Kilimanjaro Günceli

CD6.17 – Rica

Eylül 20, 2016


Kraliyet Baş Magusunun malikânesinde, Kaplıca bahçesinde…

Kaplıca bahçesinin çimlerinin belli bir kısmı toprak renkli bir ışıkla parlıyordu. Toprak­stili büyü Super yerçekimi Alanı. Şuanda Linley uzun bir pantolon giyiyordu ve belden yukarısı çıplak çimlerin üstünde eğitim yapıyordu.

Çıplak vücudunda kaslar su gibi dalgalanıyordu. Fazla tek bir parça et bile görünmüyordu. Linley`nin organları, damarları, arterleri şuanda normalden dört kat daha fazla yer çekimine maruz kalıyordu.

Neyse ki Ejderkan Savaşçısına dönüştükten sonra Linley`nin vücudu yepyeni bir yüksekliğe ulaşmıştı.

Linley`nin ayakları bir ok atacakmış şekilde eğilmişti ve iki tarafında yere paralel tuttuğu kollarında birer devasa kaya vardı. Bu kayalardan her biri yüz kilodan daha ağırdı. Dört kattan daha fazla artmış yer çekiminin etkisiyle bu iki ağırlıklar yaklaşık 500 kiloya varmıştı.

Ayakları çelik kablolar gibi gergin, vücudu bir ok gibi dümdüzdü. Bakışları hiç oynamadan önüne sabitlenmişti.

Vücudundan aşağı akan ter damlaları birbirini izledi ve bütün vücudunu kapladı. Fakat Linley direnmeye devam ediyordu.

Ülkenin Kraliyet Baş Magusu olmasına rağmen her gün durmadan çalışmasına devam ediyordu. Korumaları ciddiyetle kapının dışında bekliyordu. Yanlarında ise Linley`nin çağrılarına cevap vermek için hazır bekleyen iki tane kadın görevli vardı. Yine de kaplıca bahçesinin kapısı kapalı duruyordu.

Linley`nin eğitim yaparken kimsenin girmesine müsaade edilmiyordu.

Bir keresinde Fenlai Kralı, Majesteleri Kral Clayde gelmişti. Saray görevlisi korumaları görmezden gelip direk kaplıca bahçesine girmiş ve Linley`e majesteleri ile görüşmesini söylemişti. Linley ise görevlinin hemen askeri sopayla yirmi kez cezalandırılmasını emretmişti. Fiziksel olarak zayıf olan saray görevlisinin sonu ölüm olmuştu.

Fakat sonra Kral Clayde Linley`i en ufak bir şekilde suçlamamıştı. Aksine hizmetçilerine kaplıca bahçesindeyken Linley`nin emirlerine uymalarını söylemişti.

“Lord Linley eğitim konusunda her zaman çok çalışıyor. Bütün gününü orada harcıyor. Savaşçı eğitimi yapmazken, bu seferde büyücü eğitimine geçiyor. Sanırım dinlendiği tek zaman heykeltıraşlıkla uğraştığı zaman.“ Kadın görevlilerden biri alçak sesle konuşuyordu. Diğer kadın görevli de kafa salladı. “Bu kadar çalışkan bir asil daha önce hiç görmedim. Daha önce çalıştığım evde savaşçıların eğitmeni bile kendisi günde sadece dört saat çalışıyordu.“

Yakındaki Işığın Kilisesinin şövalyeleri de Linley`e önemli derece hayranlık duyuyorlardı. Çoğu dahi ilk başarısından sonra gerilemeye baslardı. Her yıl Işığın Kilisesi belli miktarda dahi eğitirdi. Ama yine de bu dahilerin hiç biri Linley kadar üstün olmamasının yanında birde statüleri yükseltimi dünyanın maddi zevklerine dalıp gerilemeye başlıyorlardı.

“Eğer Lord Linley böyle devam ederse tarihteki önce en genç dokuzuncu seviye sonrada en genç aziz seviye dövüşçü olacak.“ Koruma şövalyelerinden biri alçak sesle söyledi.
Diğer şövalye ise kafa sallıyordu.

Bütün bu insanlar, Linley’nin canını dişine takarak yaptığı çalışmasını hayranlıkla izliyordu.

Sadece… “Lord Linley biraz fazla katı ve şiddetli.“ Kadın görevlilerden biri mutsuz şekilde söyledi.

Kalplerinde, Linley yakışıklı, genç, yüksek standartları olan güçlü biriydi. Bir geleceği vardı. Onun gibi biri mükemmel sayılabilirdi. Ancak çok sertti. Kadın hizmetçilerle ilgilenirken bile hiç yumuşamıyor ve nazik davranmıyordu.

Bu insanların bilmediği şey Linley heykeltıraşlıkla uğraşırken aslında dinlenmiyordu. Ruhsal enerjisini olabilecek en hızlı şekilde artırıyordu! Her saniye gücünü artırıyordu!

Kaplıca Bahçesinde…

“Whew.”

Bir saatlik savaşçı eğitimi son buldu. Linley vücudundaki Ejderkan savaş­qi`sini aktifleştirmeye başladı ve yorgunluk, bitkinlik duyguları bir anda kayboldu. Yakındaki bir kutudan duş keskisini aldı ve cimlere bıraktığı bu iki kayadan birinin yanına yürüdü. Bu kayaları Linley heykeltıraşlıkta kullanıyordu.

Taşa, onun çizgilerine, içyapısına bakarken kafasından bir düzen tasarladı. Anında bir savaşçının sanal yüzü şekillendi.

Linley yüzünde bir gülücük, düz keski hareket etmeye başladı.

Her ritmik desende düz keski uçarak taşları kopardı, küçük tas parçaları her yere uçuşmaya başladı. Linley tam olarak ne yaptığını biliyordu ve kesim tam bir güvenle yapılıyordu. Kullandığı güç tam kararındaydı.

Ne kadar harika bir duygu!

Linley`nin ruhu çevredeki toprak elemental esansın değişimi ve titreşimleriyle birleşti, onun taştaki çizgileri, çatlakları görmesini sağladı. Aynı anda ruhu çevredeki rüzgâr elemental esansı ile birleşmişti ve onun her bıçak darbesinin hassaslıkta zirvede olmasını sağlıyordu.

Doğa!

Linley`nin ruhu doğayla birleşmişti. Şefkatli bir anne gibi Linley`i çevreleyen doğa onun ruhunun büyümesini, güçlenmesini sağlıyordu.

“Whew.”

Bir nefes bırakarak, düze keskiyi geri çekti.

İki saat harcadıktan sonra, bu kayada kaba bir form oluşturmuştu. İnce detayları ise Linley yarın bitirmeyi planlıyordu. Her gün, Linley heykeltıraşlıkta ne kadar zaman harcayacağına limit koyuyordu.

Eğitim düzenini tam olarak ayarlayarak maksimum düzeyde gücünü artırmak zorundaydı.

Eğitim her gün sabahın beşinde başlıyordu, şuansa saat sekizdi. Linley`nin kahvaltı zamanıydı.

Düz keskiyi bırakarak, pantolonu çıkardı ve kaplıca havuzuna girdi. Kaplıcada yatarken, kaplıca sularının kaslarına doğru hücum ettiğini hissediyordu. Konforlu bir şekilde gözlerini kapatıp vücudunun biraz dinlenmesine müsaade etti.

“Gir.“ Linley aniden bağırdı.

Bütün bu zaman boyunca kapının dışında bekleyen bu iki kadın görevli iki tepsi ile hemen içeri girdi. Bu yuvarlak tepsiler çeşitli lezzetler ve meyvelerle donatılmıştı.

“Lord Linley.“ Kadın görevliler yuvarlak tepsileri yakındaki masaya bıraktı ve sonra saygılı bir şekilde gelecek emirleri beklemeye başladılar.

Yan tarafta itaatkâr bir şekilde beklerken bir yandan da istemsizce göz ucuyla Linley`e bakıyorlardı. Linley’nin, çıplak, kaslı, yatmakta olan vücudu gerçekten de onlar için çok çekiciydi.

“Şimdilik gidebilirsiniz.“

Linley sakince söyledi.

“Evet, lordum.“ İki görevli hemen ayrıldı.

En başından sonuna kadar Linley tek bir kez bile onlara bakmamıştı.

Linley havuzdan çıkıp temiz iç çamaşırları ve giysilerini giydi. Sandalyesine oturup kahvaltısına başladı.

Aniden siyah bir gölge uzaktaki çimenlik oraya uçtu. Bu Bebe`idi. Bundan önce, Linley eğitim veya heykel yaparken Bebe uyuyordu.

“Patron, kahvaltı zamanı mı? Pekâlâ, bu kızarmış et parçası benim.“ Bebe`nin gözleri hemen belli bir büyük kızarmış et parçasına sabitlenmişti.

Linley biraz kıkırdadı.

“Büyükbaba Doehring, şuanda gerçekten Clayde`nin icabına bakacak hiçbir yöntemimiz yok mu?“ Linley zihninden Doehring Cowart`a sordu.

Doehring Cowart yüzükten dışarı uçtu. Diğer sandalyeye oturup Linley`e güldü. “Linley, Clayde dokuzuncu seviye bir savaşçı. İkiniz arasındaki uçurum çok büyük. Tamamen ejder formuna girsen bile sekizinci seviyenin başlarında bir savaşçı oluyorsun. Ah, bekle, şuan altıncı seviyenin sonlarındasın, yani ejder formunu alınca sekizinci seviyenin sonlarında sayılabilirsin. Ama yine de Clayde`nin dengi olmaktan çok uzaksın.“

Linley bunu kabullenmek istemiyordu. Artık annesini kaçırmasını Duk Patterson`a söyleyen kişinin Clayde olduğunu biliyordu. Ama şuanda onunla ilgilenmesinin hiç bir yolu yoktu.

“Tek şansım sıkı çalışmama devam etmek.“ Linley bilinçsizce yumruklarını sıktı. Elindeki çatal baskıdan yamuldu.

Erken seviyelerde Ejderkan formunun sağladığı güçlenme özellikle fazlaydı. Altıncı seviyenin sonunda bir savaşçı olarak, günlük çalışma düzenine bakılırsa, yarım yıl içinde Linley`nin yedinci seviyeye ulaşma umudu vardı. Yedinci seviyeye varınca Ejderformunda dokuzuncu seviyenin başlarında bir savaşçı olacaktı.

“Lord Linley.“ Dışarıdan kadın görevlilerden birinin sesi duyuldu.

“Gir.“

Kadın görevli hemen içeri koştu. Saygıyla, “Lord Linley, dışarıda Alice isimli genç bir hanım sizinle görüşmek istediğini söyluyor.“

“Alice?“ Linley`nin gözleri titredi. Kadın görevliye baktı. “Misafir salonuna getirin. Kısa süre içinde orada olacağım.“ Linley konuşurken ayağa kalktı.

“Ever, Lord Linley.“ Linley`e en ufak şekilde takılmak istemiyordu. Hepsi Linley`nin çalışanlarına karsı ne kadar gaddar olabileceğini biliyordu.

……

Alice bir su bardağını kavramaktaydı ve çok endişeli görünüyordu. Linley`e yalvarmak için gelmesi çok ağır geliyordu. Ama başkada çaresi yoktu.

Ayak sesleri duyulmaya başlandı.

Alice`in bütün bedeni titredi ve hemen kafasını çevirip baktı.

Geniş, uzun bir cübbenin içinde, Linley gülerek salona girdi. Alice`in ona baktığını görünce “Alice, görüşmeyeli uzun zaman oldu.“ Konuşurken ev sahibi koltuğuna oturdu.

Alice Linley`nin davranışlarının bir yıl öncesine göre çok farklı olduğunu hissedebiliyordu. Bir yıl önce çok genç ve toydu.

Fakat şuan Linley bir asilin zarafetini ve havasını taşımaktaydı. Sadece o solgun gülümsemeden, yüksek statünün güvencesine sahip insanların görkemine sahip olduğu anlaşılabiliyordu.

“Büyük kardeş Linley.“ Alice sesini sakin bir hale getirmeye zorladı ama buna rağmen sesi hala biraz titriyordu.

“Biraz meyve yemek ister misin? Zeytin yemekten hoşlandığını hatırlıyorum.“ Linley kadın görevlilerden birine

bakış attı.

Kısa bir süre sonra kadın görevli bir meyve tabağıyla geri geldi.

“Teşekkürler.“ Alice zeytinden küçük bir ısırık aldı. Aynı anda aklına Linley ile beraber zeytin yediği anlar geldi. O zamanlar Linley kendi eliyle yediriyordu.

Alice istemsizce dönüp Linley baktı ve hala ona gülümsediğini gördü.

“Büyük kardeş Linley. “ Elinden zeytine bırakıp Linley`e döndü. “Senden yardımını isteyeceğim bir konu var.“

“Yardım mı istiyorsun?“ Linley zaten Alice`in ziyaretinin arkasında ki nedeni tahmin etmişti.

“Buyur bakalım.“

Alice derin bir nefes aldı ve ciddi bir şekilde Linley`e baktı. “Büyük kardeş Linley, Kalan`in klanına neler olduğunu zaten biliyorsundur. Sanırım… Kalan ve diğerleri masum. Umarım, büyük kardeş Linley, onlara yardım eder ve onlar adına Majesteleriyle biraz konuşur. Majestelerinin seni kesinlikle dikkate alacağını biliyorum.“

Linley elinde olmadan çaresizce bir kahkaha attı.

Masum?

Diğerleri belki farkında değildi ama o, Patterson`ı öldüren kişi olarak nasıl bunun farkında olmazdı? Pattersonıi öldürdüğünde, Patterson bizzat kendisi ona kaçakçılıktan bahsetmişti. %80­90 şansla bu olay Debs klanı ile ilgiliydi!

“Haksız suçlamaları temizlemek mi? Neden onların masum olduğuna inanıyorsun? Alice, Debs klanı hakkında gerçekte ne kadar şey biliyorsun?“ Linley Alice`e bakıyordu.

Alice irkildi.

O kelimelerin ağzından çıkması için inanılmaz miktarda cesaret toplamıştı. Fakat Linley ona bir soruyla cevap verince, içine bir his doğdu… Linley yardım etmeyecekti!

Aniden ağlamak istedi. Çok perişan hissetti.

Alice ayağa kalktı. Linley`e reverans yaptı ve “Büyük kardeş Linley, üzgünüm, bugün buraya gelmemen lazımdı. Biliyorum geçmişte seni ağır bir şekilde yaraladım. Benim buraya gelip Debs klanı için yardım istemem aşırı ölçüsüz oldu. Yardım etmezsen de sorun değil. Seni suçlamıyorum.“ Alice`in gözünde Linley ve Kalan aşk rakipleriydi. Linley`nin bu kurumuş pınara bir kaç tas daha atıp, düşmüşken onunda vurmaması zaten yeterince nazikti.

Alice`e bakarken Linley`nin kalbi son derece sakindi.

Başarısız olmuş ilk aşkını sadece geçip gitmiş bir rüya olarak görüyordu. Şuan ki Linley Sisli Vadide savaş vermişti, Ejderkan Savaşçısına dönüşmüştü ve babasının ölümünü öğrenmişti. Ve şuanda intikamın karanlık yolunda yürüyordu!

İntikam yolunda Linley kendini aşmalıydı, gaddar olmalıydı, soğuk olmalıydı, en ufak bir şekilde gevşememeliydi. Suan ki Linley bir yıl öncesinden zihnen çok daha güçlüydü. Çok daha olgundu. O bir yıl önceki genç, saf Linley suan ki Linley ile karşılaştırılamazdı. Alice`in düşündüğü Linley değildi.

Bu kadar şey yaşadıktan sonra olgunlaşmıştı. Çok fazla şey yasamıştı!

“Büyük kardeş Linley, ben ayrılıyorum.“ Alice hemen ayağa kalktı, yaşlar gözlerinden çıkmaya başlamıştı.

“Alice.“ Linley`de ayağa kalktı. Elini uzatıp Alice`in omuzuna koydu.


Alice şaşkınlıkta dönüp Linley`e baktı. Linley de dümdüz ona bakıyordu. Ciddi bir tonla, “Alice, bilmediğin çok şey var. Debs klanının masum olup olmadığı senin karar verebileceğin bir şey değil. Ama mademki benden yardım istemeye kadar geldin. Öylece durup izlemeyeceğim. Yine de… başarıp başaramayacağım apayrı bir konu.“

Yorum Yap "CD6.17 – Rica"