce sahip olmanın nasıl birşey olduğu hakkında fikir sahibi olmuştu.

Aziz-seviye savaşçının aurası, bireylerin dehşete düşmesine yetiyordu. Bu yedi Aziz-seviye savaşçının herhangi biri kolayca Linley’i öldürebilirdi, onlar için Linley, karıncadan farksızdı.Ama şuan bu Aziz-seviye insanlar kesinlikle dezavantajlıydı.

Büyülü yaratıklar normal olarak insanlardan daha güçlüydü.

Sıradan büyülü yaratıklar için, Aziz-seviyeye ulaştıktan hemen sonra  erken-aşama Aziz-seviye büyülü yaratık olmasına rağmen genel olarak sadece orta-aşama Aziz-seviye insan savaşçılar onlarla mücadele edebilirlerdi. Özellikle güçlü büyülü yaratıklar mesela Armored Razorback Wyrm(Zırhlı Çatalkuyruk-Ejder),Tyrant Wyrm(Zalim Ejder), yada Nine-Headed Serpent Emperor(Dokuz-Başlı Yılan-İmparatoru)…  Aziz-seviye ulaştıklarında ise sadece geç-aşamadaki Aziz-seviye insan savaşçılar onlarla mücadele edebilirdi.

Ve şu anda…

Onu aşkın Aziz-seviye büyülü yaratık havadaydı ve aralarında  Kanlı-Göz Yeleli Aslan, Zalim Ejder, Mor-Gözlü AltınKürklü Maymun ve diğer süper güçlü Aziz-seviye büyülü yaratık bulunuyordu. Bunların herhagi biri Kutsal İmparator ile tek başına dövüşebilme kapasitesine sahipti.

Ama daha da hayret verici olanı bu büyülü yaratıkların başında şeytani görünümlü ‘genç bir adam’ vardı.

“Sen bir insan mısın, yoksa s-sen…?” Heidens o şeytani genç adama baktı.

Şeytani genç adam Heidens de soğuk soğuk baktı. ”Bir insan? Ben nasıl acınası bir insan olabilirim? İnsanlar bizim,büyülü yaratıklar için yemekten başka birşey değil!” Şeytani genç adamın sözlerinde mutlak bir küçümseme vardı. Heidens’e bakarken bile gözlerinde sadece küçümseyici bir surat ifadesi vardı.

“Haha, Eğer yüce Kralımız sizi öldürmek isteseydi. Sadece kolunu hareket ettirmesi yeterli olurdu. Kralımız öldürmeyerek size iyilik yapıyor. Kabul etseniz iyi olur. Hahaha...” Eflatun-Gözlü Altınkürklü Maymun kahkaha atarak sesli bir şekilde güldü.

Heidens’in ve arkasındaki altı Aziz-seviye savaşçıların yüzlerindeki ifade inanılmaz derecede değişti.

Bir büyülü yaratık, insan formuna girebiliyor. Bu ne çeşit bir güçtü?

“Bu Yulan kıtasında başka bir Deity-seviye savaşçı olduğu anlamına mı geliyor? Yenilmez bir varlık?” Heidens son derece buruk hisseti. Geçmişte, güç olarak Yulan kıtasının tepesinde sadece üç varlık bulunuyordu.Bunlar O’Brien İmparatorluğundan ‘Savaş Tanrısı’, Yulan İmparatorluğundan ‘Baş Rahip’ ve Karanlık Ormanın ‘Kralı’ydı.

(Ç.N: Useless notu Deity azizlerden sonra gelen seviye bu arada belki bilmeyen olur)

Heidens Büyülü Yaratık Sıradağları’ndan insan formunu almış bir ‘Kral’ çıkacağı aklına bile gelmemişti.

“Aziz-seviyesinden Deity-seviyesine geçmiş. Deity-seviye bir büyülü yaratık. B-bu…”

Heidens, Deity-seviye büyülü yaratıkların nasıl korkunç olduğunu çok iyi biliyordu. Bu ’Kral’ın onları öldürmesi çocuk oyunuydu.

Heidens hemen kararını verdi.

Onlar geri çekilecekti.

Şu anda Işık Kilisesinin kalan gücünü korumak onlar için en önemli şeydi. Eğer yedi Aziz-seviye savaşçıları kaybederse, Işık Kilisesinin gücü ve statüsü yarıya kadar düşerdi.

“Deity-seviye bir büyülü yaratık. Nasıl bir anda ortaya çıkabilir?” Heidens içinden lanet okuyordu. Bu Deity-seviye büyülü yaratığın Sisli Vadide,Linley tarafından yanlışlıkla serbest bırakıldığı hakkında hiçbir fikri yoktu.Ve bunlar olduktan sonra, bu Deity-seviye büyülü yaratık yarım yılı aşkın sürede bu planı oluşturdu ardından uygulamaya geçti. O tesadüfen Linleyi kurtarmıştı.

Kader gerçekten de çok garip birşeydi.

“Büyülü Yaratıkların Yüce Kralı, Ben Kutsal İmparator Heidens’im. Benden ne istediğinizi sorabilir miyim? ” Heidens teslim olmaya karar vedi.

Şeytani genç adam gülümsedi ve başını salladı.”Senin adın Heidens ha? Pekala. Senin görevin kendi insanlarının kuzeye doğru kaçmasına liderlik etmek. Benim adamlarım da sınrlarımızı kuzeye doğru genişlemeye devam edecek. Ne zaman büyülü yaratıklarım yeterli alana sahip olduklarını hissederse sınırları genişletmeyi durduracaklar.”

Heidens’in kalbi öfkeyle dolmuştu.

Bu ne biçim bir teklifti.

Yeterli alana sahip olduklarını hissettiklerinde sınırları genişletmeyi durduracaklar???

“Hmph, endişelenme. Senin Kutsal Birliğine ait tüm yerleri almayı düşünmüyoruz. En fazla yarısını alacağız. Bu arada şuanda Kara İttifak’ın Kutsal Başkenti de bizim tarafından yokedildi.”Şeytani genç adam normal bir şekilde söyledi.

“Kara İttifak’ın Kutsal Başkenti mi?” Heidens ve diğer altı Sant-seviye savaşçının hepsi irkilmişti.

Bu Büyülü Yaratık Sıradağlarındaki büyülü yaratıklar iki büyük ittifaka aynı anda saldırmış olabilir miydi? Bu çok akıl almaz birşeydi. Onlar Büyülü Yaratık Sıradağlarındaki büyülü yaratıkların oldukça fazla sayıda olduklarını ve birkaç Aziz-seviye yaratık daha olduğunu biliyordu. Ama iki büyük güce aynı anda saldıracak kadar yeterli sayıda olduklarını hiç tahmin etmemişlerdi.

“Gidebilirsin artık. Oh, söylemem gereken birşey daha var. Benim adım Dylin.” Şeytani genç adam normal bir şekilde söyledi.

(Useless Notu: Bu Dylin çok kral adam lan 😀 )

Konuşmaların bu şekilde ilerlemesi üzerine Linley tamamiyle sersemlemişti. Açıkça görülüyordu ki bu büyülü yaratıklar sadece Fenlai şehrine saldırmamıştı; Şeytani genç adamın dediklerin anlaşıldığı üzere, bunlar hem Kutsal Birliğe hem de Karanlık İttifaka saldırmışlardı.

Onlar, hem Kutsal Birliğe hem de Karanlık İttifak alanlarının yarısına sahip olmak istiyordu.

“Görülüyor ki 12 krallık ve Büyülü Yaratık Sıradağlarındaki 32 düklük felaketin içine düşecekler.” Linley dehşete kapıldığını hissetti.

“Büyülü Yaratık Sıradağlarının Kralı, Dylin?”

Linley, ‘Dylin’ ismini beynine kazıdı. Sonra birsüre sessizce dinledikten sonra Linley gizlice kalabalığa karışarak olabilecek en hızlı şekilde ayrıldı. Bunun nedeni kendi malikanesinde alması gereken eşyalar vardı.

“Hoooowl!” Büyük kalıplı bir RüzgarKurtu Linley’i farketti ve ardından hemen saldırdı.

“Swish!”

Eflatun bir ışık çok hızlı hareket ediyordu. Linley ne durdu ne de yavaşladı, ama bu güçlü Rüzgar-Kurtu aniden ortadan ikiye ayrıldı ve zemin onun kanı ile boyandı. Baruch malikanesi yolunda, Linley  sokaklar ölüm ve yıkım mekanı olduğunu gördü. Her yerde  büyülü yaratıklar vardı.

Linley, Kokulu Pavilion Yolu ve Yeşil yaprak Yolu arasındaki kavşağa vardığında otuza yakın güçlü kişiden oluşan bir grup gördü. Bu grup nereye giderse büyülü yaratıklar onları durduramıyordu.

“Patron Yale??”

Linley aniden at arabasının arkasına bağlanan Yale’yi gördü. “İkinci kardeş ve dördüncü kardeşte burada. Sadece onlar  atı kendileri sürüyor. ”

“Baba, izin ver gideyim, üçüncü kardeşi kurtarmama izin ver gideyim! Işık Kilisesi çoktan yıkıldı. Bu bizim onu kurtarmak için en iyi şansımız!” Sıkıca bağlanmış olan Yale, at arabasının arkasından yüksek sesle bağırmaya devam etti. At arabasını süren kişi oldukça güçlü görünen kızıl-saçlı bir adamdı.

Linley onu gördüğünde onun Kaiser’den daha zayıf olmadığını hissine kapıldı.

“O lanet çeneni kapat.” Konvoyun ortasında elinde büyük bir savaşbaltası tutan aşırı derecede şişman bir adam bulunuyordu. Balta adeta onun elinde dans ediyordu, açıkça görülüyordu ki muazzam bir güce sahipti.

“Baba?? O Dawson Şirketlerinin Başkanı mı ?” Linley gizlice düşündü.

Birkaç sıçramayla, Linley konvoya ulaşmıştı.

“Patron Yale, Reynolds, George!” Linley yüksek sesle bağırdı.

Yale bağırmaya devam ederken duyduğu ses sonrasında irkildi ve o tarafa bakmaktan kendini alakoyamadı. Atlarını sürerken sessizliğini koruyan Reynolds ve George da o tarafa baktı. Linley’i ve omuzunda küçük Gölgefare,Bebe’yi gördüklerinde üçüde anında kıpkırmızı oldu.

“Üçüncü Kardeş!”

Üçü birden neşeli bir ağızla haykırdı.

Yorum Yap "CD7.6 – Deity-Seviye Savaşçı"