Dünyanın Oluşumu Günceli

CD7.5 – Kıyamet Günü

Eylül 20, 2016


“Burada neler oluyor?”

Yale, Reynolds, ve George üçü de sersemlemişti. Biraz önce düğün törenine katılmışlardı ama birdenbire dev bir Mor-Gözlü AltınKürklü Maymun gökyüzünden fırladı ve ardından kocaman bir büyülü yaratık ordusu göründü.

Sadece bu üçü sersemlememişti; Fenlai şehrindeki herkes sersemlemiş bu olanlara inanmak istemiyorlardı.

“Gidelim buradan, Şimdi!” Yale hemen bağırdı.

Yale, George ve Reynolds, Debs klanı malikanesinde alelacele kaçtılar. Neyse ki Mor-Gözlü AltınKürklü Maymun bu üçüne dikkat etmiyordu, çünkü Fenlai şehrinde şuan kaçışan bir dünya insan vardı. Mor-Gözlü AltınKürklü Maymun’un dikkatini çekmek için en azından dokuzuncu seviye savaşçı olmaları gerekiyordu.

“Genç efendi.” Dawson Şirketlerinin korumalarının birçoğunluğu Büyülü Yaratık Sıradağlarında eğitimini görüyorlardı, bu yüzden ne kadar etrafları sayısız büyülü yaratıklarla dolu olsa da sakin kalmayı becerebiliyorlardı.

“Çabuk, babamın yanına gidelim!”

Yale hemen bağırdı.

Dawson Şirketleri korumarı tarafın eşlik edilen Yale,Reynolds ve George çabuk bir şekilde Dawson Şirketlerinin ana karargahlarına doğru yola çıktılar. Geri dönüş yolu üzerinde, Yale farketti ki şuan da Fenlai şehrinde çok yüksek sayıda büyülü yaratık bulunmaktaydı. Sadece Ejder-Şahinleri değil ayrıca çok sayıda Kanatlı-Pegasi’ler de vardı.

Ayrıca yedinci seviye YıldırımKanatlı-Pegasi ve Mavi-Gözlü Yıldırım-Şahinleri gibi büyülü yaratıklarla birlikte sekizinci seviyede olan Altın Güneş-Şahinleri ve çeşitli ejderhalar da vardı.

Fenlai şehrinde hem gökyüzü hem de sokaklar çok büyük büyülü yaratıklar ile kaplıydı. Kıyamet Fenlai şehrine çökmüştü ve bunu savuşturmak için hiçbir yol görünmüyordu. Uçan ejderhaların en güçsüzü sekizinci seviyedeydi. Yüzlercesi şehre saldırmak için gelmişti. Onları kim durdurabilirdi ki?

Işık Tapınağının Sekiz Elit Alayı bile yüzden fazla ejderhanın tek bir kombineli saldırısıyla kuvvetlerinin yarısını kaybetmişti.

“Kıyamet. Kıyamet!!”

Fenlai şehrinin her yerinde yangınlar ve yıkıntılar oluşmuştu. Fenlai şehrinin sakinleri, şuanki büyülü yaratıkların, şehre geleceklerin sadece bir kısmı olduğunu bilmiyorlardı… Karadan gelen büyülü yaratıklar daha şehre gelmemişlerdi ve sayıları uçarak gelenlere oranla çok fazlaydı.  Hız olarak tabikide uçan büyülü yaratıklar buraya daha erken varmıştı.

Bu yüzden, bu uçan büyülü yaratıklar bir nevi öncü birlikti.



Fenlai şehri duvarlarında bulunan askerlerin hepsi sersemlemişti. Bugün Yulan Festivalinin 10000. Yıldönümüydü. Kısa bir süre önce, hep beraber yemek yiyip, içki içiyorlardı. Ama şimdi gördükleri tek şey sınırsız sayıdaki büyülü yaratıklardı. Ve tam önlerinde…

“Büyülü yaratıklar. Çok fazla. Çok fazla.” Askerlerin hepsinin nutku tutulmuştu.

Yer sallanıyordu. Fenlai şehrinin dışarısında yüzbinlerce Rüzgar-Kurt yüksek hızla şehre doğru ilerliyordu. Bu yüz binlerce Rüzgar-Kurt’unun toplu bir şekilde kendilerine doğru gelişini izleyenlerin kanı donmuştu.

“Büyücüler nerede?! Büyücü!”

“Büyü-topları! Büyü-toplarını yükleyin!”

Ordu subayları hepsi birden yüksek sesle bağırmaya başladılar,askerlerinin hazır olması için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Aslında, onlar da çoktan durumlarının umutsuz olduğunu biliyordu çünkü çok sayıda kanatlı büyülü yaratıkları halihazırda Fenlai şehir merkezine inmiş bulunmaktaydı.

“Kaptan, bu da ne?” Aniden askerin biri gökyüzüne bakarak konuştu.

Kaptan da o tarafa doğru baktı ve havadan çok büyük bir büyülü yaratığın onlara doğru geldiğini gördü. İşin garibi bu yaratığın kanatları yoktu, ama yinede onlara dogru inanılmaz bir hızla havadan ilerliyordu.

“Havada uçuyor. B-b-bu Saint(Aziz)-seviye bir büyülü yaratık. Aziz-seviye bir büyülü yaratık!”
[Çn: Bazı arkadaşların isteği üzerine önceden Saint olarak bıraktığımı, Aziz olarak çevireceğim şuandan itibaren.]

Kaptan şimdi hiçbir şansları olmadığının çok daha iyi farkına vardı.

“Groaaaaaaaaaaaaaawr!”

Kanlı-Gözlü Yeleli Aslan ve Zalim-Ejder heyecanlı bir şekilde Fenlai şehrinin merkezine doğru ilerliyorlardı. Onların attığı her adımın ağırlığı ve kuvveti muhtemelen dokuzuncu seviye bir savaşçıyı ağır bir şekilde yaralardı. Sekizinci seviye savaşçı ise soru götürmeksizin ölürdü.

“Hoooooowl!”

Yüzbinlerce Rüzgar-Kurt, iki Aziz-seviye büyülü yaratık tarafından açılan yoldan, sınırsız deniz dalgaları gibi ilerliyorlardı. Diğer Rüzgar-Kurtları ise sadece zıplayarak şehrin duvarlarını geçebiliyorlardı. Rüzgar-Kurtları inanılmaz bir zıplama yeteneğine sahipti sonuçta tek bir zıplamada 20-30 metre yüksekliğine çıkabiliyorlardı. Bu duvarlar onları durdurmak için tamamiyle işe yaramazdı.

Yüzbinlerce Rüzgar-Kurtu Fenlai şehrine giriş yaptı…

“Rumble, rumble, rumble.”

Herbir taraftan gelen gökgürültüsü sesleriyle yer sallanmaya devam ediyordu. Rüzgar-Kurtlarının arkasında sayısız çeşit büyülü yaratık vardı. Mamutlar ve diğer yaratıklar Rüzgar-Kurtlarından çok daha korkunçtu. Hayatta kalacak kadar şanslı olan askerler, bu büyülü yaratıklara baktıklarında gerçek çaresizlği öğrenmiş oldular.

“Kutsal Başkentin sonu geldi.” Bir köşede saklanmış olan askerlerden biri çaresizlik içinde söyledi.

“Crunch.”

Bir Rüzgar-Kurtu aniden askerin önünde belirdi ve kafasının tek bir ısırışta kopardı.

…….

Işık Tapınağının dokuzuncu katındaki hücrede.

“Neler oluyor?” Linley ayağa kalktı. O kükremeleri, ulumaları, dışarıdaki acı çığlıkları ve yerin sallanmasını hissedebiliyordu. Çok uzun bir süre Büyülü Yaratık Sıradağlarında kalmasından dolayı duyduğu seslerden ne çeşit büyülü yaratıkların şehre saldırdığını söyleyebilirdi.

“Niye burada bu kadar fazla büyülü yaratık var? Onlar her yerde görünüyor.”Linley tamamen şaşırmıştı.

“Boom!”

Korkunç güçlü bir kuvvet Işık Tapınağını vurdu.Işık Tapınağının tüm duvarları loş bir ışıkla parlamaya başladı. Böyle muazzam bir darbe almış olmasına rağmen, Radiant Tapınağı onu dayanmayı başarmıştı.

“Bu Işık Tapınağının defansı gerçektende hayranlık verici.” Derin, kalın ses dışarıdan homurdandı.Bu sesin gücü ve kuvveti o kadar fazlaydı ki Linley bile hücresinden net bir şekilde herbir kelimesini duymuştu.

“Birisi Işık tapınağına mı saldırıyor?”

Linley nedense inanmakta zorlanıyordu. Kutsal Birlik altı büyük kuvvetten biriydi ve Işık Kilisesi binlerce yıldır varlığını sürdürüyordu. Tüm zaman boyunca, hiç kimse Işık Tapınağına saldırmaya cüret edememişti. Ama demin ki saldırıdan ve o yüksek sesten anlaşılacağı üzere birisi Işık Tapınağına saldırmıştı.

“KRAL!”

Aniden hep bir ağızdan, birçok kişi yüksek sesle bağıdı. Kesinlikle birden fazla yüksek ses vardı!

“Dur!” Kızgın bir şekilde bağırdı.

“Bu, Kutsal İmparator.” Linley net birşekilde onun olduğunu söyleyebilirdi, ama hemen Kutsal İmparatorun sesinden sonra …

“BAM!”

Korkunç bir güçlü kuvvet Işık Tapınağının üzerine indi ve tüm kilisenin şiddetli bir şekilde sallanmasına neden oldu. Tapınağın duvarlarında çatlaklar oluşmaya başlamışken Işık Tapınağını kapsayan sayısız karmaşık büyülü kalıplarından parlayan ışık titremeye başladı.

“Ne kadar korkunç.”Doehring Cowart hayretle içini çekti.” Tek bir saldırı neredeyse Işık Tapınağının yıkmaya yetecekti.”

“BAM!”

Bir korkunç darbe daha. Bu sefer, Işık Tapınağını kaplayan dev büyülü formasyonun bile buna dayanması mümkün değildi. Patlama sesiyle, Işık Tapınağı ortadan ikiye bölündü ve Işık Tapınağının üst sekiz katı yığın haline geldi.

“Koruyucu büyülü formasyon yok edildi.” Linley hücresinin aşağıya kayarmış gibi  devrilmeye başladığını hissedebiliyordu.

Linley olayların bu şekilde gelişmesinden dolayı hem şaşırdı hemde aşırı sevindi. Önceden bu hücre duvarları son derece sağlamdı çünkü kullanılan her kuvvet, büyülü formasyon tarafından emiliyordu. Ama şimdi, büyülü formasyon artık yoktu, yok edilmişti. Linley’in elleri ejderha pençelerine dönüştü ve hemen beş-altı yumrukla duvarda büyük bir delik oluşturdu.

Linley hemen demin oluşturduğu delikten dışarıya fırladı.

“Bloodviolet(EflatunKan) Tanrıkılıcı”  Linley ele geçirildiğinde, Bloodviolet Tanrıkılıcı tapınak tarafından ondan alınmıştı. Ama Bloodviolet Tanrıkılıcı uzun zaman önce Linley o kılıcın sahibi olmuştu ve kendine bağlamıştı. Linley ona doğru uçmaya başladı  ve kısa bir süre sonra nihayetinde kılıç Linley’in elindeydi. [Çn: önceki çeviren arkadaşlar nasıl bıraktı bilmiyorum ama Bloodviolet olarak bırakmak daha hoş geliyor gibi 😀 ]

Şu an Işık Tapınağı kaos içerisindeydi. Haliyle Linley için hiç kimse endişelenme zahmetinde bulunmuyordu.

Bir ayak dokunuşuyla, Linley aşağıdaki plazaya atladı. Şu anda Işık Kilisesi plazası cesetlerle çevriliydi. Çok fazla kişi ölmüştü. Ayrıca plaza da büyülü yaratıklara karşı savaşanlarda vardı.

“Çok fazla insan.”

Linley tam anlamıyla sersemlemişti.

Gökyüzü sayısız çeşit uçan büyülü yaratıklar ile doluydu—Ejder-Şahini, Mavi-rüzgar Şahini, Kanatlı Pegasi, Yıldırım-Kanatlı Pegasi, Zümrüt Ejderleri, Ateş Ejderleri, Siyah Ejderler… her çeşit ejder vardı. Gökyüzündeki bu korkunç manzarayı görmek herhangi birinin kalbini dondurmak için yeterliydi.

Yerde bulunan büyülü yaratıkların sayısı bile dudak uçurtacak kadar fazlaydı.

“B-Bu…?”

Linley, Işık Tapınağına doğru baktı. Tapınağın direk üzerinde on tane kocaman büyülü yaratık vardı.

“ Savage Worldbear(Yabani-DünyaAyısı)…Bloody-eyed Maned Lion(Kanlı-Göz Yeleli Aslan)…Electrobolt Panther…Thunderwing White Tiger(Yıldırım-Kanatlı Beyaz Kaplan)…Thunder Lizard(Yıldırım-Kertenkele)…Tyrant Wyrm(Zalim-Ejder)…” Linley birbiri ardına efsanevi Aziz-seviye büyülü yaratıkları gördü, hepsi Işık Tapınağının üzerindeki havadaydılar.Bu kadar fazla Aziz-seviye büyülü yaratığın burada görünmesi üzerine Linley tam anlamıyla şaşkına dönmüştü.

Dahası, Aziz-seviye büyülü yaratıkların başındaki kişi insan gibi görünüyordu.

O çok şeytani görünümlü genç bir adamdı, loş bir altın elbise giymiş,alnında yarık şeklinde garip bir yara vardı. Şeytani görünümlü genç adam soğuk bir şekilde  sakince Heidens ve onun kuvvetlerine bakıyordu. Heidens, Bay Fallen Leaf(Düşmüş Yaprak) ve diğer beş Aziz-seviye insan savaşçıların hepsi havada duruyor bu genç adama  doğru bakıyorlardı. Açıkça Işık Kilisesinin tarafı çok kötü bir durumdaydı.

“Sen…” Heidens ve diğerleri çok öfkeliydi.

“Yulan Festivalinizi böldüğüm için ben gerçekten çok ama çok üzgünüm,ama Işık Kiliseniz, Kutsal Başkent olarak başka bir yer bulması gerektiği konusunda sizi bilgilendirmeliydim.” Şeytani görünümlü genç adam sakince dedi.

Linley bu kelimeleri çok iyi bir şekilde duydu ve içten içe şok olmuştu.

“Patron, patron!” Linley hemen kafasının içinde Bebe’nin sesini duydu.Linley Bebe’nin bulunduğu konumu algıladı ve ona doğru bakmaktan kendini alakoyamadı. O, insan ve büyülü yaratıkların yanından geçen siyah bir bulanıklığı gördü. Ve kısa bir süre sonra, Bu bulanıklık bulunduğu yere varmış ve direk kendini Linley’in kollarına atmıştı.

“Bebe.”Linley son derece duygulanmış hissediyordu.

“Patron.” Linley’in kollarında, Bebe de çok duygulanmıştı, o küçük gözleri nemlenmişti.

Yorum Yap "CD7.5 – Kıyamet Günü"