Tankların Tarihi Günceli

CD6.28 - Annem Yaşıyor mu? Yoksa Öldü mü?

Eylül 20, 2016


1 bölüm benden olsun bakalım :D Useless gururla sunar. Gerçi Türkçe okumadığımdan biraz yanlış olabilir bazı yerler lütfen mazur görün :D

----------------------------------------

Linley alçak sesle konuşurken dikkatlice odaya baktı. "Majesteleri biraz durun. Dışardaki insanları kovmama izin verin." Linley konuşurken odadan çıktı ve dışardaki 2 korumaya bağırdı. "İkiniz çekilin. Doğrudan benim iznim olmadan kimsenin bu avluya girmesine izin vermeyin."

"Peki Lord Linley."

2 koruma saygıyla selamlayıp ayrıldılar. Şimdi avluda kalanlar sadece Linley, Clayde, Merritt ve Ransome idi.

"Creaaak" Linley sessizce kapıyı kapattı.

"Linley bu nasıl bir sır. Kapıyı bile kapattın." Clayde kıkırdadı.

Linley, Clayde'ye baktı ve kalbinde soğukça güldü. Kendisi Clayde'nin çoktan Kan Parçalayan Zehir (Ç.N: Belki önceden ismi değişiktir cidden bilmiyorum ne dediler önceden :) ) tarafından zehirlendiğini biliyordu. Kan Parçalayan Zehir gerçekte bedenin kendisine bir zarar vermiyordu sadece savaş ki'si oluşturmayı engelliyordu ve sadece zehirlenen kişi savaş ki'si oluşturmayı denediğinde zehirlendiğini anlıyordu.

"Bu mesele gerçekten oldukça önemli." Linley'in ciddi bir yüz ifadesi vardı.

O anda Ransome sinsice Clayde'ye doğru yanaştı. Kralın özel koruması olarak başlangıçtan beri ortamda belli belirsiz bir tehlikenin olduğunu hissetmişti. Aynı zamanda Ransome kralın 9.seviye bir savaşçı ve kendisinde sekizinci seviye bir savaşçı olduğundan burada onlara tehdit oluşturabilecek kimsenin olmadığını da hissetmişti.

Ama birisi asla çok dikkatli olamazdı.

"Majesteleri." Linley ciddiyetle Clayde'ye baktı. "Ben küçükken annem bu dünyayı terk etti."

Clayde başıyla onayladı. O gerçekten de Linleyin geçmişini araştırmıştı ve Linley'in annesinin kardeşi Wharton'u doğururken öldüğünü öğrenmişti.

"Benim anne sevgisine dair hiç bir hatıram yok sadece baba katılığına dair var. Babam hem savaşçı eğitiminde hem de soylulardan beklenen diğer eğitimlerde bana karşı oldukça şiddetliydi. Babamın benim için gereksinimleri çok yüksek ve çok katıydı."

Linley yavaşça konuşurken Clayde'ye bakıyordu.

Clayde'nin aklı başlangıçta karışmıştı. O bu şeylerin Linley'in bahsettiği sözde "önemli sorun" ile ne tür bir bağı olduğunu anlamıyordu. Ama krallığın yöneticisi olarak Clayde krallara layık bir soğukkanlılık gösterdi ve onun lafını bölmedi.

"Majesteleri klanım olan Baruch Klanının ayrıca Ejder Kanı Savaşçı klanı olduğunu bildiğinizi düşünüyorum." Linley'in yüzünde biraz gururlu bir bakış vardı.

"Bu doğru. 4 Yüce Savaşçı klanından biri olan Ejder Kanı Savaşçı klanı. Bu şanlı ve eski bir soy." Clayde övgü ile birlikte iç çekti.

Linley kafasını salladı. "Biz sadece geçmişte şanlıydık. Klanımız çok fazla düştü hatta yüzlerce yıllık ata yadigarlarımız bile kayboldu. Baruch Klanının her neslindeki Klan Liderleri yüzlerce yıl boyunca ata yadigarlarımızı geri kazanmak istedi ama hiç biri bunu gerçekleştiremedi. Majesteleri ben Ernst Enstitüsüne kabul edildiğim ve evden ayrıldığımda ayrıldığım gün babamın bana ne dediğini biliyor musunuz?"



"Ne dedi?" Clayde, Linley'e baktı.

"Babam eğer gelecekte ata yadigarlarımızı klanımıza geri getiremezsem ölse bile beni a朙誠etmeyeceğini söyledi!" Linley'in bedeni biraz titriyordu.

Clayde, Merritt ve hatta Ransome şaşkınlık içinde bakıyordu. Bir baba böyle bir şeyi gerçekten oğluna söyler mi? "Baban biraz fazla ileri gitmiş." Clayde konuştu.

"Hayır."

Linley ciddiyetle başını salladı. "Ben babamın arzusunu anlıyorum. Benim Ejder Kanı Savaşçı klanım yüzyıllar boyunca ezildi. Bu süre zarfında gerçekten güçlü 1 kişi bile gözükmedi. Babam, benim bu yüzyıllardaki en güçlü kişi olacağımı anladı. Yüzlerce yıllık umudu ve arzuyu bana emanet etti. Söyleyin bana,babam benim bir başarısız olmama nasıl izin verebilirdi?" Clayde anlamaya başladı.

"Babamın yaşadığı sürede en büyük arzusu savaş bıçağı "Katil"'i (Ç.N: eğer isim yanlışsa aile yadigarı olan bıçak yada kılıç ne çevirdilerse anlayın :D ) klana geri getirmekti." Linley'in sesi giderek şiddetleniyordu. "Ernst Enstitüsünde biraz bile gevşemeye cüret edemedim. Deli gibi çalıştım. Her zaman babamın arzusunu ve talimatlarını hatırladım!"

Clayde ve diğerleri Linley'in motivasyonlarını anlamaya başladı.

"Yarım yıl önce açık arttırmada 'Rüyadan Uyanış'ın satışından sonra eve geri gittim ve o zaman savaş bıcağı/kılıcı "Katil"'i benimle beraber getirdim." Linley'in ses tını titreyerek yükseldi.

Clayde, Ransome ve Merrit serseme dönmüştü.

Çünkü hepsi o yolculukta Linley'in babasının çoktan vefat ettiğini öğrendiğini biliyorlardı.

"Ama ben heyecanla eve döndüğümde babamın ölüm haberiyle karşılandım. O ölmeden önce savaş bıçağı/kılıcını görme şansı olmadı ve benim de onu son kez görme şansım olmadı. Bunca yıllık sıkı çalışma, babamı mutlu etme hayalim ne yazık ki...." Linley'in yüzündeki tüm kaslar seğiriyordu ve yüzündeki ifade seyretmek için dehşet vericiydi.

Clayde ve diğerleri onun nasıl hissettiğini anlıyordu.

"Linley bu kadar üzgün olma." Clayde iç çekti.

Linley alaycı bir şekilde gülümsedi. "Ama siz, babamın neden ya da niçin öldüğünü biliyor musunuz?"

Clayde, Merritt ve Ransome ürktü.

"Babam Majestelerinin küçük kardeşi Dük Patterson tarafından öldürüldü!" Linley'in gözleri kırmızıya dönmeye başladı.

"Ne!?" Clayde şok içinde ayağa kalktı. Yanındaki Merritt ve Ransome de sersemlemişlerdi.

"Bu nedenle......ben Patterson'u öldürdüm." Linley'in sesi çok uğursuzdu.

Bu noktada bu odada birşeylerin çok yanlış olduğunu hisseden ilk kişi Ransome'ydi. Kralı, Linley'in eylemlerine karşı korumak için dikkatlice Clayde'ye yaklaştı. Ama aniden arkasından bir rüzgarın geldiğini hissetti. Ransome sekizinci seviye bir savaşçı olarak kafasını çevirmek için zamanı olmadığını biliyordu ve bu yüzden tek şansı savunma için kolunu arkaya savurmaktı.

"*Çıtırtı*"

Akıl ermez derecede acılı bir histen sonra......Ransome artık kolunun varlığını hissedemiyordu. Sadece o zaman

gözünün kenarlarından rüzgarın kaynağını farketti....

Arkasında fare benzeri yaklaşık yarım metrelik bir büyülü yaratık duruyordu. Ransome farenin kanlı ağzından başka ona doğru son derece hızlıca gelen sivri pençelerini de fark etti. Böyle bir mesafeden Ransome'nin sıyrılmak için hiç şansı yoktu.

Bu çok hızlıydı!

"*Kesme Sesi*"

Keskin pençeler Ransome'nin boğazını kesmişti. Ransome şaşkınlıkla baktı ama gözlerindeki hayat ışığı yavaşça soluyordu.

O, bu yarım metrelik kemirgen türü büyülü yaratığın nereden geldiğini bilmiyordu. Odaya girdiğinde ilk yaptığı şey etrafı dikkatlice aramak olmuştu. Tek fark ettiği yerdeki bir adamın avucu boyutundaki küçük gölge fareydi.

Bir avuç boyutundaki bir Gölge Fare bir tehdit miydi?

Sekizinci seviye bir savaşçı için hiçte değildi. Bu yüzden Ransome ona karşı hiç tetikte olmamıştı.

Böylece tamamen tedbirsiz yakalanan sekizinci seviye savaşçı Ransome, Gölge Fare Bebe tarafından kolaylıkla öldürülmüştü. Gerçekte onun ölümü çok adaletsiz değildi. Bebe'nin şuan ki gücüyle Ransome onla açıkça ve dürüst bir şekilde savaşsaydı muhtemelen uzun süre dayanamayacaktı.

(Ç.N: Coiling Dragonda hikayeyi sevmeme rağmen başrolü sevmem. Ama Bebe'yi cidden severim hatta bu eserdeki en sevdiğim 2 karakterden biridir. Diğeri ****** :D çok baba karakterdir diğeri :D )

"Ransome." Clayde ve Merritt beyninden vurulmuşa dönmüşlerdi.

Görkemli sekizinci seviye savaşçı böyle bir şekilde ölmüştü. İkisi şok içinde Gölge Fare'ye bakıyordu. Gözlerinin önünde Bebe'nin bedeni küçülerek yumruk büyüklüğündeki durumuna geldi ve Linley'in omzuna atladı.

"Bebe aferin." Linley, Bebe'nin küçük kafasını ovuşturdu.

Bebe gözlerini kapayıp bu hissin tadını çıkardı.

Linley, Clayde'ye bir kez daha bakmak için kafasını çevirdi. Onun soğuk bakışı Clayde'nin çok huzursuz hissetmesine neden oldu.

"Linley ne yaptığını sanıyorsun?" Clayde soğukça bağırdı. Aynı anda bedeninde ki savaş ki'sini etkinleştirmeye başladı. Ama o anda Clayde geniş bir şekilde açık olan kan damarlarının bir şey tarafından tıkandığını hissetti.

Dokuzuncu seviye savaşçı olan Clayde'nin savaş ki'si yoğunluğu temel alındığında onun savaş ki'sinin akışı geçmişte ezici deniz dalgaları gibi güçlü ve baskıcıydı. Ama şuan sadece küçük bir miktar savaş ki'sini zorla etkinleştirebiliyor ve bazen akışı tamamen kırılıyordu. Şuan Clayde'nin kullanabildiği savaş ki'si muhtemelen normaldekinin yüzde biriydi.

"Majesteleri bağırmayın ve direnmeyin. Eğer direnirseniz ölürsünüz." Linley sakince konuştu.

Clayde ne tür bir durumun içinde olduğunu anında anladı.

Şuanki kas gücüyle 7.seviye bir savaşçıyla aşık atabilirdi. Ama Linley'in omzundaki gölge fare Ransome gibi sekizinci seviye bir savaşçıyı bile bir anda öldürebilmişti.

Clayde, Gölge Fare ve Linley'in bir anda onu öldürecek güçleri olduğuna dair en ufak bir kuşkusu yoktu.

"Linley bu ne cüret! Sen Majestelerine suikast girişiminde mi bulunuyorsun?" Korkudan aklını yitirmiş Merritt bağırdı.

"Kapa çeneni!" Linley, Merritt'e donmuş bir bakış fırlattı.

Merritt'in kas gücü o kadar güçlü değildi. Şuanda savaş ki'si etkinleştiremediğinden en fazla normal bir 4.seviye savaşçı ile aşık atabilirdi.

Merritt de hızlı bir şekilde bulunduğu durumu anladı. Linley'e bağırmaya cüret etmeden hala onu ikna etmeye çalışıyordu. "Linley sen büyük bir geleceğe ve potansiyele sahipsin. Sen gelecekte Işık Kilisesinde üst düzey bir yetkili olacaksın ve belki de ilerde bir sonraki Kutsal İmparator olacaksın. Neden gelecek umutlarını yok ediyorsun? Linley, ben Patterson'u öldürdüğün için Majestelerinin seni suçlamayacağına güveniyorum. O senin babana karşı hareket ettiğinde felaketi kendi üzerine getirdi." Merritt konuşurken Clayde'ye baktı.

Clayde da başıyla onayladı. "Linley ben bugünkü olaylar hiç olmamış gibi davranacağım. Patterson'a gelince o zaten öldü."

"Linley Majestelerini duydun. Çok aceleci davranma." Merritt aceleci bir şekilde konuştu.

"Kapa çeneni!" Linley aniden kolunu uzattı.

Linley'in sağ kolu demir bir pençe gibi uzandı ve Merritt'i boğazından tutarak onu havaya kaldırdı.

"Ah! Ah! Ah!" Merritt dehşet içinde Linley'e bakıyordu.

"Linley." Clayde hemen seslendi.

Ama soğuk bir kahkaha ile parmaklarını gevşetti ve elinin rahatlamasına izn verdi.

"*Çıtırtı*" Merritt sesle beraber yere düştü. Boğazını tutarken zar zor 'ah' 'ah' sesleri çıkarabiliyordu. Ölmeden önceki son anlarında hala neler olduğunu anlayamıyordu. O bugün Kral Clayde ile beraber ziyarete gelmişti ve olan sonuç buydu.

Merritt ölürken hayatı gözlerinin önünden geçmeye başladı. Son düşündüğü şey bir....kadındı.

"Eğer Linley'in ellerinde öleceğimi bilseydim o zaman....o gün....Alice'nin parmaklarımın arasından kaçıp gitmesine izin vermezdim." Bu Merritt'in son düşündüğü şeydi.

(Ç.N: Bu Alice bana hep itici geldi hepde itici gelecek en sevmediğim 3 karakterden biridir Coiling Dragonda :D 3 üde önemli roldeler hiçbirini de sevemedim :D diğer ikisi ******* ve ******* :D )

Linley, Clayde'ye soğukça gülüyordu.

"Linley neden böyle davranıyorsun? Sana oldukça iyi davrandığımı düşünüyordum." Clayde Linley'e bakıyordu ve aynı anda kendi kendine umuyordu. "Kar Aslanı, birini getir çabuk! Çabuk!" Clayde 9.seviye bir savaşçı olarak yoldaşı olan bir büyülü yaratığa sahipti.

Kar Aslanı oldukça kuzeyden gelmiş sekizinci seviye büyülü yaratık olan bir Buzul Kar Aslanıydı. Genel olarak konuşursak o sarayda kalıyordu.

Aralarında olan ruh bağlayıcı sözleşme sayesinde zihinleri birbirlerine bağlıydı. Böylece Kar Aslanı Clayde'nin bir pusu kurbanı olduğunu hemen öğrenmişti. Clayde şuanda çok iyi biliyordu....şuan ki önceliği elinden geldiğince zaman geçirmekti.

"Doğru bana çok iyi davrandın. Ama ya annem?" Linley ölümcül bir şekilde Clayde'ye baktı.

Eğer geçmişte Clayde, Linley'in annesinin kaçırılmasını emretmeseydi babası hala yaşıyor olabilirdi ve annesi de evde olabilirdi. Ailesi hala yaşıyor olabilirdi!!! Ama Clayde'nin eylemleri yüzünden annesi ve babasını kaybetmişti.

"Annen mi? Annen doğum sırasında ölmedi mi?" Clayde anlamadı.

"Doğum sırasında mı öldü?" Linley yüksek sesle gülerken sesi vahşiceydi. Ardından soğuk bir şekilde Clayde'ye baktı. "Bu sadece göstermelik bir öyküydü. Clayde annem kardeşimi doğurduktan sonra babamla beraber Işık Kilisesine dua etmeye gitti. Ama o gece otellerine döndüklerinde saldırıya uğradılar ve annem kaçırıldı."

"Clayde on iki yıl önce kardeşine annemi kaçırmak için verdiğin emri unutmuş olabilir misin?" Linley soğuk bir şekilde Clayde'ye baktı. "İnkar etme. Patterson bana çoktan herşeyi anlattı."

"O....senin annen miydi?" Clayde tamamen şok içindeydi.

"Ne şimdi hatırlıyor musun?" Linley'in gözleri öfkeyle kaynıyordu. "Söyle bana anneme ne oldu? Söyle bana o yaşıyor mu yoksa öldü mü?"

Clayde sakince konuştu. "Senin annen. Ben onu başka birine teslim ettim. Sen o kişiyi rahatsız etmeyi göze alamazsın aynı şekilde bende alamam."

(Ç.N: O arka planda çok güçlü biri mi var ? :D)

"Başka biri mi?" Linley tamamen anlamadı.

Ama aynı zamanda Linley kalbinde bir umut parçası hissetti. Clayde'nin bile korktuğu biri annesini kaçırmıştı. Bunun arkasında önemli bir neden vardı. Belki de.....annesi hala yaşıyordu.

Clayde soğukça güldü. "Ama sana kesin olarak söyleyebilirim ki annen öldü. Şüphesiz ki o öldü."

"Hayır..." Linley baktı.

"Bana inanmıyor musun?" Clayde içinde olduğu duruma rağmen gülmeye başladı.

-------------ÇEVİRMEN NOTU----------

En son cd yi Türkçe okuduğum da 3. kitapta falandı. O yüzden bazı kavramlar yanlış olabilir a朙誠edin varsa :D okuduğunuz için teşekkürler sizi seviyorum :D

Linley'in annesi gerçekten öldü mü? Clayde'ye ne olacak? Kar Aslanı birini getirecek mi? Linley'in annesini kaçırmak isteyen kişi kim? Annesini ne için istedi?

Diğer bölümler düzenleyici bulursak hemen gelecek bu ha a gelir ama kesin uğraş veriyoruz yarında gelme ihtimali yüksek dediğimiz gibi iyi günler hepinize :D sağ tara a suan gelme yolunda olan bölümleri görebilirsiniz. En azından benim bildiklerim orada :D



Yorum Yap "CD6.28 - Annem Yaşıyor mu? Yoksa Öldü mü?"