Dünyanın Oluşumu Günceli

CD5 - Büyüme (part 2)

Eylül 17, 2016


Zaman hizlica akti ve goz acip kapayıncaya kadar salondaki sandikli saat on bir kez caldi, su an saat sabahin 11`ydi.

“Hogg evde mi?“ net bir ses yankilandi. Baruch malikânesin de korumalar yoktu bu yüzden bu kişi hic bir zorluk yasamadan buraya kadar gelmisti.

Hogg suratini asarak elindeki buyuk kitabi yere birakti. Hafif güler bir sekilde “Linley, bu gun burada birakiyoruz.“ dedi ve sonra donerek misafir salonuna doğru yurudu.

“Ah, Hogg, sevgili arkadasim! Gecenlerde mandal kuşunun ottugunu duyunca iyi birseyler olacagini biliyordum. Gercekten de oule oldu, ogleye doğru mektubunu aldim, okur okumaz cok memnun oldum.“

“Sevgili Philip, bende seni görmekten cok mutluyum. Hillman cabuk git “Azılı Aslan“ heykelini getir bana. Philip, gel salona geçip bekleyelim. Heykel yakinda burada olur.

Linley bu sözleri duyunca kalbine sancilar girdi.

“Yine aile eşyalarını satıyoruz?“ Linley o “Azılı Aslan“ heykelinin babasinin en cok hoslandigi eşyalardan biri olduğunu iyi biliyordu. Fakat Wushan sehrinden cok az vergi toplayan Baruch klanı ekonomik olarak gerçekten kritik durumdaydı.

Neyseki Baruch klani antik bir klandi ve zamanla pek cok değerli eşya toplamıştı.

Maalesef ki en buyuk stoklar bile uzun yillar suren müzayede ve satışlara dayanamazdi. Bu noktada klandaki değerli eşya sayisi cok azdı. Linley dayanamayıp dönüp sandikli saate bakti. “Acaba bu saatin satılmasına daha ne kadar var.“

Asil bir auraya sahip uzun, altin sacli, orta yasli bir adam, Hogg`un yaninda salona doğru yurudu. Linley bu adamin Philip olduğunu tahmin edebiliyordu.

“Oh bu sevimli çocuk senin oğlun olmali, deil mi Hogg?“ Philip sicak bir sekilde Linley`e gülümsedi. “Linley Baruch, değil mi? Sana Linley diyebilir miyim?“

“Onur duyarim efendim.“Linley sag elini göğsüne koyarak saygıyla hafifçe eğildi.

“Ne kadar sevimli bir çocuk.“ Philip cok memnun gorunuyordu.

Yaninda Hogg guldu. “Philip, çocukla zaman harcamayi birak. Bak cok uzun zamandir istediğin “Azılı Aslan“ geldi. O konuşurken Hillman buyuk heykeli kolayca tasiyordu ve sonra rahatça yere birakti.

Bu yaklasik yarim tonluk bir heykeldi fakat Hillman`in ellerinde hafif bir oyuncak gibiydi. Hillman`in gucu acikca gorunuyordu.

“Bay Hillman, gucunuz beni sasirtiyor. On iki sehri kontrol etmeme rağmen benim malikanemde siz, korumalarin kaptani gibi guclu biri yok..“ Philip konuşurken gulumsuyordu. Fakat sözlerinin altindaki anlam gayet acikti, Hillman`i kendisi için calismaya davet etmek istiyordu.

Hillman soğukça cevap verdi. “Wushan sehri benim evimdir, efendim.“

“Maruz gorun beni.“ Philip hemen affini istedi.

Philip dönüp Hogg`a bakti. “Hogg, söylemek zorundayim, bu heykeli cok sevsemde, “Azılı Aslan“ heykelinin el isciligi zirvede bir eser sayilmaz, buyuk ustalarin yaptigi basyapitlardan cok asagida.“

“Philip, almak istemiyorsan unut gitsin.“ Hogg sozu hic dolandirmadi.

Philip`in gözleri elinde olmadan daraldi, fakat sonra guldu. “Haha… Hogg, kizma. Almak istemiyorum demiyorum. Sadece gerçekleri soyluyorum. Soyle diyelim, ben bu heykele 500 altin veririm. Ne diyorsun?“

“Bes yuz altin?“ Hogg yuzunu asti.

Bu fiyat Hogg`un umduğundan cok daha azdi. O en az sekiz yuz altin bekliyordu.

Yulan kitasinda bir altin para, on gumus paraya oda bin bakir paraya denk geliyordu. Siradan bir insan yilda yirmi ya da otuz altin kazanirdi. Siradan ordudaki bir asker bile yilda en cok yuz altin filan kazanirdi.

Hogg kafa sallayarak “Bu fiyat cok az.“ dedi.

“Hogg, sende biliyor olmalisin Yulan kitasinda butun bu 10.000+ yilda sinirsiz heykel yapildi. Bir heykelin gerçek değeri el isciliginden gelir. Bundaki el isciligine gelirsek… Eh, sadece hoşuma gittiği için istediğimi soyleyebilirsin. 500 altin gerçekten verebileceğim en yüksek miktar. Eger kabul etmiyorsan. Vazgecelim o zaman.“

Philip gülerek sandikli saate doğru dönüp bakti. Gozleri parlayarak “ Hogg, eger bu saati satmak istersen seve seve bin altin veririm.“

Hogg`un yuzu dustu.

“Ahem, iki bin altinda olabilir. Son teklifimde bu olur.“ Philip hizlica üsteledi.

Hogg sert bir sekilde kafa salladı. “Sandikli saat satilik değil! Heykele de gelecek olursak alti yuz altin ver ya da almadan git.“

Philip bir anligina Hogg`u iyi bir suzdu, sonra gülümseyerek “Peki, Hogg, istediğin gibi olsun. Alti yuz altin. Kâhya, alti yuz altin getir bana.“ butun zaman boyunca disarda bekleyen evin hizmetçisi altinlarla beraber hemen kostu.

Alti kese sari altin.

“Alti yuz altin, Hogg, istersen sayabilirsin.“ Philip gülümsedi.

Hogg keselerin agirliklarini bir tartti. Sadece agirliklarina dayanak Hogg burada 600 altin olduğuna emindi. Her kesede yuz altin. Hogg gülümseyerek onayladı. “Philip, aksam yemeğine kalmaya ne dersin?“

Philip gülerek “Gerek yok, hala evde yapmam gereken isler var.“ dedi.

Akabinde Philip`in kahyasi iki guclu savasciya heykeli kaldırıp tasimalari için talimat verdi, aninda ikisi zorlukla da olsa tasimaya basladilar.

Philip ve yanindakiler ayrildiktan sonra, Hogg, gözlerinde sonuk bir bakisla alti kese altina bakti. Bu sefer tas heykeli satti, ya bi dahakine? Malikânede hala pek cok eşya olsa da er gec bir seyleri kalmayacakti.

“Baba, bende heykeltıraş olmak istiyorum!“ Linley aniden söyledi.

Yulan kitasinda meşhur usta heykeltıraşların heykellerinin on binlerce altin ettiğini Linley gayet iyi biliyordu. Bazi meşhur heykeltıraşların heykelleri yuz bin altin ediyordu. Maddi değeri bir yana bu heykeltıraşların sosyal statuleride cok yüksekti.

“Eger usta bir heykeltıraş olabilirsem, o zaman… babam artik aile esyalarini satmak zorunda kalmaz.“ Linley kendi kendine dusunuyordu.

“Heykeltıraşlık?“ Hogg soğuk gözleriyle Linley`e bir bakis atti.

“Linley Kutsal Birlikteki yüzlerce milyon insandan en azindan bir kac milyonunun heykeltıraşlığa calistigini biliyor musun? Ama yinede butun Kutsal Birlik`te gerçek ustalar sadece bir elle sayilabilir. Ote yandan iyi bir öğretmenin yoksa kendi basina basarili olmana imkan yok.“

“Asil heykeltıraşların olduğu alana siradan insanlar ulaşamaz. Sadece inanilmaz yüksek fiyatli heykelleri goruyorsun, peki ya heykeltıraşların cogunun yilda sadece bir kac düzine altin kazandigini biliyor musun?“

Hogg`un sesi cok sertti.

Linley cok korkmuştu, hemen yere diz coktu. Sadece heykeltıraşlıkla ailesinin durumunu duzeltebilecegini dusundugu için böyle konuşmuştu. Babasinin bu kadar kizip onu azarliyacagina hic beklemiyordu.

Hogg soğuk bir sesle “Yeter. Atalarimizin salonunun temizliğe ihtiyaci var. Yemekten sonra git ve temizle.“ dedi.

“Evet baba.“ Linley saygıyla cevapladı.

Linley`e bakarak Hogg ic geçirdi. “Heykeltıraşlık? Ah, cocugum. Biliyor musun geçmişte bende buna calistim? Butun bir on yili bunu ogrenmeye ayirdim. Ama maalesef heykellerim bes para etmedi.“ Hogg da bir zamanlar aptalca bir rüya gorup, klanin durumunu düzeltmek için buyuk bir usta olmayi düşlemişti.

Ama kalbinde cok çaresizdi. On yil harcamasina rağmen, heykellerinin hic bir değeri yoktu. Heykeltıraşlık alani bir piramit olarak görülebilirdi.

Bu ünlü ustalar piramitin tam zirvesindeydi. Yuksek statünün tadını çıkarıyorlardı ve her yaptıkları heykel yüz binlerce altin ediyordu.

Ama piramitin dibindeki sayisiz dusuk seyive heykeltıraşın yaptigi heykeller ic parcalayici sekilde dusuktu. Yaptiklari heykellerin cogu siradan insanlar tarafından, bir kac gumuse ev dekorasyonu için aliniyordu.

Yorum Yap "CD5 - Büyüme (part 2)"