Tankların Tarihi Günceli

CD6.8 – Aşırı Öldürme Arzusu

Eylül 20, 2016


Son saldırı esnasında Linley`nin tarafı on sekiz tane Işığın Kilisesinin şövalyesini, dört kadın ve iki erkek görevliyi kaybetmişti. Bunun sonucu olarak Işığın Kilisesi mülkün içindeki güvenliği daha da genişletip, artırdı.

Suikastın ayni gecesi, malikânenin içinde…

`Linley, iyi misin?“ Kral Clayde meraklı bir şekilde sordu.

“Sadece yüzeysel bir şekilde yaralandım, majesteleri.“ Linley`nin kolu gazlı bezle sarılmış durumdaydı.

Aslında bu saldırı sırasında Linley hiç yaralanmamıştı, fakat diğerlerinin onun tam olarak ne kadar güçlü olduğunu bilmesini istemiyordu. Bu yüzden düz keskiyi kullanarak kendisini hafif şekilde yaralamıştı.

İlk Ejder formunun acısını yaşamış Linley için böyle bir acı hiçbir şeydi.

“İyi olduğun sürece, Linley“ Kral Clayde`nin yanında olan Dük Patterson bir kahkaha attı.

Linley Patterson`a baktı.

Bu gece Linley ile Dük Patterson`in özel olarak görüştüğü gece olmalıydı ama suikast girişimden sonra ikisinin böyle özel bir sohbet imkânı kalmamıştı.

“İkinci kardeş, Linley`i daha fazla rahatsız etmemiz doğru olmaz. Bırakalım iyi bir dinlensin.“ Clayde kafasını çevirip söyledi.

“Evet, majesteleri.“ Patterson Linley`e bir bakış atıp Kral Clayde`yi takip etti.

Linley sanki Patterson`in gözlerinde bir çaresizlik belirtisi gördü. Açık bir şekilde Patterson orijinal planında Linley ile olan birebir görüşmesinde özel bir şeyler konuşmak ister gibiydi.

Fakat artık bu çok olağan değildi.

Bir kaç gün içinde malikâne yine eski haline döndü.

“Patron, bu gün Mayıs 18 değil mi?“ Güneşin tadını çıkaran Bebe aniden Linley`e zihinsel yolla sordu.

“Doğru, ne olmuş?“ Linley Bebe`ye baktı.

Bebe burnunu kıvırdı. “Patron, unuttun mu? Bernard denen herif, Debs klanının lideri, Haziranın 18`inde oğlunun nişan merasimi olduğunu söylememişiydi. Seni de katılmaya davet etmişti. Bu gün Mayıs`ın 18`i, yalnızca bir ay kaldı.“

“Nişan?“

Linley bir an tedirgin oldu.

Bundan bir ay sonra Alice ve Kalan nişanlanacaktı.

“Bu beni hiç ilgilendirmez.“ Linley tekrar sakin tavrına geri döndü ve kafasını indirip, yemeğine devam etti.

Bebe`nin boncuk gözleri uç kez etrafta döndü ve sonra küçük pençeleriyle çenesini ovaladı. Yüzünde bir şüpheyle; “Yoksa ben mi hatalıyım? Iman yok. Bunun için fazla harikayım. Tahminin mükemmel. Kalbinde patron kesinlikle bu olayla ilgileniyor. Eğer onun yerinde ben olsaydım, o Kalan denen veledin kafatasını bir pençede parçalardım.“

“Lord Linley“

Şövalyelerden biri ana salona girdi. “Lord Linley. Kardinal Guillermo geldiler.“

“Guillermo?“ Linley tereddüt etti ve sonra hemen çatalı, bıçağı bırakıp kapıya gitti.

Bütün Işığın Kilisesi hiyerarşisinde Linley`nin en aşina olduğu ve en iyi ilişkilere sahip olduğu kişi muhtemelen Kardinal Guillermo`ydu. Birisi Guillermo gibi Linley`e son derece nazik davrandığında, Linley`de doğal olarak çok kibirli davranmazdı.

“Linley, sana söylemem gereken bir şey var.“ Linley`i görünce Guillermo sevinçle konuşurken biraz güldü.

Linley kafasında bir soru işareti Guillermo`ya baktı. “Nedir peki?“

Guillermo`nun gözlerinden ışık çıkıyordu, “Linley, bizim Işığın Kilisesinin Dervişler diye bilinen özel bir grubu olduğunu biliyor musun?“

“Evet, biliyorum.“

Önceden Gölgelerinin Tarikatı tarafından kaçırılınca onu kurtarmaya gelen Dini Mahkemenin Yargıç Vekili, Derviş ve infazcılardı. Ancak onlar gelince Fenlai`ye dönebilmişti.

“Bizim Kilisemizde, Dervişlerimiz arasında savaş ve sihir yeteneklerine sahip pek çok kişi var. Diğer bir deyişle, ne Işığın Tapınağının Şövalyeleri ne de Dini Mahkeme, Dervişler kadar güçlü dövüşçüye sahip değil.“

Guillermo Linley`nin omuzuna vurdu. “Şuan sana söyleyeceğim şey ise, Efsanevi dervişlerden birinin öğrencisi olma fırsatı yakalamış olduğun.“

“Efsanevi Derviş mi?“ Linley somurttu.

Guillermo hafif gülerek, “Bu efsanevi Derviş en yüksek seviyelerden biri sayılabilir, hatta dervişler arasında bile. Işığın Kilisesinde de inanılmaz yüksek statüye sahip. Gücüne gelirsek, Yulan`ın tamamına bile baksak, belki de onu güçte geçebilecek, acayip güçlere sahip olan üç kişi var.“

“Acayip güçler sahip kişiler mi?“ Linley hemen meraklandı. “Lord Guillermo bu bahsettiğiniz üç kişi kim?“

Konuşurken ikisi ana salona geri yürüdü.

Guillermo hemen cevaplamadı. Yanındaki yardımcısına baktı ve yardımcı hemen herkesi oradan uzaklaştırdı. Daha sonrada kendisi çıktı ve kapıyı kapadı.

Bütün ana salonda sadece Linley, Guillermo ve Bebe kalmıştı.

“Linley, gelecekte bu kişilerle karşılaşma ihtimalin var bu yüzden sana şuan söylemem sanırım çok sorun olmaz“ Guillermo gizemli bir şekilde söyledi.

Linley yüzünde bir merak dinliyordu.

Guillermo bir iç çekti. “Burada, Yulan kıtasında, Aziz­seviye sınırını geçmiş üç kişi var. Bu doğanın üç ucubesi iste benim bahsettim üç güçlü kişi.“

“Aziz seviyesini aşmış kişiler mi? Bu onları God (Tanri) yapmaz mı ?“ Linley sok olmuştu.

“Doğru. Onları God olarak da adlandırabilirsin.“ Guillermo kafasını salladı.

Linley hemen can kulağıyla dinlemeye başladı.

Guillermo yavaşça sözüne devam etti. “Bütün Yulan kıtasında bu kişilerden yalnızca üç tane var. Birincisi Yulan İmparatorluğunda `Yasam Tapınağının Yüksek Rahibi`. Pek çok kişi ona `Yüksek Rahip` diye hitap ediyor. En azından benim onun kaç yaşında olduğu hakkında hiç bir fikrim yok. Çok uzun süredir hayatta.“

“İkinci kişi de çok uzun suredir yaşıyor. Yulan kıtasındaki en tehlikeli üçüncü yerin, Karanlığın Ormanının yöneticisi. Bu ucube normalde bir büyülü yaratık olması lazım, ama çoktan insana dönüşebilme seviyesine gelmiş. Linley, sende biliyor olmalısın, bir büyülü yaratık Aziz­seviyesine gelince vücudunu insan dilini konuşabilecek seviyeye kadar değiştirebiliyor. Fakat insan sekline dönüşemiyor. Ihsan sekline dönüşebilen bir tanenin ne kadar korkunç olabileceğini sen hayal et.“

Linley hafif kafasını salladı.

Doehring Cowart`ında önceden bu ikisi hakkında konuştuğu olmuştu. Doehring Cowart yaşarken bile bu ikisi dokunulmaz varlıklardı.

“Ve üçüncü kişi?“

“Üçüncü kişide benim çok saygı duyduğum biri. Kendisi O`Brien İmparatorluğunun kurucusu, bütün Yulan`daki askeri olarak en güçlü imparatorluk. İnsanlar onu `Savaş Tanrısı O`Brien` diye çağırıyor.“

“O`Brien?“ Linley ismi aklına kazıdı.

İsminin İmparatorluğa verildiği düşünülürse, ne kadar harika olduğunu hayal edebilirsiniz.

“Beş bin yıl önce, Savaş Tanrısı hızla şöhret basamaklarını tırmandı. Aziz seviye dövüşçüleri birbiri ardına yendi. O cağda pek çok süper­dövüşçü vardı, örneğin o dönemde ortaya çıkmış Dört Yüce Savaşçı. “ Guillermo Linley`e bakarak güldü.

Linley kendi atası `Baruch`u düşündü.

Baruch klanının ilk lideri de beş bin yıl önce ortaya çıkmıştı.

“O zamanlar Dört Yüce Savaşçı inanılmaz güçlüydü, fakat ihtişamları Savaş Tanrısı tarafından gölgelenmişti. Aziz seviye savaşçıları sırayla yendi ve sonunda Yulan nehrinin üstünde Yüksek Rahip ile savaşa tutuştu. Savaş sırasında sadece artçı dalgalar on binden fazla kişiyi öldürdü. Sonunda ise O`Brien İmparatorluğu da Yulan İmparatorluğu da büyük miktarda topraktan vazgeçmek zorunda kaldı. Buda iki imparatorluk arasında bir tampon bölge olarak üç bağımsız krallığının oluşmasına neden oldu. “ Guillermo duygulu bir şekilde iç çekti.

“Linley, pek çok kişinin zihninde Yüksek Rahip yasayan en güçlü insan. Fakat Savaş Tanrısı onla birebir dövüştü ve yenişemediler. Fakat Savaş Tanrısı daha kaç yeldir yaşıyor ki? Bu yüzden bu kadar çok hayranı var. Kim bilir beş bin yıllık eğitimden sonra Savaş Tanrısı şimdi nasıl bir güce sahip.“

“Bu Savaş Tanrısı. Yüksek Rahiple kafa kafaya mı dövüşmüş?“ Doehring Cowart`in sesi Linley`nin zihninde duyuldu. “Bu nasıl mümkün olabilir?“

Doehring Cowart`ın cağında Yüksek Rahibin ihtişamı dünyadaki her şeyi aşmıştı.

Doehring Cowart`ın kalbinde Yüksek Rahip yenilmez, dokunulmazdı.

“Büyükbaba Doehring, her cağda süper dövüşçüler ortaya çıkıyor. Eğer sen, o zaman ölmeseydin ve eğitime devam etseydin, belki de bir gün Aziz seviye sınırını aşacaktın ve Yüksek Rahiple aynı seviyeye çıkacaktın.“

Doehring bir iç geçirdi ve daha konuşmadı.

Bu üçü hakkında bu kadar konuşma yeter. Seni görüştüreceğim kişi sadece bu kişilerden geride. Eğer onun öğrencisi olabilirsen, senin sihir gücünü artırmada sana inanılmaz yararları olacaktır.“

Linley içinden bir kahkaha attı.

Bu üçünden geri kalan biri… kendi büyükbabası, Doehring Cowart zaten Aziz seviyenin zirvesinde biri değil miydi?

“Bu Dervişin ismi nedir?“

“Onun ismi… Fallen Leaf.“

Fenlai şehrinin gecekondularından birinde…

Linley ancak simdi Yulan kıtasındaki en büyük, zengin şehirlerden biri olan Fenlai`de böyle yoksul, perişan bir yer olduğunu fark etmişti. Kendi şehri Wushan`dan bile çok daha kötü durumdaydı.

Şuanda Linley ve Guillermo omuz omuza, kirli ve harap bir patikada yürüyorlardı.

“Lord Guillermo, bahsettiğiniz Lord Fallen Leaf burada mı yaşıyor?“ Linley inanamıyordu.

“Doğru. Linley, unutma, kendilerini diğer insanlardan üstün gören bu asillerden tiksiniyor. Bu yüzden bu fakir insanlara karsı bile alçak gönüllü ve nazik olmalısın.“

Linley sokaklarda dizilmiş fakir insanlara bir bakış attı.

Çok da uzak olmayan bir yerde yedi­sekiz yaşlarında deri kemik kalmış bir çocuk gördü. Yağlı, kirli paçavralardan oluşan bir kıyafeti vardı. Çocuk gözlerinde korkuyla Linley`e bakmaktaydı.

Zayıflığı yüzünden, batmış gözleri daha büyük görünüyordu.

Bu masum gözler Linley`nin kalbini titretti.

Linley hiçbir şey yapmadı, sadece Guillermo ile beraber yürümeye devam etti. Yolda birbiri ardına fakir çocuklar görüyordu. Hiç birinin üstünde düzgün kıyafet yoktu ve hepsi inanılmaz yoksuldu.

“İşte geldik.“ Guillermo aniden söyledi.

Linley istemsizce kafasını çevirip baktı.

Ev gibi, rastgele yapılmış metal bir çerçevenin önünde duruyorlardı. Binanın ortasında dilenci gibi görünen yaşlı bir adam oturuyordu. Görenlerin kalbini ürperten bir yaşlı adam. Bütün derisi buruş buruş olmuştu. Elleri sanki tavuk pençesi gibi deri ve kemikten oluşuyordu.

Bu yaşlı adam merakla Linley`e bakıyordu.

“Lord Fallen Leaf.“ Guillermo saygıyla seslendi.

“Bu gerçekten de Lord Fallen Leaf mi?“ Linley inanamıyordu ama Guillermo`nun hareketlerini görünce kendini inanmaya zorladı.

Fakat gerçekte de bu önündeki, gelen ilk rüzgârda uçacak bir dilenci gibi görünen yaşlı adam yüksek Aziz seviye bir dövüşçü olan Lord Fallen Leaf olabilir miydi?

“Guillermo, yetenekli olduğunu iddia ettiğin çocuk bu mu?“ Yaşlı dilenci sordu.

“Evet, Lord Fallen Leaf.“

“Büyükbaba Fallen Leaf, Büyükbaba Fallen Leaf, annemi kurtarmama yardım et. Biri onu döverek yaralamış!“ Genç bir ses duyuldu ve bir kız zayıf annesine arkasında taşıyarak koşarak geldi.

Yaşlı dilenci hemen döndü ve sağ elini uzattı.

Kutsal Işıkla kaplıyken, ağır yaralı kadının yaraları inanılmaz bir hızla iyileşmeye başladı.

Yaşlı dilenci tekrar dönüp Linley`e baktı. “Ben ancak nazik kalpleri ve saf ruhları olanlara öğretirim. Fakat sen… senin kalbin aşırı öldürme arzusuyla dolu. Sana öğretmeyeceğim.“

Guillermo bu sözlerle şaşkına döndü.

“Aşırı öldürme arzusu?“ Linley`nin yüzünde soluk bir gülümseme oluştu.

Anne ve babası için intikam arayışı ona anlatılamaz bir acı ve eziyet veriyordu. Her dakika Patterson`u öldürmek istiyordu, fakat o kendisini sürekli sakinleşmeye ve kaba olmamaya zorluyordu. Ama böyle kendini baskılama sadece Linley`nin öldürme arzusunun artmasına neden olmuştu.

“Lord Fallen Leaf, o zaman ben ayrılıyorum,.“ Linley hafifçe eğildi ve dönerek ayrıldı.


Yaşlı dilenci orijinalde bir kaç kelime daha söylemek istiyordu. Fakat Linley`nin bu kadar temiz ve cüretkâr şekilde ayrıldığını görünce, elinde olmadan şaşırdı. Fakat sonra yüzünde bir gülümseme oluştu.

Yorum Yap "CD6.8 – Aşırı Öldürme Arzusu"