Otto Von Bismark Günceli

CD6.6 – Büyü Kitapları

Eylül 20, 2016


Bu mülk mobilya ve tasarım olarak gerçekten de birinci sınıftı.

Linley özelliklede bahçedeki Kaplıca Bahçesinden hoşlanmıştı.

Kaplıca Bahçesi, Majesteleri burada yaşarken eğitimini yaptığı yerdi. Clayde dokuzuncu seviye bir savaşçıydı. Böyle güçlü bir savaşçı olmak için sadece yeteneklerine dayanmamıştı. Aynı zamanda dişini tırnağına takarak çalışmıştı.

Kaplıca Bahçesinin sağ yarısı, cimlerle kaplıydı ve çeşit çeşit egzersiz aletleriyle doluydu.

Sol yarısında ise insan yapımı tepenin hemen ardında kaplıca havuzları vardı. Bu havuzların içindeki kaplıca doğal olarak yer altından geliyordu. Bir günlük sıkı bir çalışmanın ardından kaplıca havuzlarında rahatlamak inanılmaz harika bir duyguydu.

Linley şuanda çıplak, havuzda yıkanıyordu. Baloncuklarla dolu su derisi etrafında dolanıyordu, Linley`i öyle rahatlamıştı ki gözleri kapanmaya başlamıştı.

“Patron, Patterson`ı ne zaman öldüreceksin? Geçen gece, yemekte gerçekten de boğazına yapışmak istedim.“ Bebe havuzdan dışarı fırlamış, kürkü su içindeydi.

“Sabırsızlanma!“

Linley havuzdan çıkıp, yeni elbiseler giydi. Buğulu sözler mırıldanırken çimenlik alana doğru yürüdü. Biraz sonra toprak renkli bir ışık tabakası Linley’nin etrafındaki zeminde parlamaya başladı ve toprak elemental esansı da etrafında yuvarlak çiziyordu.

Toprak Stili Büyü­ Süper Yerçekimi Alanı.

Linley hemen havaya sıçradı ve ters döndü. Kafası aşağı, ayakları yukarı bakacak şekilde durdu. İki elini kullanarak kendini havaya doğru dikledi. Sonrasında iki elindeki birer parmağıyla kendini yukarda tutmaya başladı. Sadece parmaklarını kullanarak süper yerçekimi alanı içinde şınav çekmeye başladı.

“Bir, iki, …. “

Sessizce saymaya devam etti. Her bine ulaştığında parmak değiştiriyordu.

Bir savaşçı için en önemli şey vücuduydu. Ancak güçlü bir vücut yüksek miktarda savaş qi­si muhafaza edebilirdi. Sadece bu yöntemle hızla güçlenebilirlerdi! Şuan bir Ejderkan Savaşçısı da olsa, hala günlük eğitim düzenini korumak zorundaydı.

“Hrm?”

Yarım saatlik bir eğitimden sonra Linley tekrar normal pozisyonuna döndü. Soğuk bir bakışla az önce Kaplıca Bahçesine girmiş olan çekici kadın hizmetçiye bakıyordu. Elinde, üstünde cay ve meyveler olan bir tepsi taşıyordu.

“Lo… Lordum, çayınız ve meyveleriniz.“ Hizmetçi Linley`nin bakışları yüzünden tedirgin oldu ve kekelemeye

başladı.

Linley soğuk bir sesle “İçeri girmeni kim söyledi?“

Kadın hizmetçi şaşırdı. Kekeleyerek; “Milord, Ben… ben susamış olacağınızı düşündüm.“

“Susamış?“ Linley duygusuz bir şekilde kadına bakıyordu.

“Muhafızlar!“ Linley bağırdı.

Anında dört tane iri yâri savaşçı dışardan Kaplıca Bahçesine doğru koştu. Bu savaşçıların hepsi Işığın Kilisesine aitti. Sonuçta Işığın Kilisesi Linley`i koruması için yüzün üzerinde şövalye yollamıştı.

“Merhamet, lordum!“ Hizmetçi o kadar korkmuştu ki dizlerinin üstüne çöktü.

Yulan kıtasından asillerin statüleri normal halktan çok daha yukarıdaydı. Özelliklede yüksek derecedeki asiller ikinci kez düşünmeksizin olağan bir şekilde sıradan halkı öldürebilirdi. Linley ise Fenlai Krallığının kralının bile nazik davrandığı biriydi. Şüphesiz Fenlai Krallığındaki en yüksek dereceli asillerden biriydi.

Linley kadına bakıp sert bir sesle, “Unutma, gelecekte, ben Kaplıca Bahçesindeyken, hiç kimsenin girmeye izni yok. Giren herkes 20 darbe askeri sopayla cezalandırılacaktır.“

“20 sopa darbesi mi?“ Kadının yüzü tüm rengini kaybetti.

Askeri sopalar inanılmaz ağırdı. En kaslı savaşçılar bile yirmi darbeyi yedikten sonra on gün ya da yarım ay hareket edemezdi. Fiziksel olarak zayıf kadın görevliler ölme bile ölebilirdi.

“Merhamet, lordum, merhamet!“ Kadın hizmetçi aceleyle yalvarmaya başladı.

“Mademki bu sucu ilk işleyişin, seni yirmi darbe Hint kamışı kırbacına mahkûm ediyorum. Eğer bu hatayı tekrarlarsan affetmeyeceğim.“

“Teşekkürler Lordum. Teşekkürler Lordum.“ Kadın görevli biraz rahatladı.

Acı derecesi olarak Hint kamışından yapılmış kırbaç daha çok acıtsa da, deride oluşan yaralardan daha fazlasına neden olmazdı. Organlar ve kemikler güvende olurdu. Kısacası acıdır ama öldürmezdi.

“Götürün onu.“ Linley savaşçılara emretti.

“Emredersiniz. Lord Linley.“ İki savaşçı hemen ileri çıktı ve kadını kargatulumba götürdüler.

Cay ve meyvelerde yerlere dağılmıştı.

Linley çimlik alana döndü.

Bloodviolet kılıcı Linley`nin gizli silahlarından biriydi. Genelde Linley eğitim yaparken kılıcı düz ve katı şekilde tutsa da arada sırada esnekleştiriyor ve tuhaf şekillerde süzülerek savuruyordu. Bloodviolet kılıcının sırrının kimse tarafından öğrenilmediğinden emin olmalıydı.

Doğal olarak eğitim yaparken kimsenin onu izlemesine izin vermiyordu.

Sağ eliyle beline vurdu. Anında soğuk, mor bir ışık parladı ve inanılmaz ince mor bir kılıç Linley`nin ellerinde ortaya çıktı.

“Swish!”

Kaplıca Bahçesinde birbiri ardına ışık parlamaları oluşmaya başladı. Linley ileri geri dolaşan bir ejder gibi bahçede dolanıyordu. Rüzgâr stili destek büyüsü Supersonik’le tamamen bütünleşmiş olan Linley sadece aşırı hızlı olmakla kalmıyordu aynı zamanda inanılmaz çevikti.

Gizli Ejderkan Öğretilerini göre Linley vücudunu geliştirmeye devam etti. Rahatladığında ise ruhsal enerjisini yükseltmek için heykeller yapıyordu. Kaplıcanın ortasında meditatif pozisyona girerek büyü gücü damıtıyordu.

Eğitimi günlük aktivitesinin bir parçası olmuştu.

Sadece, Linley hala Patterson`a karşı yapacağı hareketin en iyi zamanını bulamamıştı. Sonuçta Patterson`la çok görüşme imkânı olmamıştı. Eğer Linley direkt Patterson`ın malikanesine giderse ya da o da gelirse; Patterson öldüğü takdirde belki de yarım gün içinde Kral Clayde neler olduğunu bulabilirdi.

Linley`nin potansiyeli ne derece iyi olursa olsun, eğer Kral Clayde`nin kardeşini öldürürse, Clayde kesinlikle ona karşı nazik davranmazdı.

Ana salonda Linley incelikle yemeğini yemekteydi.

Yemeği bitirdikten sonra, Linley tekrar Patterson hakkında düşünmeye başladı. “Bu Patterson şerefsizi beni ziyarete bile gelmedi. Görünüşe göre benim bizzat gitmem gerekecek.“ Linley bir avcı gibi tavşanı beklemekten vazgeçti. Direk Patterson`ın malikânesine gidecekti.

Tam bu anda dışardan bir görevli geldi; “Milord. Işığın Kilisesinden Lord Kardinal Guillermo vardılar.“

“Guillermo?”

Linley hemen ayağa kalktı ve kapıya doğru gitti. Bizzat Guillermo`yu karşıladı.

Ana salonda…

Guillermo kahkaha atarak; “Linley, duydum ki son zamanlarda hayatin sakin ve kaygısız geçiyormuş. Her gün ya eğitim yapıyor, kaplıcada dinleniyorsun ya da heykeltıraşlıkla uğraşıyormuşsun. Gerçekten imrenilecek bir hayat.“

Linley kafasını sallayıp güldü.

“Fakat Linley.“ Guillermo ciddi bir ifadeyle; “Sana sunu hatırlatmalıyım ki heykellerin para etse de, bir kişinin statüsünü belirleyen şey gücün ta kendisidir. Dön şu yakındaki Debs klanına bir bak. Paraları yok mu? Fakat statü olarak senden daha aşağıdalar.“

Linley de bunun farkındaydı.

Para, evet önemliydi.

Fakat bir kişinin gücü yeterli seviyeye ulaştı mı para kullanma oranı git gide azalıyordu. Örneğin; Aziz seviye dövüşçüler için para değersiz bir eşyadan başka bir şey değildi. Zaten bu yüzden Dawson Şirketleri Linley`i saflarına katmak için yüz milyon altın önermişti.

Bu devasa ticari birlikler için süper bir gücün desteği hayati önem taşıyordu.

“Lord Guillermo, hatırlatmanız için teşekkürler.“

Linley tabii ki on yedi yaşında yedinci seviye dual element magus olmasının arkasındaki sırrın heykeltıraşlık olduğunu söylemedi.

“Sadece havadan sudan konuşuyorum. Dinlenmeye ihtiyacın olduğunda tabii ki dinleneceksin.“ Guillermo arkasındaki yardımcılarından birine bakış attı. Yardımcı hemen arkasında taşıdığı paketi açtı. Gümüş­beyaz karışımı paketi açınca taş bir kap ortaya çıktı.

Yardımcı bu taş kabı Linley ile Guillermo`nun ortasına koydu.

“Lord Guillermo, bu nedir?“ Linley`nin bunun ne olduğu hakkında çoktan bir fikri vardı.

Guillermo bir kahkaha attı ve kendinden memnun bir şekilde; “Açta gör.“ dedi.

Linley yavaşça kapağı kaldırdı ve kabı açtı. Taş kabın içinde ipekten yapılma iki tane kitap vardı. Bu kitapların ikisi de karanlık altın rengindeydi.

“Bunlar?…“ Linley Guillermo`ya doğru baktı.

“Linley, daha önceden sana rüzgâr ve toprak stili ile ilgili büyü sözlerini vereceğimi söylemedim mi? Bu ikisi işte onlar.“ Bir kahkaha daha attı.

Linley elinde olmadan heyecanlanmaya başladı.

Büyülü sözler ve büyünün düzgün yapılış yolları çok önemliydi. Diğer türlü bir kişi yeterince ruhsal enerjiye ve büyü gücüne sahip olsa dahi güçlü büyüler yapamazdı.

Linley hemen iki kitaptan birini çıkartıp açtı.

“Rüzgar­stili!“ İlk sayfayı okuyunca, bu sayfanın kitabin genel bir özeti olduğunu gördü.

Özetten sonra, rüzgâr büyülerini birbiri ardına tarif etmeye başlıyordu. Bu kitap her şeyi en ince detayına kadar açıklıyordu ve net bir şekilde her büyüde nereye odaklanılacağını soyluyordu.

Linley direkt yedinci seviye büyülerin olduğu kısma atladı.

Karmaşık, birbirinden güçlü büyüleri birbiri ardına okurken bir an afalladı. Kabul etmek zorundaydı ki geçmişte bu büyüleri icat etmiş kişiler kesinlikle birer dâhiydi.

“Dokuzuncu seviye büyü – Rüzgargölge tekniği. Süpersonik ve Havakanatları büyülerinden türetilmiştir. Havakanatları tarafından sağlanan harika bir hıza ve çevikliğe sahiptir. Mükemmel olarak tarif edilebilir…“

Rüzgargölge tekniğinin detaylı açıklamasını görünce Linley`nin heyecanı bir kart daha arttı.

Yepyeni bir sihir dünyası Linley`nin önünde açılmaktaydı.

Gelecekte rüzgâr ve toprak stili alanındaki yetenekleriyle ve bir Ejderkan Savaşçısı olarak saldırı potansiyeli açısından kalbine korku salamayacağı kimse yoktu.

Linley`nin tamamen kitaba gömüldüğünü gören Guillermo hiç ses çıkarmadan kendi başına ayrıldı.

….

Kaplıca Bahçesinde…

Linley cimlere bağdaş kurmuştu. Ejderkan Savas­qi`si kaslarında ve kemiklerinde dolanırken vücudunun her bir kısmı onun etkisiyle sürekli güçlenmeye devam etmekteydi.

“Patron, Patterson bu gece burada olacak. Sense hala eğitim yapacak keyfi bulabiliyorsun?“ Bebe Linley`nin yan tarafından uzanmış konuşuyordu.

Linley gözlerini açıp Bebe`ye baktı.

“Keyif mi?“

Kalbinde bir burukluk hissetti. Sabahın erken saatlerinde Dük Patterson bir haberci gönderip; bu gece birebir ziyarette bulunmak istediğini söylemişti. Finans Bakanı olarak bütün önemli asillerle iyi ilişkiler içinde olmak istiyordu. Bu son günlerde kaçak madencilik işine endişelenip onunla ilgilenmişti. Bu yüzden Linley’i ziyaret etme zamanı bulamamıştı.

`Keyfim filan yok, hayır, ama eğitim yapmak zorundayım. Ancak yeterince gücüm olursa kendime güvenebilirim.“ Linley kendi kendine konuştu.

Planlarına göre,

Önümüzdeki yarım yıl içinde Patterson’ı öldürecek ve onun arkasında ki kişiyi bulacaktı.

Patterson`ın arakasındaki kişiyi bulduktan sonra, babasının ölüm yıldönümü gelmeden, annesine ne olduğunu bulmayı veya Patterson`ın arkasındaki kişiyi öldürmeyi planlıyordu.

“Swish! Swish!”

“Ahhhh!” Kaplica Bahcesinin dışından acı dolu bir çığlık yükseldi.

Bir sıçrayıştı, Linley Kaplıca bahçesindeki insan yapımı tepenin üstüne atladı. Tepenin üstünde net bir şekilde ölümün esiğinde yerde yatan ondan fazla Işığın Kilisesinin Şövalyelerine ait bedenleri görebiliyordu. Kanlar yeri kaplamaya başlarken acı içinde bağırıyorlardı.

Aynı anda bütün yönlerden siyah bir sis Kaplıca Bahçesini kaplamaya başladı. Bu siyah sisin üstünden geçti her şey, hayvan ya da insan, bir anda çürüyüp ölüyordu.

Linley gökyüzüne baktı.

Üstündeki gökyüzü de şuan bu siyah sisle kaplanmış durumdaydı. Etrafını kaplayan sisse hızla üstüne doğru geliyordu.

“Burada birileri var.“

Siyah sisin içinde pek çok siyah bulanıklığın hızla üstüne geldiğini hissedebiliyordu.

Linley`nin kaçacak yeri kalmamıştı. “Haaaargh!”

Yüksek hızda tepeden aşağı indi ve sanki bir balıkmış gibi kaplıca havuzunun içine atladı.

Yorum Yap "CD6.6 – Büyü Kitapları"