Otto Von Bismark Günceli

CD6.5 – Asillik Fermanı

Eylül 20, 2016


Ernst Enstitüsü yedinci seviye veya daha yüksek derece büyü sözlerini halka açıklamıyordu.

Eğer bunları öğrenmek istiyorsanız onlara katılmak zorundaydınız.

“Teşekkürler, Lord Guillermo Lord Lampson.“ Linley minnettar bir şekilde teşekkür etti.

İstemsizce okuduğu kitaplarda ki anlatılan yüksek seviye rüzgâr büyülerini düşünmeye başladı. Yüksek seviyedeki büyülerin yıkıcı gücü çok korkutucuydu, özellikle de rüzgâr stilinde olanlar. Bu stilin saldırı büyüleri bütün stiller arasında bir numarada sayılabilirdi.

Örneğin, yasak büyü ` Boyutsal Kesişim` veya dokuzuncu seviye büyüsü `İmha Boşluğu`.

“Linley, şuna ne dersin. Fenlai Şehrine döndüğümüzde, Clayde`yi verdiğin karar konusunda bilgilendirmesi için birini yollayayım. Clayde kısa bir sürede sana asillik unvanı ve mülk verecektir.“ Guillermo bir kahkaha attı.

Linley kafasını salladı.

“Linley.“ Yanında Lampson Linley`nin omuzlarını sıvazladı. “Şimdilik resmi olaylar hakkında endişelenmene gerek yok. Tek yapman gereken sıkı çalışmak. Elli yıl içerisinde bizim Işığın Kilisesinin Aziz seviye dövüşçüleri arasında bir tane daha görmeyi çok istiyorum.“

“Elli yıl?“

Linley elli yıl içinde Aziz seviye Ejderkan­Savaşçısı olacağına emindi. Ama elli yıl içerisinde Aziz­seviye Grand Magus olmak aşırı zordu.

“Sıkı çalış.“ Guillermo arkadaşça bir şekilde Linley`nin omuzuna vurdu.

Göz kamaştırıcı vagonlar köy yolları arasından geçip gitti. Yakındaki ağaçlar ve göller hızla gözden kayboldu. Vagonların önünde ve arkasında sıra sıra şövalyeler vardı. Böyle muhteşem bir eskort eşliğinde öğle yemeğine doğru Fenlai Şehrine vardılar.

Fenlai Şehrinde Debs klanının malikanesinde…

“Alice, beni affedebilecek misin?“ Kalan Alice`in elini tutarken gözlerine bakıyordu.

Alice`in gözlerinde bir çaresizlik vardı. Nazikçe kafasını salladı.

Başka ne yapabilirdi ki?

“Rowling varmak üzere.“ Alice yumuşak bir sesle “Benim geri dönme vaktim gelmek üzere.“Her şeye rağmen Alice ile Kalan hala resmi olarak evlenmemişti. Nişanlansalar bile hala karı koca

olamayacaklardı. Ancak resmi seremoniden sonra karı koca olabilirlerdi. Düğünden önce Alice hala görgü kurallarına uymalıydı. Bu yüzden her gün evine geri dönmek zorundaydı.

“Rowling?“ Kalan ismi duyunca somurttu.

Rowling Kalan`ın esas eşiydi.

Rüyadan Uyanış heykelinin ünü yüzünden, heykeldeki kadın figür herkesin hafızasına kazınmıştı. Kalan resmi olarak nişanını açıkladığında çoğu kişi heykele ilham kaynağı olan Alice`i tanıyacaktı. Çok kısa bir sure içinde Debs ailesi Kalan için bir esas eş seçmişti bile.

“Kalan.“

Mutlu bir ses yankılandı. Kıvrımlı altın saçları olan bir kız mutlu bir şekilde üstlerine koştu. Kız inanılmaz saf ve masum görünüyordu ama yine de bir asilin aurasına sahipti. Özelliklede o büyük, parlak gözleri onu çok daha güzel gösteriyordu.

“Rowling, sen mi geldin?“ Kalan kendini gülmeye zorladı.

Kalan Kabul etmek zorundaydı ki Rowling sevimli bir kızdı. Belki de hiç kimse onunla beraber olmayı reddetmezdi. Ancak Kalan`ın kalbindeki gerçek aşkı Alice`di.

“Bernard Amca nerede?“ Rowling büyük gözleriyle etrafı taradı.

“Babam bazı olaylarla ilgilenmek için dışarı çıktı. Sanırım yakında döner.“

Kalan babasının tam olarak nereye gittiğini ve ne yaptığını biliyordu. Dawson Şirketleri sağ olsun Debs Klanının Fenlai`deki işleri neredeyse çökme noktasına gelmişti. Her gün para kaybediyorlardı. Eğer böyle kayıplar vermeye devam ederlerse yarım ya da bir yıl gidebilirlerdi. Zaman geçtikçe ceplerindeki para bile suyunu çekebilirdi.

Dahası klan öylece hiçbir şey yapmadan duramazdı. Sonuçta Fenlaı’de ki diğer klanlar açgözlü bir şekilde onları izliyordu ve etraflarını çeviriyorlardı.

Bu yüzden … babası, Bernard, çok tehlikeli bir karar verdi. Yasa dışı madencilik ve su yeşimi kaçakçılığı yapacaklardı.

Su yeşimi son derece değerli bir taştı. Genelde büyü asalarının ucuna gömülürdü ve su stili büyülerde çok yararlı olurdu. Fenlai’de çok zengin su yeşimi maden yatakları vardı ve Fenlai Krallığı su yeşimi madenciliğinden muntazam miktarda çıkar sağlıyordu.

Su yeşimi çok değerli bir maden olduğu için pek çok kişi bu konuda kaçakçılık yapmaya çalışıyordu.

Fakat Majesteleri’. Kral Clayde, su yeşimi kaçakçılığından aşırı şekilde nefret ediyordu. Su yeşimi kaçakçılığı yaptığı ortaya çıkan her tüccar ölüme mahkum edilmişti. Fakat su yeşimi kaçakçılığından gelen kâr aşırı yüksek, belki de %500 – %600 olduğu için hala bu riski göze alacak tüccarlar çıkıyordu.

Geçmişte Debs klanının böyle tehlikeli bir yol izlemesine gerek yoktu. Fakat şuan isler değişmişti.

Bütün normal yollar Dawson Şirketleri tarafından kapatıldığı için Debs klanının tek çaresi kaçakçılıktı.

“Sorun çıkmaması lazım.“ Kalan kendi kendine konuşuyordu. “Babamın seçtiği iş ortağı Fenlai Krallığının Maliye Bakanı, Majestelerinin küçük kardeşi, Dük Patterson. Ortağımız o olduğu sürece sorun çıkma ihtimali çok düşük.“

Patterson bütün Fenlai Krallığının maliye bakanıydı.

Clayde doğal olarak bütün krallığın finans isleriyle ilgilenmek gibi ağır bir göreve en çok güvendiği kişiyi seçmişti.

“Bernard Amca geri döndü.“ Rowling`in neşeli sesi duyuldu.

Kalan kafasını kaldırdı.

Bernard yüzü gülücüklerle dolu bir halde kapıya yürüdü. Rowling`i görünce bir kahkaha attı. “Rowling, sende mi buradasın? Aksam yemeği yedin mi?“

“Daha değil.“

“Bu gece burada kal ve Kalan`la güzel bir aksam yemeği ye. Ah, doğru, Kalan ile tartışmam gereken bir şey var. Neden sen ve Alice biraz muhabbet etmiyorsunuz? Sonra Kalan ile vakit geçirirsiniz.“ Konuşurken Bernard Kalan`a bir bakış attı.

Kalan da uslu bir şekilde Bernard`i özel bir odaya doğru izledi.

Taştan yapılma kapıyı kapatıp, lambaları yaktılar.

“Baba ne oldu?“ Kalan aceleyle sordu.

Bernard`ın yüzünde memnun bir ifade vardı. “Dük Patterson ile olan tartışmamızı çoktan bitirdim. Kabul etti. Fakat bu işten kazandığımız kârı yarı yarıya bölüşmek zorundayız.“

“Yarı yarıya mı? Baba, bu Dük Patterson gerçekten çok açgözlü. Asil kaçakçılığı yapan ve bütün harcamaları karşılayan bizim klanımız. Atları bile kendi cebimizden ödüyoruz. Onun bütün yaptığı bizim için bir iki tane güvenli yol ayarlamak.“

Kalan bu kaçakçılık yollarının önemini anlamıyor değildi.

Sadece bu proje için Debs klanı gerçekten aşırı para harcamıştı, Dük Patterson ise tek bir kuruş vermemişti. Tek yaptığı bazı resmi güçlerini kullanmaktı ve şimdi devasa miktarda para kazanacaktı.

“Elli­elli kabul edilebilirlik sınırımızda.“ Bernard sakince kahkaha attı. “Dük Patterson sadece bize güvenli kaçakçılık yolları sağlamakla kalmıyor. Daha da önemlisi kendi ülkesine ve kendi öz abisine ihanet ediyor. Eğer Kral Clayde bunu duyarsa, Dük Patterson öz kardeşi bile olsa muhtemelen merhamet göstermeyecektir.“

Kalan hafifçe kafasını salladı.

Ortakları Dük ve Maliye Bakanıydı. Onun klanları için güvenli kaçakçılık rotaları oluşturmak adına böyle devasa riskler aldıktan sonra, kârın yarısını talep etmesi gayet adildi.

Bernard ve Kalan gizli odadan çıkıp oturma odasına döndüler. Alice ve Rowling sohbet etmekteydi.

“Ah, doğru, Kalan. Patterson`dan daha yeni duydum, üç gün sonra, Majesteleri bizzat kendisi sarayda Linley`e asillik unvanı verecekmiş. Benim için bir hediye hazırla. Bir kaç gün içinde Linley`e vereceğim.“

Kalan kafasını salladı.

Çokta uzakta olmayan bir yerde sohbet eden Alice, dayamayıp kafasını çevirip onlara baktı.

“Linley asillik unvanı mı alacakmış?“ Alice kendi kendine mırıldandı.

Fenlai Şehrinde, Kraliyet Sarayında…

Düzinelerce önemli kişi düzenle bir şekilde sarayda sıralanmıştı. Kral Clayde ise yüksekte oturmuş aşağıdakilere bakıyordu.

“Bu gün açıklamam gereken önemli bir konu var.“ Clayde`nin yüzünde parlak bir gülüş vardı ve sesi gür çıkıyordu. Önemli bakanların çoğu haberleri önceden almıştı ve Clayde`nin ne diyeceğini biliyordu. Clayde yanındaki görevliye bir bakış attı. Anında görevli yüksek sesle bağırdı. “Linley Baruch, saraya girin!“

Sesi sarayda yankılandı. Kısa süre sonra, Linley, siyah ve altın renklerinin karışımı büyücü cübbesiyle saraya girdi. Saraydaki bütün asiller ve bakanlar ona döndü.

“Majestelerine saygılarımı sunuyorum.“ Linley konuşurken saygıyla eğildi.

Clayde Linley`e baktı ve açmakta olan çiçekler gibi bir gülücükle; “Linley, senin gibi birinin krallığımıza hizmet etmek istemesi beni son derece memnun etti. Sana Baş Kraliyet Büyücüsü ve Marki unvanını bahşediyorum.“

“İtirazı olan var mı?“ Clayde sarayı gözleriyle bir dolandı.

Bütün asiller ve bakanlar kıskanç gözlerle bakıyordu ama kimse sesini çıkarmadı.

“Hizmetkârınız size teşekkür ediyor, Majesteleri!“

Aslında Kardinal Guillermo`nun dediğine göre Işığın Kilisesi Linley’i anında Dük yapabilirdi. Fakat Linley bunun çok harika olacağını ve cok dikkat çekeceğini düşündü. Özelliklede daha önce hiç bir asillik unvanı olmadığını göze alırsak. Bu kadar hızlı yükselmesi onun için iyi olmayabilirdi.

Bu yüzden bir derece aşağısına, Marki derecesine karar verdi.

“ Linley Baş Kraliyet Büyücüsü ve Marki olarak artık basit bir misafir gibi Dawson Şirketlerinde kalamazsın. Sana çoktan verilmesi için son derece huzurlu, sessiz bir mülk ayarladım. Yeşilyaprak Yolu`nun üstünde, saraydan çok uzakta değil.“ Clayde yüzünde bir gülücükle sözlerini söyledi.

Linley bir kez daha krala cömertliği için teşekkür etti.

Aslında Clayde çoktan verilecek unvan ve yer konusunda Linley ile tartışmıştı bile. Bu gün basitçe halka açıklıyordu.

Saraydan ayrılınca Linley bakanlarla sıradan bir kaç konuda sohbet etti.

Fenlai Krallığındaki en yüksek mertebe çoğunlukla Savaş Bakanları, Sol Başbakan, Sağ Başbakan, Genel Müfettiş ve benzer konumdakiler tarafından alınıyordu. Bu insanlar neredeyse Fenlai Krallığının bütün meselelerini yönetiyordu.

Çoğunun Marki unvanı vardı. Aralardaki en düşük unvanlı Genel Müfettiş bile Marki unvanına sahipti.

Yeşilyaprak Yolunda…

Linley vagonunda bağdaş kurmuş, gözleri kapalı eğitim yapıyordu.

“Lord Linley, geldik.“ Vagonun dışından uşağın sesi duyuldu.

Linley gözlerini aralayıp, vagonun perdelerini açtı. Bebe direkt koltuktan Linley`nin omuzlarına sıçradı.

“Wow, ne kadar büyük bir bina!“ Malikâneye bakarken Bebe`nin gözleri parlıyordu.

Fenlai`nin yöneticisinin ona hediye ettiği binayı Linley`de dikkatlice inceliyordu. Bu mülk o kadar çok yer kaplıyordu ki sadece ana kapı on metrenin üstündeydi. Linley açık kapının ardında pek çok kadın ve erkek hizmetçi, ayrıca Işığın Kilisesinin Şövalyelerini görebiliyordu.

“Fena değil.“ Linley girerken kafasını sallıyordu.

“Milord.“ Kapıcının saygıyla eğildiğini görünce bahçede çalışan bütün kadın ve erkek hizmetçiler yaptıkları işi bırakıp onlarda saygıyla Linley`e doğru eğildi.

Linley`e iyi bir ilk izlenim vermeleri önemliydi. Hepsi yeni efendilerinin ne kadar inanılmaz biri olduğunu biliyordu.

“Usta Linley, tebrikler, tebrikler!“ Aniden çokta uzak olmayan bir yerden tanıdık bir ses geldi.

Linley kafasını çevirdi. “Bay Bernard.“

Gelen kişi Debs klanının lideri Bernard Debs`ti. Bernard Linley`e gülümsedi. “Usta Linley, bu ne tesadüf. Benim klanımın malikânesi de Yeşilyaprak Yolunda. Tek bir ev ilerdeyiz. Gelecekte birbirimizi ziyaret etmemiz gerçekten çok kolay olacak.“

Linley geriye doğru bir düşündü. İlk kez Alice`i kurtarıp, onu ve Kalan’ı tekrar geri Fenlai`ye getirdiğinde gerçekten de Kalan`ın malikânesi çok uzakta değildi.

“Fakat Usta Linley, sizin malikâneniz benimkinden çok daha büyük. Bu malikânede bizzat Majesteleri yaşamıştı.“ Bernard överek söyledi.

Linley de bu malikânenin inanılmaz büyük olduğunu hissediyordu. Kendi atalarının malikanesinden çok daha büyük. Böyle büyük bir mülke, her santimi altın kadar değerli Fenlai`de sahip olmak sadece paranın yapabileceği bir şey değildi. Demek malikânenin eski sahibi Kral Clayde`ydi. Bu kadar büyük olmasına şaşmamalı.

“Bay Bernard, şimdilik geri gitmem lazım. Gelecekte sıklıkla sohbet edebileceğiz.“ Linley nazikçe güldü ve dönerek malikânesine doğru yürüdü.


Şuanda Debs klanının malikânesinin önünde Kalan, Rowling ve Alice durmuş uzaktan izliyordu.

Yorum Yap "CD6.5 – Asillik Fermanı"