Tankların Tarihi Günceli

CD6.12 – Araştırma

Eylül 20, 2016


Ölümünden hemen önce Patterson sonunda anlamıştı.

Sonuçta o da Linley`nin babasının cenazesine katılmıştı. Babasının olduğunu biliyordu.

Komik olan kısmı ise, canlı çıkacağını düşünmesiydi. Fakat şuan tamamen farkındaydı ki Linley`nin yaptığı, onun yapmak zorunda olduğu bir şeydi. Kalbinin derinliklerinde bu tarz bir ölümü reddediyordu. Yedinci seviye bir savaşçı olarak iki ya da üç yüzyıl daha yaşayabilirdi.

Hayatı uzun olmalıydı.

“Ben ölüyorum, ama Clayde, senin hayatında çok iyi olmayacak.“ Patterson`ın ruhu öteki dünyaya göçerken, içinde Clayde`ye duyduğu nefret vardı.

…..

Patterson`ın ölümünü izledikten sonra Linley normal formuna geri döndü.

“Clayde. Demek bu olayların arkasında sen varsın.“ Linley somurttu.

Clayde dokuzuncu seviye bir savaşçıydı. Linley ejder formunu alsa bile erken seviye sekizinci seviye savaşçı oluyordu.

Clayde tamamen başka bir seviyedeydi. Linley ona pusu kursa bile, dokuzuncu seviye bir savaşçıya zarar veremezdi. Aradaki fark çok fazlaydı.

Ve Clayde`nin elinin altında devasa bir güç vardı.

Fenlai’nin saygıdeğer yöneticisi olarak, emri altında pek çok dövüşçü olmaması imkânsızdı. Ve Kutsal Birlikteki altı krallık arasında, önder krallık olan Fenlai Krallığına bunca yıldır yöneticilik yaptıktan sonra Işığın Kilisesiyle de gayet iyi ilişkiler içindeydi.

Hem şahsi güç hem de elinin altındaki güç olarak Linley Clayde ile karşılaştırılamazdı.

“Belki de şuan ki tek avantajım gölgelerden hareket ediyor olmam.“ Linley kara kara Clayde ile nasıl ilgileneceğini düşünüyordu.

Doehring Cowart kıvrılan ejder yüzüğünden dışarı çıktı. Hemen Linley`i uyardı. “Linley, burada daha fazla zaman kaybetme. Şuan yapman gereken tüm delilleri yok etmek. Hemen kendi malikanene dön, yoksa eğer geç dönersen, Patterson`ı öldüreni araştırmaya başladıklarında senden şüphelenebilirler.“

Linley bir anda kendine geldi.

Doğru!

Tek avantajı kendini saklamasıydı. Ne olursa olsun Clayde`nin ona karşı savunmaya geçmesine izin veremezdi.

 “Delilleri küle çevirmenin vakti.“ Linley hemen bir kaç tane ateş topu oluşturup Patterson`ın cesedini çevreledi. Şuan ki ruhsal enerjisi sayesinde ateş toplarının sıcaklığının epey yüksek olduğu söylenebilirdi.

Patterson`ın vücudu hızla yanmaya başladı, aynı zamanda da inanılmaz kötü bir koku havaya yayılmaya başladı. Bir süre sonra geriye sadece yanmış bir kaç sarı kemik ve küller kaldı.

Linley kokudan somurtmaya başladı.

“Linley, kıyafetlerin.“ Doehring Cowart hatırlattı.

Linley kıyafetlerine baktı. Gerçekten. Ejder formuna geçtikten sonra kıyafetleri paramparça olmuştu. Hiç tereddüt etmeden üstündeki ceket ve pantolonu çıkarttı. Anında çıkarttığı kıyafetleri de yakıp kule cevirdi.

Mekanizmayı çalıştırdı.

Takırdama sesleri eşliğinde taş duvar tekrar açıldı ve Linley aceleyle dışarı yürüyüp kapıyı kapattı.

Ne olursa olsun kapının kapalı kalması en iyisiydi. Aksi takdirde yanık et kokusu hızla insanların dikkatini çekecekti.

“Bu oda da kıyafetler olmalı.“ Linley iç çamaşırlarına baktı. Açık bir şekilde sadece bu mahvolmuş çamaşırlarla yürüyüp gidemezdi. Bu kesinlikle şüphe uyandırırdı. Hemen oradaki bir odaya gitti ve dolapları açtı.

Dolap kıyafetlerle doluydu.

Nişanda giydiklerine yakın siyah bir takım seçti. Kıyafetlerini giydi ve bir kez daha rüzgâr büyüsünü kullanarak, tozları, kan damlalarını ve kokuyu temizledi.

“Hemen çıksam iyi olacak. Kimse fark etmemeli.“ Hızla hareket ederek hemen bahçe boyu zıplayarak, dakikalar içinde ön bahçeye vardı.

Bu anlarda, hâlâ bir kaç tane asil kalmıştı ve sohbet etmekteydiler.

“Oh, Lord Linley. Henüz ayrılmadınız mı?“ Kont Juenau da dışarı yönelmişti. Yakındaki Linley`i görünce sıcak bir şekilde selamladı.

Linley gülümsedi. “Doğru. Midemi çok kötü hissettim. Lavaboya gitmiştim.“

Omuz omuza yürümeye başladılar.

“Lord Linley, sizin heykellerinizin büyük bir hayrani olduğumu söylemeliyim. Proulx Galerisinde sergilenen ilk üç heykelinizi alan kişide benim.“ Kont Juenau gururla söyledi. Kont Juenau’nun en çok gurur duyduğu şey zaten büyük ihtimalle Linley`nin bu ilk üç heykelini almasıydı.

Bu üç heykel dışardan bakılınca belki de sadece altı­ yedi bin altın ederdi.

Ama… Linley`nin statüsü şuan farklıydı. O, Rüyadan Uyanış heykelini yapmış usta bir heykeltıraştı. Statü bakımından Proulx ve ya Hope Jensen`den çok farkı yoktu. Böyle birinin sergilediği üç heykelin fiyatı nasıl az olabilirdi.

Hesaplarına ve örtük değere göre, Kont Juenau`un aldığı bu üç heykelin her birinin fiyatı en azından yüz bin altın para olmalıydı.

Bu belki de Kont Juneau`nın en çok sevindiği koleksiyonu olmuştu. Bu üç heykeli koleksiyonunda tutmaya kara vermişti. İnancına göre… Linley`nin gelecekteki başarıları arttıkça, bu üç heykelin değeri de artacaktı.

“Lord Linley, iyi yolculuklar.“ Debs Klanının kapıcısı saygıyla söyledi.

Linley kafasını salladı. Kont Juneau ile vedalaştı ve kendi vagonuna bindi.

“Geri gidelim.“ Vagona girince sakin bir şekilde emir verdi.

“Evet, lordum.“

Işığın Kilisesinden yedinci seviye bir savaşçı olan sürücü hemen eğildi ve aninde vagonu Linley`nin malikanesine doğru sürmeye başladı.

“Patterson`la on beş dakika civarı bir zaman harcadım.“ Linley cep saatini çıkardı ve bir bakış attı.

Bu Marki Unvanı aldığında tebrik için gelen hediyelerden biriydi.

“Evet,15 dakika civarı. Kont Juneau ve diğerleri son ayrılacak ziyaretçiler arasında. İnanılmaz dikkatli araştırmazlarsa, benden şüphelenmelerine imkan yok.“ Linley kendi kendine düşünüyordu. “ Diğer problem ise, Patterson kâhyasının onun biriyle buluşacağını ama kim olduğunu bilmediğini söylemişti.“

Linley somurttu. “ Onun sözlerine tamamen güvenemem. Belki de kâhyası onun benimle buluşacağını biliyor, fakat Patterson rahatlayıp ona güvenmemi istedi bu yüzden kimsenin bilmediğini söyledi.“

Linley bu ihtimalide göz önüne almıştı.

Patterson`ın kâhyası!

Bu kesinlikle bir açıktı.

Dahası… eğer araştırma gerçekten olursa, insanlar Linley`nin sona doğru on beş dakika kaybolduğunu fark edebilirdi. Fakat o sırada asillerin hepsi olağan sohbetlerini yapıyor ve rastgele ayrılıyorlardı, Bu şartlar altında tek bir kişiyi araştırmaları inanılmaz zordu.

“En azından kimse bizzat Patterson`la olan görüşmeme şahit olmadı. Tek gören kişi ise Patterson tarafından öldürüldü.“

Diğerleri ondan şüphelense bile, harekete geçecekleri bir kanıt yoktu.

“Patron ne düşünüyorsun?“ Bebe Linley`nin bacaklarında yatmaktaydı. Küçük kafasını kaldırıp Linley`e baktı.

“Yok bir sey.“ Bebe`bin kafasını okşadı, tamamen sakinleşmiş durumdaydı.

“Lordum, vardık.“

Linley vagonun perdelerini açtı ve kafasını kaldırıp sonsuz gökyüzüne baktı. Gökyüzü şuan yıldızlarla doluydu. Kalbinde kaygısız bir duygu hissetti. Clayde`ye olan öldürme arzusu daha da kararlı bir hal aldı. “Patterson bu gün öldü, sırada Clayde var.“

Patterson bir iki gündür kayıptı. Kâhyası hariç kimse bir şeylerin ters gittiğini fark etmemişti.

Debs klanının malikanesinde şuan sadece Bernard ve yeşim saçlı, orta yaşlarında bir kişi vardı.

“Bernard, Kalan`in nişanının olduğu gece, Lord Dük malikanenden ayrıldı mı?“ Yesim sacli adam sordu. Bu adam Dük Patterson`ın kâhyası, Lodi`ydi.

Bernard gücenmiş duygularını bastırdı ve kendini “Senin Dük’ün kaybolmuş ve sen bana mı soruyorsun?“ demekten aldı. O gece, Patterson, Bernard`a ne kimle görüşeceğini söylemişti ne de ayrılırken bir kelime etmişti. Bernard nasıl olurda bir şey bilebilirdi ki?

“Lord Dük ayrıldı. Benim malikânemde değil şuan.“ Bernard hemen cevapladı.

Nişanın hemen ertesi günü, Bernard hizmetçinin cesedini ortadan kaldırmaları için birilerini göndermişti. Hizmetçileri Patterson`ın hiç bir izine rastlamamıştı.

“Ah.“ Lodi yüzünü asıp Bernard`a baktı. “Bernard eğer herhangi bir ipucu bulursan, beni hemen haberdar et. Bu olay küçük de olabilir büyükte. Eğer büyükse, sizin kaçakçılık olayınız bile gün yüzüne çıkabilir.“

Bernard`ın yüzü değişti.

“Pekâlâ, ben şimdilik geri gidiyorum.“ Lodi aklı karışık bir şekilde ayrıldı.

Lodi`nin ayrılışını izlerken Bernard sarsılmıştı ve hemen Patterson`ın kullandığı binayı ziyaret etme kararı aldı.

…………..

Debs Klanının içindeki gizli binada…

Bernard tek başına girmişti. Hizmetçinin cesedi Bernard`ın yolladığı adamlar tarafından çoktan temizlenmişti. Binaya bakarken Bernard somurttu. “Patterson biriyle görüşeceğini söylemişti. Fakat sonunda evine dönmedi. Yoksa…“

Bernard`ın aklına anında ihtimallerden biri geldi.

Bu gizli yer altı odasını Debs klanında çok az kişi biliyordu. Doğal olarak gönderdiği adamlar ne bu odayı biliyorlardı ne de araştırmışlardı.

Fakat Bernard Dük Patterson`a gizli yeraltı odasını söylemişti. Ayrıca kimsenin onları göremeyeceğini ve duyamayacağını eklemişti.

“İmkânsız. Öyle bir şey olmuş olamaz.“ Bernard aceleyle ana salona koştu ve sonra direkt mekanizmayı aktifleştirdi.

Çatırdama sesleriyle tas duvar yavaşça açıldı ve aynı anda çok kötü, yanmış et kokusu dışarı yayıldı.

Bernard`ın yüzü çirkin bir hal aldı.

Aceleyle gizli odaya yürüdü. Granit döşeme de hala duran kan ve çizik izlerini gördü. Köşede yığılmış, yanmış insan kemiği ve küller vardı.

“Burada biri ölmüş.“ Bernard kesinlikle emindi.

Ve sonra ölen kişi yanarak kül olmuştu. Fakat Bernard`ın bunun kim olduğunu söylemesine imkân yoktu.

“Yüzük!“ Bernard aniden küller arasındaki kirli, gri­gümüş renkli yüzüğü gördü. Görünce bunun Patterson`ın giydiği yüzüğe aşırı benzediğini fark etti.

Anında yüzündeki bütün kan çekildi.

“Patterson büyük ihtimalle öldü.“ Bernard`ın düşünceleri tam bir kaos içindeydi.

Debs klanı Dük Patterson`ın yardımıyla, sermayesinin yarısını ve geniş miktarda insan gücünü su yeşimi kaçakçılığında kullanmıştı. Debs klanı için bu inanılmaz önemli bir operasyondu. Fakat eğer kaçakçılık ortaya çıkarsa… bu sadece para kaybetme sorunu olmayacaktı. Büyük ihtimalle bütün Debs klanı Kral Clayde tarafından imha edilecekti.

Bütün Debs klanının… büyük ihtimalle sonu olacaktı.

“Hayır, imkânı yok, Dük Patterson yedinci seviye savaşçıydı. Nasıl bu kadar kolay ölebilir? Dikkatli kişiliğine bakılırsa, kendisinden güçlü biriyle, saklı bir yerde buluşmasına imkan yok.“ Bernard gördüğü şeyleri kabullenmek istemiyordu.

Bu doğruydu. Patterson gerçekten inanılmaz dikkatli bir insandı. Ne yazık ki Patterson Linley`nin gücünü tam olarak hesaplayamamıştı.

…..

Bütün Fenlai şehri huzur doluydu. Linley malikânesinde günlük eğitimlerine sessizce devam etti. Fakat Dük Patterson`in yarım aylık kayboluşundan sonra, önceden sakin, durgun olan Clayde emirler vermeye başladı. İlk basamak kâhya Lodi`nin yakalanması oldu. İkincisi Dük`ün nerede olduğu konusunda geniş çaplı araştırmaydı.

Linley`nin malikânesinde, ana salonda…

“Lord Linley, Majesteleri sizin saraya ziyarette bulunmazı istiyor.“

Saray görevlisinin getirdiği kraliyet fermanına bakarken, Linley biraz huzursuzlaştı. Neden Kral Clayde onu çağırıyordu?


“Lütfen biraz bekleyin, kıyafetlerimi değiştireceğim. Sonra hemen saraya yöneliriz.“ Linley hemen gülerek cevapladı.

Yorum Yap "CD6.12 – Araştırma"