Otto Von Bismark Günceli

CD6.10 – Yakalanma

Eylül 20, 2016


Debs klanının ana salonu tam bir curcuna alanına dönmüştü.

“Bu… bu… “

Pek çok asil Alice`i görünce donup kalmıştı. Linley`nin yüksek heykeltıraşlık yeteneği maalesef ki Rüyadan Uyanış heykelinin ilham kaynağı Alice`i bu kadar kolay tanımalarına neden olmuştu.

Linley`nin yeteneği belli bir seviyeyi çoktan geçmişti, bir kadının cazibesini ve büyüsünü tamamen yansıtacak seviyedeydi. Bütün asiller ilk bakışlarında bu Alice`in rüyalarındaki tanrıca olduğundan emin olmuşlardı.

Pek çok asil önce Alice`e bakıp sonra Linley`e döndü.

Sessizlik!

Aniden bütün salon inanılmaz sessiz bir hal aldı, sanki huzurda bulunan asiller o an bir şeyi anlamışlardı, aynı anda da bunu şuan tartışmanın zamanı olmadığını fark etmişlerdi

Fakat bu sessizlik… Alice’i daha da utangaç ve heyecanlı bir hale getirdi.

Alice göz ucuyla Linley`e baktı. Linley Kralın hemen yanında duruyordu. Her zamanki gibi sakin bir şekilde ona bakıyordu.

Linley`e karşı…

Alice`in Linley`e karşı olan duyguları karmakarışıktı. Pişmanlık vardı. Nefret vardı. Esas eş olmasına ve bu kadar utanmasına neden olan Linley`nin heykeli yüzünden doğan nefret. Fakat aynı anda, o heykel… Linley`nin ona karşı olan duygularını anlamasını sağlamıştı.

Kalan aşırı derecede tuhaf hissediyordu.

“Sayın misafirler, izin verin size tanıtayım.“ Bernard söze girdi. Yüzünde gülücükler, “Oğlum Kalan şuan resmi olarak Bayan Rowling ve Bayan Alice ile nişanlanacak.“

Konuşurken Bernard Kalan`ın yanına yürüdü. Rowling`i göstererek, “Bu, Bayan Rowling, oğlumun esas eşi olacak. Ve bu Bayan Alice.“

Anında kalabalık fısıldaşmalarla doldu. Sıklıkla dönüp Linley`e sinsi bakışlar atıyorlardı.

“Haydi, ziyafete başlayalım.“ Bernard neşeyle güldü.

Ana salondaki asiller ziyafet alanına geçtiler. Ziyafet esnasında Debs klanının üyeleri misafirlere son derece yakın ve arkadaşça davrandılar. Fakat ne olursa olsun pek çok misafir hala Alice’e bakmaya ve sonra Linley`e dönmeye devam ettiler.

Elinde şarapla Linley ana salonun sessiz bir kösesine yürüdü ve olağan bir şekilde koltuklardan birine oturdu.

“Patron, duyabiliyorum, herkes senin hakkında konuşuyor.“ Bebe Linley`nin omuzlarına sıçradı.

Nazikçe kadehinden bir yudum aldı. “Bırak istedikleri gibi konuşsunlar. Benim için sorun yok. Sadece… Alice muhtemelen acı çekiyor.“

Bu günlerde Alice`e karşı olan duyguları son derece dingindi.

Daha yeni Rüyadan Uyanış heykelinin ne derece Alice`i etkilediğini anlıyordu.

Köşede oturmuş, hızlıca masaları dolanan Alice, Rowling ve Kalan`ı izliyordu. Sessizce şarabını yudumlamaya devam etti.

“Lord Linley, neden böyle yalnız başınıza, bir köşede şarap içiyorsunuz?“ Bembeyaz tenli, yeşim saçlı güzel bir bayan, son derece doğal bir şekilde Linley`nin yanına oturdu ve kadehini ona doğru uzattı.

Kadeh tokuşturdular.

“Benim ismim Sasha. Ziyafet başlamadan önce sizinle konuşma fırsatı bulmayı umuyordum. Fakat kızların epey ilgisini çekmiş gibi görünüyorsunuz. Hiç şansım olmadı.“ Sasha kahkaha attı.

Sasha uzun ve zayıf bir kızdı ve kahkahası çok canlı çıkıyordu. Büyüleyici, insani sarhoş eden gözleri vardı. Bu genç hanımefendilere göre daha kadınsı bir cazibesi vardı.

“Kızlar? Yoksa sen kız değilmişsin Sasha? “ Linley dalgın bir şekilde `merakla` sordu.

Sasha kadehin bir yudum daha aldı ve gülerek; “Kız mı? Sekiz yeldir evliyim ben. Nasıl kız olabilirim?“

Linley elinde olmadan şaşırdı.

“Ama… kocam düğün günü öldü.“ Sasha yumuşak bir sesle konuşurken Linley`e bakıyordu.

Linley de hayretle Sasha`ya bakıyordu.

Linley`nin yüzündeki ifadeyi görünce Sasha büyüleyici bir seklide güldü ve kadehinden bir yudum daha aldı. “Lord Linley, Gerçekten… çok şirinsiniz.“

Linley`de çaresizce gülmeye başladı.

Bu Sasha gerçekten ilginç bir insandı.

“Sasha. Burada ne yapıyorsun?“ Dük Patterson gülerek yanlarına yürüdü.

Sasha, Dük Patterson`a bakarak, yapmacık bir sinirle, “Lord Dük, Lord Linley ile sohbete daha yeni başladım. Peki, peki. Buyur sen konuş.“ Konuşurken Linley`e göz kırptı ve sonra ayrıldı.

Dük Patterson oturmadan önce Sasha`nın ayrılışını biraz izledi.

“Linley, sen ne dersin?“

“Ne hakkında?“

“Sasha tabii ki?“ Patterson öneri sunar gibi Linley`e baktı. “Linley, asiller arasında Sasha pek çok asilin kovaladığı bir kadın. Sasha`nin fiziğine bir bak, gözleri, o küçük ağzı. Ahh…“

Linley sadece güldü.

“İzin ver sana şunu söyleyeyim. Sasha`nin baya ilgisini çekmiş olmalısın. Eğer bu fırsatı değerlendirirsin, Sasha senindir.“ Patterson Linley`nin omuzlarına vurdu.

“İlgimi çekmiyor.“

Patterson şaşkınlık içinde Linley`e baktı.

“Linley.“ Patterson sesini alçaltarak, “Bu gece, ziyafetten sonra hemen ayrılma. Seninle tartışmak istediğim bir şey var.“ dedi.

Linley tereddüt etti.

Neden bu kadar gizli?

“Beni ortada bırakmayacaksın değil mi?“

Linley Patterson`a baktı ve düşündü “Ne haltlar çeviriyor acaba“ Linley de onunla… biraz daha yakınlaşmak istiyordu aslında.

“Lord Dük, endişelenmeyin. Bu gece sizi bekleyeceğim.“

Aynı gece saat sekizde…

Asillerin çoğu çoktan ayrılmıştı bile, fakat Linley`nin hiç acelesi yoktu. Patterson`la olan görüşmesini bekliyordu.

“Ne planladığını merak ediyorum.“

Linley, ana salonda sessizce bekledi.

“Linley, ben ayrılıyorum.“ Clayde de konuştuktan sonra ayrıldı. Ana salondaki insanlar git gide azalıyordu. İçeride sıkılan Linley, serin gecenin tadını çıkarmak için balkona çıktı.

Tam bu anda erkek bir hizmetçi ona doğru yürüdü.

Hizmetçi sessiz bir şekilde “Lord Linley. Lord Dük Patterson sizi yürüyüşe davet ediyor.“ dedi.

“Bu ne gizem?“ Linley biraz şaşırmıştı.

“Yolu göster.“ Dışardan Linley çok sakin görünüyordu. Bebe ise Linley`nin kıyafetlerinin içine kıvrılmış bekliyordu. Hizmetçi Linley`i karanlık, dar, tenha bir sokağa yönlendirdi. Yolun görüntüsünden, insanların çok az geldiği bir yer olduğu anlaşılıyordu.

Linley alçak bir sesle “Nereye gidiyoruz.“ dedi.

Hizmetçi saygılı bir tonla, “Lord Linley, Lord Dük`un emrine göre hareket ediyoruz. Kimse sizi görmeyecek.“

“Ah?“

Linley kaşlarını çattı. Ama korkmuyordu. Karanlık sokakta hizmetçiyi takip etmeye devam etti. Küçük bir koruluktan geçtiler. Gizli bir kapı açıldı ve küçük bir binaya vardılar.

Linley içinden “Demek Debs klanı bunun kadar gizli bir yere sahip.“ dedi.

Biri uçmadığı sürece bunun gibi saklı bir yeri bulmasına imkân yoktu.

Hizmetçi Linley`i direk ana salona yönlendirdi.

“Lord Dük, Lord Linley vardılar.“ Ana salonun kapısına gelince hizmetçi bağırdı.

“Haha, Linley`mi geldi?“ Siyah elbiselerinin içinde, Dük Patterson ana salondan çıktı. Linley`i görünce şahin gibi gözlerinde bir heyecan belirdi ve aceleyle yürüdü. “Linley, içeri gel, çabuk.“

Hizmetçi saygılı bir şekilde; “Lord Dük, ben şimdi ayrılıyorum.“ dedi.

“Evet, sen gidebilirsin.“ Patterson olağan bir şekilde cevap verdi.

Hizmetçi saygıyla eğildi ve ayrılmak için döndü. Fakat sonra, Dük Patterson gülerek, aniden sağ kolunu hızla savurdu, bir bıçak gibi hizmetçinin sırtını deldi.

“Ah!“ Hizmetçi inanamayan gözlerle dönüp Patterson`a baktı. Patterson gibi güçlü birinin neden kendi gibi birini öldürdüğünü anlayamıyordu.

Maalesef ki, kalbi tamamen dağılmışken, bir kaç saniye içinde gözlerindeki ışık söndü.

“Lord Dük, bunun anlamı nedir…?“ Linley yan tarafta hala sakinliğini korumaktaydı.

Dük Patterson yedinci seviye bir savaşçıydı. Onun için bir olmadı ikinci seviye bir hizmetçiyi öldürmek hiç de zor değildi.

Elbiselerinden bir mendil çıkardı ve ellerindeki kani sildi. Sonrada yere fırlattı.

“Linley, önemli bir şey değil bu. Sadece buluştuğumuzu kimsenin bilmesini istemedim.“

Linley şüpheli bir şekilde Patterson`a bakıyordu. “Kimsenin bilmesini mi istemiyorsun?“

Dük Patterson güvenle kafasını salladı. “Endişelenmene hiç gerek yok. Bu gizli buluşma yeri benim talimatlarım üzerine Bernard tarafından ayarlandı. Sadece burayı kullanacağımı biliyor. Kimle görüşeceğim hakkında hiç bir fikri yok. Buluştuğumuzu bilen tek hizmetçide şuan öldü. Bu sayede bu buluşmayı bilen kimse kalmadı.“

Linley kararını verdi ve ana salona girdi.

“Dük Patterson, bu epey önemli bir mevzu gibi görünüyor.“ Linley Patterson`a doğru gülüyordu.

Patterson kafasını salladı. “Tabii ki. Ve bir şaşırtmaca bile hazırladım. Diğerleri beni uzun süre önce evime döndüm sanıyor. Bernard ve kâhyam dışında burada olduğumu bilen tek kişi korkarım ki sensin.“

“Şaşırtmaca mi?“

“Dük Patterson, benimle bu kadar gizli buluşarak neyi amaçlıyorsunuz?“

Duk Patterson etrafa bakındı ve ana salonun kapısını kapattı.

“Gel, içerde konuşalım.“ Linley`i elinden çekti ve ana salonun içindeki bir odaya yöneldiler. Odaya girdikten sonra Patterson bir mekanizma çalıştırdı. Gıcırdama sesleri eşliğinde taş duvar hareket etmeye başladı ve taş bir geçit ortaya çıktı.

Bu gizli küçük binanın içinde, yeraltında başka bir gizli oda daha vardı.

“Linley, içeri gel.“

Linley de içeri girdi.

Yer altı odasının içi tamamen karanlıktı. Patterson üç tane mum yaktı ve dönüp Linley`e gülümsedi.

“Benim ya da senin evin bunun için yeterince güvenli değil. Çok fazla casus var.“ Patterson uzun bir nefes bıraktı.

Linley kendi malikânesinin Işığın Kilisesi ve Clayde tarafından sürekli gözetim altında tutulduğunu biliyordu.

Malikâne Clayde tarafından hediye edildiği için, hizmetçiler ona aitti. Oranın Clayde`nin ajanlarıyla dolu olması gayet doğaldı. Koruma birlikleri ise Işığın Kilisesine aitti. Doğrusu Linley’nin malikanedeki hareketleri sürekli iki taraftan biri tarafından gözetleniyordu.

“Dük Patterson. Bu günkü konuşmamızın konusu epey önemli olmalı. Buyurun, konuşmaya başlayın.“

Patterson elbiselerinden bir tane büyü kartı çıkardı. “Linley bu kartta on milyon altın para var.“

“On milyon altın para?“ Linley Patterson`ın açıklamasını bekledi.

Patterson çaresiz bir şekilde, “Linley, sana doğruyu söyleyeceğim. Abim bana krallığın Finans Bakanı görevini verince, yetkilerimi kendime çıkar sağlamak için kullandım. Şuana kadar yaptıklarım mükemmel şekilde gizlenmişti. Fakat bu sefer başka bir klanla kalkıştığım kaçakçılık aktivitesinin boyutu çok büyük. Kaynaklarıma göre, abim… bunu çoktan fark etmiş olabilir.“

Patterson hala kendini tutuyor ve hangi klan olduğunu söylemiyordu.

“Büyük boyutta kaçakçılık mi? Peki bunun benimle ne alakası var?“ Patterson`a bakarken Linley kahkaha attı.

Patterson aceleyle sözüne devam etti. “Bunun tabii ki seninle alakası var. Ben Kral Clayde`nin kardeşi olsam da, harekete geçtiğinde hiç merhamet göstermediğini biliyorum. Bu durumdan çıkmanın bir yolunu bulmalıyım. Sonuçta bunca yıldır pek çok şey yaptım. Bu olay ortaya çıktımı daha bir sürü şey gün yüzüne çıkacaktır.“

“Bu yüzden… senden benim adıma Dawson Şirketlerinin genç efendisi Yale ile konuşmanı istiyorum. Yale ile iyi arkadaş olduğunuzu biliyorum.“ Patterson`ın yüzünde bir gülücük oluştu.

“Yale?“ Linley Patterson`ın niyetini anlamaya başlamıştı.

Patterson çaresizce; “Gelecekte, bu olaylar gün yüzüne çıktımı, Fenlai`de beni kurtaracak fazla güç yok. Fakat Dawson Şirketleri kesinlikle bunlardan biri. Fenlai Krallığı Dawson Şirketlerini kızdırmayı göze alamaz. Aynı anda Işığın Kilisesi de küçük bir yozlaşma skandalı yüzünden Dawson Şirketleriyle kavgalı duruma düşmeyi de istemez.“

“Dawson Şirketleri harekete geçmeyi kabul ettikleri sürece beni kurtarabilirler. Ama ben Dawson Şirketleriyle görüştüm ve benim yüzümden Kral Clayde ile karşı karşıya gelmek istemiyorlar.“ Patterson umutla Linley`e baktı.

“Linley, Yale Dawson Şirketlerinin yöneticisinin oğlu. Sözleri son derece etkili. Dahası Dawson Şirketleri sana da epey önem veriyor. Sen bana yardım etmeyi istediğin sürece hiç bir sorun çıkmaz.“ Dük Patterson yalvarıyordu. “Eğer bana yardım etmezsen, büyük ihtimalle öleceğim. Yalvarıyorum, yardım et. Konuştuğumuzu kimse bilmeyecek.“

“Bana yardım etmeyi kabul edersen bu on milyon senindir. Linley, yalvarıyorum.“ Patterson`ın sözleri çok içtendi ve gözleri umutla doluydu.

Linley kahkaha atıyordu.

“Kimse bilmeyecek mi?“ Kahkahaları son derece gürdü.

“Doğru, kimse bilmeyecek.“ Patterson aceleyle kafasını salladı. Gözlerinde bir sevinç oluştu.

Aniden, Linley`nin vücudu hızla değişmeye başladı. Siyah ejderimsi pullar dışarı çıkmaya başladı, ayni anda alnından bir tane boynuz fırladı. Elleri pençelere döndü. Gözleri orijinal karanlık altın rengi Zırhlı Bıçaksırt Wyrm`in gözleri gibi oldu.

“Sen…“ Dük Patterson`in yüzü değişti. Bir şeylerin yanlış gittiğini anlamıştı ve savaş qi`sini harekete geçirdi. Kasları sıkışmaya başladı.

“Whoosh!”

Linley`nin demir bir kırbaç gibi olan kuyruğu uğuldayarak havayı yardı. Dük Patterson`a kaçma imkânı vermeden sağlam bir darbe indirdi.

“WHACK!”

Yedinci seviye savaşçı olan Patterson uçarak gitti. Her yere kanlar sıçradı.

Fakat hemen peşinden demirimsi kuyruk Patterson`ın etrafına dolandı. Çatırdayan kemiklerin sesleri duyuluyordu. Patterson`ın bütün vücudu sıkıca kilitlenmişti, en ufak bir şekilde kıpırdayamıyordu. Patterson olabildiğince çırpınıyordu fakat kollarını serbest bırakamıyordu.

Linley kuyruğunu kontrol ederek Patterson`i kendine çekti.

Şuan full ejder formundaydı, soğuk, acımasız, karanlık altın rengi gözleri öldüresiye Patterson`ın gözlerine bakıyordu. Yüzünde zalim bir gülümseme vardı. “Kimse bilmeyecek mi… dedin? Haha. Harika. Bu fırsat için çok uzun sure bekledim.“


“Sen… sen…“ Patterson bu ani değişim yüzünden, korkudan aptala dönmüştü.

Yorum Yap "CD6.10 – Yakalanma"