Tankların Tarihi Günceli

CD6.9 – Nişan

Eylül 20, 2016


“Lord Fallen Leaf.” Linley`nin kaba davranışını görünce Guillermo aceleyle özür diledi. “Lord Fallen Leaf, Linley sadece on yedi yaşında. Lütfen kabalığını bağışlayın.“

Guillermo Fallen Leaf`in Işığın Kilisesi içinde ne kadar etkiye sahip olduğunu iyi biliyordu. Lord Fallen Leaf bütün Derviş bölümünün ruhani lideri bile sayılabilirdi. Kutsal İmparator bile ona istemediği bir sey yaptıramazdı.

Fallen Leaf, tavuk pençesi gibi elleriyle, dağınık sakallarını biraz okşadı. Merakla Linley`nin ayrılışını izledi. “Kaba mı? Kaba değildi aslında. Sadece bu çocuğun çok kararlı, tereddütsüz davrandı diyebiliriz.“

Guillermo şaşırdı.

Linley`den kötü yönde etkilenmiş olan bu Lord Fallen Leaf`in onu övmesini hiç beklemiyordu.

“Guillermo.“ Fallen Leaf Guillermo`ya baktı.

“Lord Fallen Leaf, talimatlarınızı bekliyorum.“

Fallen Leaf gülerek; “ Linley`nin kalbi öldürme arzusuyla dolu ve de çok kararlı. Onun gibi birinin hareketlerinde tereddüt edeceğini hiç sanmıyorum. Öldürmek ya da başka bir şeyde. Böyle biri Işığın Kilisesinin keskin bir kılıcı olmaya daha uygun.“

Guillermo Fallen Leaf’in ne demek istediğini anlamıştı.

Işığın Kilisesi insanları daha çok iyi huylara doğru yönlendirse de, diğer dinlerin takipçilerine karşı zalim ve merhametsizdi. Doğal olarak bu zalim ve acımasız insanlar gerektiriyordu. Dini Mahkeme kısmı orijinalde zaten bu yüzden kurulmuştu.

Fallen Leaf yumuşak bir sesle, “Belki de gelecekte bu çocuk, Linley, Dini Mahkemenin yeni yargıcı olabilir.“ dedi.

Guillermo istemsizce dönüp ayrılmakta olan Linley`nin arkasına baktı.

Dini Mahkemenin yargıcı olmak mı?

Guillermo Dini Mahkemenin Yargici`nın Işığın Kilisesinde en yetkili ikinci kişi olduğunu biliyordu. Hatta bazı konularda Kutsal İmparatorla aynı seviyedeydiler.

Kutsal İmparator yüzeyde Işığın Kilisesinin en güçlü kişisi olarak görülüyordu.

Fakat Dini mahkemenin Yargıcı Işığın Kilisesinin karanlık yüzüydü. Kilisedeki en güçlü askeri birliğin lideri.

“Lord Fallen Leaf onu yönlendirmeyi kabul ediyor musunuz?“ Guillermo aniden sordu.

Fakat Fallen Leaf yine kafasını salladı.

“Neden?“ Guillermo`nun kafası karıştı. Mademki Fallen Leaf Linley`i takdir ediyor, neden onu eğitmeyi kabul

etmiyor?

“Benim eğitim metotlarım onun için uygun değil. Yöntemlerim saf bir kalbe ihtiyaç duyuyor ve kalbi ışıkla dolu biri için uygunlar. Fakat ona gelirsek… onun yürüdüğü yol katliamlarla dolu.“

Guillermo kafasını salladı.

“Guillermo onun için başka bir usta bulmana gerek yok. Gerçekten güçlü bir kişi kendisi için en uygun yolu kendisi bulur. Başkalarının öğretileri sonuçta kendilerine ait yöntemler olacaktır.“

Fallen Leaf Guillermo`ya bakarak. “Sen dokuzuncu seviye bir Arch Magus`sun. Peki, neden o zaman ben sana hiç eğitim vermedim? Tam olarak bu yüzden. Benim idrak ettiklerimi veya öngörülerimi sana söylesem bile başarılı olamayacaksın. Çünkü sayısız kişisel tecrübeden sonra ruhun şekillenecektir ve büyük gizemleri kavramanı sağlayacaktır. Ancak o zaman başarılı olabilirsin.“

“Unutma. Kendine güven.“ Fallen Leaf gülümsedi.

Henüz Aziz­seviyesine girmemişti, bu yüzden onun Aziz­seviyesi ile dokuzuncu seviye arasındaki kavrayış farkını anlamasına imkân yoktu. Bazen Fallen Leaf`in bilerek onu yönlendirmekten kaçındığı düşündüğü olmuştu, fakat Fallen Leaf`in samimi bakışlarını ve içten sesini duyunca ona inanmıştı.

“Belki de gerçekten kendime güvenmek zorundayım.“

Guillermo çok uzun suredir dokuzuncu seviyede duruyordu ve artık sınırı aşmayı derinden arzuluyordu.

Sonuçta dokuzuncu seviye ile aziz seviye arasındaki fark yerler gökler arasındaki fark gibiydi.

Linley`nin malikânesinde, Kaplıca bahçesinde…

Linley kaplıca havuzlarının yanında sessizce meditatif pozisyonda duruyordu.

Sürekli olarak vücudundan tuhaf sesler geliyordu. Sanki kemikleri ve kasları sürekli yıkıma uğruyordu. Kesintisiz damla damla terler akıyordu.

Gizli Ejderkan Öğretilerine göre eğitim yapmak normal savaş­qi`si eğitiminden on kat daha etkiliydi.

Fakat bu gayet doğaldı. Sonuçta Ejderkan Öğretilerini kullanmanın gereksinimleri inanılmaz yüksekti.

“İnsanlar için eğitim neden bu kadar zor? Farklı vücut tipleri farklı gizli eğitim yöntemlerine bile ihtiyaç duyuyor.“ Bebe Linley`nin yanında uzanmış, kafası soru işaretleriyle dolu ona bakıyordu.

Bir büyülü yaratıktı ve eğitimi çok basitti. Dış dünyadan direkt olarak karanlık stili elemental esansı özümseyebiliyordu ve bunu vücuduna, büyü özütüne iletiyordu.

Herhangi bir gizem yoktu. Gayet doğal bir süreçti.

…..

Linley sakin hayatına devam etti, zamanının çoğunu eğitimle geçirdi.

Aynı anda pek çok yüksek kalite eğitim metodu da kullanarak, vücudunun kapasitesini sonuna kadar zorladı.

Göz açıp kapayıncaya kadar ondan fazla gün geçti.

“Whoosh!”

Linley, elinde Bloodviolet kılıcı birbiri ardına saldırılar denemekteydi.

Hangi açı daha hızlı vurmasını sağlıyordu?

Bloodviolet`in titreşimlerini nasıl kontrol ederse hava direnci azalır ve hızı artardı?

Defalarca, canını dişine takarak kılıç eğitimi yapmaya devam etti.

Her hareketini yaptığında parlak bir ışık oluşuyordu.

Darbelerin hızı görenlerin kalbini yerinden oynatacak derecedeydi.

Fakat Linley hala memnun değildi. Sürekli gelişmenin yollarını arıyor, mükemmeliyeti istiyordu. Rüzgâr büyüsü tarafından ona sağlanan rüzgâr elemental esans anlayışını kullanarak Bloodvioleti daha da hızlı ve akıcı yapmak için bütün gücüyle çalışıyordu.

“Lordum!“ Kaplıcaların dışından bir ses duyuldu.

Linley durakladı. Elinin bir hareketiyle Bloodviolet kayboldu. Bloodviolet’in şuan Linley`nin beline sarılı olduğunu kimse fark edemezdi.

Eğer normal biri ona dikkat etse dahi normal mor bir kemer sanırdı.

“Gir.“

Anında, güzel bir hizmetçi koşarak geldi. Gözlerinde bir hayranlıkla Linley`e baktı ve hemen sonrasında kafasını eğip, saygılı bir şekilde; “Lordum, Debs klanı biriyle beraber davetiye kartı yolladı.“ Konuşurken kartı Linley`e uzattı.

Linley davetiyeye baktı.

Kart kırmızı rengindeydi, süsleri ise altın. `Davetiye Kartı` kâğıdın üst kısmına parlak, kalın harflerle yazılmıştı.

“Davetiye Kartı?“

Linley kartı aldı ve açtı. Gerçekten de içeriği tam olarak tahmin ettiği gibiydi.

“18 Haziranda, Kalan, Rowling ve Alice nişan düğünlerini yapacaklar. Bu Rowling kim?“ Karta bakarken Linley somurttu.

Linley sakince “Ayrılabilirsin.“ dedi.

“Evet, lordum.“ Hizmetçi yine saygılı bir şekilde cevaplayıp, kaplıca bahçesinden ayrıldı.

“Patron, Debs klanı Alice`in nisanını mı düzenliyormuş?“ Bebe Linley`nin omuzuna sıçradı, kafasını uzattı ve karta baktı.

“ Rowling mi? Rowling de kim?“ Bebe şüpheyle Linley`e baktı.

Doehring Cowart da Linley`nin yanında ortaya çıktı.

“Rowling`in kim olduğunu merak ediyor musun?“ Doehring Cowart yaşı sayesinde iyice kurnazlaşmış biriydi. Anında anlamıştı. “Basit. Senin heykelin `Rüyadan Uyanış` pek çok kişiyi Alice`in yüzüne aşina hale getirdi. Alice`in kim olduğunu bilmeseler de, nişan bir kez halka duyuruldu mu pek çok kişi Alice`i görecektir. O zaman herkes kesinlikle senin heykeli ona bakarak yaptığını fark edecektir. Taş heykelciliğini analiz eden herhangi biri senin heykelinin içindeki ask hikâyesini görebilir. Ista tam olarak bu nedenle Debs klanı kesinlikle Alice`in esas eş olmasına izin veremez. Bu Rowling büyük ihtimalle esas eş olacak.“

Linley dondu kaldı.

Alice, Kalan`ın esas karısı olmayacak mıydı?

Yulan kıtasında, evlerde esas eş çok yüksek statüye sahipken, ikinci eş çok etkisizdi.

“Benim yüzünden mi?“ Anında Linley`nin duyguları karmakarışık bir hal aldı.

Onun heykeli yüzünden Alice artık esas eş olamayacaktı.

“Linley, bu nişana gitmeyi planlıyor musun?“ Doehring Cowart sordu.

Gözlerinde ciddi bir ifadeyle “Evet, tabii ki.“ dedi ve hemen peşine bir kahkaha attı. “Bernard pek çok kez davet etti beni. Bu sefer özel olarak davetiye bile yolladı. Nasıl reddedebilirim?“

Linley mavi gökyüzüne baktı. Demet demet ipek gibi bulutlar geçiyordu.

Uzun zaman önce çimlerin üstünde Alice ile oturup bu gökyüzüne beraber bakmışlardı.

Haziran 18…

Işığın Kilisesinin rahiplerine göre bu gün inanılmaz bereketli bir günmüş. Onun için Debs klanı da nişan

merasimini bu güne almıştı.

Bu gün Debs Klanının malikânesinin önü tıklım tıklım vagonlarla ve insanlarla doluydu.

Önemli asiller, kodamanlar, güzel asil hanımefendiler, ışıl ışıl parlayan genç kızlar, yakışıklı gençler… bu gün, Debs klanının malikanesi Fenlai şehrinde ki herhangi bir yerden daha fazla asile sahipti.

“Lord Marki Linley vardılar!“

Linley siyah, şık kıyafeti içinde Debs klanının ana salonuna doğru yürükken, karşılayıcının iki oktavlık sesi yükseldi.

Ana salondaki neredeyse bütün asiller konuşmalarını bırakıp Linley`e bakmaya başladı.

Linley yüzünde bir gülücükle etrafa bakındı. Linley`in tavırları tamamen yüksek asillere göreydi.

“Lord Linley, hoş geldiniz!“

Az önce başka konuklarla konuşmakta olan Bernard hızla Linley`nin yönüne doğru yürüdü. Bugün merasimin odağı Kalan`da Bernard`ın yanında geldi.

“Bay Bernard.“ Linley gülümsedi. “Oğlunuzun nişanı için tebrikler, iki güzel kadın, daha azı beklenemezdi.“

“Teşekkürler, teşekkürler.“ Bernard sıcak bir sesle karşılık verdi.

Kalan`da saygılı bir şekilde, “Lord Linley, evimize hoş geldiniz. Umarım bu gün iyi zaman geçirirsiniz.“

Linley Kalan`a bir bakış attı, fakat sadece kafasını salladı. Onunla konuşmadan tekrar Bernard`a baktı. “Lord Bernard, diğer misafirlerinizle de ilgilenebilirsiniz. Ben kendime uygun bir yer bulurum.“


Debs klanının ana salonunda son derece genişti. İçinde yüzlerce asil ve kodaman olmasına rağmen hiç kalabalık hissi vermiyordu. Zengin asil kadınlar ve genç hanımefendiler güzelce giyinmiş, gururlu tavus kuşları gibi kalabalıkta dolanıyorlardı.

Özelliklede Linley geldikten sonra, pek çok genç kadın `istemsizce` ona yaklaşmaya başlamıştı.

“Lord Linley, inanılmasınız. Bende üç yıldır heykeltıraşlık eğitimi alıyorum fakat temel şekilleri bile henüz yapamıyorum.“ Kahverengi saçlı, genç bir asil hanim, sıcak bir sesle söyledi. “Lord Linley, gerçekten harikasınız. Bizden birazcık daha büyüksünüz fakat Proulx ve Hope Jensen`in seviyesine eriştiniz. Bana da öğretebilir misiniz?“

Bu genç hanim büyük, güzel gözleriyle, umut dolu Linley`e bakıyordu.

Linley sığ bir gülümsemeyle, “Heykeltıraşlık belli miktarda bir bilek gücü istiyor. Sizin gibi yumuşak, güzel bir hanımefendinin resim sanatıyla uğraşması daha iyi olur.“ dedi.

Konuşurken kendini çaresiz hissetti.

Belki de bu güzel hanımefendilerin hepsi Linley`nin evli olmadığını bildiği için ardı ardına onunla konuşmaya geliyordu.

Ve tabi ki onların ebeveynleri fazlasıyla mutlu bir şekilde oturmuş bunu izliyorlardı.

Çünkü Fenlai`de bütün asiller biliyordu ki, eğer Linley ile akraba olmayı başarabilirlerse klanları büyük bir hızda büyüyecekti.

Linley ne tarz bir figürdü?

Çoktan Kraliyet Başs Magusu olmuştu, fakat bütün asiller onun Fenlai Krallığı’na sadece görünürde hizmet ettiğini biliyordu. Gelecekte Işığın Kilisesinde kesinlikle önemli bir kişi olacaktı. Fenlai`in kralından da belki daha yukarıda bir pozisyonu olacaktı.

“Linley.“ Canlı bir ses duyuldu.

“Majesteleri.“

Etrafını çevirip reverans yapan genç hanımlar artık yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Linley rahat bir nefes alıp Clayde`ye doğru yöneldi. Kralın yanındayken en azından bu hanımlar artık onu rahatsız etmeyecekti.

“Linley, gözüne alan kimse oldu mu?“ Clayde takılır şekilde, yaklaşıp Linley`nin kulağına fısıldadı.

Linley çaresizce Clayde`ye baktı. “Majesteleri bana böyle takılmanızın anlamı yok, değil mi?“

“Haha..“ Clayde kahkaha atmaya başladı.

Aniden bütün salon sessizliğe büründü. Clayde`de gözleri parlar şekilde ana salonun kapısına baktı. “Gecenin yıldız hanımları da geldi.“

Linley`de kafasını cevirdi.

Kalan iki tarafındaki güzel kadınların elini tutuyordu. İkisi de güzel elbiseler giyinmiş ve altın saclarındaki aksesuarlar parlıyordu.

Bir tarafta Alice, diğer tarafta Rowling.

“Alice“

Linley`nin bakışları bir anlık Alice`in üzerine kondu. Alice hiç olmadığı kadar güzel bir makyaj yapmıştı bu gün. Fakat bu sefer elini tutan Kalan`dı.

“Aman Allah’ım! Bu usta Linley`nin Rüyadan Uyanış heykelindeki `tanrıca` değil mi?“ Aniden şaşırmış bir asil bağırdı.

Ana salon anında gürültülü tartışmalara boğuldu.

Alice`i tanıyan bir kaç kişi dışında, topluluğun çoğunun Alice`in görünüşü hakkında bir fikri yoktu. Fakat heykeli görmüşlerdi. İnsanların çoğu Rüyadan Uyanış heykelindeki kadını rüyalarındaki tanrıca olarak atamıştı bile.


Fakat şuan `rüyalarındaki tanrıçaları` aniden bu nişan töreninde, önlerinde belirmişti.

Yorum Yap "CD6.9 – Nişan"