Tankların Tarihi Günceli

CD6.18 – Ziyaret

Eylül 20, 2016


Alice`in kalbi bir anda titredi. Bir sıcaklık kalbine hücum etti, minnettarlıkla karışık bir pişmanlık duygusuyla kaplandı.

“Büyük kardeş Linley, teşekkürler. Teşekkürler.“ Alice elinde olmadan kendini tekrarladı. Gözyaşları çoktan toplanmaya başlamıştı bile. Heyecan gözyaşları.

Linley gülümseyerek, “Sen geri dön. Bu öğlen ben Majestelerinin sarayına ziyarete giderim.“

Linley şuan Alice`i görmesine rağmen kalbinin çok sakin olduğunu hissedebiliyordu. Alice`e baktığında bütün gördüğü araları iyi olan bir kadın arkadaş olduğuydu. Dahası değil.

“Pekâlâ, teşekkürler.“ Alice bir kez daha Linley`e bakıp ayrıldı. Duyguları karmakarışıktı.

Orijinalde Alice, Linley`i geçmişte incittiği için Kalan`a nefret duyacağını bu yüzden de yardım etmeyeceğini düşünmüştü. Fakat Linley`nin tepkisi tahminlerinin tamamen dışında olmuştu. Linley hiç sinirli değildi, aksine sakindi.

Alice`in ayrılışını izledikten sonra, Linley oturdu. Rastgele bir meyve alıp yemeye başladı. Tam bu esnada Bebe de dışarı çıktı.

“Patron bu Alice`e gerçekten yardım edecek misin? Eğer ben olsaydım çoktan kapı dışarı etmiştim. Orospuyu şamar manyağı yapmamış olman bile bir lütuf bence!“ Bebe mutsuz bir şekilde söylendi.

Linley Bebe`ye bir bakış attı. “Bebe, insanlarla büyülü yaratıklar aynı değil.“

Tam bu anda Doehring Cowart`ta yüzükten dışarı uçtu. Onaylar şekilde o da Linley`e baktı. “Linley, gayet güzel hareket ettin. Çocukça bir hareketle onu kovacağından, bu zayıf anında senin de ona vuracağından korktum.“

“Çocukça hareket mi?“ Linley şaşırdı.

Doehring Cowart`ın gözünde böyle hareketler gerçekten çocukçaydı.

Doehring Cowart kıkırdayarak “Doğru. Şu kadınlar! Sonuçta onlardan her yerde yok mu?“ dedi.

Linley ne diyeceğini bilemedi. Doehring Cowart`ın kadınlara bakış acısından hoşlanmıyordu. Ki Yale ve Reynolds`inda bakış açısı aynen böyleydi.

“Pekâlâ, bu kadar konuşma yeter. Eğitimime devam etmem lazım.“ Linley hemen ayağa kalkıp kaplıca bahçesine geri döndü.

Linley için Alice, artık ruh halini hiç etkilemeyen geçmiş bir hikâyeden daha fazlası değildi. Şuanda Linley`nin tek ilgilendiği şey… babasının intikamıydı.

..

“Majesteleri çalışma alanında, ülke isleriyle uğraşıyor. Lord Linley, lütfen beni çalışma alanına doğru izleyin.“

Saray görevlisi saygıyla dedi.

Linley`de kafa salladı.

Bebe omuzlarında görevliyi izledi. Bir süre sonra çalışma kısmına vardılar.

Kendini bazı kâğıtları okumaya kaptırmış olan Clayde kafasını kaldırdı. Kaplan gibi bakışları Linley`nin üzerine kondu. Gözleri heyecanla parladı. Yüksek sesle gülerek; “Linley, çabuk, içeri gel. İkimizin bu denli resmi davranmasına gerek yok.“

“Evet, majesteleri.“ Linley`de hafif gülerek içeri girdi. Clayde, Linley`nin gözünde; çok dobra, laf esirgemeyen bir insandı ve Linley ile konuşurken inanılmaz nazikti. Ona karşı pozisyonunu hiç avantaj olarak kullanmamıştı.

“Eğer babamın ölümü olmasaydı.“ Linley biraz düşündü, “Belki de senle ben dost olabilirdik. Fakat seni öldürmek zorunda kalacağım gün gelecek. Şuanda tek eksiğim bir fırsat.“ Linley`nin Clayde`i öldürme kararında hiç tereddüttü yoktu.

Fırsat bulduğu an kesinlikle onu öldürecekti.

Clayde şarap kadehlerini tokuşturdu ve bir yudum aldı. Sonra, “Linley, senin kendi isteğinle saraya gelmen epey nadir olan bir olay. Kraliyet Baş Magus’umum bugün benimle ne isi varmış bakalım?“

Linley kıkırdadı.

Kraliyet Baş Magusu aslında epey sorumluluğa sahipti fakat Linley şuana kadar hiç biriyle ilgili sorumlu tutulmamıştı. Diğer kraliyet büyücülerinin bunlarla ilgilenmesi sağlanmıştı ve Clayde ona hiç baskı yapmamıştı. Sonuçta Linley sadece görünüşte Fenlai Krallığına hizmet ediyordu. Linley`nin bütün yaptığı… kendini Clayde`nin yanındaymış gibi göstermekti.

“Doğru, buraya bir şeyi tartışmak için geldim.“ Linley gülerek Clayde`ye baktı. “Debs klanının su yeşimi kaçakçılığı şüphesi yüzünden Majesteleri, Kalan ve Bernard`ın tutuklanmasını emretmişti, değil mi?“

“Evet, öyle.“ Clayde somurttu. “Ne oldu, yoksa sende mi onlar için konuşmaya geldin?“

Geçen bu süre içinde epey bir asil Debs klanı adına konuşmaya gelmişti. Bunu Debs klanının servetinden yararlanabilecek için yapmışlardı.

“Eğer klanlarını kurtarmak istiyorsan, gerçekten de senin hatırın için bir şeyler yapabilirim.“ Clayde direk söyledi.

Clayde`nin gerçekte tek istediği şey kardeşi Patterson`ın kurduğu güç birliğini yıkmaktı. Debs klanına gelirsek, onları görev gereği yok edecekti. Linley`nin ona borçlanması karşılığında onları affetmeye tamamen razıydı. Sonuçta Debs klanını affederse onlardan epey yüksek bir meblağ koparabilirdi.

“Hayır.“ Linley kafasını salladı. “Onlar için konuşmaya gelmedim.“

“Ne?“ Clayde merakla Linley`e baktı.

Linley olağan bir şekilde, “Majesteleri, Debs klanının su yeşimi kaçakçılığına karışıp karışmadığı doğal olarak dürüst ve adil bir şekilde değerlendirilmeli.“

“Oh?“ Clayde sorgular şekilde Linley`e baktı. “O zaman senin bugün buraya geliş nedenin…“

Linley kahkaha attı. “Su yeşimi kaçakçılığı şüphesi yüzünden klan liderini tutuklamanızın sizin için zaten yeterli olduğunu düşünüyorum. Oğluna gelirsek, onu tutmanız için bir neden yok. Sonuçta varisleri tutmanın ne anlamı var ki? Birincisini tutsanız bile bir ikincisi olacaktır. Bütün klanları yok edilmediği sürece, soylarını biri devam ettirecektir.“

“Linley, yoksa demek istediğin…“

“Majesteleri, Kalan`ı serbest bırakabileceğinizi umuyorum.“

“Kalan`ı serbest bırakmak mı? Sen ve Kalan`ın şey olduğunuzu duymuştum…?“ Clayde Linley hakkında derinlemesine inceleme yapmıştı. Doğal olarak Linley, Kalan ve Alice arasındaki karmaşık tarihi biliyordu.

Linley çaresizce güldü. “Majesteleri, bunlar çok uzun zaman önceydi.“

Clayde hatırlatır şekilde, “Linley, sana şunu hatırlatmak isterim ki, araştırmalarıma dayanarak bu Kalan denen

adamın çok kotu niyetli, dar kafalı, kolay kin besleyecek biri olduğunu söyleyebilirim.“

“Biliyorum.“ Linley hafif kafa salladı.

Kalan ile olan bir kaç karşılaşmasına dayanarak Linley zaten o düşmanlığı sezmişti. Ve… Linley Rüyadan Uyanış heykelinin yedi günlük gösterimi sırasında birinin onu yıkmak istediğini de biliyordu.

Heykeli yıkmak kimsenin işine yaramıyordu.

Tabi Kalan hariç! Linley ondan başka heykeli yıkmak isteyecek kimseyi düşünemiyordu.

“O zaman ona neden yardım ediyorsun?“ Clayde tekrar sordu.

“Majesteleri, gerçekten de onun gibi dar kafalı biri konusunda benim endişeleneceğimi düşünüyor musunuz?“ Linley gülerek Clayde`ye baktı. Clayde de gülmeye başladı.

“Doğru. Geçmişte, sen ve Kalan yakın sayılabilirdiniz. Fakat şuan, sadece seni arkadaşlıktan çıkarmakla kalmıyor, bir de sana karşı nefret besliyor. Babası sürekli olarak seni arkadaş edinmeye çalışıyor. Babasına göre Kalan hiç de ileri görüşlü biri değil.“ Clayde sesli bir kahkaha attı.

Linley`nin omuzlarına vurarak; “Endişelenme, Merritt`e söyleyeceğim, bu dava ile adil ilgilensin ve her şeyi derinlemesine araştırsın. Debs klanı kesinlikle haksızlığa uğramayacak. Fakat eğer Debs klanı gerçekten de su yeşimi kaçakçılığı yapmışsa, onların cezalarından kaçmalarına izin de vermeyeceğim.“

“Doğru, dava ile adil bir şekilde ilgilenilmeli.“ Linley`de kafa salladı.

Eve dönüş yolunda Bebe Linley`nin dizlerinde yatıyordu.

“Wow, patron, gerçekten tam bir şeytansın. Debs klanının lideri kesinlikle kaçakçılık yaptı. İleride klanlarının sonu gelebilir. Kalan şuan kaçmayı başarabilse bile, gelecekte naneyi yemiş durumda!“ Bebe heyecanla konuşuyordu.

Bebe Kalan`ı çok uzun zaman önce yok etmek istemişti.

“Debs klanının yıkılıp yıkılmayacağını söylemek zor. Örneğin servetlerinin çoğunu Kral Clayde`ye verebilirler ve Clayde onlara bir çıkış yolu sunar. Fakat ne olursa olsun şuan da Clayde’nin eline düştüler. Ölmeseler bile ağır yara almadan kaçamazlar.“

Linley asillerin karanlık dünyalarının farkındaydı. Yüzeyde adaletten bahsediyorlar olsa da bu sahtekârlıktan başka bir şey değildi. “Clayde ile karşılaştırırsak Debs klanı çok zayıf.“

O ufak, zayıf Kalan, Linley`nin kesinlikle kafasına takacağı biri değildi. Basitçe seviyeleri çok farklıydı. Linley`nin icabına bakmak istediği kişi Clayde`idi.

“Lordum vardık.“ Sürücünün sesi duyuldu.

Linley vagonun kapısını iterek dışarı çıktı. Bebe”de bir sıçrayışta tekrar Linley`nin omuzlarına çıktı. Tam Linley malikâneye girecekti ki, bir koruma saygıyla; “ Lord, az önce bir ziyaretçi geldi. Şuan ana salonda sizi bekliyor.“ dedi.

“Misafir mi? Ana salonda?“

Linley`i sıklıkla ziyarete gelen asiller oluyordu. Ama kimse içeri izinsiz girmezdi ve sessizce dışarıda beklerlerdi. Ancak çok yüksek statüleri olan insanlar, Dük Patterson, Kral Clayde, Kardinal Guillermo gibileri beklemek yerine direkt ana salona giderdi.

“Kim bu misafir?“ Linley elinde olmadan sordu.

“Bilmiyorum, ama elinde kardinal madalyası vardı.“ Koruma saygıyla söyledi. Işığın Kilisesinin bir şövalyesi olarak Kardinallerin nişanlarına aşinaydı.

Her kardinal yalnızca tek bir madalyaya sahipti. Doğal olarak, bazı çok güçlü Dervişlerde madalyaya sahipti. Madalya belli bir statünün temsiliydi ve o kişinin kardinalden aşağı kalmadığını gösteriyordu.

“Madalya mı?“ Linley tedirginleşti.

Tereddütsüz hemen ana salona yöneldi. Koridorları geçip ana salona varınca, gördüğü kişi onu şok etti.

Salonda orta yaşlarında, siyah saçları olan, uzun bol bir elbise giyen bir adam vardı. Görünüşüne bakılırsa otuz­kırklarındaydı. Uyuşuk, tembel bir hava yayıyordu.

Linley adamı görünce adamda onu sezmiş gibi göründü. Hemen Linley`e doğru baktı. Gözlerinde bir heyecan vardı. “Usta Linley, siz mi geldiniz?“

“Usta Linley?“ Linley kafası sorularla dolu ana salona girdi.

“Siz… ah, simdi hatırladım. Açık artırmada on milyon veren kişisiniz.“ Sonunda hatırlamıştı. Rüyadan Uyanış heykelinin satışı sırasında on milyon veren kişi buydu.

Orta yaşlı adam heyecanla kafa salladı. “Usta Linley`nin beni hatırlayacağını hiç ummuyordum. Bu beni heyecanlandırdı. Doğru, izin verin kendimi tanıtayım. Benim ismim… Cesar.“

“Cesar?“ Linley bu ismi daha önce hiç duymamıştı.

“Cesar?!“ Aniden Doehring Cowart`ın sesi Linley`nin zihninde yankılandı. “O küçük ucube Cesar`in hala bu Yulan Kıtasında olduğu hiç aklıma gelmemişti.“

Linley şaşırdı.

Büyükbaba Doehring Cesar`ı tanıyor muydu? Doehring çok eski bir cağa aitti! Eğer o bile tanıyorsa bu Cesar kaç yaşındaydı?

“Linley, bu Cesar tam bir ucube. Gücünün artış hızı inanılmaz hızlı ve gözünü bile kırpmadan adam öldürüyor. Ben sağken çoktan Aziz seviyesine ulaşmıştı. O zamanlar sadece erken seviye bir Aziz olsa da, beş bin yıl sonra, gelişim hızına bakılırsa şuan çok daha güçlü olmalı.“

Linley`nin kalbi sıkıştı.

Önündeki kişi ancak otuz­kırklı yaşlarında görünüyordu, fakat çoktan Aziz­seviyesine ulaşmış Doehring Cowart`ın cağına ait biriydi. Doehring Cowart sadece bin yil yaşamıştı, fakat Cesar eğer tam hesaplanırsa neredeyse altı bin yıldır yaşıyordu.

Altı bin yıllık bir ucube!

“Usta Linley, ne oldu?“ Cesar endişeli bir şekilde sordu. “Yüzünüzde biraz tatsız bir ifade var.“

“Yok bir şey, Bay Cesar, lütfen oturun.“ Linley kendini sakinleşmeye zorladı. Fakat ne zaman önündeki kişinin kim olduğunu düşünse, istemsizce donup kalıyordu.

Altı bin yıllık bir ucube, Pouant imparatorluğundan modern çağa kadar hayatta kalmış bir süper­dövüşçü. O zaman bile Aziz­seviyesine ulaşmıştı. Ya şimdi?

“Usta Linley, heykeltıraşlık yeteneğinizin tam bir hayranıyım. Eğer o küçük kız, Delia, bana yalvarmamış olsaydı, o gün kesinlikle heykelinizi satın alacaktım.“ Cesar konuşurken dudaklarını büküyordu, fakat sonra gözlerini açtı ve “Peki Usta Linley, ne zaman siz ve Delia hanım evleniyorsunuz?“

“Evleniyor muyuz?“


Linley Cesar`dan ne derece etkilenmiş olursa olsun bu sözleri duyunca Linley’nin gözleri dışarı fırladı. Hiç konuşmadan Cesar`a bakıyordu.

Yorum Yap "CD6.18 – Ziyaret"