Tank Tarihi Günceli

CD6.1 – Mazideki Olaylar

Eylül 20, 2016


Hillman Linley`nin pençeleri tarafından öyle sıkı kavranmıştı ki elbiseleri parçalanmıştı. Taze kan yavaşça dışarı sızdı ve elbiselerini de kızıla boyamaya başladı.

Fakat Hillman bunu en ufak bir şekilde fark etmemişti.

Linley`e bakarken, boğuk bir sesle, “Linley, önce bir sakinleş.“

“Söyle bana!“ Linley ile Hillman göz gözeydi.

“Seni takip eden şövalyeler varmak üzere. Şimdilik dişardakilerin klanındaki olayları öğrenmesine izin vermeyelim. Gel benimle.“ Hillman omuzlarını silkeledi ve Linley`nin pullu kollarını kavradı. Onu ataların salonuna doğru çekti… fakat tam o an Linley`i yerinden kıpırdatamadığını fark etti.

“Linley!“ Hillman dönüp kızgın bir şekilde Linley`e baktı.

“Hillman amca nasıl davranılacağını bende biliyorum.“

Linley yüzünü iyice asmıştı. Derin bir nefes aldı, kollarındaki pulları tekrar içeri çekip normal haline geri döndü. Tekrar Slaughterer`ı kılıfına koydu ve sırtına attı. Artık dışardan gelen toynak sesleri duyulabiliyordu.

Işığın Tapınağının Şövalye Birliği sonunda varmıştı.

Linley soğukça birliğe bir bakış attı ve hiç aldırış etmeden, Hillman`e; “Hillman amca yolu göster.“

“Pekâlâ.“

Linley`nin sakinleştiğini görünce Hillman biraz daha iyi hissetti. Linley`i hemen ataların salonuna doğru götürdü. Linley`nin yüzü hala ayniydi. Şuan Linley`den başka hiç kimse bu sakin yüzün altında yatan derin, acı dolu yarayı bilmiyordu.

Ne Gölgefare ne de Doehring Cowart ses çıkarmadı.

Linley`nin ruhuna bağlıydılar. Doğal olarak şuan yaşadığı inanılmaz ıstırabı hissedebiliyorlardı.

Rüzgâr bir anda esip antik taşlarla döşenmiş yerdeki yaprakları havaya dağıttı.

Hillman iterek ataların salonuna açılan kapıyı açtı ve dönerek Linley`e baktı. Yüzünde sakin bir ifade, elinde Slaughterer ile içeri girdi. Fakat gözleri salonun ortasına yerleştirilmiş ruh tabletlerine sabitlenmiş durumdaydı. Şuan olduğu yerden net bir şekilde ön tarafa yeni yerleştirilmiş tabletteki kelimeleri okuyabiliyordu.

Sadece iki kelime “Hogg Baruch.“

Linley beyninin bulandığını hissetti. Sanki halüsinasyon görüyordu. Yine kıpırdamadan öylece durdu. Elinde Slaughterer ile ileri doğru yürüdü ve kılıcı platformun üstüne koydu.

Yüzünde huzur dolu bir gülümsemeyle ruh tabletine baktı ve “Baba, ben geldim.“ dedi.

“Biliyorum, bütün hayatın boyunca en büyük arzun atalarımızın yadigârını geri almak ve Ejderkan klanımızın kaybolmuş görkemini geri getirmek oldu.“ Linley çok dikkatlice konuşuyordu, sanki hata yapmaktan korkuyordu. Sesi çok nazikti.

“Seni hayal kırıklığına uğratmadım. Atalarımızın yadigârını Baruch klanına, Ejderkan Klanına geri getirdim. Bütün Yulan kıtasının Ejderkan klanının ihtişamını duymasını sağlayacağım. Yulan`da senin ismini bilmeyen kimse kalmayacak.“

“Bunları yapmadan durmayacağıma burada yemin ediyorum.“

Aniden Linley`nin yüzünde zalim bir gülümseme oluştu. “Tabi bunların hepsinden önce, senin intikamını alacağım.“

Zihninde hiç tereddüt yoktu. Babası, kesinlikle bir başkası tarafından öldürülmüştü.

Yoksa altıncı seviye bir savaşçı olan babası, sağlığının doruğundayken, sıradan bir hastalıktan ölmesine imkân yoktu. Dahası hasta olsaydı Hillman bu kadar gizlice hareket etmezdi. İç güdüleri ona babasının ölümünün normal bir ölüm olmadığını söylüyordu.

“Seni öldüren kişinin nefes almadığından emin olacağım.“

Linley`nin gözleri tekrar Zırhlı Bıçaksırt Wyrm`in ki gibi soğuk karanlık altın renginde parlamaya başladı.

Dönüp, sert bir şekilde Hillman`e baktı. “Hillman amca, anlat bakalım. Babam tam olarak nasıl öldü? Ek olarak, nereye gömüldü? Ayrıca üç ay önce öldüğünü söylüyorsun? Niye bana demedin?“

“Linley, önce bir sakinleş.“

Sakinleşmek mi?

Nasıl sakinleşebilirdi?

“Babamın şu an burada olup su kılıcı kendi gözleriyle görmesini ne kadar isterdim. Ona Ejderkan savaşçısına dönüşebildiğimi anlatmam lazım. Onun gülüşünü, kendinden memnun kahkahaları özlüyorum. Ejder formuna dönüştüğümde yüzündeki gururu görmek istiyorum. Fakat… şuan bunların hepsi imkânsız.“

Linley sanki kalbine bıçaklar saplanıyormuş gibi hissediyordu.

Ve Hillman ona sakinleşmesini söylüyordu?

Kızgın bir şekilde Hillman`e bağırmak istedi ama kendini tuttu. Gönülsüzce derin bir nefes alıp öfkesini bastırdı. Hillman`e bakarak, “Hillman amca, olan biten her şeyi söyle bana. Her şeyi bilmek istiyorum.“

“Baban üç ay önce öldü. Ölmeden önce, bana sen ancak yedinci seviye savaşçı olduğunda bunları sana söyleyebileceğimi emretti. Aksi takdirde ölümüne ilişkin olayları sana anlatamam.“

“Yedinci seviye bir savaşçı mı?“

“Evet.“ Hillman hafifçe kafa salladı. “Bu yüzden Enstitüye seni aramaya geldim, fakat babanın öldüğünü veya neden öldüğünü söylemedim. Baban ölürken senin sakince derslerine odaklaman için onun öldüğünü bilmemeni istedi.“

Yedinci seviye bir savaşçı?

Linley elbiselerinden deri kaplı bir kitap çıkarıp Hillman`e uzattı.

“Bu nedir?“ Hillman şaşkın bir şekilde baktı.

“Bir büyücü ‘derece ispatı’.“

Her bir magus gelişime başladığı günden itibaren bir tane derece ispatı sertifikasına sahip olur. Her seviye atladığında bunun kaydı tutulur.

Hillman kitabı açtı ve `rüzgâr stili` ile `toprak stili` bölümlerinde yedi tane yıldız olduğunu gördü.

“Yedinci seviye… yedinci seviye bir dual element magus?“ Donmuş bir şekilde, şüpheli gözlerle Linley`e bakıyordu.

Linley kaç yaşındaydı?

Sadece on yedi.

On yedi yaşında dual element yedinci seviye bir magus ne ifade ediyordu? Hillman çok emin değildi ama bütün Fenlai Krallığında şuan olan en güçlü magus sekizinci seviyeydi. Fakat o da yüz yaşını aşmış bir ihtiyardı.

Hillman orduya katıldığında onunla aynı anda oraya varan yedinci seviye magusu hatırladı. Onun görkem ve gösterişini.

Fakat şuan, ayağının dibinde büyüyen küçük Linley, göz açıp kapayıncaya kadar yedince seviye dual element magus olmuştu.

“Bu… bu gerçek mi?“ Hillman son derece saçma bir soru sordu. Kendisi de elinde tuttuğu sertifikanın sahtesinin basılamayacağını biliyordu.

“Hillman amca, şimdi olanları anlatabilirsin değil mi?“

Hillman kafa sallayarak, ataların salonundaki özel bir odaya yöneldi. Biraz sonra geri geldi. Elbiselerinden bir zarf çıkardı. Linley`e verirken, “Bu zarfı baban hemen ölmeden önce bıraktı. Okuduğunda her şeyi anlayacaksın.“

Linley titreyen elleriyle uzanıp zarfı aldı.

Zarfın üstünde hiçbir şey yazmıyordu.

Zarfı açıp içindeki mektubu çıkardı. İki dolu sayfa yazı vardı.

“Linley, sen bu mektubu okurken ben muhtemelen çoktan ölmüş olacağım.“

“Sana ve Wharton`a karşı sonsuz bir pişmanlık içindeyim ama doğru şeyleri yapmak için artık çok geç. Umarım ikiniz huzur dolu, uzun bir hayat yaşarsınız. Bu yüzden Hillman amcana bu mektubu sen ancak yedinci seviye savaşçı olduğunda vermesini söyledim.“

Mektubu okuyunca Linley kalbinde bir acı hissetti.

“Huzur dolu, uzun bir hayat yasatmak için mi? Sanırım babam benim bu kadar hızlı yedinci seviye büyücü olacağımı hiç tahmin etmedi. Sonuçta normal şartlar altında altıncı seviyeden yedinci seviyeye geçmek epey bir zaman alıyor.“

“Linley, kalbimde uzun yıllar boyunca bir sır sakladım. Annen aslında Wharton`ı doğururken ölmedi.“

Okurken Linley`nin kalbinde aniden bir acı oluştu.

Küçüklüğünden beri annesini hep Wharton`ın doğumu sırasında öldü bilmişti. Fakat görünüşe göre… bu koca bir yalanmış.

“O yıl, annen Wharton`a hamileyken, ikimizde çok mutluyduk. Fakat Wushan`daki tıbbi malzemeler çok yetersizdi bu yüzden bende annenle Fenlai Şehrine gittim. Fenlai’de annen güvenli bir şekilde doğum yaptı. Küçük Wharton o kadar şirindi ki mutluluktan uçuyorduk. Kısa süre sonra annen ve ben Wharton’ı Işığın Kilisesine kutsatmaya götürdük. O gün ne kadar da mutluyduk. Sonrasında Işığın Kilisesinden çıkıp geceyi Fenlai`de bir otelde geçirdik.

“Aynı gece, gizemli bir grup otele gelip zorla anneni kaçırdı. Sayıları çok fazlaydı, sadece Wharton`ı koruyabildim… ama kaçıranlardan birinin kolunda, kırmızı, örümceğe benzeyen bir doğum lekesi gördüm.“

Okurken Linley kendini on yıl önceki o gece de hissetti.

Pek çok saldırgana karşı babası karşı koyamamış ve sadece Wharton`ı koruyabilmişti. Çaresizce karışının kaçırılışını izlemişti.

“Biliyorum bu grup kesinlikle sıradan bir grup değildi. En zayıfları dördüncü seviye savaşçıydı. En güçlüleri ise benden daha güçlü. Neyse ki tek hedefleri annendi. Yoksa bende çok önceden ölmüştüm. Böyle bir grubu harekete geçirebilecek bir kişi Fenlai`de kesinlikle önemli biri olmalı. Bu olayı halka açıklamaya cesaret edemedim. Wharton`ı alıp geri döndüm ve herkese annenin doğumda öldüğünü söyledim. Sadece Hillman amcan ve Kâhya Hiri bu gerçeği biliyor.“

Linley`nin kafası sorularla dolmuştu.

Ortada en güçlüsü babasını bile geçen bir çete var fakat babasını hiç umursamadan sadece annesini kaçırıyorlar. Fakat annesinin ne değeri vardı da kaçırdılar?

“Senin bunu bilmene izin veremezdim. Son on yıl boyunca bunu kalbime gömdüm. Kimseye söylemeye cesaret edemedim… ve kendim bile annenin nerede olduğunu aramaya gidemedim. Öldü mü yaşıyor mu, o grup kimdi? Cesaret edemedim.“

Babasının sözleri Linley`nin kalbini sızlatıyordu.

“Ben Ejderkan Savaşçıları klanının liderinin varisiyim. En azından seni büyütebilmeliydim. Baruch soyunun benim ellerimde son bulmasına izin veremezdim. Yıllar boyunca, gizlice buna dayanmaktan başka çarem yoktu… fakat gecelerim hep uykusuz geçti. Annenin ölü mü diri mi olduğu düşüncesi beynimi kemirdi durdu. Sürekli bana işkence etti. Dayandım… tam on bir yıl dayandım.“

“Linley, beni gerçekten inanılmaz gururlandırdın. Önce Yulan Kitabinin en iyi magus enstitüsüne girdin sonra orada bir numaralı dahi koltuğuna yerleştin. Sana son derece güveniyorum. Dahası Wharton`ın damarlarındaki Ejderkan yoğunluğu yeterli seviyeye ulaşmış durumda. Son derece gururluyum. İki oğlumda bu derece olağanüstü… Baruch atalarım için gerekeni yaptığıma inanıyorum! Ama bunların hepsine rağmen, yine de annenin nerede olduğunu araştırmaya cesaret edemedim. Çünkü Wharton`ın okuması için hala büyük miktarda para gerekiyordu.“

“Bu yüzden on bir yıl dayandım. Fakat sen Buğulu Yaratık Sıradağlarından geri dönüp bana bir çuval büyü özütü verince, iste o zaman… sonunda, her şeyi bırakıp annenin pesine düşebilirdim. Annen son on bir yıl boyunca geri gelmemiş olsa da, ölmüş olma ihtimali %80­90 olsa da, pes etmek istemiyorum. Ölsem bile intikamını alacağım.“

Linley`nin elleri tekrar titremeye başladı.

Simdi anlıyordu. Geçmişte babası Wharton`ı desteklemek zorunda olduğu için annesini arayarak hayatını tehlikeye atamazdı. Fakat Linley 80.000 altın değerinde büyü özütü getirince, bu yük babasının üstünden kalkmıştı.

“Sonunda araştırmaya gidebilirdim. Kılık değiştirip kendimi gizleyerek Fenlai şehrine gizlice girdim. O yıl neler olduğunu araştırmaya başladım.“

“Fakat çok fazla zaman geçmişti. Kırmızı örümcek doğum izini araştırarak bütün bir yılımı harcadım. Sonunda adamı buldum. Bu ipucunu takip ederek araştırmaya devam ettim. Yavaşça… bu çetenin arkasındaki adamı buldum.“

“Bu çete şuan ki Fenlai Kral liginin kraliyet üyelerinden biri tarafından yönetiliyordu. Ve o kişi… Fenlai kralının küçük kardeşi Duke Patterson`dan başkası değil.“

Yorum Yap "CD6.1 – Mazideki Olaylar"