Otto Von Bismark Günceli

CD6.7 – Ağır Kayıp

Eylül 20, 2016


Kaplıca köpürmekteydi ve Linley ise en dibindeydi.

Bu kaplıca havuzları çok derin değildi, en çok iki metre, belki biraz daha. Şuanda ise Linley vücudunu iyice zemine yapıştırmıştı.

Kaplıcanın suları temizdi ve Linley az da olsa dışarıda neler olduğunu görebiliyordu.

`Kim bu insanlar? Neden Işığın Kilisesinin savaşçıları tek bir darbelerini bile kaldıramıyorlar?“ Linley`nin aklı şüpheyle doluydu. Ne olursa olsun, dışarıdaki Işığın Kilisesinin savaşçıları en az besinci seviyeydi. Hepsi savaş­qi`si kullanabilme yeteneğine sahipti.

Yoksa bu savaşçıların o siyah sisi durdurmak için savaş qi`lerini kullanmalarını engelleyen bir şey mi vardı!

Linley neler olduğunu anlayamıyordu bu yüzden şimdilik dışarı çıkıp sise karsı koymaya cesaret edemiyordu. “Linley, o siyah sis epey sıradan, `Çürütücü Sis` diye bilinen karanlık­stili bir büyü. Savas­qi`sini etkilerinden korunmak için kesinlikle kullanabilirsin.“ Doehring Cowart`ın sesi Linley`nin zihninde yankılandı.

“Fakat Işığın Kilisesinin bu savaşçıları…“

“Zihinlerini bulandırıp savaş qi`sini kullanmalarını engelleyen bir çeşit büyünün etkisi altında olmamlalar.“ Doehring Cowart tahminde bulundu.

Bir anda köpükler çıkmaya başladı.

Linley`nin vücudunun etrafında, dışarı doğru rüzgârlar uçuştu. Bu rüzgâr­stili destek büyüsü keşif rüzgârıydı. Linley dışarıda olan biten her şeyi şimdi hissedebiliyordu.

Siyahlı lider soğuk bir sesle “Çabuk, ne olursa olsun Linley`i öldürmek zorundayız.“ dedi.

Diğer beş siyahlı adam kafa salladı ve hızla kaplıcaya doğru atıldı.

Tam o anda…

“Swish!”

Linley bir ok gibi havuzdan sıçradı ve her yere su atlattı. Ve sonra dağlardan aşağı, avına inen vahşi bir kaplan gibi yere yöneldi. Beş parmağını bir pençe gibi yapıp siyahlı adamların birinin kafasına salladı.

Siyahlı adamın vücudu hafif titredi ve sol kolunu Linley`nin sal dirisini karşılamak için hazırladı. Diğer eliyle ise keskin bir bıçakla Linley`i bıçaklayacaktı.

Linley`nin yüzünde şeytani bir gülümseme oluştu.

Aniden siyahımsı bir Ejderkan savaş­qi`si Linley`nin sağ kolunu kapladı ki bu kolu saldırdığı koluydu. Ejderkan savaş­qi`si tabakası çok inceydi. İnceliği ve çevrenin siyah Çürütücü Sisle kaplı olması sayesinde hiç de fark edilmiyordu. Daha da önemlisi… Linley`nin tinkalarının olduğu yerde keskin pençeler oluşmuştu.

 “Shiiiiirk!” Linley`nin sağ kolu kolayca siyahlı adamın kürek kemiğini parçaladı. Aynı anda Linley tekrar sağ elindeki gücü kullandı ve sert bir şekilde cevirdi.

“Pat!”

Siyahlı adamın bütün göğsü patladı ve etrafa kanlar dağıldı. Adam anında öldü fakat ölmeden hemen önce gözlerinde inanamayan bir bakış vardı. Çünkü Linley`i bıçakladığı yerde iz bile yoktu.

“Yeşim taşından yapılma yedinci seviye bir Toprak Koruma zırhının o kadar kolay kırılacağını mı sandın?“ Linley kendi kendine konuşuyordu. “Zaten zırhı bir kenara bırak, derim anında Ejderkan Savaşçılarının pullarına dönüşebiliyor.“

Şuan da Linley Ejderkan Savaşçısına dönüştüğünde sekizinci seviyenin başlarında bir savaşçının gücüne sahip oluyordu.

Ve Ejder formuna geçince Linley Zırhlı Bıçaksırt Wyrm`in damgası; inanılmaz defans gücüne sahipti. Siyah pulları yeşim zırhından çok daha sağlamdı. Siyahlı adamın bıçak saplayış gücüne bakılırsa büyük ihtimalle yedinci seviye bir dövüşçü olmalıydı.

Ne yazık ki yedinci seviye dövüşçünün defansif gücü Linley`nin pençelerini kaldıracak kadar güçlü değildi. Bunlar Ejderkan Savaşçısının pençeleriydi. Ve dahası bu sadece yarı­ejder formuydu.

“Bu nasıl olabilir?“ Diğer dört adam şaşırıp kalmıştı.

Ellerindeki bilgiye göre Linley dual­element yedinci seviye büyücüydü ve savaşçı yetenekleri çok daha düşüktü. Yedinci seviye bir suikastçının Linley`den gelen tek bir darbeyi bile karşılayamayacağını tahmin etmemişlerdi.

“Elimizdeki bilgi yanlış!“ Siyahlı adamların lideri sövmeye başladı.

Fakat Linley kendi içinde hareketlerini değerlendiriyordu. “Kısmi şekilde değiştirerek düşmanı gafil avlayabilirim gibi görülüyor. Bu sayede ağır yaralar açabilirim.“

“Gölgelerin Tarikatının piçleri!“ Dışardan hızla kaplıcalara doğru gelen kızgın bir ses yükseldi. Linley bu gelenlerin Işığın Kilisesinden başka bir grup olduğunu tahmin edebiliyordu. Az önce on civarında koruma ölmüştü ama toplam koruma sayısı yüzün üzerindeydi.

Siyahlı adamların liderinin yüzündeki ifade değişti.

“Neye mal olursa olsun Linley`i öldürün!“ Lider bağırdı.

Ve sonra diğer dört adamla beraber dört bir yandan Linley`e saldırmaya başladılar. Ellerindeki bıçaklar siyah bir aurayla parlıyordu, sanki güçlerinin her bir zerresini bıçaklarına aktarmışlardı.

Kendi hayatlarını ortaya koydukları bir saldırıydı.

“Yedinci seviye savaşçısınız, değil mi?“

Siyahlı adamların grup halinde sildirdiğini görünce Linley yerinden hiç kıpırdamadı. Sağ eliyle beline nazikçe dokundu ve aniden…

Yoğun, soğuk, parlak bir ışık parladı.

Aynı anda hızla geri geçildi. Linley`e saldıran beş kişiden dördü oldukları yerde kaldı, besincisi, liderleri ise aceleyle geri kaçtı.

“Shirrrrrrrrrrrk!”

Bu dört kişinin mideleri kesilip, açıldı. Bütün iç organları yere döküldü, her yer kana bulandı.

“Hızlı ve keskin.“ Siyahlı adamların lideri hayretler içinde Linley`e bakıyordu.

Tek bir darbe ile dört tane yedinci seviye savaşçıyı öldürmüştü. Dehşet verici bir sahne.

Linley çok iyi biliyordu ki sadece Bloodviolet Godsword`un keskinliğine dayanarak yedinci seviye bir büyülü yaratığın defansını geçmesine imkân yoktu. Aynı şekilde yedinci seviye bir savaşçı kendini korumak için savaş­ si`sini kullanırsa Linley en çok ağır bir yara açabilir ama öldüremezdi.

Fakat o an bu siyahlı adamlar bütün güçlerini saldırılarına vermişlerdi.

Linley`de böyle bir kılıç olacağı akıllarının ucundan bile geçmemişti.

“Eğer Bloodviolet`in gücünü artırmak istiyorsam onu Ejderkan Savas­qi`mi kullanarak aktifleştirmem lazım. Ama bu seferde Bloodviolet rüzgâr büyü gücüyle aktifleştirildiğinden daha yavaş oluyor.“ Linley kendi kendine saldırısının artılarını eksilerini düşünüyordu.

O an geçekten de tek bir darbede dört kişi öldürmüştü.

Kullandığı şey olağanüstü hızlıydı. Düşmanın tepki veremeyeceği derece bir hız.

Fakat sadece hız ve keskinliğe dayanarak ancak altıncı seviye bir savaşçıyı öldürebilir veya yedinci seviye bir savaşçıyı yaralayabilir. Sadece yedinci seviyedeki savaşçılar bu suikastçılar gibi hayatlarını yok sayıp bütün güçlerini saldırıya verirseler onları öldürebilir.

“Ama liderleri fazla hasar almadı.“ Linley siyahlı adamların liderine baktı.

Bu liderin seviyesi muhtemelen yedinci seviyenin üstündeydi.

Rüzgâr stili büyü gücü kullanmak Bloodviloeti daha hızlı ve pürüzsüz bir hale getiriyordu. Fakat saldırı gücünü artırmıyordu. Ejderkan Savas­qi`sini kullanırsa saldırı gücü artıyordu fakat hızı artmıyordu.

“Sizi or.spu çocukları!“

Kaplıcanın hemen dışından kızgın bağrışmalar geliyordu. Belli ki Işığın Kilisesinin şövalyeleri arkadaşlarının cesetlerini görmüştü ve hepsi öfke patlaması yaşıyordu.

“Linley, bizim düşündüğümüzden bile daha güçlüymüşsün. Fakat ne yazik ki Işığın Kilisesinin tarafını seçtin. Bu yüzden…“ Siyahlı lider yumuşak bir tonda konuşurken dışarıdan gelen bağrışmalara sanki hiç aldırmıyordu.

Sesi emsalsiz bir tınıya sahip gibiydi. Başta Linley hiçbir şey fark etmedi, fakat sözlerinin yarısına geldiğinde Linley zihninin bulandığını ve dengesini kaybettiğini fark etti.

“Ölmek zorundasın!“

Siyahlı liderin bıçağı neredeyse anında Linley`nin göğsüne vardı.

“Linley!, Linley!“ “ Doehring Cowart`ın bağıtlamaları Linley`nin zihninde yankılandı ve anında Linley`i geri getirdi.

“Çatttt!”

Siyahlı adam şaşkın bir şekilde beline baktı. Beli neredeyse yarıya kadar ısırılmıştı. Tüm kaslar görünüyordu ve kan fışkırmaya başlamıştı. Bütün vücudundaki gücün gittiğini hissetti. Yaşam enerjisi hızla vücudundan kaçıyordu.

“Bu Gölgefare…“

Hayretle Linley`nin yanında duran siyah Gölgefare`ye bakıyordu.

Siyah bir Gölgefare en çok üçüncü veya dördüncü seviye olmalıydı. Bu lideri sekizinci seviye bir savaşçı olarak yaralamasına imkân yoktu. Zaten bu yüzden adam ona hiç dikkat etmemişti.

Ama…

Az önce, o küçük siyah Gölgefare uçarak gelmişti, hızla çenesinin boyutunu büyütüp, belinden acımasızca devasa bir ısırık almıştı.

“Hmph! Hadi şimdide babalan da görelim. Ben, Bebe`nin ellerinde öldüğün için kendini onurlanmış saymalısın.“ Bebe siyahlı liderin cesedinin yanında durmuş, onurlu bir şekilde kafasını yukarı kaldırıyordu.

Linley dayanamayıp güldü.

Bebe Zırhlı Bıçaksırt Wyrm `in ölürken vurduğu darbeyi bile kaldırabilecek garip bir yaratıktı. Sekizinci seviye Velocidragon`un zırhlı iri pullarını bile ısırıp parçalayabilirdi. Hem defans hem saldırı açısından inanılmaz güçlüydü.

Tek dezavantajı… vücudu çok küçüktü.

Bu devasa yardıkları ısıracak güce sahip olsa bile, bütün pulu ya da deriyi tek seferde ısıramazdı.

“Piçler!“

Işığın Kilisesinin şövalyeleri öfkeyle Linley`e doğru koştular. Tam da savaşa girmeye planlıyorlardı ki… yerin cesetlerle dolu olduğunu gördüler.

“Lordum, iyi misiniz?“ Şövalyeliklerin lideri hemen sordu.

Linley`nin şuan ki görünüşü çok korkutucuydu. Yüzü ve vücudu kan içindeydi.

“Ben iyiyim. Sadece bazı küçük yaralarım var. Siz cesetlerle ilgilenin, ben dinlenmeye gidiyorum.“ Konuştuktan sonra Linley hemen Kaplıca Bahçesinden dışarı çıktı. Şövalyeler kafalarını eğmiş cesetlere bakıyorlardı. Ellerinde olmadan somurttular.

Siyahlı liderin belinin yarısı yoktu. Sanki bir şey onu ısırmış veya pençeleriyle parçalamıştı.

Diğer dört suikastçı ortadan temiz bir şekilde ikiye kesilmişti. Sonuncusu ise sanki göğsü sol taraftan tamamen patlamıştı ve kemikleri görünüyordu.

“Ne… nasıl… “

Şövalye grubu ağzı açık, aval aval bakıyordu. Bir magus olan Linley`nin düşmanlarını bu hale getirebileceğini hiç hayal etmemiştiler.

………

Işığın Kilisesinin zirve seviyesinde…

Kutsal İmparatorun uzun, cılız vücudu beyaz bir cübbeyle örtülüydü. Bir sandalyeye yaslanmış sakin bir şekilde kitabin sayfalarını çevirmekteydi. Kel kafası bir güneş gibi parlıyordu.

“Kutsal İmparator.“ Guillermo kırmızı cübbesiyle önünde saygıyla eğildi.

“Hrm?“ Kutsal İmparator gözlerini kırparak, Guiilermo`ya bir bakış attı.

Kutsal İmparator tarafında bakılmak otuz bin poundluk bir kayanın altında kalmak kadar baskı hissettiriyordu. Guillermo saygıyla; “Kutsal İmparator, Gölgelerin Tarikatı Linley`e yeni bir suikast teşebbüssünde bulundu. Fakat neyse ki Linley`nin bir savaşçı olarak yetenekleri epey etkiliydi. Bütün saldırganları öldürüp, küçük yaralarla kurtulmayı başarmış.“

“Öldürmüş mü?“

Kutsal İmparator mavi gözleriyle Guillermo`ya baktı. Hafif bir kahkahayla, “Guillermo, Gölgelerin Tarikatı Linley`nin yedinci seviye bir dual element magus olduğunun farkında. Yoksa yeterince güçlü bir birlik yollamadılar mı?“

“Kutsal İmparator bu suikastçı grubu epey güçlüydü. Lider suikastçının da zihin bulandırıcı karanlık büyülerde uzman biri olması lazım.“ Guillermo aceleyle ekledi.

Kutsal İmparator başka bir şey demedi. Yüzünde hafif bir gülümseme Guillermo`ya baktı.

“Guillermo, yani diyorsun ki… ?“

“Doğru. Linley Işığın Kilisesi tarafından eğitilmesi gereken önemli biri. Daha da önemlisi Linley sadece yüksek derece doğal yeteneğe sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda da çok çalışkan birisi. Öyle inanıyorum ki elli yıl sonra… Linley Yulan Kıtasındaki Aziz seviye savaşçıların arasına katılacaktır.“

Eğer bir adam gelecek için hazırlanmazsa, günleri sorunlarla dolu geçer.

Işığın Kilisesi de, Gölgelerin Tarikatı da yıllardır varlıklarını sürdürüyorlardı. Yulan İmparatorluğu Yulan kıtasını birleştirirken bile vardılar.

Bu kadar uzun süre ayakta kalabilmelerinin nedeni, ikisi de bir şeyin önemini anlamışlardı: Yeni yetenekleri geliştirmenin!

Sürekli genişleyen, sürekli yeni inanan kazanan, sürekli yeni yetenekler geliştiren.

Belki şuanda Linley çok güçlü değildi, fakat ya bir yüzyıl sonra? Belki de Kutsal İmparatorun kendisine yakın bir kişi olabilecekti. Aziz seviyesinde biri için bir asır hiçbir şeydi.

Guillermo söze devam etti. “Bu yüzden Linley`nin daha iyi bir eğitim almasını istiyorum ve ayrıca daha iyi bir koruma. Diğer bir deyişle… Linley`nin Lord Fallen Leaf`in yanında eğitim almasını istiyorum.“

“Fallen Leaf?“

Kutsal İmparator tereddüt etti, fakat sonra kafasını salladı. “Peki, o zaman. Fakat önce gidip onun onayını almalısın. Ben kesinlikle onun adına karar veremem.“

“Evet, Kutsal İmparator.“

Guillermo saygılarını sundu ve ayrıldı.


Kutsal İmparator mavi gözleriyle ayrılmakta olan Guillermo`ya baktı ve sonra pencereden gökyüzüne bakmaya başladı. “Saldırganları öldürdü mü? Baruch… Baruch… hrm. Baruch klanı Dört Yüce Savaşçı klanından biri değil miydi? Ejderkan Savaşçısı klanı.“

Yorum Yap "CD6.7 – Ağır Kayıp"