Tankların Tarihi Günceli

CD7.19 - Nefes Nefese

Eylül 20, 2016


Linley hemen ayrıldı, kendi malikanesine döndü.



Clayde konutundan kendininkine dönerken, Linley’in yüzünde mutsuzluk maskesi vardı. (ÇN: maske mi WTF) Linley bu haberi aldıktan sonra bu şeylerin çok daha  zor olacağını düşünüyordu.



‘’Linley, ne karar verip de geldin?’’ Doehring Cowart Kıvrılan Ejder Yüzüğü’nden dışarda göründü.



Hala Linley ve Clayde’nin ikamet yerlerinin arasındaki mesafedelerdi. Doehring Cowart, beş bin yıllık aziz seviyenin zirvesindeki yaşlı savaşçı hayalet, Lord Fallen’in onu burada görmesinden korkmuyordu.



‘’Ben?’’



Linley yumruklarını sıktı. ’’Dayanacağım. Sadece Dayanacağım.’’



Doehring Cowart memnuniyetle kafa salladı. Linley’in büyüme ve yolculuğunun her adımını izlemişti. Doehring Cowart Linley’e bir torun gibi sevgi ve şefkat hissediyordu.



O Linley’in çok düşüncesizce hareket etmesini istemiyordu.



‘’Linley, Endişelenme.’’ Doehring Cowart, sakalını okşayarak güvenle konuştu. ’’Büyük ihtimalle Fallen Leaf Clayde’yi kendisi ile seyahat etmesinden dolayı rahatsız etmedi. Kesinlikle Clayde ile birlikte uzun süre kalmayacak. Geçmişte, Clayde hala Krallık Kralı iken, zaten durumu Fallen Leaf’tan daha aşağıdaydı. Clayde’ye gelince… Fenlai Krallığı kendini yok etti, buda onun önemini daha da düşürdü. Dahası, Benim hesaplamalarıma göre Radyant Kilisesi’nin seçeceği Kutsal Başkent Hess Şehri olmayacaktır. Böylece, Fallen Leaf burda çok uzun kalmayacak.’’



Linley kafa salladı.



Bir önceki Kutsal Başkent, ‘Fenlai Şehri’ sihirli dağdaki sihirli yaratıklar ordusu tarafından  tamamen yok edildi. Sadece moloz yığınları kaldı. Radyant Kilise’si böyle bir olayın tekrar olmasına izin vermeyecekti. Yeni Kutsal Başkent Hess Şehri gibi dik bir konumda olmayacaktı, bu yeni sınırlarına çok yakındı.



Nihayetinde, büyülü yaratıklarının büyülü dağının ‘Kralı’, Dylin, muhtemelen etkisi altındaki büyülü yaratıklara Kutsal Birlik’in yarısını alarak topraklarını genişleteceğini söylemişti. Şimdi, Kutsal Birlik’in sadece üçte birini almıştı. Eğer gerçekten yarısını alacaksa, Hess Şehri’de bu alanın içine giriyordu. Basitçe Heidens ve diğer yüksek seviye üyelerinin Tanrı seviyesindeki Dylin’e karşı koymak için güvenleri yoktu.



Radyant Kilisesi olmalarına rağmen hala  ekranda kullanmadıkları bir yetenekleri henüz yoktu, bir kez bu güçleri Dylin’e karşı uygulamışlardı, bir savaşta bu kaynaklarının tümünü harcamaksızın on milyonun üzerinde kurtarmalarına eş değer olacaktı.

(DN: WTF ne diyo la burda)



Heidens’in öyle bir hareket etmeye cesareti yoktu.



‘’Sadece bekle.’’ Linley kendini sakin kalmaya zorlayarak derin bir nefes aldı. O zaten Clayde’nin nerde olduğunu biliyordu, eğer uzun süre bir hata yapmazsa kesinlikle Clayde’nin kaçması mümkün olmayacaktı.



Shaq’ın malikanesinin karşısındaki restoranın içinde, aynı restoranda Linley’in iki görevilisi Clayde ve Shaq için gece nöbeti tutuyorlardı.



O gün.



Çok çok sıradan bir kolsuz kazak giyerken, Linley’in güçlü göğüs kasları açıkça görünüyordu. İki güçlü, kaslı kolları ve arkasında duran ağır kılıç ile Linley güçlü bir adam izlenimi veriyordu.



Bir ağır kılıç savaşçısı!



Linley’in mevcut görünümü çok sık görülen bir tanesiydi. Savaşçıların kas eğitimi en öncelikliydi, ve böylece çok güçlü bedenleri vardı, ve oldukça da ağır kılıç kullanırlardı.



‘’İki tabak kızarmış et ve iki bardak Matador.’’ Linley derin bir sesle söyledi.



(ÇN: Matador sanırım bir içecek gençler :D)



‘’Efendim, lütfen önce bir koltuk seçin.’’ Linley’in görünümünü gören garson, son derece saygılıydı. Linley Clayde’nin mekanına doğru, kapı ve pencereler aracılığıyla net bir bakış açısı sunan restoranın iç taraflarına doğru olan bir koltuk seçti.



Garson hemen Linley’in oturması için sandalyeyi çekti.



‘’Efendim lütfen bir müddet bekleyiniz.’’ Garson bir gülümsemeyle söyledi. Aynı zamanda, bir başka garson elinde iki Matador ile geldi. Matador’un türü son derece güçlü bir içecekti, özellikle savaşçılar tarafından tercih edilirdi.



Restoran konuşlu olan iki kardeşten büyüğü şimdi Linley’in yanına doğru yürüdü. ’’Bu kavrulmuş et Bebe için.’’ Linley emir vermeden önce ona konuşma şansı vermedi. ’’Evet, asil.’’



İki kardeşten büyük olanın yapması gereken önemli yada değil bir işi yoktu. Hemen Linley’in talimatlarını taşıdı ve pişmiş eti geri götürdü.



Ve sonra, Linley restoranda sessizce oturdu ve içkisini içti.



Linley şarabını çok yavaşça içti. Tek bardak içkisi onun son üç yada dört saati için yeterli oldu. Gözleri Clayde’nin mekanının üzerindeyken içmeye devam etti.



O gece.



Restoranın yüksek seviyelerinde, seyahat eden bir ozanın hızlı bir şarkısı vardı, ve barın tamamı son derece gürültülüydü. Bir çok savaşçının her biri bağırıyor ve ve gülüyordu.



Felaket nedeniyle, Hess Şehri her zamankinden canlıydı.



Çok fazla güçlü savaşçı bu restoranın müşterisiydi, ve hepsi çok enerjikti. Aslında onlar bilek güreşi rekabetine başladılar.



‘’On bin altın sikke! Kazanan on bin altın sikke alacak!’’ Yarışma organizatörü tiz bir sesle bağırdı.



Bu para felaketten buraya kaçan bir çok güçlü savaşçı için küçük bir miktar para değildi, ama büyük bir miktar para da sayılmazdı.



‘’Ben katılacağım. On bin altın benimdir.’’ 2. 2 metre uzunluğunda kahverengi saçlı bir savaşçı varil büyüklüğündeki göğsü ile oturdu. Onun kolları, çoğu insanın bacaklarından kesinlikle daha kalındı.



‘’Hmph. Seni göndereceğim.’’



Linley’in vücuduna benzer bir vücutlu adam da geldi ve oturdu. Hemen kollarını uzattı ve ellerini sıktı. Bundan hemen sonra, kol kaslarında çıkıntılar çıkmaya başladı.



Savaşçılar onu teşvik etmek için içerek bağırmaya başladılar.



‘’Böyle bir hayat o kadar da kötü değil.’’ Linley Fallen Leaf’ı beklemenin sıkıcı bir olay olacağını biliyordu. Kim Fallen Leaf’ın burada ne kadar kalacağını bilebilirdi? Bir gün? İki gün? On?



Linley’de ilgiyle izlemek için döndü.



‘’Bu ikisi de zayıf değil. En azından altıncı seviye savaşçılar.’’ Linley kendine kafa salladı. Şimdi, uzmanlar Hess Şehri’nin her yerinde görülüyordu.



Kollarını birbirlerine kilitleyip, ikisi de birbirlerine on bin poundluk kuvvet sarf ediyorlardı.



‘’Grrr!’’ Kolları çoğu insanın bacağından kalın olan adam aniden bir bağırış çıkmasına izin verdi ve kolundaki tüm damarlar çıkmaya başladı, kolu, cildinin altında sanki solucanlar varmış gibiydi. Gören herkes kolundaki damarların her an havaya uçmak üzere olduğunu düşünürdü.



Kızıl saçlı adamın yüzü de kırmızıya dönmüştü, o da en ufak bir geri çekilmeye istekli değildi.



Gıcırtı. Gıcırtı. Kollarının altındaki masa titremeye başlamıştı.



Restorandaki masaların tamamı çelikten yapılmıştı, son derece sağlamlardı. Genel olarak konuşursak, bilek güreşinde güçlü savaşçılar masaların üzerinde kollarından çıkan güç miktarını kalibre ve kontrol etmekle meşgullerdi. Titremeye başlayan masa ikisinin de güçlerinin limitlerinde olduklarının bir işaretiydi.



‘’Haha hadi bastır Harold [Ha’luo’de]!’’



‘’Lanet olsun Harold, daha çok dene.’’



‘’İkinci kardeş, gözümün önünde sakın kaybetme.’’



Tüm savaşçılar etraflarında içerken uğultulu bir şekilde gülüyor ve destek oluyorlardı. Yavaşça, büyük kolları olan adam hafif bir avantaj elde etti.



‘’Haaaaah!’’



Büyük bir kükreme ile Harold, rakibinin elini çelik masaya çarptı, çelik masanın üzerinde bir izlenim bıraktı.



‘’Haha. Kazandım.’’ Harold seslice güldü.



‘’Siktir. İkinci kardeş, gelmeme izin ver. Bu koca aptal on bin altın kazanmak mı istiyor? Hmph.’’ Tek gözlü kızıl saçlı adam masadan kalktı.



Restoran çok gürültülüydü. Bu savaşçılar çığlık attı, bağırdı. Restoranın yukarısında, seyahat eden ozana şarkı söylemesini istemiş ona altın vermek için söz vermişti.



Ses.



Ama bu gürültülü ortamda, üç veya dört kişi sessiz kaldı. Çevrelerindeki savaşçılar çok vicdanlıydı, o insanları rahatsız etmediler. Tüm bu savaşçıların önemli dış deneyimi ve sağduyuları vardı. Onlar kim hakaret etmeyi göze alabilir biliyorlardı.



Sonraki sabahta, Linley oturuyordu.



‘’Hmm?’’



Linley tanıdık bir yüz gördü. Lord Fallen Leaf



Bir dilenci gibi sıska, Lord Fallen Leaf Clayde’nin malikanesine doğru sıradan bir şekilde yürüdü yanında iki tane çuval bezi giymiş yalın ayak Astetics tutuyordu.



‘’Gitti mi? Ama sadece Fallen Leaf ve iki Astetics gitti.’’ Linley bir an düşünce içindeydi. Bu yolculukta bir çok Astetics ile geldiğini biliyordu. Ve pek çok uzman safları arasındaydı. Ama şimdi sadece üç tane Astetics ayrılmıştı.



‘’Beklemeye devam et.’’ İçkisinden bir yudum aldı ve beklemeye devam etti.



Clayde, Shaq ve diğerleri Linley onları izlerken Fallen Leaf’ı gönderdi.



‘’Baba, sana birşey söylemeyi unuttum.’’ Shaq kendi kafasına vurdu. ’’Baba, Lord Linley bizimle bir süreliğine seyahat etti. İki gün önce kuzeye doğru yola çıktı.“



‘’Linley. ’’



Bu ismi duyunca, Clayde neredeyse yüksek sesle bağıracaktı.



Bu Linley iki kere neredeyse canını alacak durumdaydı.



‘’Yanlış olan ne, Baba?’’ Shaq sordu. Shaq’ın söylediği kadarıyla, bu çok büyük bir sorun değildi. Ne de olsa, Fenlai Krallığı zaten imha edilmişti. Kraliyet klanları artık sadece isimdeydi, gerçek değildi. Linley aslında onlara sadık kalmak isteseydi şaşırtıcı olurdu.



‘’O seninle birlikte seyahat etti. Nerede yaşadığını biliyor mu?’’ Clayde hemen sordu.



‘’Evet. Hatta bir gece burada kaldı.’’Shaq söyledi, kafası karışmıştı.



Clayde’nin kalbi ürpermeye başladı. ’’Linley kesinlikle hala Hess Şehri’nin içinde.’’ Clayde Linley’in kendisini öldürmek istediğini biliyordu, ve böyle bir şekilde ayrılmayacaktı.



‘’Endişeye gerek yok. Hala geniş bir Astetics grubu burada yaşıyor.’’ Clayde kendi kendini teselli etti.



‘’Ama Astetics’ler ayrılırken, bende onlarla ayrılacağım.’’ Clayde kararını verdi. Sadece Astetics’ler ile birlikte seyahat ederken kendini güvende hissedecekti.



Clayde dikkatlice her yöne baktı.



Hatta Linley yakında bir yerlerden onu izliyormuş hissine kapıldı. (ÇN: hahaahha adam öyle bir yusuf çekti ki tuvalete korumayla gidecek aq 😀

Gün geçti. İkinci gün geçti. Gece uykuya gitmek bir kenara, Linley tüm zamanını restoranda harcadı. Bir kere, aptal bir insan Linley’e biraz bela olmayı denedi, ama Linley çizmeleriyle onu bir tekmede restoranın arkasına gönderdi. Bundan sonra, kimse Linley’i rahatsız etmedi.



Göz açıp kapayıncaya kadar, altı gün geçti.



Bu altı gün sırasında, Fallen Leaf ve iki Astetics bir yana, hiçbir astetics ayrılmamıştı.



Clayde’nin malikanesinin içi.



‘’Millet, neden böyle bir acele içerisindesiniz?’’ Clayde onları ikna etmeye çalışırken önündeki üç Astetics temsilcisine baktı.



Yaşlı, sarı saçlı adam sakince söyledi. ’’Clayde, Kutsal Başkent’e doğru gitmek zorundayız. Son günlerdeki sıkıntılar için özür dilerim. Şimdi ayrılıyoruz.’’



Hemen gitmeye hazırlanırken bu üç temsilci Clayde’nin ricalarını tamamen göz ardı ediyorlardı.



‘’Asilzadeler, Kutsal Başkent’e mi gidiyorsunuz? Bende gitmeyi dilerim. Sizinle nasıl yolculuğa çıkabilirim?’’ Clayde hemen söyledi. Aynı zamanda, oğlu Shaq’a da talimatları verdi, ’’Shaq, bazı şeyleri hazırla. Hemen ayrılıyoruz.’’



Zaman bu noktadayken, Clayde hiçbir güvenlik duygusu hissetmedi.



Eğer sadece Kaiser ile birlikte ayrılsaydı, Kaiser’in onu hem acayip büyülü canavarlara karşı hemde Linley ve Bebe ikilisine karşı kendisini korumasının mümkün olmasından emin değildi.



‘’Bizimle beraber seyahat etmek mi?’’ Yaşlı beyaz saçlı adam kaşlarını çattı.



Gerçekte, onlar Kutsal Başkent’e doğru hiçbir gezi yapmıyorlardı. Gizli bir görevleri vardı.



‘’İmkansız. Kilisenin kesin emri altındayız.’’ Altın saçlı adam soğukça söyledi.



Diğer ikisi de Clayde’ye soğukça baktılar. ’’Eğer bizi gizlice takip edecekseniz, bunun sonucunda ne olacağını bilmelisiniz.’’ Konuştuktan sonra, arkalarını döndüler, Clayde’yi ters kutupta bırakarak ayrıldılar.



Clayde Astetics’ler ile birlikte seyahat etmesinin yasak olmasını hiç beklemiyordu.



‘’Asiller!’’ Clayde ana salondan onların arkasından koşmaya başladı. Ama elli yada öyle bir sayıdaki Astetics’ler çoktan mekandan ayrılmıştı. Tek bir tanesi bile dönüp ona bakmadılar.



Clayde ne yapacağını düşündü. Onları takip etmeye cesareti yoktu. Her ne kadar kilisenin öğretileri ile hayırsever olsalar da, ne zaman birine karşı hareket ederlerse, kesinlikle merhamet dışı olurlardı. Şimdi, Clayde’nin Radyant Kilisesi’ni çok fazla kullanamayacağı belliydi. Bu Astetics’ler onu kesinlikle korkmadan öldürürlerdi.



‘’Baba.’’ Shaq Clayde’nin yanına yürüdü.



Clayde’nin kaşları çatıldı, bir anlığına sessiz kaldı. Sonra, emirleri verdi. ’’Hadi arka kapıya gidelim. Hemen ayrılıyoruz. Evet, hemen. Tehlike, her geçen dakika büyüyecek.”



——————–



Çevirmen Notu



Arkadaşlar 2 haftadır falan bölüm gelmiyor biliyorum ve şu aralar çok yoğunum çeviri yapmaya vaktim kalmıyor, biraz geç oldu ama anca yetişti iyi okumalar. 🙂



Useless notu: Yalan anca Lol oynuyor 😀

Yorum Yap "CD7.19 - Nefes Nefese"