Otto Von Bismark Günceli

CD6.16 – Limitler

Eylül 20, 2016


Kapıyı kapatınca Merritt` Alice`in sözlerini duydu. Elinde olmadan yüzünde bir gülücükle Alice`e döndü. “Bayan Alice, Debs klanının işlerini konuşacağız. Bunları halka açık, tartışamayız değil mi? Eğer Majesteleri duyarsa başım ciddi şekilde belaya girer. Debs klanı adına önemli riskler aldığımın farkındasınız değil mi. En iyisi kapıyı kapalı tutalım.

Alice diyecek bir şey bulamadı.

Kelime oyunlarında, bu kadar uzun süredir en yüksek seviye entrikaların içinde olan Lord Merritt ile nasıl yarışabilirdi?

Merritt gülerek yanından geçti. Kitaplığın önünde, etrafında iki tane sandalye olan bir masa vardı. Merritt sıklıkla arkadaşlarıyla burada sohbet ederdi.

Önce Merritt oturdu ve Alice`e baktı. “Alice, sende oturmalısın.“

“Teşekkürler, Lord Merritt.“ Alice içinden bir rahatlama yaşadı ve sonra karşısındaki sandalyeye oturdu. Odada Alice`i en çok rahatsız eden şey yataktı.

“Lütfen biraz bekleyin.“

Gülerek Lord Merritt ayağa kalktı ve bir sişe şarapla iki şarap kadehi çıkardı. Alice ve kendine birer kadeh doldurdu.

“Alice, bu Yulan İmparatorluğundan Bluerain kırmızı şarabı, altmış yıllık bir klasik. Aroması kötü değil. Tadına bak.“ Merritt gülerek kadehini ona doğru kaldırdı.

Alice içine bayıltıcı bir çeşit ilaç katıldığından korkuyordu. Fakat Merritt`in bakışları altında kendi kadehini kaldırmak zorunda kaldı. Yine de, şaraba sadece dudaklarıyla biraz dokundu.

Merritt daha zorlamadı. Konuyu değiştirdi; “Alice, sen ve Kalan çoktan nişanlandınız bile. Sanıyorum Debs klanının işlerini azda olsa biliyorsundur. Kaçakçılığa karıştıklarını biliyor muydun?“

“Hayır, olamaz. Kalan`ın kaçakçılığa karışacağını sanmıyorum.“ Alice telaşla söyledi. “Lord Merritt, Debs klanı epey güçlü bir klan. Kaçakçılığa karışacaklarını sanmıyorum.“

Pekte gülücüğe benzemeyen bir gülüşle Merritt Alice`e baktı, “Söylemesi zor.“

“Ah!“

Merritt saki bir şey görmüş gibi aniden Alice doğru hareket etti. O kadar yakına geldi ki Alice`in yüzüyle arada yalnızca bir kaç santim kalmıştı.

Alice şaşırmış bir şekilde geri çekildi.

“Kıpırdama.“ Merritt emir verir gibi bağırdı.

Uzun zamandır gücü elinde bulundurmaya alışmış Merritt`in emir veren sesi Alice`in endişe dolu hareketlerini

dondurdu. Dikkatlice Alice`in saçlarını inceledi. Sonra üstten Alice`i biraz süzdü.

Kafasını indirince Alice ile arasında bir kaç santim kalmıştı. Alice kafasını hemen geri doğru eğdi.

Merritt bir kahkaha attı ve tekrar yerine döndü. Çaresizce bir iç çekti. “Az önce başında tek bir tel beyaz saç gördüm, fakat sen kıpırdayınca gözden kaybettim.“

Tek bir sac teli mi?

Alice içinden git gide sinirleniyordu. Artık Rowling ile beraber yaşamaya başlamıştı ve her sabah sıkıldıklarında birbirinin saçlarını tararlardı. Sıklıkla Rownling`in kafasında beyaz sac bulurdu, Fakat Rowling ise sıklıkla nasıl Alice`i kıskandığını ve başında hiç beyaz sac bulamadığını söylerdi.

Rowling her gün Alice`in başını taramasına rağmen bulamıyordu. Nasıl Merritt hemen bulacaktı ki?

Fakat Alice bunu söylemeye cesaret edemiyordu.

“Alice, hala çok gençsin. Çok üzülme. Üzülürsen erken yaşlanırsın ve beyaz sacların olur.“ Merritt endişeli bir şekilde söyledi.

Konuşurken Alice sadece sessizce dinledi.

Merritt sandalyesini Alice`in yönüne doğru hafif kaydırdı, bakışlarını Alice`e odakladı. “Alice, epey güzel olduğunu biliyorsun değil mi? Caziben ve zarifliğin bakanları büyülüyor.“

Alice elinde olmadan biraz utandı ve gerginleşti.

Merritt hafif eğildi, yoğun bir şekilde Alice`e baktı. “Alice. Benim bu eşlerim hep yüzeysel, para ve ün gibi şeylerle ilgileniyorlar. Çok kaba ve aşağılık görünüyor. Fakat sen tamamen farklısın. Gerçekten öylesin. Seni ilk gördüğümde donup kalmıştım.“

“Böyle kadınlarla evlendiğime çok pişmanım.“ Merritt aniden Alice`in eline uzandı. Alice`in gözleri anında büyüdü. Merritt bakmaya devam ediyordu. “Alice, eğer ben… seni bütün kalbimle sevdiğimi, hatta sana vurulduğumu söylesem, bana inanır mısın?“

Alice aceleyle ayağa kalktı… fakat Merritt elini sıkıca kavramaya devam ediyordu.

“Lord Merritt, Lord Merritt. Ben Kalan`ın nişanlısıyım!“ Alice kurtulmaya çalıştı ve üç hamle sonra Merritt`in elinden kurtulmayı başardı.

Merritt gülerek Alice`e baktı. “Dediğin gibi, sadece nişanlısısın, yani henüz evlenmedin. Tamamen başkasıyla evlenebilirsin. Kalan`a gelirsek, onun gibi bir velet eğlenmekten ne anlar?“

Konuşurken Merritt tekrar Alice`e yakınlaşmaya başladı, Alice ise geri gitmeye devam etti.

Fakat o gerginlikte Alice, Merritt`in onu yatağa doğru ittiğini fark etmedi.

“Alice. Sana gerçekten aşık oldun. Yemin ederim!“ Merritt hassas bir şekilde Alice`e bakıyordu.

Yalan söylemiyordu. Heykele hayranlığı boyunca ve Alice`i kendi gördükten sonra, gerçekten de ona aşık olmuştu. Fakat bu tür bir aşk sadece sahip olma aşkıydı.

“Lord Merritt!“ Alice iyice öfkelenmeye başladı.

Aniden Alice`in ayakları yatakla çarpıştı. Hemen kendini Alice`in üstüne attı ve vücuduyla onu aşağı bastırdı. “Alice, tanrıçam, lütfen senin tarafından büyülenmiş bu ölümlünün arzularını tatmin et. Eğer tatmin olursam, bende senin arzularını tatmin ederim ve Debs klanına olan haksızlıkları temizlerim.“

Debs klanına karşı olan haksızlıkları temizlemek mi?

Üstünde duran Merritt`e bakarken, Alice Linley ile olan küçük oteldeki geceyi hatırladı. İkisi arzuyla birbirine sarılmıştı fakat sonunda Linley`i durdurmuştu.

Nasıl olurda bekâretinden bu adam karşısında vaz geçerdi?

“Tanrıçam, bana gel.“ Merritt`in sesi öyle yumuşaktı ki, sanki onu hipnotize etmeye çalışıyordu.

“Hayır. Hayır!“

Alice aniden belindeki hançeri çıkardı ve Merritt`e doğru savurdu. Aynı anda zemindeki taşlar Merritt`e doğru uçtu.

Alice sonuçta toprak stili büyücüydü!

Fakat Merritt ise güçlü bir savaşçıydı. Refleksleri çok hızlıydı ve hızla yana eğildi, bir yandan da Alice`in elindeki hançere bir tokat attı.

Alice hemen diğer tarafa kaçtı ve kapıya doğru koştu.

Fakat Merritt bir hareketle Alice ile kapının arasında belirdi. Gülücüğe pekte benzemeyen bir ifadeyle Alice`e baktı. “Alice, hala direnmek mi istiyorsun? Gücünü bakılırsa o küçük bıçakla mı bana direneceksin?“

“Lord Merritt, beni bırakın.“ Artık Alice kesin kararını vermişti.

“Artık Debs klanını kurtarmak istemiyor musun? Nişanlın Kalan`ı kurtarmak istemiyor musun?“ Merritt sordu.

Alice`in gözlerinde bir kararlılık vardı. Dişlerini sıktı ve “Onlara kurtarmak istesem de, bunu yapmanın yolu bu değil. Seni canavar!“

“Canavar mı?“ Merritt`in yüzündeki ifade değişti. Soğuk bir sesle, “Aslında biraz daha romantik olmasını istiyordum. Ama mademki iş birliği yapmayı reddediyorsun, sana canavarın aslında nasıl olduğunu göstereceğim.“

Alice`in yüzü solgun bir hal aldı.

“Merritt, çok ileri gitme.“ Korkmuş bir şekilde Alice hızla geri çekildi. Sandalyeyi kaptığı gibi Merritt`e vurdu.

Merritt tek bir yumrukta sandalyeyi parçaladı.

“Direnmeyi bırak. Burası… benim malikanem.“ Merritt yumuşak bir gülümsemeyle söyledi.

Merritt`in yavaşça yaklaştığını görünce, Alice kendini sıktı ve bağırarak, “Merritt! Benim bir zamanlar Linley`nin kadını olduğumu unutmasan iyi olur!“

Bu sözler Merritt`in ilerleyişini durdurdu.

Alice gerçekte bu sözleri söylemek istemiyordu. Geçmişteki hareketlerinin Linley`i cok derinden yaraladığını biliyordu ve onunla artık bir alakası olmasını istemiyordu. Fakat bu noktada başka bir çözüm bulamıyordu.

“Linley?“ Kıpırdamadan dururken, Merritt somurttu.

Dudaklarını ısırırken, Alice Merritt`e bakıyordu. “Merritt, bugün hiçbir şey olmamış gibi davranabilirim. Fakat daha ileri gidersen bende daha sonra çok ileri gittiğimde beni suçlama. Linley`nin şuan ne kadar etkili olduğunu sende biliyorsun.“

Merritt Alice`e bakmaya devam ediyordu.

Gerçekten Alice onu büyülemişti, fakat Alice`in Linley ile olan özel ilişkisinden de haberi vardı. Sadece heykele bakarak, Linley`nin Alice olan derin duyguları anlaşılabilirdi.

“Linley`nin Alice`e olan duyguları gerçek bir aşkın kanıtı. Eğer Linley bunu öğrenirse…`

Linley.

Basa çıkmak cok zor olur!

Şuan ki Linley zaten muazzam etkiye sahip. Merritt çok güçlü olsa da, sonunda sadece tek bir krallığın Sağ Başbakanıydı. Işığın Kilisesi için bir krallığın kralını def etmek ciddi şekilde değerlendirilmesi gereken bir konuydu ama bir sağ başbakan ile ilgilenirken ikinci kez bile düşünmezlerdi.

Linley`nin bütün yapması gereken Işığın Kilisesinden yardım istemekti. Onun gibi bir Sağ Başbakanla ilgilenmek hiç sorun olmazdı.

Ama gelecekte, Linley çok güçlü olacaktı. Bu yüzden Fenlai krallığında tek bir asil bile Linley ile çatışmak ya da onun hayatına karşı harekete geçmek istemiyordu. Linley`nin önünde herkes nazik davranıyordu.

“Yazık…“ Merritt derin bir iç çekti. “Alice, gerçekten, ama gerçekten, sana kalbimin derinliklerinden aşık oldum,

o kadar aşığım ki düzgün düşünemiyordum.“

Meritt üzgün bir şekilde güldü. “Özüz dilerim. Şimdi kendime geldim. Mademki bana karşı duyguların yok, o zaman seni zorlamayacağım.“

“Lord Merritt, ben o zaman ayrılıyorum.“ Alice hızla kapıya koştu. Açtığı gibi dışarı kaçtı.

Alice`in ayrılışını görünce Merritt`in yüzünde üzgün bir ifade belirdi. Bakışları sert ve soğuk bir hal aldı. Küçümseyici bir şekilde, tek bir kelime çıktı ağzından, “Orospu!“

Alice Debs malikânesine döndüğünde hava tamamen kararmıştı.

Şuanda Debs klanının bütün üyeleri ana salonun ortasında, aksam yemeğindeydiler. Ancak atmosfer pek iyi değildi. Klan her an yok edilebilirdi.

“Alice. Sen mi döndün?“ Rowling aniden Alice`in içeri koştuğunu gördü.

Nimitz ve diğerleri ayağa kalktı.

“Bu kadar hızlı mı?“ Nimitz somurttu. Alice çok erken geri dönmüştü, tahmin ettiğinden çok daha erken.

“Alice, gel beraber yiyelim.“ Rowling hemen seslendi.

Geçerken Alice ana salondakilere baktı ve özür diler şekilde, “Kendimi iyi hissetmiyorum. Hemen odama gidip, dinleneceğim.“ Alice`in sesi çok az ve boğuk çıkıyordu.

Rowling Alice`in normal hareket etmediğini fark etti.

“Müsaadenizle Alice`e bakmaya gidiyorum.“ Rowling herkese gülümsedi ve şüpheyle somurtmakta olan Nimitz`i geride bırakarak salonu terk etti.

Alice ve Rowling`in kendi odalarında…

Odaya girince, Alice hemen kendini yatağa fırlattı. Artık dışarı fırlayan yaşlarını durduramıyordu. Kalbi haksızlık ve adaletsizlikle doluydu.

“Ben ne yanlış yaptım ki? Tanrım neden benim cezalandırıyorsun?“

Alice`in kalbi öfkeyle çalkalanıyordu.

“Hiçbir zaman çok şey istemedim, tüm arzum sadece basit, huzurlu bir hayattı. Benim ve ailemin huzurlu bir hayat yaşamasını istedim. Neden, neden beni cezalandırıyorsun?“ Kalbi ıstırapla dolmuştu.

Doğru, Debs klanı belki de gerçekten bitecekti.

Ama bunun onunla ne alakası vardı?

Neden onu Merritt ile ilgilenmesi için göndermek zorundaydılar?

Neden o “Ben bir zamanlar Linley`nin kadınıydım.“ demek zorunda kalmıştı. Bu sözleri söylemek onun için ne kadar zor olmuştu. Alice gerçekten de hiç söylemek istememişti.

“Büyük kardeş Alice, ne oldu?“ Rowling odaya koştu. Alice`in devasa bir ıslaklığın üstünde ağladığını görünce hemen telaşlandı.

Aceleyle gidip Alice`in sırtını sıvazlamaya başladı. “Ağlama, ağlama. Ne olursa olsun bana anlatabilirsin. Hadi söyle bana.“

Alice hemen dönüp kendini Rownling`in kollarına attı, daha da şiddetli ağlamaya başladı. Kimse yokken bu kadar değildi ama şimdi biri gelmişti ve Alice kendini daha da haksızlığa uğramış, gücendirilmiş hissediyordu.

Rowling bir saat boyunca Alice`i sakinleştirmeye çalıştıktan sonra Alice bir derece sakinleşmişti.

“Büyük kardeş Alice, tam olarak ne oldu? Söyle bana.“

Alice derin bir nefes aldı, sonra yavaşça kendisine yapılan haksızlığı anlattı. “Küçük Rowling, Debs klanının şuan ki durumunun sende farkındasındır. Dün, İkinci Büyük amca geldi ve benle özel olarak konuşmak istedi. Benden şey yapmamı istedi…“

Duydukça Rowling daha da sinirleniyordu.

Nimitz `in davranışlarına kızıyordu. Alice`in çektiklerine kızıyordu. Ve canavarımsı Merritt`in hareketlerine kızıyordu. Ayni anda ise Alice`e acıyordu.

“Artık bunun içinde olmak istemiyorum, istemiyorum. Sadece huzurlu bir hayat istiyorum.“ Alice ağlarken aralıklarla konuşuyordu.

Son bir kaç gündür Rowling Debs klanına yardım etmenin en iyi yolunun ne olduğunu düşünüyordu. Fakat Alice`in hikâyesini duyunca aniden bir kaç şeyin farkına vardı.

“Büyük kardeş Alice, üzülme. Ne olursa olsun kesinlikle Merritt`in senin iffetine leke sürmesine izin veremezsin.“

Alice kafa salladı.

“Fakat hala Kalan ve diğerlerini kurtarmanın bir yolunu bulmalıyız. Kalan bizim nişanlımız sonuçta.“

Alice de onları kurtarmak istiyordu ama nasıl yapacağını bilmiyordu.

Rowling Alice`e “Hala bir seçeneğimiz var. Ama… sen razı olur musun bilmiyorum.“ dedi.

“Rowling…“ Rowling`e bakarken Alice ne olduğunu çoktan tahmin etmişti.

“Doğru. Git Linley`den yardım iste. Bu gün onun ismini telaffuz eder etmez Merritt sana dokunmayı bıraktı. Açık bir şekilde Linley`nin aşırı derecede etkisi var. Bildiklerime göre Linley yalnızca Işığın Kilisesiyle değil, ayni zamanda Dawson Şirketleriyle de ilişkisi var. Majesteleri, Kral Clayde bile, sıradan biri gibi değil de ona bir arkadaş olarak davranıyor. Eğer Linley bize yardım etmeyi Kabul ederse Kalan’ı kurtarma şansımız çok fazla olur.“

Şuanda krallıkta hiç sorgusuz, insanlar herkesten çok Linley ile yakınlaşmak istiyordu.

Sol ve sağ Başbakan bile onunla karşılaştırılamazdı.

Çünkü herkes gelecekte Linley`nin Işığın Kilisesinde önemli bir kişi olacağını biliyordu. Şuanda bile ona yetiştirilmesi gereken önemli bir yetenek olarak bakılıyordu. Linley`nin hatırı için Işığın Kilisesinin iki kardinali Hogg`un cenazesine bile gitmiş ve saygılarını sunmuştu. Sadece bu Linley`e ne kadar önemle baktıklarını gösteriyordu.

“Büyük kardeş Linley?“ Alice`in duyguları karmakarışıktı.

Gerçekte, Alice kalbinde bunu çok önceden biliyordu ama yüzleşmek istemiyordu. Linley’e gerçekten yalvarmak istemiyordu. Onun karşısına çıkacak yüzü olmadığını düşünüyordu.

Linley`i derinden yaralamıştı. Rüyadan Uyanış heykelini görünce, Linley`nin onu ne derece derinden sevdiğini anlamıştı. Ya da bir zamanlar sevdiğini.

Onunla yüzleşmeye utanıyordu.

“Büyük kız kardeş Alice, duygularını anlıyorum.“ Rowling sıkıca Alice`in elini kavradı. “Fakat Kalan ve babası büyük ihtimalle hayatlarını kaybedecekler. Yalvarıyorum, bizim için biraz daha katlan. En azından Linley Merritt gibi davranmayacaktır.“

Alice`in kalbi acı ile doluydu.

“Utanç? Kendi onurum mu yoksa Kalan ve babasının hayatı mı daha önemli?“ Alice kendi kendine sordu. Başka seçeneği yoktu.

“Büyük kardeş Alice.“ Rowling yalvarır şekilde Alice`e baktı.


Alice derin bir nefes alarak kendini sakinleşmeye zorladı. Rowling`e bakarak kafa salladı. “Pekâlâ, yarın Linley`i görmeye gideceğim.“

Yorum Yap "CD6.16 – Limitler"