Otto Von Bismark Günceli

CD7.20 – Tam Hikaye

Eylül 20, 2016


Restoranın içinde.

Büyük bir Astetics grubunun Clayde’ın malikanesinden ayrıldığını gören Linley, çılgınca
sevinmişti. Linley bir bakışta o grupta elli kişiden fazla Astetics olduğunu söyleyebilirdi. Böyle
büyük bir grubun buradan ayrılması, büyük ihtimalle onların tamamının gideceği anlamına
geliyordu.

“Altı ya da yedi gün oldu. Şu ana kadar, Shaq’ın Clayde’ye buluşmamızı söylediği neredeyse
kesin. Büyük olasılıkla Clayde için zaten yakında olduğunu tahmin etmek mümkün olmuştur.”

Linley sıradan bir şekilde birkaç altın attı. Aniden, etrafını rüzgarlar sardı, ve bir esinti gibi
hareket etmeye başladı, Linley çevikçe restorandan dışarı uçtu.

Sırtında ağır kılıç olmasına rağmen, rüzgar stili büyünün yardımıyla hala kolaylıkla hareket
edebiliyordu. Ama tabii ki, bu Linley’in yedinci seviye bir büyücü olmasından
kaynaklanıyordu. Üçüncü seviye bir büyücü sadece bu büyüyü yapıyor olsaydı, etkisi bu
kadar iyi olmazdı.“Bebe, arka kapıyı izle.” Linley zihinsel olarak Bebe’ye talimat verdi.


“Woosh!”


Linley Clayde’nin malikanesinin dış duvarlarından birine doğru koştu, başka bir Rüzgar İzci
büyüsü sözcüklerini mırıldanmaya başladı.

“Whoosh!” //Hava basıncı oluşuyor.

Linley merkez olmak üzere, bir hava dalgası aniden her yöne dağıldı. Gözlerini kaparken,
Linley temizce Rüzgar İzci büyüsünün çarptığı her şeyi hissedebiliyordu.

“Hmm? Arka kapının yakınında mı buluşuyorsunuz?”

Bu Rüzgar İzci büyüsü sadece vücutları ve nesneleri tespit edebiliyordu. Yüzlerini açıkça
göremiyordu. Ancak, Rüzgar İzci büyüsünü kullanmak, Linley’in köşkün içindeki insanlarının
aceleyle arka bahçeye doğru hareket ettiklerini keşfetmesini sağlamıştı. Açıkça, onlar
kaçmak için hazırlanıyordu.

“Hmph. Tahminimdeki gibi.” Sessiz bir hareket eşliğinde, Linley rüzgar gibi hafif hareketleri
ile Clayde’nin malikanesinin arka avlusuna doğru akıyordu. Sessizce ama hızlı bir şekilde,
Linley arka bahçeye giden yola doğru yöneldi.

“Çabuk, çabuk!” Clayde öfkeyle azarladı.

“Arka kapıdan gidelim. Hemen buradan gidiyoruz. Hess Şehri’nden gidiyoruz.’’ Clayde doğrudan söyledi.

Kraliyet Eşi şaşırmıştı. “Majesteleri, hepimiz burada gayet iyi yaşamıyor muyduk?”

“Whap!” //Pislik Clayde, karısını tokatladı pezevenk.

Clayde suratının ortasına tokat attı.

“Yeter bu kadar saçmalık.” Clayde hırladı.

“Acele edin. Atları unutun. Siz ikiniz, siz Prenses ve Kraliyet Eşi’nden sorumlusunuz.” Clayde
iki şövalyeye emir verdi, ve üçüncü ise arka kapıyı açıyordu.

Linley, sonradan yapılmış bir tepenin arkasına saklanıyor ve bunların hepsini izliyor ve
izlerken soğukça gülüyordu.

(Tomato notu: buraya kadar ben çevirdim, sonrasını deniz. Yanlışlık olursa benden değil ;D)

“Düşündüğüm gibi, tek bir Astetic bile kalmamış.” Bir sıçrama ile Linley yüksek hızda geri çekilip Clayde ve Kaiser’in onu görmesi mümkün olmayan bir yere doğru hareket etti ve duvarın üstünden atlayıp geçti. Ardından da Linley döndü ve arka kapıya doğru yüksek hızda hareket etti. Ancak tam Linley köşeyi dönmüşken, birden bire durdu.

Bebe arka kapının yanında.

“Creaaaaak.” Arka kapıyı araladı.

Bebe hemen yüksek hızda yakındaki yabani otların arasına fırladı. Bebe’nin yumruk büyüklüğündeki bedeni yabani otlar tarafından tamamen sarıldı ve Bebe’nin tüm vücudu saklandığı yerde tamamen kamufle oldu.

“Bebe. Clayde dışarı geldiğinde hemen söyle.” Linley köşeyi dönünce hemen saklandı. tüm vücudu siyah pullarla kaplanmaya başlandı. “Snick.” Alnı, sırtı, dirsekleri ve diz kapaklarında keskin sivri çıkıntılar filizlendi.

Ve draconic kuyruğu, uzun demir bir kırbaç gibi filizlendi.

Linley’in siyah gözleri aniden koyu altın rengine dönüştü, aynı zırhlı Razorback Ejderi’nin gözleri gibi oldu.

Tam ejder formu! Aynı zamanda, “Rüzgar sitili büyü – Süpersonik.” Linley rüzgar büyüsü ile kendini pekiştirdi. Linley vücudunun sınırsız bir güç ile dolu olduğunu tam ejder formuna dönüştükten sonra sonra hissetti.

Şu anda 3600 poundluk adamentine ağır kılıcın Linley üzerinde herhangi bir etkisi yoktu.

Kolayca binlerce pound hatta yüzlerce pound ağırlığında ki bir şeyi kaldırma ihtimali olan güçlü bir savaşçı için, 3600 pound ağırlık neydi ki? Örnek verecek olursak, 100 pound kaldırabilen bir adamdan 1 pound ağırlığında bir nesneyi taşımasını istemek gibiydi bu. O adamı bu etkiler miydi?

Clayde adamlarını teşvik ederken, Wildhunter şovalyeleri arka kapıdan ard arda çıkmaya başladılar.

Clayde oğlu Shaq ile kapıdan yürüdü. Ardından Prenses ve Kraliyet eşi, Wildthunder şövalyelerinin koruması altında dışarı çıktı. Kaiser, en sonunda oldu, koruma ve eskort olarak hizmet vermekteydi


“Patron, Clayde çıkıyor. “

Clayde malikaneden dışarı çıktıktan hemen sonra, Bebe’nin sesi Linley’in zihninde duyuldu. köşe arkasında bir süre boyunca saklanmakta olan Linley’in gözleri aniden parlamaya başladı.

“Whoosh!” //Gözlerden çıkan parlamanın ÇIN diye ses çıkarması.

İleriye doğru rüzgarın da yardımıyla yüksek hızda sıçradı.

“Swish!” //Linleyin Havadaki hareketleri yüzünden çıkan ses “Stellar Transformations” okuyan “I Eat Tomatoes” ‘in havayla ilğili gizli fantezilerini bilir.


Göz açıp kapayıncaya kadar, siyah insan ölçekli bir bulanıklık yetmiş metre mesafeden fırladı, bu insan biçimli bulanıklık doğrudan gafil yakalanmış Clayde’ın yanına koştu, Clayde bakmak için döndü. Bu tanıdık şekil Clayde’ın kalbini ürküttü. Kaçmak için ya da tepki vermek için bir şansı olmadan, güçlü bir kuvvet aniden onu bağladı.

“Kıpırdama. Aksi takdirde, ölürsün.” Linley’in sesi doğrudan Clayde’ın kulağında çınladı.

“Ah!” kraliyet eşi kapıdan dışarı çıkar çıkmaz, Linley’i görünce o kadar korkmuştu ki hemen çığlık attı. Hemen sonra, ‘snick’ diye bir ses ile, Kraliyet eşinin kafası uçup gitti.

Linley Pencelerini çıkardı.


Vücudu yere çökerken eşinin kesik başından, her yere kan fışkırdı.

“Ca…Canavar!” prenses, korkudan geriye kaçtı.

“Majestelerini bırak!” Shaq ile Wildthunder Şövalyeleri hemen ona doğru atıldılar, bu olduğu an, kara bir gölge onlara doğru parladı. Aniden yarım metre uzunluğa erişmiş olan küçük Gölgefare Bebe yere indi. İndiği anda ileriye atılmış olan iki savaşcının boyunlarının yarısı kopmuştu.

“Hiçbiriniz bana karşı boşuna direnmesin.” Linley soğuk sesi duyuldu.

O anda, Kaiser hareketi kesti.

“Lord Kaiser, bu… Bu canavarda ne?” Prenses çok korkmuştu. Bu canavar aslında Linley’di ama Clayde bunu sadece Shaq’a açıklamıştı.

Önlerindeki şey tepeden tırnağa siyah pullarla kaplanmıştı. Alnından, sırtından, dirseklerindem ve diz kapaklarından uzun çıkıntılar filizlenmişti, onun büyük ölçekli ayakları ve pençeleri çok keskindi.

Ve dahası, demir kamçı gibi bir draconic kuyruğu vardı.

Şu anda, o draconic kuyruk, hareket etmesini engellemek için Clayde’ın etrafına sıkıca sarılıydı. Linley’in draconic kuyruğunun en ufak sallanma hareketi ile, Clayde’ın vücudu da sallanıyordu.

Bu sahneyi gören herkes şaşkındı

“Kaiser. Bu sefer hiç şansın yok.” Linley’in soğuk sesi duyuldu.

Kaiser yüzü acı ile doldu. Eğer Linley’e karşı bir mücadele verecek olsa, kesin zafer diye bir şeyin olmadığını biliyordu. Dahası, Linley’in onunla güç olarak aynı seviyede olan bu garip büyülü canavar arkadaşı vardı.

Kaiser, Linley veya büyülü canavarı, Bebe ile tek başına başa çıkabilmek için kendi yeteneklerine güvenemiyordu.


Ve şimdi Clayde Linley tarafından yakalanmışken, Kaiser’in, gerçekten hiç bir şans var mıydı?

“Lin…Linley! Kral babamı serbest bırak!” Shaq öfkeyle bağırdı.

Linley soğuk, koyu altın gözleri ile Shaq’e baktı. Shaq korkudan konuşmaya cesaret edemedi. Şu anda Linley’in görünümünü gören herkes şaşkındı. Clayde takip eden Wildthunder Şövalyeleri’nin birçoğu geçmişte Linley ve Bebe ile olan mücadelede katledilmişlerdi. Linley’in ve garip büyülü yaratığı, Bebe’nin tam olarak ne kadar güçlü olduklarını biliyorlardı ve mücadele etmeye yeltenmediler.

“Linley…” Clayde merhamet dilenmek için seslenmişken.

“Crunch!” “Crack!” //çatırtı/çatlama

Linley Clayde’ın yüzük parmağını ve işaret parmağını koparıp, aldıktan sonra tesadüfen Prenses ve Kaiser’in grubu yönünde onları attı.

“Ah…Ah!” Clayde parmaklarının kopartılmasından gelen acı yüzünden acıyla ulumasına engel olamadı.

“Clayde, önünde sonunda seni öldüreceğimi sana söyledim.” Linley üstünkörü belirtti.


Clayde sert bir şekle büründü, kaplanınkiler gibi düşmanca bir bakışla Linley’e baktı.

Linley’in soğuk, koyu altın renkli gözleri memnuniyet ile doldu.

“Şu anda iki seçeneğin var. Ya ölüme dek işkence gör, ya da annemi kimin öldürdüğünü söyle. Ve bende sana kolay bir ölüm sunayım.” Linley sakince söyledi.

Clayde gibi biri ile başa çıkmanın en iyi yolunun net bir şekilde direk ortaya koymak olduğunu Linley çok iyi biliyordu.

Aksi takdirde, Clayde hala yaşamak için bir umut olduğunu düşünürdü. Diş ve Çöp sormuş, o umut uğruna tane olacaktı. (Tomato notu: WTF! Neyse ing açıp bakmaya uğraşamam şimdi :D)

“Hayır! Beni bağışlamayı düşünmüyor isen, AH!” Linley bir kez daha acımasızca Clayde’nin parmaklarından birini koparttı. Linley sakince, “Kesinlikle öleceksin. Tek sorun, doğruları söyle ve kendini acı ve ızdıraptan kurtar.” dedi.

“Majesteleri!”


Kaiser’in düşüncekeri acele içindeydi.

“Kaiser, herkesle beraber ölmek ister misin?” Linley koyu altın gözleri ile Kaiser baktı. Kaiser anında durdu. Linley’in ve Bebe’nin kesinlikle herkesi öldürecek güce sahip olduğunu anlamıştı.

Kaiser’in bile, yetenekleriyle ancak kaçmak için şansı vardı. Linley’in ve Bebe’nin birleşiminden gelen bir saldırı karşısında hiç zafer şansı yoktu. “Ah…” Kaiser gerçekten ne yapacağını bilmiyordu.

Linley geri Clayde’a baktı.

Clayde’ın yüzü tamamen soluktu. Soya fasulyesi büyüklüğündeki boncuk boncuk ter damlaları alnında toplanmıştı. Şu anda, Linley’in kuyruğu ona çok yüksek miktarda güç uygulamaklaydı.

“Düşünmeye devam et. Ne kadar çok düşünürsen o kadar acı çekeceksin.” Linley’in pulla kaplı pençesi uzandı ve Clayde’nin kulağından tuttu.

Clayde, Linley’in ne yapmaya çalıştığını anladı ve “Hayır!” diye uludu

“Riiip.” //yırtılma/kopma

Clayde’ın sol kulağı Linley tarafından koparılmıştı ve Clayde küfürler ederken, acı içinde çığlık attı, “Linley, seni piç kurusu, lanet olasıca şeytan!”

“Vaktini boşa harcama.” Linley pençesini yavaş yavaş Clayde’ın yüzüne doğru uzattı.

“Bu sefer gözün olacak. Söyle bana, sol gözünü mü, yoksa sağ gözünü mü tercih edersin?” Linley yüzü hala ifadesizdi. Clayde, bir umut için Linley’e bakarken, linley in gözleri’nde yada yüzünde bir ifade görmeyi umuyordu. Ama tüm gördüğü hareketsiz, pullar ile kaplı soğuk, merhametsiz, koyu altın gözlerdi

Linley pençesini uzattı.

“Hayır! Konuşacağım. Konuşacağım.” Clayde bütün gücüyle çığlık attı.

Linley pençesini geri çekti. “Konuş o zaman.”

“Konuşacağım. Konuşacağım.” Gözyaşları Clayde’ın gözlerinden süzüldü. Gerçekten zihinsel olarak çökmüştü. Linley’in ne olursa olsun onu serbest bırakmak gibi bir niyeti yoktu. Ne yaparsa yapsın, zaten ölmek üzereydi. Eğer konuşursa, en azından kolay bir ölüm yaşardı. Eğer yapmazsa, ölene kadar işkence çekerdi.

Belli bir mesafede duran bütün Wildthunder Şövalyeleri tek kelime dahi etmeye cesaret edemediler. İnsan ve büyülü bir yaratık, Linley ve Bebe, çok korkunçtular, gerçekten çok korkunçtular.

Clayde öfkeyle, cesaretlice kükredi, “Bu sefer Işık Kilisesi, beni umursamadı ve beni geride bıraktı. Sana gelecekte başa çıkman için korkunç olan bir düşman verdiğim için beni suçlama!”

(Tomato notu: burada ışık kilisesine sesleniyor arkadaşlar.)

“Linley, işte gerçek. Her yıl, ışık Kilisesi, Radiant Sovereign için son derece saf ruhlar sunar. Radiant Sovereign iki şeye ihtiyaç duyar: ibadet edecek bir mümin ve saf ruh. ” Clayde doğrudan söyledi.

Linley, Clayde’a duygusuz gözleriyle baktı. “Bunun annemle ne ilgisi var?”

Clayde devam etti, “Radiant Sovereign’e daha saf ruhlar sunulursa, Radiant Sovereign, kiliseye daha değerli hediyeler İhsan edecektir. O yıl…Benim küçük kardeşim Patterson ve ben Işık Tapınağı’ndan dışarı adım atar atmaz, anneni görünce şaşırmıştım. Gözleri çok saf, çok masum görünüyordu. Anneni gördüğüm ilk anda, anlamıştım. Annenin ruhu son derece saf olduğunu biliyordum.” Bunu duyduktan sonra, Linley gerisini tahmin edebilirdi.

“Babanın sadece sıradan bir insan olduğunu biliyordum ve böylece Patterson’dan gidip doğrudan anneni kaçırmasını istedim. Ertesi gün, Işık Kilisesi’ne, anneni teslim ettim.”

(Tomato notu: Adam çevirmiş burayı bırakmış ben çevirmek zorunda kaldım buradan sonrasını :D)

Clayde derin bir nefes aldı. “Gerçekten, senin annenin ruhu kıyaslanamayacak kadar saftı. Radyant Kilisesi onu öldürürken onun ruhunu Radyant Sovereign’ine kurban etti. Radyant Sovereign’i onları mübarek ve şu ana kadar verdiği en büyük hediyelerle kutsadı.”

“Ve Radyant Kilisesi bundan dolayı, beni ödüllendirmek için daha önce önce hiçbir zaman vermediği kadar büyük bir ilahi kutsama vermeye karar verdi. Kutsama  beni yedinci seviyeden direk dokuzuncu seviye bir savaşçı yaptı. Bu benim
gelecekteki ilerlememi imkansız kılacak olmasına rağmen, hala memnundum. Buna ek olarak Radyant Kilisesi, bana hediye olarak Aziz seviye bir Fateguard da hediye etti.”

Clayde Linley’e baktı. “Annenin ruhu gerçekten çok dikkat çekiciydi. Radyant Kilisesi aslında bana onun için çok ödül verdi. Buna bakarak, Radyant Sovereign’inin, kendine annenin ruhunu kurban ettikleri için onlara ne kadar ağır hediyeler verdiğini hayal edebilirsin.”

Yorum Yap "CD7.20 – Tam Hikaye"