Tankların Tarihi Günceli

CD7.10 – Korkunç Bir Durum

Eylül 20, 2016


“Güm!!” Eflatun Dövmeli Ayı büyük ayakları ile ne zaman adım atsa yer sallanıyordu. Ayı Linley’e odaklanmıştı. Linley nereye kaçarsa kaçsın ayı onu takip ediyor ve büyük ayı pençeleri ile sürekli ona ulaşmayı deniyordu.



“Grooooowl!”



Linley bu tanıdık ejderha kükreyişlerini duyduğunda gökyüzüne bakmadan edemedi. Gördüğü şey kalbini sıkıştırdı.



Gökyüzü sayısız büyük ejderha bedeni ile kaplanmıştı. Sayı bakımından buradakiler Sisli Vadi de olanlardan daha fazlaydı. Üstelik bunların arasında Gümüş Ejderhalar ve Siyah Ejderhalar da vardı. Onlar 9.seviye ejder tipi yaratıklardı.



“Hayır!”



Ani bir sıçrama ile Linley ayının başka bir saldırısından kurtuldu ardından doğrudan Clayde’ye doğru ilerledi. “Ne olursa olsun bu sefer Clayde’yi öldürmem gerek!”



“Yüzüğü geri getirin. Geri getirin!” Clayde’nin alnına terle kaplanmıştı ama kendi ilerlemeye cüret edemiyordu.


“Roaaaar!”

“Roaaaar!”



Ejderhalar aşağı doğru yöneldi ve ağızlarından ejder alevleri gönderdiler. Siyah Ejderhaların alevleri de siyahken Gümüş Ejderhaların alevleri gümüş-beyaz dumanlar çıkaran alevlerdi. Sıcaklık açısından Siyah ve Gümüş Ejderhaların alevleri Ateş Ejderhaların alevlerinden yüksekti.



“Cızırtı” Cızırtı”



Birkaç düzine ejder alevi aşağı inerken çevredeki sıcaklık anında korkunç bir hızla artmaya başladı.



“Majesteleri gitmezsek kesinlikle öleceğiz! Eğer ölürsek hazineler işimize yaramayacak!” Kaiser’in tüm bedeni kırmızı Savaş Ki’si ile kaplanmıştı. Mala bağlayan Clayde’ye çılgınca sesleniyordu.



“CLAYDE!!!”



Onlara doğru bir ok gibi ilerleyen tam ejder formundaki Linley öfkeyle kükredi.



“Gidelim. Gidelim hadi gidelim!” Clayde konuştu. Bu karar onun için son derece acı vericiydi ama o da eğer burada ölürse her şeyin boşa gideceğini biliyordu. Buna ek olarak en büyük prens ve 2.prens de toplam 1 milyar altın değerinde büyü kartları vardı.



1 milyar altın kraliyet klanının yeniden kurulup gelişmesi için yeterliydi.



“Bam!” Kaiser bir kez daha büyük kılıcı ile Linley’in saldırısını engelledi.



“Kaiser, Clayde’yi öldürmeme izin ver! Ne kadar altın istersen iste vereceğim!” Linley endişeyle birlikte yarı delirmiş bir durumdaydı.



Kaiser sadece kafasını salladı.



“Roaaaar!”



O anda bir Siyah Ejderha aşağı yönelip pençeleri ile Linley’i kapmaya çalıştı. Siyah Ejderhaların zekaları çok yüksekti bu yüzden Eflatun Dövmeli Ayı sürekli onu kovalayıp öldürmeye çalışmasının bir nedeni olduğunu anladı. Böylece ilk hedefi olarak Linley’i belirledi.



“Yine mi?” Linley çılgınca kenara çekilip sıyrıldı.



Daha önce Kaiser ile savaşırken Eflatun Dövmeli Ayı Kaiser yerine onu kovalamayı seçmişti. Ve şimdi aynı şey bir daha olmuştu. 9.seviye Siyah Ejderha kaçan Linley’i takip ediyordu.



“Whew.” Kaiser hızını maksimuma çıkarıp kaçarken Linley’e artık dikkat etmiyordu. Birkaç düzine büyük ejderha hemen Clayde ve Kaiser’i kovalamaya başladı.  Ama Ejderhaların büyük çoğunluğu Linley’i kovalayıp ona saldırmaya devam ediyordu.



Eflatun Dövmeli Ayı ayağının arkasını kaldırırken öfkeyle kükredi.



Açıkça o Ejderhaların onun avını çaldığı için öfkeliydi ama açıkça onlar ile savaşmaya cüret edemiyordu. Ejderhaların lideri olan son derece büyük Siyah Ejderhayı bile yeneceğine emin olmadığından diğer ejderhalara bir şey demiyordu.



“Güm!” “Güm!” “Güm!”



Eflatun Dövmeli Ayı her adımı ile büyük bir mesafe ilerlerken farklı bir yöne doğru ilerlemeye başladı. Yolundaki tüm binalar ezilip yıkılıyordu.



“Clayde!” Clayde ve adamlarının giderek uzaklaştığını gören Linley hemen onları takip etmek istedi.



Ama yine gökyüzünden başka bir büyük ejderha indi. Bu 100 metreden daha uzun olan büyük bir Siyah Ejderha idi ve Linley’in önündeki yolu kaparken sürekli pençeleri ile ona ulaşmaya çalışıyordu. Ağzından artarda Linley’e ateşler püskürttüyordu.



Yeryüzü ve gökyüzü ejderhalar ile kaplanmıştı ve hepsi Linley’e saldırmaya başlamıştı. Çok sayıda ejderha tarafından çevrililip saldırıya uğradığından Linley sefil hissediyordu.



“Piçler!”



Linley çok sayıda ejderha tarafından kuşatıldığından sadece Clayde’nin görüş alanından kayboluşunu izleyebildi.



“Patron şimdi kaçmalıyız!” Bebe çılgına dönmüştü.



Bebe son derece çevik ayrıca küçüktü. Ejderhaların ona saldırması zordu. Dahası onun şiddetli pençeleri ve keskin dişleri de çok güçlüydü. Saldırı gücü ejderhalara zarar vermeye yeterli olduğundan ejderhaların bu küçük şeye karşı gergin olmalarına neden olmuştu.



“Gidelim. Nereye gideceğiz?”



Linley hangi yöne kaçarsa kaçsın ejderhalar onu engelliyor ve ona saldırıyorlardı. O 8.seviye ejderhalardan korkmuyordu ama onların arasında ondan fazla 9.seviye ejderha da vardı.



“Whap!”



Linley bir Gümüş Ejderhanın kuyruğu tarafından acımasızca saldırıya uğramıştı ama Linley yeniden kaçmadan önce sadece havada ters takla attı. Ama bu işe yaramıyordu. Havadayken birkaç ejderha tarafından yine çevrildi ve saldırıya uğradı. Şuan ağlamak isteyeceği kadar zor bir durumun içindeydi.



“Swish!” Linley çok çevik bir şekilde şiddetli bir pençeden sıyrıldı ve yüksek hızla saldırılardan kaçınmaya devam etti.



“Patron sana yardım edeceğim!” Linley’in zor durumda olduğunu gördüğünde Bebe hemen oraya uçtu ve ejderha’nın bacağını şiddetle ısırdı.  “ÇATIR ÇUTUR!” “ÇATIR ÇUTUR!” “ÇATIR ÇUTUR!”



“Roaaaaar!” Büyük ejderha acı dolu bir kükreme attı.



Linley şaşırtıcı hızına güvenerek Ejderhaların saldırılarından kaçıyordu. Ne zaman gerçek bir tehlike olsa Bebe ona yardım ediyordu. Bu ejderhalar şimdilik Linley’e bir şey yapamıyorlardı.



Onların gözünde bu insan şeklindeki canlı ile başa çıkması zordu ve ayrıca fare tipi yaratık da onları ısırıp acı çekmelerine neden oluyordu.



“Roaaaar!” Ejderhaların lideri olan Siyah Ejderha yeniden kükredi.



Tüm ejderhalar bir anda gökyüzüne uçtu. Bu insan şeklindeki başa çıkması zor olan canlıya karşı olan savaşlarından tamamen vazgeçmişlerdi. Bir canlı için ejderhaların bu kadar enerji harcamasına değmezdi.



Ejderha sürüsü bu şekilde gitmişti.



“Onlar gitti mi?” Linley korkmuştu.



Demin birçok Ejderhanın saldırısına maruz kalmıştı ve yaşamak için onlardan sıyrılmıştı. Bu oldukça sefil bir deneyimdi. Ama Ejderhalar bu şekilde pes edip gitmişlerdi.



“Patron gidelim!” Bebe hatırlattı.



“Doğru Clayde!”



Clayde’yi hatırlayınca Linley ejder formunu sürdürdü ve Bebe ile şehre doğru yöneldi.



Artık Fenlai Şehrindeki insanlar ve büyülü yaratıklar arasındaki şiddetli savaş sona ermişti. Şehirde yaşayan çok az insan kalmıştı ve hemen hemen tek görünen canlılar insanları avlanan büyülü yaratıklardı. Linley ejder formunda iken çok hızlıydı ve dahası bedeni pullar ile kaplı olduğundan büyülü yaratıklar onunda bir büyülü yaratık olduğunu düşünüyorlardı.



“Burada değil!”



Linley, Clayde’nin kaçtığı yöne doğru gitti ama Fenlai şehrinden çıkmasına rağmen ondan bir iz bulamadı.



Fenlai Şehrinin dışında eşsiz bir sahne vardı.



Yollardaki çok sayıda büyük ağaç bile paramparça olmuştu. Yerde sayısız insan cesedi yatıyordu.  Açıkça onlar şehirden kaçmışlardı ama yine de büyülü yaratıklar tarafından öldürülmüşlerdi.



Şehrin dışındaki işsiz kırsal kesimin her yerinde 1-2 büyülü yaratıktan oluşan küçük gruplar görülebiliyordu.



“Clayde’nin nereye kaçtığını merak ediyorum.” Linley önünde ayrılan 3 yola baktı. Çaresiz hissediyordu. Clayde şehrin Doğu Kapısından kaçmış olabilirdi ama Linley’in gördüğü kadarıyla bu pek olası değildi çünkü doğuya ilerledikçe büyülü yaratıkların dağ bölgesine yaklaşılıyordu.



Bu yüzden Linley batı kapısından çıkmayı seçti.



Linley batı kapısından geçmesine rağmen şimdi nereye gideceğini bilmiyordu. Sonuçta toynak izleri her tarafta vardı.



“Belki de Clayde bu yollardan hiçbirini seçmeyip ormana gitmiştir.”Linley kendi kendine konuştu. Clayde’nin grubunda ki en güçsüz kişi 7.seviye savaşçıydı yani ülkeyi geçip ormana gitmeleri çok zor değildi.



Clayde’yi vahşi doğada bulma şansının çok çok az olduğunu biliyordu.



“Kuzey. Büyülü yaratıkların kralının Kutsal Birlikteki insanların sadece kuzeye kaçabileceğini söylediğini duydum. Clayde’nin gözü önüne alındığında geçişinin dikkat çekmemesi mümkün değil. Kuzeye ulaştığımda onu tekrar ararım.” Linley kararını verdi.



Etrafındaki sayısız cesedi gördüğünde Linley iç çekmeden edemedi.



“Ah! Wushan İlçesi!!”



Linley aniden memleketini düşündü. Orası Fenlai Şehrine 100 kilometreden daha yakındı. Şuan orası ne haldeydi? Linley ejder formunu bozmadan elinden geldiğince hızlı bir şekilde memleketine yöneldi.



Linley ejder formundayken 200-300 kilometreyi 9.seviye bir savaşçı gibi 2-3 saat içinde kat edebiliyordu.



Hızlıca etraftaki ağaçlar kayboldu ve etraf toz bulutu haline geldi.



“Bu?” kaçan bir atlı şövalye aniden arkasından ona doğru gelen insan şeklinde bir şey gördü. O korkmadan edemedi ama Linley sadece onu geçerek rüzgar gibi Wushan İlçesine gitmeye devam etti. Yaklaşık 20 dakika içinde memleketine görebileceği kadar yaklaştı.



Wushan İlçesi.



Burası çok sessiz bir ilçeydi. Geçmişte burada yaşayan halk çok huzurluydu.



Ama şimdi…



Cesetler. Parçalanmış cesetler her yerdeydi. Cesetlerin üzerinde büyülü yaratıkların tahrip izleri vardı.



(Ç.N: Yazık la gitti güzelim memleket 😀 )



“B….bu…” Linley Wushan İlçesinin ana yolunda yürüdü. Ana yol ve yan sokaklardaki cesetlere baktı. Etrafta yaşlı, genç, kadın, erkek… tüm bunları gördüğünde Linley kalbinde acı hissetmeden edemedi.



Linley ölenlerin çoğunu tanıyordu.



Linley aniden çok uzakta olmayan elinde bir bebek tutan genç adam gördü. Genç adam kanla kaplanmıştı ve bebek ısırılarak öldürülmüştü.



“Or…Orson [Ao’sen]” Linley ağlamak istiyordu ama göz yaşları gelmiyordu.



Orson ondan 1 yaş büyüktü. Memleketinin dışarısındaki boş alanda fiziksel eğitime başladığında ikisi de 6-8 yaş grubundaydı. Dizildiklerinde o Linley’in yanında oluyordu ve oldukça iyi anlaşıyorlardı. 2 yıl önce Orson olgunluğa eriştiğinde evlendiğini duymuştu ve kucağındaki ölü bebek büyük ihtimal Orson’un çocuğuydu.



“Yırtma Yırtma*” çevrede vahşi kurtlar cesetleri çiğniyorlardı.



“Ah!” Linley öfkeyle onlara baktı ardından yıldırım hızıyla onlara ilerledi. Bloodviolet Tanrı Kılıcını kullanmadan sadece elleriyle onların kafalarını ezdi yada bir kaç parçaya ayırdı.



Göz açıp kapayıncaya kadar ilçede kalan tüm büyülü yaratıklar ölmüştü.



Etrafındaki büyülü yaratık ve insan cesetlerine baktı ve ejder formunu iptal edip acı içinde güldü. Ardından güçsüz bir şekilde dizlerinin üzerine çöktü.



Herkes ölmüştü.



“Haha” Linley alçak sesle güldü ama gözleri yaşlar ile dolmaya başlamıştı.



“Büyülü yaratıklar şehre saldırdığında ben Işık Kilisesinden kaçmıştım. Ben aşırı kendini beğenmişim ve kendimden çok memnundum. Ama…” Linley’inn gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Sadece o zaman büyülü yaratıkların kralının sözlerini gerçek anlamını anlamıştı.



“Ben nasıl zavallı bir insan olabilirim? İnsanlar sadece o büyülü yaratıklar için bir yemekten başka bir şey değil!”



“Yemek” “Yemek.”



Linley’in kalbi acı ile doldu.

Wushan İlçesi. Memleketi. Tüm bu tanıdık köylüler.

Hepsi ölmüştü.

O memleketinden ayrıldığında oldukça sakindi çünkü memleketinin hala orada olacağını biliyordu. Ama şimdi memleketi…tüm tanıdığı insanlar…hepsi ölmüştü.

“Ne büyük felaket.” Doehring Cowart’ın yaşlı sesi yankılandı. “Sadece senin memleketin değil. Büyük ihtimal Kutsal Birliğin yaklaşık yarısı büyülü yaratıkların bölgesi haline geldi. Oradaki tüm insanlar….yemekten başka bir şey olmayacak.”

Linley sessizce etrafına baktı. O Kutsal Birliğin bölgesi içindeki sayısız insanın şimdi nasıl bu felaket gibi kabusun içinde sıkıştığını hayal edebiliyordu. Bu sözde sevinç günü olan Yulan Festivalinin 10000. yıl dönümü Kutsal Birlik ve Karanlık İttifakın insanları için tam bir felaket olmuştu.

————ÇEVİRMEN NOTU————–

Bu günlük bu kadar. İç karartıcı bir bölümün daha sonuna geldik Diğer bölümlerde buluşmak üzere hoşçakalın 😀

Linley, Clayde’yi bulacak mı? Linley şimdi ne yapacak? Wushan da yaşayan insan kaldı mı? Büyülü yaratıkların kralı ne yapıyor? Clayde’ye ne oldu? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…

Yorum Yap "CD7.10 – Korkunç Bir Durum"