Tankların Tarihi Günceli

CD6.19 – Katillerin Kralı

Eylül 20, 2016


Cesar şüpheyle Linley`e baktı, “Ne? Yoksa Leon klanından o küçük kız senin nişanlın değil mi?“

“Nişanlı?“ Linley sözlerini tekrarlıyordu.

Cesar Linley`nin reaksiyonunu görünce hemen bir şeyi fark etti. Gülerek, “Haha, ne kadar hoş! Ne kadar hoş! Usta Linley, Bayan Delia hanımın sizin için çok sıkıntı çektiğini söyleyebilirim. Sizin Rüyadan Uyanış heykeliniz için epey bir zaman, emek ve ayrıca para harcadı.“

Linley sorgular şekilde Cesar`a bakıyordu. “Bay Cesar, Delia`nın nişanlım olduğunu ve evleneceğimizi nereden duyduğunuzu öğrenebilir miyim?“

Cesar top sakalını okşadı, memnun bir şekilde “Söyleyemem, söyleyemem.“

Fakat kafasında, Cesar Delia`nin hizmetçisinin getirdiği mektuptaki yazıları düşünüyordu. “Bir kızın bu kadar cesaretle hareket ettiğini düşünürsek, Linley`e karşı olan duyguları gerçekten derinden olmalı. En iyisi bir şey demeyeyim, o küçük kız, Delia`yı utandırmayayım.“

Cesar`a göre bir kız belli şeyleri ona dediğinde, bunları topluma yayması doğru değildi. Prensipleri olan bir insandı.

Linley merakını bastırmak zorunda kaldı. Sonuçta Delia`yı nişanlısı olarak tarif etmesi küçük bir sorundu. Asıl sorun önünde duran altı bin yıllık ucubeydi.

“Bay Cesar, Işığın Kilisesinin madalyonuyla gelmişsiniz. Yoksa onlar adına bir işi halletmek için mi geldiniz?“ Linley konuyu değiştirip Cesar`ın geliş nedenini öğrenmek istiyordu.

Cesar heyecanlı bir şekilde oturdu, sonra kafasını salladı. “Işığın Kilisesi ‘mi? Beni bu arkadaşlarla ayni keseye koyma.“

“O zaman bu madalyon?“ Linley meraklı bir şekilde Cesar`a bakıyordu.

Cesar olağan bir şekilde; “Ah, bu kardinali öldürdüğümde bana kalmıştı. Eninde sonunda bir işe yarar diye cesedinden almıştım. Ara sıra çıkarıp, gösteriyorum. Söylemeliyim ki yıllar boyunca gerçekten yararlı oldu.“

“Kardinali öldürüp, hiç bir şey yokmuş gibi madalyonu mu almış?“ Linley`nin kalbi titredi ve bir soğukluk hissetti.

Önündeki bu kişi gerçekten güçlü biriydi.

Doehring Cowart`ın sesi tekrar Linley`nin zihninde yankılandı. “Linley, ben sağken Cesar zaten Aziz seviyesindeydi. Işığın Kilisesi ise çok güçlü değildi. Beş bin yıldan sonra Cesar kesinlikle çok güçlü bir hale gelmiştir. Işığın Kilisesi sadece bir kardinal öldürdü diye onu karşısına almaz.“

“Sonuçta… Cesar suikast konusunda uzmanlaşmış bir Aziz­seviyesi. Bunun gibi bir Aziz normal Aziz seviyesindekilerden çok daha tehlikelidir. Dahası suikastta uzmanlaşmış biri Aziz­seviyesinin zirvesine ulaşırsa çok daha da tehlikeli bir hal alır.“Doehring Cowart`ı dinledikten sonra Linley anlamaya başladı.

Geçmişte, Büyülü Yaratık Sıradağlarındayken o da assassinlerle karşılaşmıştı. Linley çok iyi biliyordu ki sadece altıncı seviye olmasına rağmen, özel olarak eğitilmiş altıncı seviye bir suikastçı diğer dövüşçülerden çok daha tehlikeli olabiliyordu.

Çünkü assassinler pusu ve tek vuruşta öldürme konusunda uzmanlaşıyordu. Birini öldürdüklerinde herhangi bir ahlak veya onuru göz önüne almazlardı.

Diğer yanda ise çoğu Aziz seviye dövüşçü aşırı derecede kişisel onur ve itibarına değer verirdi.

Aziz seviyesinin zirvesinde herhangi bir şekilde utanç taşımayan bir asassin elinde gerçekten dehşet verici bir güç bulundururdu.

“Bu yüzden Işığın Kilisesi Cesar’dan madalyonu geri almayı hiç denemedi. Ayrıca bu Cesar`ın Kutsal Başkent, Fenlai Şehrinde böyle açık bir şekilde rahat yaşamasının da nedeni.“ Doehring Cowart bir iç çekti. “Bu Cesar gerçekten de keyfine göre bir hayat yaşıyor.“

Doehring Cowart`ı dinledikçe Linley elinde olmadan Cesar`a karşı hayranlık beslemeye başladı.

“Ne oldu, korktun mu?“ Cesar Linley`nin sessizliğe gömüldüğünü gördü. Linley`e doğru gülerek; “Rahatla, o uzun zaman önceydi. En son birini öldüreli epey zaman oldu.“

Epey zaman mı oldu? Tam olarak ne kadar? Önündeki adamın altı bin yaşında olduğunu düşününce Linley tam bir tahminde bulunamıyordu.

Linley`de gülerek “Hayır, sadece sizin gücünüze hayran olmamak imkânsız. Bir Kardinali öldürdünüz ve hala Kutsal Baskent`te bir şey olmamış gibi yaşayabiliyorsunuz.“ dedi.

Cesar’ın gözleri parladı ve Linley`nin omuzlarına vurarak, “Fena değil. Fena değil. Gerçekten de usta bir heykeltıraşsın. Zihinsel dayanıklılığın diğerlerinden çok daha yüksek. Gücümü bilmene rağmen en ufak bir şekilde korkmadın.“

“Usta Linley, sizi ziyarete geldim çünkü bir şey sormak istiyorum.“ Cesar Linley`e bakarak içten bir şekilde konuşuyordu.

Linley hemen “Bay Cesar, lütfen söyleyin. Yeteneklerim dâhilinde olduğu sürece size kesinlikle yardımcı olacağım.“

Fakat Cesar sert bir yüz ifadesi takındı, “Usta Linley, ben Cesar, diğerlerine borçlu kalmaktan hep nefret ettim. Mademki sizden bir iyilik istiyorum, doğal olarak, bende size bir konuda yardımcı olacağım.“

Linley kalbinde bir sevinç hissetti.

Aziz seviyesine beş bin yıl önce çıkmış bir suikastçıdan beklenen bir iyilik paha biçilmezdi. Linley`nin zihninde hemen bir düşünce belirdi­ Clayde`yi öldür!

Bütün bu zaman boyunca Linley Clayde`yi ortadan kaldırmanın ya da en azından sorgulamanın yollarını arıyordu. Kesinlikle annesine ne olduğunu öğrenmeliydi. Ama hem şahsi güç hem de kullanabileceği güç açısından Clayde Linley`den çok daha güçlüydü. Clayde ile boy ölçüşmesine imkân yoktu.

Fakat şuan Linley`nin bir şansı vardı.

“Eğer Cesar`dan Clayde`yi kaçırmasını istersem, bu çok zor olmaz herhalde.“ Linley heyecanlanmaya başladı. Bu sorun çok uzun suredir canını sıkıyordu. Sonunda çözülecek gibiydi.

“Bay Cesar, lütfen söyleyin neye ihtiyacınız var.“ Linley ciddi bir tonda söyledi.

Cesar açık bir şekilde, “Peki o zaman direk söylüyorum.“

Sakalını okşayarak, sanki eski bir arkadaşıyla konuşur gibi; “Benim çok fazla hobim yok. Kadınlardan hoşlanırım. Geçmişte öldürmekte hobimdi. Fakat öldürmekten sıkıldıktan sonra sanattan zevk almaya başladım. Ve doğal olarak en çok aklımı çelen sanatın en yüksek formu, heykeltıraşlık oldu. Usta Linley… en son heykelinizi alamamış olmaktan çok büyük pişmanlık duydum. Geri döndüğümde geceleri düzgün bile uyuyamadım. Bir o yana bir bu yana döndükten sonra, size bir ziyarette bulunmaya karar verdim.“

“Bay Cesar, tam olarak ne demek istiyorsunuz?“ Linley kaşlarını çattı.

Rüyadan Uyanış heykelini çoktan satmıştı. Alan kişide Delia`ydı.

“Usta Linley`nin bana bir heykel oymakta yardım edebileceğini umuyordum.“ Cesar umutla Linley`e baktı.

“Hallolmuş bilin.“ Linley hemen kabul etti. Her gün bir kaç saatlik eğitimini heykeltıraşlığa ayırıyordu. Cesar için bir tane oyma için o süreyi kullanmak gayet kolay bir görevdi.

“Bu heykel için ikinci bir şartım daha olacak.“ Cesar sanki utanır gibi ayağa kalktı.

Utanmış!

Doğru, bu altı bin yıllık ucube biraz utanmış gibi görünüyordu.

“Bay Cesar, rahat olun ve açıklayın lütfen.“

Cesar kıkırdayarak, “Usta Linley, Umarım… bu heykel ben olurum ve benim emsalsiz auramı yansıtır.“

“Model olarak seni kullanmak mı? Emsalsiz aura?“ Linley şaşırdı.

Linley`nin yüzünün halini görünce, Cesar aceleyle, “Ne oldu, yoksa çok mu zor olacak?“

“Hayır. Sorun o değil.“ Linley kafasını salladı ve somurtarak; “Sizi model olarak kullanmak çok kolay. Size bir kere gördükten sonra görüntünüzü hatırlamak çok kolay olacaktır. Hiç sorunsuz heykeli yapabilirim. Fakat sizin emsalsiz auranızı heykele aktarmak biraz sorun olacak. Çünkü her insan farklı zamanlarda farklı auralara sahiptir. Mesela kızgınken, mutluyken veya üzgünken veya yaralıyken veya hem kızgın hem üzgünken…“

Cesar anında bir kahkaha attı. “Kolay. İstediğim aura… en erkeksi olduğum aura.“

“En erkeksi?“ Linley sorgular şekilde Cesar`a baktı. “Bay Cesar, kendinizi en erkeksi ne zaman hissediyorsunuz?“

Linley artık bu altı bin yıllık ucubenin zihinsel sorunları olup olmadığını merak etmeye başlamıştı.

Cesar kendinden emin bir şekilde, “Öyle inanıyorum en erkeksi, birini öldürürken görünüyorum! Lakabım `Katillerin Kralı` bir nedenden dolayı verildi sonuçta!“

Katillerin Kralı, Cesar!

Bu Yulan kıtası için çok korkunç bir isimdi. Ne Dört Büyük İmparatorluk ne de iki önemli birlik bu adamı kızdırmak istemiyordu. Hatta dört büyük suikastçı birliğinden içlerindeki en güçlü kişiyi seçmelerini isteselerdi, onlar da Yulan kıtasına beş bin yıldan fazla suredir baskı yapan bu adamı, Katillerin Kralı Cesar`ı seçerlerdi.

Aziz seviyesinin zirvesinde bir assassin.

Asassin tekniklerinin sayısı ve karmaşıklığı açısından alanının çoktan zirvesine çıkmıştı. Cesar`dan biraz eğitim almış kişilerinin suikast teknikleri sanatkârlık seviyesine ulaşmıştı.

En güçlü assassin, Katillerin Kralı!

Aslında Yulan kıtasında Aziz seviyesinin zirvesine çıkmış epey kişi vardı. Örneğin; Işığın Kilisesinden Kutsal İmparator, Gölgelerin Tarikatından Kara Patrik, yine Işığın Kilisesinden Lord Fallen Leaf. Ve tabii ki Dört Büyük İmparatorlukta kendi zirve seviye azizlerine sahipti.

Fakat hiç şüphesiz bunların hepsi Katillerin Kralına karşı temkinli yaklaşıyordu.

Çünkü suikast konusunda onunla yarışacak kimse yoktu.

Katillerin Kralının gücü basitçe çok korkunçtu. Yulan`daki önemli klanları bir kenara bırakın bütün büyük güçler bile onunla mümkün olduğunca takışmamaya çalışıyordu.

Aslında açık artırma sırasında Kardinal Lampson ve Guillermo inanılmaz bir meblağ vererek Linley`i kendilerine minnettar bırakmayı amaçlıyorlardı. Fakat Cesar`ında teklif verdiğini görünce, korkularından bahse katılmayı bırakmışlardı. Leon klanının yaşlı hizmetkârı bile Cesar`ı görünce korkuya kapılmıştı. Sonrasında ancak Delia bir mektup yazıp Cesar`ın onayını alınca yeni bir teklifte bulunmuştu.

Katillerin Kralının ne kadar güçlü olduğu ortadaydı.

Elinde Işığın Kilisesinin Kardinal madalyası olmasına rağmen bunca yıllar boyunca geri almaya çalışmamışlardı ve en ufak bir şikâyet olmadan Cesar`ın diğerlerini kandırmasına göz yummuşlardı. Bu onların Cesar`a karşı iyi niyet göstergeleriydi. Öldürdüğü kardinal için de sadece yazık oldu diyebiliriz.

“Birini öldürürken mi?“ Linley kafasını salladı. “Bay Cesar, sizi birini öldürürken hiç görmedim ki. Birini öldürürken nasıl olduğunuzu nerden bilebilirim?“

Şuanda Linley Yulan`daki Aziz seviye dövüşçüler hakkında çok az şey biliyordu. Katillerin Kralı Cesar`i bile hiç duymamıştı.

“Orası kolay. Sana şimdi birini öldürürken nasıl olduğumu göstereceğim. Dikkatli izle.“ Cesar`ın tavırları bir anda değişti.

“Bekle!“ Linley telaşla hemen bağırdı. “Bay Cesar lütfen evimde kimseyi öldürmeyin.“

“Birini öldüreceğimi kim söyledi? Sadece sana birini öldürürken nasıl göründüğümü göstereceğim, hepsi bu!“

Cesar Linley`e dokunaklı bir bakış attı.

Linley ise tuhaf bir şekilde güldü.

Kalbi Cesar`a karsi endişeyle doluydu. Cesar`ın birini öldürürken nasıl olduğunu göstereceğini duyunca anında korkup onu durdurmuştu.

“Dikkatli izle. Diyelim ki şu önümdeki saksıdaki çiçek benim düşmanım.“ Cesar sakin bir tonla konuşuyordu.

Davranışları tamamen değişmişti. Tamamen soğukkanlı olmuştu. Kaşla göz arasında Cesar`ın o tembel, uyuşuk aurası gitmiş ve yerine auranın, gücün veya duygunun zerresi olmayan biri gelmişti.

Soğuk! Sakin!

Linley hiçbir şey görmedi bile. Sadece hafif bir titreşim hissetti ve önündeki saksıdaki çiçek aniden santim santim ufalanmaya başladı.

Bu his Linley`i yerine çivilemişti.

“Demek Katillerin Kralı bu?“ Linley zihnine sıkıca kazıdı bunu. Hareketini yaparken Cesar`ın ifadesi hiç değişmemişti. Şuanda Cesar tamamen duygusuz görünüyordu ve malikanedeki her şeye buz gibi bakışlarıyla bakıyordu. Sanki onun gözlerinde bütün yaşam küçük bir ot parçası gibiydi.

Birini öldürmek o ot parçasının üstüne basmaktan farksızdı.

Fakat Linley öyle hissediyordu ki, Cesar hareketini yaptığında bütün dikkatini o çiçek saksısına vermişti.

Sanki bütün evren o saksıya indirgenmişti ve başka hiçbir şey var olmuyordu.

O garip, acayip duygu yüzünden Linley kan kusmak istedi.

“Gördün mü?“ Cesar tekrar canlı haline döndü. Olağan bir şekilde oturdu, bacak bacak üstüne atarak Linley`e baktı. “Ne düşünüyorsun? Sence de böyle anlar en erkeksi göründüğüm anlar değil mi? Biliyor musun, epey bir kadının kalbini çalarken bu yetenekten yararlandım.“

Yorum Yap "CD6.19 – Katillerin Kralı"