Otto Von Bismark Günceli

CD6.30 - Eğer Öleceksem Bile Seni Öldürürüm!

Eylül 20, 2016


Buzul Kar Aslanının arkasından bahçeye girenler avlu içinde ki sahneyi görünce şok oldular.

"Bu canavar nedir?"

Avlu içinde ki bu yaratığın vücudunu siyah pullar kaplamış, sırtından çıkan sivri dikenler uğursuzca parlıyor ve soğuk demir gibi parlayan kuyruğu ileri geri sallanıyordu. Yaratık onlara baktığında dikkatleri özellikle garip koyu altın rengi gözlerine kaydı.

Bu merhametsiz koyu altın rengi gözler, soğukluk ve cinayetle doluydu.

"Graaaaaawr!" Buzul Kar Aslanı zerre kadar korku göstermeksizin ilerleyip bu canavara ilk saldıran oldu.

Buzul Kar Aslanı ağzından yeşilimsi-mavi buz mızrakları tükürdü, canavara çarptığında kulakları sağır edecek kadar yüksek gürültüye sebep oldu ama canavara baktıklarında, bu saldırının canavarın pullarında en ufak bir çizik bile bırakamadığını gördüler.

"Si..ir git!!!" Yüksek öfkeli bir ses canavarın ağzından fırladı.

Canavarın sağ bacağı aniden bulanık görünerek Kar Aslanının gövdesine çarptı. Darbenin etkisiyle Kar Aslanı metrelerce uzağa fırladı. Sekizinci seviye büyülü canavar dı ama tek darbede fılatılmış oldu.

Bu korumalar Dragonform dan sonra Linley'in dokuzuncu seviye olduğunu nasıl bilebileceklerdi ki?

"Öldürün onu, Öldürün!!" Clayde'ın çığlığı alanı kapladı.

Az önceki sahneden dolayı şok olan uzmanların hepsi çığlığı duyunca hareket etmeye başladı. Heman hepsi silahlarını kaldırdılar ve yanlarında getirdikleri sihirli canavarlarıyla Linley'e saldırıya geçtiler.

Büyülü canavarların hepsi çeşit çeşitti: Buz Kurdu, Boynuzlu At, Mastodon, Mavi Ruzgar kuşu.....

Büyülü yaratıklar yerden ve havadan saldırıyorlardı. Linley'i bir girdap gibi savaşçıların ve büyülü canavarların saldırılarıyla çevrelendi. Bu tür büyük ölçekli saldırlar gerçekten kokutucu oldu.

Linley'in bakışları saldırıların arasından Clayde'ın üzerine düştü. Bebe'nin durmadan Clayde'a saldırması Fateguard'ın enerjisini azaltıyordu ve ölümü umut edilebilir kılıyordu.

"Clayde, bu gün seni öldürmeliyim." Linley'in çevresindeki ona saldıran ufak savaşçılar yada büyülü canavarlar umurun da değildi. Şu anda avluda bulunan askerlerin en güçlüsü sekizinci seviye savaşçıydı . Ve Linley Ejderform olduktan sonra o savaşçının saldırıları pullarını bile kıramazdı. Linley hala erken evre dokuzuncu seviye olmasına rağmen bu özelliği Zırhlı Bıçak-sırt Ejderinden miras kaldı.

Linley'in pullarının sağlamlığıyla kıyaslanınca sekizinci seviye savaşçının saldırısı hiç bir şey değildi.

Saldıranların arasında kocaman iri bir savaşçı elinde büyük bir balta . Baltayı Linley'e doğru savurunca balta kırmızı kırmızı yanmaya başladı. Balta o kadar ısındı ki etrafında ki havayı bile ısıttı.

"S..tir git"

Linley adamın savurduğu baltaya yumruğuyla karşılık verdi. Balta ve yumruk çarpıştığında:

"Gümmm!!"

Devasa savaş baltası anında paramparça olup parçaları etrafa fırladı. Linley'in yumruğu yoluna devam ederek savaşçının göğsünü ezdi. Ama yumruk burada da durmadı ve savaşçının sırtından çıktı.

Linley savaşçıyı iki eliyle biraz havaya kaldırıp havada ortadan ikiye yırttı. Savaşçının ortadan ikiye ayrılan bedeninden Linley'in üzerine sıçrayan kanlar yüzünden Linley sanki cehennem çukurlarından gelen bir şeytan gibi görünmeye başladı.



"İkinci kardeşim!"

Diğer üç savaşçı öfkeyle feryat ettiler. Linley'in öldürdüğü savaşçı Kralın emrinde olan elit savaşçılardan biriydi. Kalan üçünün gözleri kırmızıya döndü ve kendi sihirli yaratıklarıyla koordine bir şekilde Linley'e saldırmaya başladılar.

"Gümm!" Aniden Linley'in canavar kuyruğu tarafından fırlatıldılar.

Linley'in arkasından yaklaşmaya çalışan bir savaşçıya çarpan Linley'in kuyruğu savaşçının kafasını paramparça etti. Savaşçının parçalanan kafasında kan ve et her tarafa sıçradı.

"Bu bir şeytan, bir iblis! Herkes aynı anda: öldürün!!" Linley'in görünüşünden dehşete düşen askerler, çığlık ve feryatlarla saldırmaya başladı.

Daha fazla asker gelmeye başladı , hatta Linley'i koruması için bırakılan askerler bile saldıranların arasına karışmıştı. Linley'in siyah pulları derisinin her yerini hatta yüzünü bile kapladığından onu tanıyamadılar. Ve böylece bu canavarın Linley olduğunu bilmeden saldırdılar..

Herkesin aklında olan bu canavarın korkunç bir iblis olması gerektiği vardı.

"Öldürün onu!!!!"

"Majesteleri, acele edin! Kaçın!" Sekizinci seviye elitlerden ikisi hemen Clayde'ın önüne atladı. Ama tam bu anda bir bulanıklık onlara doğru hareketlendi. Bu iki savaşçı hemen çok hızlı bir biçimde tepki verdi ve yaptıkları hareketin hızı yüzünden bedenleri bir an bulanıklaştı ve titriyor gibi göründü.

"AAhh!"

Ama yine de yeterince hızlı değillerdi. Savaşçılardan birinin omuzundan bir parça et eksilmişti. Kısa zaman içinde vahşi pençeler ve keskin dişlere güvenerek, bulanık görülecek kadar hızlı bir biçimde on kere daha savaşçıyı ısırdı . Kan savaşçının vücudunun her yerinden akıyordu. Çok fazla kan ve et kaybeden savaşçı sersemleyip tökezledi.

"Crunch!"

Keskin bir pençe kafasının üzerinde aniden ortaya çıkarak aşağıya doğru ölümüne tokatladı.

"Bebe, saldırılarını Clayde'a odakla!!" Linley'in sesi Bebe'nin zihninde çınladı.

"Tamam, Patron!"

"vışşşş!" Clayde Bebe'nin savaşçıyı öldürmeye odaklandığı zamanı fırsat bilip avludan kaçtı.

"Shkreeeee!"Bebe'nin tiz çığlığı bir kez daha havada yankılandı. Bebe siyah bulanıklığa dönüşerek dorudan yüksek hızla avlu duvarına çarptı. Zaten kırılmış olan avlu duvarını delip, aynı şekilde hızlıca Clayde'a saldırmaya devam etti.

"Bu iblisi hemen öldürün! Herkes saldırsın, ÖLDÜRÜN!!!" Clayde yüksek sesle emretti.

Linley'in bulunduğu avluda insan sayısı sürekli artıyordu. Saraydan kralı korumak için gelen binlerce askere, kargaşayı fark eden soyluların destek vermek için gönderdikleri kendi korumalarıyla özel orduları da katıldı. Hemen askerlerine Majestelerini korumayı emrettiler. Linley'in malikanesindeki insan sayısı binlerce iken bir anda 'insan okyanusuna dönüştü.

Her yerde uzmanlar vardı!

"Onurumuz için"

"Onurumuz için"

Işığın kilisesinin şövalyeleri hemen Clayde'ı korumak için etten duvar ördüler ve siyah bulanıklığa saldırmaya başladılar. Majestelerini korumak için kendi hayatlarını yok saydılar.

"Shkreeeee!"

Bebe'nin tiz çığlığı bir kez daha duyuldu ve hızı biraz daha arttı. Bebe'nin vücudu hızı yüzünden neredeyse görünmez olup keskin pençeleri ve keskin dişlerini her an kullanmaya devam etti. O kadar hızlıydı ki sanki Ölüm Tanrısının elçisi gibi hareket diyor ve her saldırısında bir askerin canını alıyordu.

Bazılarının göğüslerinden kocaman parçalar ısırıyor, bazıların başlarını kesiyor, bazılarınınsa kafalarını parçalıyordu.

Ve sürekli Clayde'ın çevresinde dolanarak Clayde'a saldırılarına devam etti. Clayde açıkça vücudunu saran koruma büyüsünün gücünün tükenmek üzere olduğunu hissediyordu.

"Linley'in bu hayvanı çok korkunç!!" Clayde ancak şimdi Linley'in sahip olduğu gücün tamamını anladı.

Şu an Linley tamamen uzmanlardan oluşan bir okyanusun ortasındaydı. Güçlü savaşçıların ve büyücülerin yanında büyülü yaratıkların toplu saldırısı altında kalmış olsa da tek bir yarası bile yoktu ve etrafındaki herkese ölümü sunuyordu.

"Daha fazla oyalanamam! Işığın kilisesinin aziz-seviye uzmanları geldiğinde hiç şansım kalmayacak."

Etrafında ki uzmanlar sanki çıldırmış gibi cırtlak sesleriyle 'Şeref, Majesteleri ve şeytan ' diye bağırarak ona saldırıyorlardı. Ve dahası bir çok büyücü Linley'e uzaktan büyüyle saldırırken bir yandan da uzmanlara saldırı ve defansif büyüleriyle destekliyorlardı.

"Bam!"

"Bam!"

Linley'in vücuduna sayısız büyü çarpıyordu ve sanki vücudu gökkuşağının bütün renklerini barındırıyordu. Ama Linley'in vücudu Zırhlı Bıçaksırt Ejderi en yüksek savunma gücüne sahipti.

"Shkreeeee!" Uzaktan Bebe'nin tiz çığlığını duyduğunda, Linley askerlerle ve büyülü canavarlarla çevriliydi. Ne kadar ümitsiz hissetse bile yardım edemedi

"Clayde!"

"Baba! Anne! Eğer ölmem gerekirse bile bugün onu öldüreceğim. En kötüsü olsa bile bizim ailemiz araf'ta bir araya gelecek! Küçük Wharton, Baruch klanı artık sana emanet!." Linley kendi kendine bunları söyleyerek ölümden korkmadan saldırmaya başladı.

"Clayde!!!"

Linley öfkeli biçimde kükrerken aynı anda sağ elini beline götürdü. Aniden mor bir ışık havayı doldurdu.

"Hepiniz ölün, ölün!!!"

Böylece Linley katliama başladı.

Bir kasırgaya dönüşen Linley'in etrafında mor ışık yanıp yanıp söndü. Linley'in geçtiği her yerde savaşçılar bedenleri ortadan ikiye yada daha fazla parçaya bölünmüş oluyordu.

Bu Godsword, Bloodviolet!

Özellikle Ejderform sonrası Linley Bloodviolet ile yedinci seviye savaşçıları hiç zorlanmadan ortadan ikile ayırabiliyordu.

Bir katliam!

Linley Bloodviolet kullanmaya başladığında hızı on kat arttı. Mor ışığın parladığı her yerde savaşçı gurupları yere düştü. Linley yüksek hizla Clayde'a doğru ilerlerken her adımda en az on kişiyi öldürmek zorunda kalıyordu!

Öldür!!

Öldür!!

Öldür!!

İnsan kanı çeşme gibi her yerden aktı kopmuş ve parçalanmış olan uzuvlar çamurların içinde yatıyordu. Linley Ejderformu yüzünden siyah pullarla kaplı olduğundan gerçekten de cehennemden gelen bir iblis gibi görünüyordu. Onun önünde durmaya çalışan savaşçıları hızla katlediyordu.

Kimse onu durduramadı!

"Gümm!" Linley'in her adımıyla toprak sarsılıyordu. Bloodviolet elinde savrulurken başka bir vücut çöktü. Köşkün duvarları yıkıldı suni tepeler çöktü.

Linley en sonunda, Bebe'nin sürekli saldırıları yüzünden kaçamayan Clayde'a ulaştı.

"Linley beni öldürmek zorunda mısın?" Clayde Linley'e yalvarmaya başladı.

Linley'in dudakları yukarı doğru kıvrıldı. ''Zorunda mı?''

Babası öldükten sonra Hilman'ı savaş-kılıcı 'slaughterer' ile kutsal birlikten gönderdikten sonra, Linley ne olursa olsun intikamını almaya yemin etti.

"Hah!"

Ejderkan savaş-qi sini silayına aktarıp sertleşmesini sağladıktan sonra Linley aniden fiziksel gücünü sınırlarına zorlayarak Bloodviolet'i Clayde'ın bedenine şiddetle savurdu.

"Gümm!" Clayde aldığı bu darbenin sonucunda metrelerce uzak olan bir suni tepeye savruldu. Tepeye çarptığında tepenin yarısı parçalanarak kayaları her bir yana fırladı.

Linley'in vücudu bir an bulanıklaşıp tekrar Clayde'ın önünde ortaya çıktı.

Linley kasırga gibi hızlı hareket ediyordu. Sağ ayağıyla Clayde'ın boynuna tekme attı. Bu darbe bir kez daha Fateguard tarafından engellense bile Clayde'ın bedeni yerin içine doğru batmaya başladı.

"Gümmm!" Linley'in sağ ayağının yerini hemen kuyruğu devraldı.

Bir kırbaç gibi sert biçimde tekrar tekrar Clayde'ın vücuduna çarptı ve onu iyice yere batırıp orada sıkışmasına sebep oldu. Clayde'ın vücudunu saran saydam bariyer sürekli olarak parlayıp sönmeye başladı, artık sınırına ulaşıp enerjisi tükeniyordu.

"Kırılmak üzere" Linley çılgınca sevindi.

"Majestelerini koruyun!!!" Tiz bşr çığlık duyuldu.

"Lord Kaiser!"

Linley ve Bebe'nin yaptığı katliamı görüp dehşete düşen savaşçılar sevindiler. Uzun boylu, dalgalı yeşil saçlı, güçlü yapılı bir adam elinde bir kılıçla ileri doğru çıktı. Hareket hızı Linley'den aşağı kalır yanı yoktu.

Linley'in kalbi titredi "Fenlai krallığının dokuzuncu seviye ikinci savaşçısı geldi. Hiç iyi değil."

"Unut gitsin" Linley Kaiser 'le çarpışmaya gitmek yerine bir anlık boşluktan faydalanıp kaçmaya çalışan Clayde'ın peşinden gitti. Aklından "Clayde'ın büyülü savunması sınırına geldi onu öldürmek zorundayım" diye düşünüyordu.

"Dur!" Kaiser öfkeyle bağırdı.

"Gümm!"

Linley bir kez daha saldırılarının Clayde'a odakladı. Bu sefer çenesine bir aparkat vurarak havaya doğru yükselmesini sağladı ve yere düşmeden tekme ve kuyruğuyla darbeler indirmeye devam etti.

"Bzzzzt!" Çok garip bir ses Clayde'ın bedeninden duyuldu

Clayde'ın vücudunu saran gökkuşağı bariyer dalgalanmaya başladı. Tam o sırada havada ortaya çıkan siyah bulanıklığın vurduğu pençe darbesiyle bir anda parladı.

"Kliiinnkk!" Net bir ses duyuldu ve Clayde'ın bedeninin etrafında ki bariyer yok oldu.

"Kırıldı" Linley bunu görünce çılgınca mutlu oldu. Hemen her şeyiyle Clayde'a saldırmaya başladı. Ama tam bu anda saldırısı Kaiser'in savurduğu kılıç tarafından durduruldu. Linley engellenmesini umursamadan Clayde'a saldırmaya çalışmaya devam etti.

Tam bu anda...

Linley'in konağı içinde savaşan binlerce savaşçıdan hiç birisi neredeyse savaşın ortasından itibaren kendilerini yukarda havada durarak izleyen bir kişiyi hiç fark etmediler. Bu kişi havada durmasına rağmen kimse aşağıdan bakınca onu göremezdi. Ne kadar dikkatle bakarlarsa baksınlar hiçbir şey göremezlerdi.

Bu adam çok sıska, kel ve uzun beyaz bir elbise giymişti. Sakin bir yüzle aşağıda olanları sanki bir tanrıymış gibi izliyordu.


Bu adam, Işığın kilisesinin Kutsal imparatorunun bizzat kendisiydi.

Yorum Yap "CD6.30 - Eğer Öleceksem Bile Seni Öldürürüm!"