Tankların Tarihi Günceli

CD6.2 – Karar

Eylül 20, 2016


Yulan Kıtasında sadece İmparatorlar kardeşlerine `Prens` unvanını verme yetkisine sahipti.

Prensin statüsü yaklaşık olarak krallıklarda ki Krallara denkti. Bir Kral, kardeşine en çok Dük unvanı verebilirdi. Son sınırı buydu.

Düklükleri yöneten Grand Düklerde aslında Dükten çokta ileri gitmeyen bir mertebeydi.

İmparatorluk. Krallık. Düklük. Güç dengesi bu sırada, aşağıya doğru iniyordu.

Dük Patterson?

Fenlai Kralının küçük kardeşi?

Linley çok iyi biliyordu ki Boleyn klanı, Finali’nin kraliyet klanı, inanılmaz güçlü bir klandı. Boleyn kardeşlerin ikisi de gerçekten güçlü savaşçılardı. Kral Clayde Fenlai`nin gururu olarak biliniyordu çünkü dokuzuncu seviye savaşçıydı.

Patterson ise abisiyle yarışamasa da, o da yedinci seviye savaşçıydı. En azından güçlü biri olarak görülebilirdi.

“Dük Patterson?“ Linley`nin kalbi öldürme arzusuyla doldu.

Okumaya devam etti. “Kendimi bir hizmetçi olarak gösterip, Dük Patterson`in malikânesine sızdım. Pek çok tehlikeyi atlattıktan sonra bir kaç özel yöntem kullanarak, gizemli grubun lideri olan yedinci seviye savaşçıyı kaçırdım. Bir kaç sorgulama yöntemi kullandım, sonunda itiraf etti… hareketlerinden sorumlu olan kişi Dük Patterson`dı. Fakat adamın dediğine göre annen Lina kaçırıldıktan sonra Dük Patterson`in emriyle başka bir birliğe yollanmış. Açık bir şekilde Dük Patterson dışında olayları yöneten başka biri daha var.“

“Ben sorgulamayı bitiremeden önce yedinci seviye savaşçının kayboluşu Dük Patterson`ın dikkatini çekti. Hazinlik yapmış olsam da, pek çok dövüşçüyü öldürüp Fenlai`den kaçarken bende ağır şekilde yaralandım. Dikkatlice eve geri geldim. Hillman amcan dışında kimsenin bilmesine izin vermedim. Yaramın çok ağır olduğunu ve cok zamanım olmadığını biliyorum. Bu yüzden bu mektubu sana bırakıyorum.“

“Linley, baban çok iyi bir baba değildi. Sana karşı hep çok soğuk ve sert oldum. Senden bağışlanma beklemiyorum, sadece umuyorum ki soğukkanlı olursun. Şuan yedinci seviye bir dövüşçünün gücüne sahipsin, sanıyorum bazı araştırmalar yapacak kadar gücün vardır. Fakat dikkatli olmalısın, dikkatli, hem de çok dikkatli. Ne ben ne de annen Lina senin bizim yüzümüzden ölmeni istemeyiz.“

“Linley, ben simdi gidiyorum. Şuan Baruch klanının lideri sensin. Klanı ver her şeyi sana bırakıyorum.“

“Şuan da savaş kılıcı `Slaughterer’ı kendi gözlerimle görmeyi ne derece arzuladığımı bilemezsin. Fakat şimdi biliyorum ki bu çok küçük bir umut. Linley… sıkı çalış. Klan şuan sen ve küçük Wharton`ın omuzlarında. Hayatımda beni en çok gururlandıran şey sen ve küçük Wharton oldu. İki harika çocuğum.“

İmzada kan lekesi vardı.

Linley`nin ellerinden alevler çıktı.

“Hiss…“ Anında mektup küle döndü.

Hillman yanda durmuş Linley`e bakıyordu.

Linley az önce babasının son vasiyetini yakmıştı ama Hillman hiç de kızgın görünmüyordu. Aslında bunu içinden gizlice onaylıyordu bile. Babasının vasiyeti olsa da içinde pek çok sır saklıyordu. Yanlış ellere geçerse tam bir felaket olurdu.

Linley Hillman`e döndü, “Hillman amca, sana bir şey emanet etmek istiyorum.“

“Buyur.“

Hillman çoktan Linley`e intikam için yardım etme kararı vermişti.

Linley kollarını uzattı ve Slaughterer`ı aldı. “Hillman amca, bu savaş kılıcı `Slaughterer` bizim Baruch klanının ata yadigârı. Umarım bu kılıcı O`Brien İmparatorluğunda ki küçük kardeşim Wharton`a verebilirsin. Bizzat senin teslim etmeni istiyorum.“

“O`Brien İmparatorluğu? O zaman burada…“ Hillman Linley için endişelenmeye başladı.

Linley ciddiyetle; “Hillman amca, endişelenme. Yedinci seviye bir dual element büyücü olarak, Işığın Kilisesi bile bana büyük önem veriyor. Fenlai`nin kralı, Kral Clayde bile bana inanılmaz nazik davranıyor. Benim güvenliğim endişe duyman gereken bir konu değil.“

Hillman sadece bir savaşçıydı. On yedi yaşında dual element bir magusun ne demek olduğunun tam olarak farkında değildi.

Aslında Linley`nin şuan Proulx ve Hope Jensen gibi olağanüstü statüleri olan usta heykeltıraşlara yakın biri olduğunu bile bilmiyordu.

“Eğer öyleyse, o zaman…“ Hillman somurttu.

“Slaughterer`ı küçük kardeşime teslim ettikten sonra, orada kalıp Büyükbaba Hiri`ye yardım et. Buradaki her şeyle ben ilgileneceğim.“ Linley`nin sesi derinden ve soğuk geliyordu.

Bütün kutsal birlikte şuan tek başınaydı. Artık bir ailesi bile yoktu. Korkacak neyi vardı ki?

Babasının intikamını alma kararını vermişti ve tabi annesine ne olduğunu da bulacaktı. Annesi yaşıyor muydu yoksa ölmüş müydü? Kalbinin derinliklerinde Linley hala annesinin yaşadığını umuyordu. İhtimal çok düşükte olsa bile Linley hala o küçük umuda tutunmak istiyordu.

“O`Brien İmparatorluğunda kalmak mı?“ Hillman bir süre sessizliğe gömüldü. Sonuçta Wushan`da ailesi vardı.

Fakat kendisi tek başına altıncı seviye bir savaşçı olarak dünyanın her yerinde yaşayabilirdi.

“Hillman amca, bütün aileni yanına alabilirsin. Ek olarak bu büyü­kristal kartını da al. Henüz işaretlenmemiş bir kart ve içinde bir milyon altın para var. “

Linley elbiselerinden büyü­kristal kartını çıkardı ve Hillman`e verdi.

“Bir milyon altın para mı?“ Hillman şok olmuş bir şekilde öylece kalmıştı.

Bir milyon altın tam bir servetti. Hogg sağken bir kaç bin altın için klanın eşyalarını satmak zorunda kalmıştı. Atalarından kalan bütün evi satsa, belki de yüz binden daha fazla bir para toplayamazdı. Fakat simdi Linley kaşla göz arasında eline bir milyonluk bir kart vermişti.

“Linley, sen… bu parayı nerden buldun?“

“Hillman amca, sormana gerek yok. Gelecekte anlarsın.“ Linley`nin kalbi ıstırap ve öfkeyle dolmuştu. Bir heykeltıraş olarak başarılarından bahsedecek havada hiç değildi.

Hillman daha fazla itiraz etmek istemedi.

“Linley, bekle biraz.“ Hillman bir kez daha özel odaya koştu ve elinde bir kapla geri geldi.

“Bu nedir?“ Linley elindeki kaba odaklandı. Az da olsa içindekini tahmin edebiliyordu.

“Linley, bunda babanın külleri var. Öldüğünde bunu halka açıklamaya cesaret edemedik. Gömmeye bile cüret

edemedik. Tek seçeneğimiz külleri bir kaba koyup seni beklemek oldu.“

Linley kabı kabul etti. Ama kap sanki inanılmaz ağırdı.

……

Issız rüzgârın sesi uğuldarken, Wushanda çokta uzakta olmayan bir yerde sayısız mezar taşıyla dolu bir mezarlık vardı. Şuanda bu mezar taşlarının arasına inanılmaz gösterişli yeni bir tane daha eklenmişti. Kısa saçlı Linley ise önünde bağdaş kurmuş oturmaktaydı.

Bu taşı yapmak için bütün gecesini harcamıştı. Linley`nin şuan ki gücü ile bir kaç kaya taşımak onun için çocuk oyuncağıydı. Ve heykeltıraşlıkta da usta seviyesine ulaştığını düşünürsek, doğal olarak gayet görkemli bir mezar taşı oyabilirdi.

Orada sessizce oturdu.

“Linley.“ Hillman, arkasında Slaughterer`ın kabı ile beraber Linley`nin önünde belirdi.

Linley gözlerini açmadı. Sadece “Hillman amca. Slaughterer sana emanet. Kardeşim ise senle Büyükbaba Hiri`ye emanet. Yolun açık olsun. Ben seni geçirmeyeceğim.“

Hillman oturmakta olan Linley`e baktı. Sonra da mezar taşına baktı. Sonunda kafasını sallayarak, sessizce ayrıldı.

Hillman yanında Slaughterer ile gitmişti.

Bu günden itibaren Baruch klanının atalarının malikânesinde Linley ve hizmetçilerden başka kimse kalmamıştı.

Aniden… Linley gözlerini açıp mezar taşına baktı.

“Baba. Sana yemin ediyorum bunu en ağır şekilde ödeyecekler.“ Linley hemen arkasına dönüp oradan ayrıldı. Gölgefare hala Linley`nin omuzlarında duruyordu ama ses çıkarmaktan korkuyor gibiydi.

“Lord Hogg öldü mü? Bu… bu nasıl…“ Wushan şehrinden bir kaç kişi şuan Hogg`un ölümüne ağlıyordu.

“Ne kadar harika bir asildi. Nasıl böyle ölebilir? Şimdi Wushan`ın geleceği kim bilir nasıl olacak. Bütün bu yıllar boyunca Lord Hogg düşük vergi toplamıştı. Hatta bazen kendi cebinden krallığa ödeme yapıyordu. Böyle harika bir asili daha nerden bulabiliriz ki?“ Wushan şehrinin halkı Hogg`un cömertliğine gerçekten minnettardı.

Şuanda Baruch malikânesinde beyaz cenaze şeritleri asılmış durumdaydı. Linley de ağıt kıyafetleri giymişti. Ana salonun önünde koyulmuş anıtsal tabletin önünde diz çökmüş durumdaydı. Küçük Gölgefare `de ses çıkarmadan Linley gibi yan tarafta dizlerinin üstünde duruyordu. Sanki Linley`nin hissettiği acıyı o da hissediyordu.

Bir evladın yedi günlük ağıtı.

Geç kalmış olan bir ağıt.

Bu gün ağıtın ilk günüydü.

“Usta Linley, Lord Guillermo şuan sizi bekliyor.“ Işığın Kilisesinin Birliğinin kaptanı yandan yumuşak bir sesle seslendi.

Linley kafasını çevirip soğuk bir ifadeyle baktı. Kaptanın kalbini bir anda ürperti sardı.

“Yedi günlük bir ağıt olacak. Bu yedi günde herhangi biri veya bir şeye aldırmayacağım.“ Linley soğuk bir tonda söyledi ve tekrar sessizle büründü.

Kaptan kendini çaresiz hissetti.

Fakat Linley`nin haklı olduğunu biliyordu. Babası yeni ölmüştü. Oğlunun onun için yas tutması göklerin kuralı, yeryüzünün hükmüydü. Kaptan hemen salonu terk etti ve emri altındakilere Fenlai Şehrine gidip Linley`nin şuan ki durumunu Işığın Kilisesine bildirmelerini emretti.

“Genç efendi Linley, çok üzülmeyin.“

Wushan şehrinin halkı akın akın Hogg`un anıtsal ruh tabletinin önüne secde etmeye geliyordu. Hogg`un sağken gösterdiği cömertliği hepsi hatırlıyordu.

Linley hiç konuşmadı. Sadece minnettar bir şekilde her bir vatandaş için eğildi.

…..

Haberler hızla Işığın Kilisesine ulaştı fakat Kardinal Lampson ve Guillermo fazla şaşırmamıştı.

“Linley`nin babası mı öldü?“ Guillermo hafifçe kafasını salladı, “Linley yedinci seviye büyücü olduğunda babasını bilgilendirmek için adam yolladığımda onu bulamamamıza şaşmamalı. Demek çoktan aramızdan ayrılmıştı.“

Işığın Kilisesi toplamda beş Kardinale sahipti. Linley ile ilgili olaylar çoğunlukla Kardinal Guillermo ve Lampson tarafından ilgileniliyordu.

“Guillermo, çabuk bazı hazırlıklar yapalım, Linley`nin babasına saygılarımızı sunmaya gitmemiz lazım.“

Guillermo`da ona katılırcasına kafasını salladı.

Aslında Hogg`un statüsüne bakılarsa nasıl olurdu da Işığın Kilisesinin Kardinali ona saygısını sunmaya gidebilirdi? Fakat Hogg, gelecekteki başarıları sınırsız görünen Linley`nin babasıydı. Kilise tarafından Işığın Kilisesinin geleceğinde önemli bir köşe taşı olarak kabul edilmişti bile.

“Pekâlâ, çoktan karanlık oldu bile. O zaman… yarın sabahın erken saatlerinde çıkarız.“

Fenlai Şehri Linley`i çoktan önemli biri olarak gördüğü için, Hogg`un ölümü halka açıldığında haberler hızla kraliyet sarayına ulaştı. Haberin ulaşma hızı Işığın Kilisesinden birazcık daha yavaştı.

“Linley`nin babası mı öldü?“

Clayde de kendi kendine kafa salladı. Linley yedinci seviyeye ulaştığında o da babasını bulmaları için adam yollamıştı ama bulamamıştı. Hatta Linley`e babasının kayıp olduğu bile söylemişti. Sonunda da babasının ölmüş olduğu ortaya çıktı.

“Yarın sabah saygılarımı sunmaya gitmeliyim.“ Clayde de aynı kararı verdi.

Clayde`nin haricinde Fenlai Şehrinin pek çok ileri geleni saraydan aynı haberi almıştı. Çoğu Linley`e saygı duyuyordu, diğer kısmı ise onunla arkadaş olmak istiyordu. Hepsi de ertesi sabah küçük Wushan şehrine saygılarını sunmak için gitmeye karar vermişti.


Bunların hepsi olurken Linley sessizce atalarının salonunda yakılan ağıtları izliyordu.

Yorum Yap "CD6.2 – Karar"