Dünyanın Oluşumu Günceli

CD6.14 – Tutuklu

Eylül 20, 2016


Bu, su yeşimi kaçakçılığı için Debs klanı epey ağır bir bedel ödemişti. Üçüncü kardeşine bu olayla ilgilenmesini emretmişti. Lanseer kardeşler ise onun sağ ve sol koluydu.

Görüşme salonunun ortasında dururken, Linley sakinliğini koruyordu. Bebe`de ses çıkarmıyordu.

Adam ve büyülü yaratığı sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sessizce izliyordu. Yalvaran şekilde üstüne sürünen Bernard`a bile en ufak bir tepki vermedi.

Bir süre sonra…

Ağır zincirlerin sesleri duyulmaya başlandı. Zincirlenmiş iki tane altın saçlı adam korumalar eşliğinde salona girdi. Bu iki adamın hem ayakları hem de elleri zincirlenmişti. Sadece ayaklarına bağlanmış bu zincirlerin kalınlığındanö bu zincirlerin ağırlığının yüz ya da iki yüz pound olduğu anlaşılıyordu.

Böyle ağır zincirler genelde güçlü savaşçıları yakalanmasında kullanılıyordu.

“Saygıdeğer klan lideri.“

Salona girdikten sonra yerde diz çökmüş Bernard`ı görünce yüzlerinde tuhaf gülücükler oluştu. Yine de Bernard’a saygıyla seslendiler.

Yanda dururken Linley olayları çözmeye başlamıştı.

Büyük ihtimalle Lanseer kardeşler su yeşimi kaçakçılığının iki önemli lideriydi ve Debs klanıyla gizli bağlantıları vardı.

“Debs klanının işte simdi başı belada.“ Linley sessizce izledi.

Zincirlenmiş iki altın saçlı adamı görünce Bernard kafası karışmış şekilde tepki verdi. “Ah? Lanseer ve Langmuir, neden Majesteleri sizi tutukladı? Bir kaç ay önce ikinize 100.000 altın verip, gidip hayatınızı yaşamanızı söylemedim mi?“

İki adam bir anlık şaşırdılar sonra gülmeye başladılar.

“Saygıdeğer klan lideri, latife yapıyorsunuz herhalde?“ Lanseer güldü.

Langmuir de kıs kıs gülerek “Ne, klan lideri, yoksa hala daha yalan söyleyebileceğinizi ya da saklayabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Bunu unutun. Siz de sucunuzu kabul edin.“

Bernard`ın yüzünde bir öfke belirtisi oluştu. Aniden ayağa kalktı ve kızgın bir şekilde Lanseer ve Langmuir`e baktı. “Lanseer, Langmuir, benim Debs klanım sizi küçüklüğünüzden beri büyüttü ve geliştirdi. İkinizde size ne kadar iyi davrandığımı biliyorsunuz.“

“Doğru, bize iyi davrandınız. Fakat biz ikimiz de yıllardır hayatımızı Debs klanı için risk attık.“ Büyük kardeş Lanseer soğuk sesle söyledi.

Bernard`ın öfkesi daha da büyüdü. Elleri titrer şekilde Lansser`i işaret etti. “Siz ikiniz yapılan iyilikleri gerçekten

unuttunuz ve nankörlük ettiniz. Doğru siz ikiniz Debs klanı adına gerçekten çalıştınız, ama bütün bu yıllar boyunca yozlaşmış bir şekilde çalıştınız ve klana ait olan parayı çaldınız. Buna rağmen yarım yıl önce sıkı çalışmanıza karşın sizin hayatınızı bağışlayıp, üstüne 100.000 altın para verdim ve size hayatın tadını çıkarmanızı söyledim. Fakat… fakat siz… sadece nankörlükle kalmadınız, bir de kaçakçılığa mı karıştınız? Yakalandıktan sonra bir de Debs klanına iftira mı atıyorsunuz?“

Lanseer ve Langmuir tamamen korunmasız yakalanmışlardı ve hayretle Bernard`a bakıyorlardı.

“Biz… biz mi yozlaşmışız? Sen… bize 100.000 altın mı verdin?“ Lanseer ve Langmuir tamamen şaşırmıştı.

Bernard öfkeyle patlıyordu, aniden dönüp Clayde`nin önüne diz çöktü. İki gözü iki çeşme ağlarken, “Majesteleri, bu ikisi iki tane aç gözlü kurttan başka bir şey değil. Onları gençken gördüğümde iki tane açınası yetimdiler, bende yanıma aldım. Sonraları önemli pozisyonlar verdim. Fakat onlar sadece benim klanımın zenginliği kendi ceplerine doğru akıttılar. Ona rağmen aramızdaki bunca yıllık ilişkiyi göze alarak hayatları bağışladım, hatta üstüne 100.000 altın para verdim. Sadece bu benim ne kadar cömert ve bağışlayıcı olduğumu göstermeye yeter. Fakat simdi? Gelmiş bir de benim Debs klanıma iftira atıyorlar. Debs klanını yıkmak istiyorlar! Ne kadar aşağılık! Majesteleri, kalbim şuan çok kırgın. Hem de çok!“

Bernard`ın perişan ağlamalarını görünce salondaki pek çok asil gerçekten de Lanseer ve Langmuir iftira mı atıyor diye düşünmeye başladılar.

“Benard, seni, seni…“ Lanseer ve Langmuir o kadar sinirlenmişti ki yüzleri kırmızıya dönmüştü. Fakat tek bir kelime söyleyemiyorlardı.

Bu iki kardeş Debs klanı için ne kadar fedakârlıkta bulunmuştu?

Klan için kaçakçılığa kalkışmayı bile kabul ettiler, çünkü ikisi de ölümden korkmuyorlardı. Bu sefer de Clayde`nin teklifi bu kadar cezbedici olamasaydı Debs klanına yine ihanet etmeyeceklerdi.

Fakat şuan Bernard`ın söylediği her şey yalandı!

“Oh? Demek böyle bir olay oldu?“ Clayde Bernard`a bir bakış attı.

Clayde Bernard`ın hazırlıklı geldiğini hissedebiliyordu. Başka türlü aniden bu kadar yalan nasıl uydurabilirdi. Araştırsa bile pek bir açık bulamazdı.

“Ne yazık ki Bernard`ın üçüncü kardeşi nehire atladı. Cesedini bulmayı başaramadık. Yoksa üçüncü kardeşinin önünde Bernard bir şey diyemezdi.“ Clayde de çok öfkelenmişti.

Su yeşimi kaçakçılığı.

Su yeşimi madenleri ülke hazinesinin bir parçasıydı. Başka bir deyişle Cladye`nin hazinesinin bir parçasıydı.

Yasadışı madencilik ve kaçakçılık ondan çalmak demekti. Doğal olarak Clayde kızgındı.

Fakat Bernard`ın üçüncü kardeş intihar etmiş, nehire atlamıştı, Bernard ise kendini Lanseer ve Langmuir kardeşleri iftira ile suçlamaya hazırlamıştı.

“Bernard, haksız yere masum bir adamı suçlamayacağım.“ Clayde ciddiyetle konuştu.

“Teşekkürler Majesteleri! Teşekkürler!“ Bernard`ın yüzü göz yaşlarıyla kaplanmıştı.

Fakat Clayde soğuk bir sesle devam etti, “Ama, ülkenin çıkarlarına ihanet etmiş birini de affetmem. Sahip olduğum bilgiye göre kaçakçılıktan sorumlu kişi senin üçüncü kardeşin.“

“Üçüncü kardeşim mi?“ Bernard sorgular şekilde baktı.

“Ne oldu söyleyecek bir şeyin mi var?“

Yaralı bir ifadeyle, “Tabii ki, Majesteleri. Az önce söylediklerinizi neden söylediniz bilmiyorum, fakat bir yıldan uzun bir sure önce Üçüncü kardeşim Fenlai Krallığını terk etti ve çeşitli krallıkları kapsayan bir eğitim yolculuğuna çıktı. Sadece bir kaç gün önce bize bir mektup gönderdi.“

Clayde`nin bakışları daha da soğuk bir hal aldı.

Adamları ona bizzat verdikleri raporda Bernard`ın üçüncü kardeşini tutaklarken, aşırı yaralı olmasına rağmen kendini nehire attığını söylemişlerdi. İzini bile bulamamışlardı.

“Majesteleri! Majesteleri! Adaletli olmalısınız!“

Bernard Lanseer ve Langmuir kardeşlere sinirli bir bakış attı. “Bu iki aşağılık adamın krallığa sadık bu klana attığı iftiralara inanmayın.“

“Bernard, sen! Sen!“ Lanseer kardeşler sinirden artık ne diyeceklerini bilmiyordu.

Clayde aniden ayağa kalktı, sert bir şekilde Bernard`a baktı. “Hâksiz yere masumları cezalandırmayacağımı ya da krallığa ihanet edenleri affetmeyeceğimi zaten söyledim. Elimdeki delillere dayanarak en azından Debs klanının krallığa ihanet ettiğini biliyorum. Korumalar!“

Bernard`ın yüzü anında değişti. “Majesteleri! Majesteleri! Ben krallığa sadık ve bağlıyım!“

İki saray koruması görüşme salonuna koştu.

“Bernard.` Clayde Bernard`a gülerek baktı.

Bernard kafasını kaldırdı ve bir çocuğun anne babasına baktığı gibi yalvarır bir şekilde Clayde`ye baktı.

“Klanının sadık olup olmadığı delillerle kanıtlanacak. Sana bir şans vereceğim. Klanını hemen yok etmeyeceğim.“

Bernard içinde bir rahatlama hissetti. En çok korktuğu şey Debs klanının anında yok edileceğiydi. “Neyse ki gizli odada ki külleri buldum da hazırlanma fırsatım oldu.“ O günden beri Bernard kendini hazırlıyordu. Aslında pek çok aşamalı planlar yapmıştı.

“Korumalar, Bernard ve Debs klanının halefini Blackwater hapishanesine götürün. Debs klanının karıştığı kaçakçılık işiyle ise bırakın Sağ Başbakan Merritt ilgilensin.“ Clayde emretti.

Anında iki koruma Bernard`ı alıp götürdü.

“Majesteleri! Majestelerinin adaletine inanıyorum!“ Bernard götürülürken hala Clayde`ye bağırıyordu.

O gece Yesilyaprak yolu epey canlı bir yer haline geldi.

Toynak sesleri ve bağrışmalar hiç susmadı. Yüzlerce şövalye direkt Debs klanının malikanesini kuşattı. Orada olan bütün klan üyeleri korkuya kapıldı.

“Ne yapıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Buranın neresi olduğunu biliyor musunuz?“ Kalan`ın büyük amcası, Bernard`ın amcası, hemen saray korumalarına bağırmaya başladı.

Şövalyelerin lideri hemen soğuk bir şekilde karşılık verdi. “Majestelerinin emirlerine karşı mı geliyorsun?“

Fakat büyük amca hemen kafasını gururla kaldırdı, “Majestelerinin emirleri mi? Senin sahte bir şekilde majestelerinin emirlerini kullanmadığını nereden bileceğiz? Konuş! Ne istiyorsun?“

“İkinci Büyük amca, dışarıda neler oluyor?“

Aynı anda pek çok Debs klanının üyesi de dışarı koşmuştu.

Alice ve Rowling bile üstlerini giyinip dışarı koşmuştu. Yulan kıtasında nişan seremonisinden sonra nişanlı kız normalde erkekle beraber yasamaya başlardı. Fakat genel olarak konuşursak ancak düğünden sonra aynı yatağa baş koyabilirlerdi.

Doğal olarak…

Evlenmeden önce ikisi de razıysa aynı yatak odasını paylaşanlarda oluyordu.

“Alice, dışarıda neler oluyor?“ Rowling Alice`in elini tutuyordu.

Alice`de şaşırmıştı. “Emin değilim.“

Debs klanından yüzlerce kişi dışarı aktı ve çoğu da şaşırmış durumdaydı. Sadece kaçakçılık olayından haberdar olan çekirdek üyeler korkmuş hissediyordu.

Debs klanının kaçakçılık organizasyonu inanılmaz geniş çaptaydı.

Sadece kaçakçılığı yürütmek için onlarca milyon altın para harcamışlardı. Eğer başarılı olurlarsa kârları

yüzlerce milyon olacaktı. Debs klanının ileri gelenleri tek bir sefer başarılı olsalar da kendilerine yeteceğini düşünüyordu.

Fakat görünüşü göre bu tek seferlik operasyon kafalarına iş açmıştı.

“Büyük kardeş Kalan, ne oluyor?“ Rowling bu sefer Kalan`a sordu.

Kalan bilmediğini gösterir şekilde kafasını salladı.

Sarayın şövalye birliği malikanenin dışına toplanmıştı. Liderleri, şövalyelerin kaptanı, Debs klanının üyelerini görünce elbiselerinden kralın fermanını çıkardı ve gür bir seste bağırdı, “Majestelerinin emriyle, Debs klanı su yeşimi kaçakçılığı şüphesi altındadır, Debs klanının lideri ve halefi derhal Blackwater Hapishanesine kapatılacaktır.“

Anında Debs klanının bütün üyelerinin yüzleri değişti.

Çekirdek üyelerin yüzleri iyice beyaza döndü. Fakat Alice, Rowling ve klanın diğer üyeleri şaşkınlık dona kalmıştı.

Pek çok koruma ileri çıkıp Kalan`ı yakaladı.

“Götürün!“

Şövalyelerin lideri bağırdı.

Kalan elinin ayağının boşaldığını hissetti. Onu kapıya götürmelerine izin verdi. Fakat tam kapıya varınca bir anda uyandı ve kafasını döndürüp bağırdı, “İkinci Büyük Amca, Alice, ikiniz beni kurtarmak zorundasınız, kurtarmak zorundasınız!“

Kalan`ın bağırabildiği kadar bağırmasına müsaade ettikten sonra korumalar duygusuz bir şekilde onu hapishaneye götürdü.

Alice, Rowling ve klanın diğer üyeleri sadece çaresizce Kalan`ın götürülüşünü izlediler. Klanları güçlüydü, doğru, ama nasıl olurda krala karşı gelebilirlerdi?

Ertesi sabah Debs klanının su yeşimi kaçakçılığı şüphesi altında olduğu haberleri Fenlai şehrinin bütün asillerine ulaştı. Asillerin çoğu bu olayla yakından ilgileniyordu.

Dahası bu olay bizzat Sağ Başbakan Merritt tarafından inceleniyordu.

Dük Merritt`in malikanesinde…

Lord Dük Merritt yetmiş yaşın üzerinde fakat iyi derecede güçlü bir savaşçı sayılırdı. Orta yaşlarındaymış görünüyordu. Kaygan altın saçları parlıyordu.

Şuanda Dük Merritt sandalyesinde oturuyordu. Sıradan bir şekilde Debs klanından gelen misafire bir bakış attı­ Kalan`ın ikinci büyük amcası, Nimitz.

“Lord Merritt, klanımıza kesinlikle haksız yere suç atılıyor. Umarım klanımıza gereken adaleti sağlarsınız.“

Konuşurken, Nimitz kenardan bir kitap çekti. “Lord Merritt, kutsal el yazmalarını topladığınızı biliyorum. Bu el yazması Işığın Kilisesi tarafından üç yüz yıl önce verilmişti. Nadir bir parçadır.“

“Oh, bir kutsal el yazması?“

Merritt gayet olağan bir şekilde kitabi kabul etti. Fakat sayfaları çevirirken, sayfaların arasındaki düz kartı fark etti. Dört İmparatorluğun Altın Bankası tarafından üretilmiş düz bir kart. Bir büyü­kartı!

Merritt’in yüzünde bir gülücük oluştu.


Nimitz ise dikkatle Merritt`in tepkilerini izliyordu. Merritt kutsal el yazmasını kapattı ve kenara koydu. Sonra bir gülücük attı, “Nimitz, seninde bildiğin gibi kutsal el yazmalarının yanında, aynı zamanda büyük bir heykel hayranıyım. Bir süre önce, Rüyadan Uyanış heykelini görünce ondan çok hoşlandım. Sizin klanın nişan merasimi sırasında, Alice`i gördüm. Heykeldeki kişiye çok benziyordu. Acaba… Alice ile baş başa özel bir görüşme yapma şansım var mı?“

Yorum Yap "CD6.14 – Tutuklu"